Allahın Varlığına inanan Dava adamları!

Allahın Varlığına inanan !
“…De ki, eğer davanızda sadıklar iseniz delilinizi getirin.”(Bakara:111)
Başarıya ulaşamamanın, sağlam duruş sergileyememenin, net İslâmî perspektife sahip olamamanın, ümmeti saf İslâm anlayışından kopararak, mezhepsel ve ulusal doktrinlerle harmanlayarak parçacıklara bölmenin ve yetmiş iki fırkadan beri olduğunu zannetmenin ve zamanın Ali’si, Ayşe’si, Hatice’si, Fatıma’sı ve Ebu Zer’i olamamanın temelinde, dava adamı vasıflarıyla tamamen donatılı olamamak yatmaktadır. Bazı dava adamlarının, hareket adamı sıfatını taşımak istememesi ve de her hareket adamını, dava adamı zannetme eksikliğimiz, ciddi handikaplara ve hayal kırıklıklarına sebep olmuştur. Hareket adamı olmakla, dava adamı olunmayacağı ve ama olunması gerektiği ve lâkin bazı dava adamlarının hareketlerin dışında mücadele vermek istemeleri, irdelenmesi gereken meselelerdendir. Birçok samimi dava adamının, hareketlerin dışında kalmak istemesinden dolayı, çeşitli sorunlara kapı aralanmıştır. Ve hakeza hareket içinde, gerek geri hizmette ve gerekse ön saflarda yer alan birçok kişiliğin, dava adamı vasfı taşımamasından dolayı, -zaman içinde- birçok sorun açığa çıkmıştır. Geçmiş tecrübeler göstermiştir ki, salt hareket adamı olmuş ve ama sağlam dava adamı olamamış bazı karakterler, hareketlerin sekteye uğramalarına vesile olmuşlardır. Anın gerektirdiklerini ıskalayan, kendi anlarına/şartlarına göre hareket belirleyen birçok hareket adamının, zor şartlarda, askerlik, okul, aile vs gibi bahanelerle, mücadelenin dışında veya geri planda kalmasına ve birçok samimi, fedakâr, cefakâr, ihlaslı mücahidin, en kötü ve zor şartlarda dahi, bir adım geri atmadıklarına da şahitlik etmişizdir. Ama gel gör ki, en zor şartlarda kayıplara karışan, sözüm ona, çaktırmadan mücadele etiğini zanneden birçok uyanık(!) daha sonraki süreçlerde, ortalıkta kahraman gibi dolaşabilmekte ve şu rahat ve rehavet dolu zamanların, yalancı yüzlü tadını çıkarmakla meşgul olabilmektedir. Asıl gayenin rıza-i lillâh olduğunu bilenler, dünya öncesi, dünya dönemi ve ahiret yaşamı bütünlüğünde, zaman ve zemin üstü yaklaşım sergilediklerinden, yalancı yüzlü anlara, asla ihtiyaç duymamışlardır.
Allâh’ın varlığına/hesap gününe iman eden ve güçlü/kuvvetli imanlarıyla amel edenler bilirler ki; iblis, nefis ve insi ve cinni şeytanlar, bir an bile boş kalmamakta, öncelikle, liyakatli dava adamlarını tersyüz etmek için, çok ciddi mücadeleler vermektedirler. Mücadelenin ve imtihanın belli zamanlar için olduğunu zannetmemizi sağlayan, şeytani duygular, bütün bir gençliğini davaya adayan bir mücahidin, yarını üzerine ipotek koymamızı sağlayabilmekte ve mücahidi aforoz edebilmemiz için, bizi vesveseye sevk edebilmektedir. Bütün bir hayatın imtihan olduğunu ıskalayan, kendi zamanlarına/kapasitelerine veya şartlarına göre imtihan mantığı belirleyen salt hareket adamları, kime hizmet ettiklerinden bîhaber, dava adamı(!) kibriyatıyla, maalesef şeytana ve şeytanî güçlere hizmet etmektedirler. Başta da ifade ettiğimiz gibi, başarısızlığın, derbederliğin, basiretsizliğin sebebi olan bu duruş ve anlayıştan kaynaklanan sonuçların, İslâmî olduğunu düşünmek ve bu mukaddes yola hizmet anlamına geldiğini zannetmek, bedbahtlıktan öte nefsaniliktir ve dahi basiretsizliktir. Bu