Ağustos Kemancısı – İslami Sohbet

Yazların boğucu sıcaklarına maruz kalan insanlar, serinlemek için çeşitli çareler ararlar. Beton yığınlarından çıkarak kendilerini parklara, bahçelere, yaylalara atarlar. Böyle zamanlarda tabiatın sessizliğini bozan canlıların başında gelir ağustosböcekleri. Sesleri ortalığı çınlatsa da, ortalıkta görünmeyi pek sevmeyen utangaç böceklerdir onlar. Utangaçlıklarının sebebi, tembellikleri olabilir mi? La Fontaine’nin bizlere tanıttığı gibi, hakikaten iflâh olmaz birer tembel midir ağustosböcekleri?

Ağustosun müjdecisi
Ağustosböceklerinin erginleri, ağaç tepelerini mesken tutarken, yavruları (nimfleri) toprak altında sessiz sedasız yaşar. Ağustosböceği türlerinin boyları 2 ile 5 cm arasında değişmektedir. Farklı renk ve şekillerde yaratılmışlardır. İri gözleri ve gövdelerinin üzerinde çatık hâlde bulunan zar şeklindeki kanatları ile diğer böceklerden kolayca ayırt edilebilirler.

Bu nasıl ses Allah’ım!
Ağustos böceklerinin şakıması, gayesiz değildir. Nesillerinin devamı için karşı cinslerin birbirini bulmalarına yarar bu ses. Karşı tarafı cezbetme vazifesi, pek çok canlıda olduğu gibi erkeklere yüklendiğinden, üreme mevsimine giren erkekler, çıkardıkları nağmelerle neslinin devamına vesile olacak eşini arar. Dişiler ise, sessizce eşlerini bekler. Rabb-i Rahîm’imiz her türe kendine has bir ses çıkarma kabiliyeti bahşetmiştir. Keşfedilmiş toplam 2.500 ağustosböceğinin her bir türü, kendine has bir besteye sahiptir. Her bir ağustosböceği türü için ayrı bir repertuar tesis edilecek kadar ince sanatlarla yaratılmış kâinatta tesadüflere yer olabilir mi?

Ağustosböcekleri nağmelerini sergilemek için, bazı çekirgelerde ve cırcır böceklerinde benzeri bulunan bir çeşit “davul organını” (tymbal) kullanır. Karın (abdomen) bölgesinde sağlı sollu bir çift hâlinde bulunan bu organın etrafındaki kasların kasılıp gevşemesi ile boş bir tenekeye vuruluyor gibi ses çıkar. Bu kaslar, böceğin beyninden gelen sinyallerle harekete geçtiğinde, saniyede yaklaşık 500 defa kasılıp gevşer. Bu da çıkan seslerin kesintisiz algılanmasına vesile olur. Çünkü insan kulağı saniyenin onda birinden daha kısa süreli ses aralıklarını fark edemez. Ağustosböceğinin karın kısmı büyük ölçüde boş olduğundan çıkan ses yankılanır. Bu da hem ses seviyesini yükseltir, hem de böcek karnını hareket ettirerek sesin farklı frekanslarda çıkmasına yol açar. Avustralya’da yaşayan bazı türlerin 120 desibelin üzerinde ses yoğunluğu (insanın kulak ağrı eşiği kadar) oluşturdukları tespit edilmiştir. Burada, işitme aralığımızın ötesinde sesler çıkaran bazı küçük türlerin varlığını da belirtmeden geçmeyelim.1,2 Bu ses, eş bulmanın dışında, avcı kuşları ürkütmeye de yarar. Kuşlar tarafından yakalananlar ise, çıkardıkları bozuk seslerle diğerlerini uyarır ve onların gizlenmelerine vesile olur.

Toprak altında bir ömür
Ağustosböceklerinin enteresan bir hayatları vardır. Hava şartlarının uygun olduğunu sevk-i İlâhî ile hisseden dişiler, ağaç dallarının kabuklarına küçük yarıklar açar ve buralara yumurta (Şekil 1a) bırakır. Bu faaliyet, birkaç yüz yumurta bırakılana kadar devam eder. Ağaç kabukları arasında kuluçkada bekleyen yumurtalar birkaç hafta sonra açılır.

Yumurtadan çıkan minik yavrular (nimfler), kendilerine öğretilmiş gibi, yeni bir hayata başlamak için ağaçtan aşağı atlar. O kadar küçüktürler ki, ağaç dallarından atlarken, paraşütleri varmış gibi havada asılı kalırlar. Bu sayede, bir zarar görmezler. Ağaçtan düşer düşmez, sevk-i İlâhî ile yaprakların altında sığınak ararlar. Toprakta çatlaklarla karşılaştıklarında (Şekil 1b), iri ön ayaklarını kullanarak bu yarıklara girerler ve 10 ile 40 cm kadar ilerlerler. Sonra kendilerini toprağa gömerler. Toprağa düşen tohumun, fide olacağı ânı beklemesi gibi, onlar da erişkin bir ağustosböceği olacakları âna kadar, toprak altında yaşarlar. Ağustosböcekleri, kendilerine bahşedilen iğne benzeri hortumlarla annelerinden süt emen bebekler misali, ihtiyaç duydukları gıdayı, üstünde doğdukları ağacın köklerinden emerler. Beslendikleri köklerden gelen gıda yetmez olunca, açtıkları tünellerle yeni kökler bulurlar ve rızıklarını oradan temine devam ederler. Bu arada dış kabuklarını da değiştirirler.

Çoğu ağustosböceği türünde, yavruların toprak altında kalma süresi 6–7 yıldır. Bazı türlerde bu süre, 9 aya kadar düşerken, bazılarında da 17 yıla çıkabilmektedir. Ağustosböceklerinin toprakta kalış veya topraktan çıkış sürelerinin hassas zamanlaması, hava sıcaklığına ve yağışlara bağlı olarak bitkilerin özsuyu ve çevre faktörlerindeki değişikliklerle anlatılmaya çalışılsa da, bu husus, bilinen sebeplerle henüz tam izah edilememektedir.1

Erginlikten önceki son döneme ulaşan yavrular, bir tünel açarak toprak üzerine çıkar ve (Şekil 1c) çevredeki bitki ve diğer nesnelere tırmanarak (Şekil 1d) buralarda bir süre bekler. Sonra kendilerini saran kabuktan sıyrılarak, göz alıcı gövde ve kocaman kanatları ile uçabilen erginlere dönüşürler (Şekil 1e). Yıllar süren toprak altındaki zahmetli bekleyişe karşılık erginlerin önünde sadece 2–4 (nadiren 6) haftalık bir ömür vardır. La Fontaine’den öğrendiğimizin aksine, onlar kışa ulaşamaz, dolayısıyla karıncaya da muhtaç olmaz. Bu sürede de, yeni nesilleri netice verecek yumurtaları ağaç kabuklarına bırakacakları âna kadar, kendileri için bestelenen ezgiyi dillendirirler.

Şaşmadan sürdürülen ritim
Ömürlerinin büyük bir kısmını toprak altında geçiren ağustosböceklerinin bu karanlık ortamda, tabiri caizse demlenme süreleri ve oradan çıkış düzenleri de farklıdır. Bu sürelere ve zamanlama düzenlerine göre ağustosböcekleri iki gruba ayrılır. Ülkemizde görülen ve genellikle 2–5 yıl toprak altında kaldıktan sonra, senenin en sıcak zamanlarında ortaya çıkan ağustosböcekleri grubu, yıllık (annual) olarak bilinir. Yıllık ağustosböceklerinin sergüzeştleri çok fazla bilinmemektedir. Ağustosböceği türlerinin çoğu yıllık gruplardandır. Bunların gelişme dönemleri farklı türler için eş zamanlı olmadığından her yıl farklı türlerin görülmesi mümkündür. Bu sebeple bazı türler toprakta beklerken, diğer bazı türlerin yeryüzünü şenlendirmesi muhtemeldir.