noktadan hareketle, fasıklığın, münafıklığın, mücahitliğin ve dava adamı kimliğinin karıştırılmak istendiği böylesi zamanlar da/durumlar da, birçok samimi dava adamının ve aydının ve de kıymetli mollanın geri durmasını yadırgamak gibi bir niyetimiz ve yetkimiz elbette yoktur. Ve lakin şunu iddia ediyoruz; mübarek şahsiyetlere, haset, kin, ucb ve iftirayla set kuran zavallı şahsiyetlerin, hesap gününde Allâh’a ve samimi dava erlerine verecekleri hesap, çok ağır olacaktır… Geçmişte gençliğini ve hayatını din-i mubine adayan bir dava erine, yanımda, çok ağır hakaretler edilmiş ve susmuştum. Fakat ilerleyen aşamalarda, bu mübarek genç, hayatını dava uğruna feda etmiş ve ağır hakaretler yağdıran zevat ise, meslekî kariyerinde en ileri kademeye ulaşmak için mücadele vermekle meşgul olmuştu. Ve bugün ise, bütün bir gençliğini bu dava uğruna veren dünün gençleri, hareketlerden alabildiğince uzak kalmakta ve çeşitli sebeplere dayandırmaktalar bu hallerini… Örneğin, çok kıymet verdiğim keyfiyetli bir mollaya, neden hareketlerden birinde mücadelenize devam etmiyorsunuz? Diye sorduğumuzda, “hareketlerin birçoğu, ‘ben de varım’ mantığıyla hareket etmekte, ıslahat, nefis tezkiyesi ve irşâd vb. gibi çalışmaları, siyasi çalışmaların altında ve hatta dışında tutmaktadırlar” demişti. Biz burada, kıymetli dava adamı, saygı değer mollayı, eleştirme salahiyetini kendimiz de bulmuyoruz, ama bu “söylem” irdelenmelidir diyoruz…
Bu keşmekeşlik içinde, dava adamı kimdir?
Salt hareket adamı Kimdir?
Her dava adamı hareket adamı olmaya namzet midir?
Her hareket adamına neden dava adamı kimliği yakıştırılmamalıdır?
Her hareket adamı, dava adamı olmaya namzet midir?
İyi yetişmiş muvahhitler, aydınlar ve mollalar neden hareketlerden uzak duruyorlar?
Geçmişte hareketler içinde bulunmuş ve fakat şimdilerde hareketlerden alabildiğince uzak duran, değerli şahsiyetlerin ortaya koyduğu sebepleri nelerdir?… Gibi mühim sorulara, cevap bulmamız gerekmektedir.
Kestirip atan, irdelemeyen, masaya yatırmayan veya adam akıllı sorgulamayan bir zihniyetin, geleceğini kestirmek, hiç de zor olmasa gerek…
Ve yine bazı hareket adamlarının, dava adamları için, ‘onlar bilirler’ gibi savsaklayıcı ve üsten bakış atan halleri, bu ve benzer konuları gündeme getirmemize asla engel değildir. Derinlemesine irdelenmeyen, masaya yatırılmayan, sebep ve sonuçları hakkında fikir beyan edilmeyen, savsaklanan ve ötelenen her sorun, muhakkak ki bir gün, hareketlerin sekteye uğraması için, birçok sorunlu sonucun sebebi durumundadır. Fizibilitesi yapılmayan sorunlarla yoluna devam eden ve belli ufukların dışına çıkamayan veya belli ufuklara hapsolan zihniyetlerden medet ummak zordur ve ama gözünü en uzakta parlayan yıldıza diken ve yoluna devam eden, sorgulayan, irdeleyen ve hesap soran zihniyetlerin, alacakları mesafe de, yolculukları da, o oran da kolay olacaktır. Hz. Ali (r.a) taraftarları ile Muaviye taraftarlarını ayıran büyük fark, bir tarafın at gözlüğüyle biat etmesi, diğer tarafın ise, her anı ve bilinmeyeni sorgulaması olmuştur. Sorgulamak, irdelemek, araştırmak, hesap sormak, tarafları dinlemeden karar vermemek… gibi hasletler, sünnetî Resul’dur.

Bir önceki yazımız olan Mutluluğun Düşmanı Münakaşa başlıklı makalemizde aile, huzursuzluk ve hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.