Öte yandan Doğu ABD’de bulunan ve Magicicada cinsine dâhil olan yedi tür ise, diğerlerinden farklı olarak periyodik ağustosböcekleri olarak nitelendirilmektedir. Periyodik olarak isimlendirilen türlerde gelişme dönemleri hep aynı zaman aralığına tevafuk ettiğinden, bunların yeryüzüne çıkışları da aynı zamana denk gelmektedir. Bunlar 17 yıl (bazıları 13) toprak altında bekledikten sonra, mayısın son iki haftası ile haziranın ilk haftası arasında, bir gece vakti sûr’a üflenince toprak olmuş bedenlerin bir ânda dirilmesi gibi tek bir emir ile yeryüzüne çıkıverirler.3 Çıkışları o kadar hassas düzenlenmiştir ki, en fazla birkaç gece içerisinde bütün periyodik ağustosböcekleri yeryüzüne çıkmış olur. Yoğun çıkış gösterdikleri yıllarda, bazı bölgelerde bir metrekarelik alanda sayılarının 350’yi aştığı müşahede edilmiştir. Bu yüksek sayı sayesinde, bütün zayiatlara rağmen, nesillerini devam ettirirler.1,4

Ekolojik hikmetler
Ağustosböcekleri nispeten iri olmalarına ve çıkardıkları yüksek sese rağmen, insanlar için kesinlikle zararsızdırlar. Ne ısırırlar, ne sokarlar, ne de bir hastalık taşırlar. Çekirge, süne veya kımıl gibi, ziraî mahsule de büyük zararlar vermezler. Bununla birlikte bazı insanlar onların seslerinden rahatsız olabilir. Kitleler hâlinde yer üstüne çıkan periyodik ağustosböcekleri, bazen toplu hâlde asfaltlarda çiğnenebilmektedir. Bu da yolun kayganlaşması sebebiyle bazı dikkatsiz sürücülerin kaza yapmasına sebep olabilmektedir. Bu canlılar, hayatta kalmak için mecburen, yumurta bıraktıkları veya köklerini emdikleri meyve ağaçlarına zarar vermektedirler. Ağustosböcekleri, toprak üstüne yoğun çıkışları esnasında kedi ve köpek gibi evcil hayvanlardan, kuşlara kadar pek çok canlıya yem olur. Ancak obur bazı kedi ve köpekler bu böcekleri aşırı yediklerinde rahatsızlanabilmektedir.

Bu canlıların toplu ölümlerinden sonra, ortalığı koku kaplayabilmektedir. Ancak topraktaki mikroorganizmalara gıda olmaları ve toprağın yapısına katkıda bulunmaları sebebiyle bu da fazla büyütülmemelidir. Ağustosböceklerinin bir numaralı avcısı, eşek arılarıdır. Eşek arıları, bu böcekleri avlarken çok enteresan bir davranış sergiler: Ağustosböceklerini beyinlerini felç edecek, fakat öldürmeyecek noktasından sokarlar. Eşek arıları, felç ettikleri ağustosböceklerini yuvalarına taşır ve üzerlerine yumurtalarını bırakırlar. Yumurtadan çıkan eşek arısı yavruları, canlı ama felçli durumdaki Ağustosböceklerinin taze etiyle beslenir.3

Papua Yeni Gine gibi bazı ülkelerde ağustosböcekleri kavrularak yenilmektedir. Daha etli olmaları sebebiyle bilhassa dişilerini yiyenler, bunların tavuk etine benzediğini söylemektedir. Amerika’daki periyodik ağustosböceklerinin tadının ise bademe benzediği söylenmektedir.5 Ağustosböcekleri geleneksel Çin tıbbında ilâç niyetine kullanılmaktadır.1

Pek çok canlı gibi, ağustosböcekleri de, kendilerinde görünen güzelliklerin Hakiki Sahibi’ni, ibretlerle dolu hayat maceralarıyla, ekosistemdeki rolleriyle bizlere anlatmaktadır.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bir önceki yazımız olan Kavim Resulleri - İslami Sohbet başlıklı makalemizde imamlar, kavim resulleri ve KıYaMet Günü hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.