Azîz Allah Şefaat Ya Rasulallah

Ezanlar bizim semamızda da yankılanmaya devam ediyor. Bunun için ezanlarla büyüdük. Allah Tealâ’nın inayetiyle ve müminlerin gayretiyle kıyamete kadar ezanlar okunmaya da devam edecek.
Ezan sözlükte “bildirmek, duyurmak, ilan etmek” anlamına gelir. ise “namaz vaktinin girdiğini bildiren mukaddes sözlerdir.” Bu mukaddes sözler şunlardır:
“Allahu Ekber”, dört defa okunur. “Allah en büyüktür” anlamındadır.
Ardından şehadet kelimeleri gelir. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” iki defa okunur. “Ben şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur” anlamındadır.
“Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” iki defa okunur. “Ben şehadet ederim ki Muhammed s.a.v. Allah’ın rasulüdür” anlamındadır.
Ardından davet ifadeleri gelir. “Hayye ‘ale’s-salâh” iki defa okunur. “Haydi namaza” anlamındadır. “Hayye‘ale’l-felâh” iki defa okunur. “Haydi kurtuluşa” anlamındadır.
Tekrar “Allahu Ekber” cümlesi iki defa okunur ve Efendimiz s.a.v.’in kelime-i tayyibe diye isimlendirdiği “Lâ ilâhe illallah” cümlesiyle ezan bitirilir. “Allah’tan başka ilah yoktur” anlamındadır. Ezan, Efendimiz s.a.v.’in zamanında nasıl okunmuşsa öyle okunmalıdır. Çünkü Arapçadan başka bir dille okunması, aynı anlama gelse bile makbul değildir.
Ezan gönüllere safa veren bir nur ve Allah’ın makbul bir zikridir. Allah Tealâ’nın vermiş olduğu iman nimetine karşı şükürdür. Onunla sadece namaz vaktinin girdiği ilan edilmiş olmaz, aynı zamanda , cemaatle ibadete, beraber olmaya da davet edilmiş olurlar. Bütün bunların yanında ezanla İslâm’ın en temel esasları insanlığa günde beş defa açıkça duyurulmuş olur. Böylelikle Allah’ın varlığı ve büyüklüğü, Efendimiz s.a.v.’in peygamberliği ve namazın kurtuluş yolu olduğu sürekli semada yankılanır. Bu anlamda ezan, İslâm’a davettir. İşiten için tebliğdir. Bu davetin neticesinde gözyaşları dökerek İslâm davetine icabet edenlerin hikâyelerini hepimiz duymuşuzdur. Ezan, nisyan ile malul olan insana, imanının gereği olan namazı hatırlatır. Hz. Peygamber s.a.v.’in “dinin direği” olarak ifade ettiği namazı telkin ederek iman dairesine girmiş kimseleri ibadete teşvik eder.
İlk ezan
gizlice namaz kılıyorlardı ve şehir müslümanların kontrolünde değildi. Hicretten sonra ise Allah Rasulü s.a.v.’in ilk işi Mescid-i Nebevî’yi inşa etmek olmuştu. Ashab-ı Kiram düzenli bir şekilde toplanarak cemaatle namaz kılmaya başlamıştı. Ancak namaz vakitlerinin duyurulma şeklinde belirsizlik vardı. Peygamber s.a.v. bu durumu netliğe kavuşturmak için ashabını istişare için topladı. Diğer dinlerde kullanılan tüm uygulamalardan ve benzerlerinden kaçınılıyordu. O sıralar duyuru için “Es-salât” (namaz veya namaza) ve “Es-salâtü câmiatün” (Namaz toplayıcıdır) kelimeleri kullanılıyordu. İstişarede bir karar çıkmadı.
O gece sahabeden Abdullah bin Zeyd r.a. rüyasında bir meleğin kendisine ezan ve kâmeti öğrettiğini gördü. Uyanır uyanmaz mescide gitti ve sabah namazından sonra rüyasını Efendimiz s.a.v.’e anlattı. Birçok sahabe de aynı rüyayı gördüklerini söylediler. Bunun üzerine Efendimiz s.a.v. “Rüyan haktır, kalk Bilal’e rüyada gördüğün sözleri öğret. Onun sesi seninkinden daha güzeldir.”(Tirmizî) buyurdu.
Bu sadık rüya neticesinde, Bilal-i Habeşî r.a. ezanı öğrenerek bir evin damına çıkıp ilk ezanı okudu. Hiçbir benzeri olmayan bu uygulama müminleri heyecanlandırmış ve sevindirmişti. Bunun için ezan, İslâm’ın şiarından kabul edilmiş ve ezana “Muhammed s.a.v.’in dininin ezanı” anlamında “Ezân-ı Muhammedî” denilmiştir.
Müezzinlerin efendisi
Ezan ile Efendimiz s.a.v. arasındaki bu yakın münasebet, Bilal r.a.’ın, Allah Rasulü s.a.v.’in ahirete irtihalinden sonra ezan okuyamamasına sebep olmuştur. Ne zaman “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” demeye teşebbüs etse hatıralar ve hasret ateşi ayaklarının bağını çözer ve öylece dizleri üzerine düşerdi. Bu durum Medine’yi terk etmesine de yol açtı ve Suriye’nin Havlan kasabasına yerleşti.
Hz. Ömer r.a.’ın hilafeti zamanında rüyasında Fahr-i Kâinat s.a.v.’i gördü. Efendimiz s.a.v. ona şöyle demişti: “Beni ziyaret etmeyecek misin?” Uyanır uyanmaz hazırlığını tamamlayıp Medine yolunu tuttu. Medine’ye gece ulaştı.
Ravza’yı ziyaret edip hasret giderdi. Rasulullah s.a.v. ile geçirdiği günlerin hatırasını düşünerek ağladı. Bu sırada Medine’de bulunan Hz. Hasan ve Hüseyin r.anhüma dedelerinin müezzinini gördüler ve ondan ezan okumasını istediler.
Bilal-i Habeşi r.a., Peygamber torunlarının arzusunu yerine getirerek sabah ezanını okumaya başladı. Onun sesini duyan Ashab-ı Kiram, duyduklarına adeta inanamıyorlar, rüya olduğunu düşünüyorlar, bir yandan da bir an önce mescide giderek ön saflarda yer kapmaya çalışıyorlardı. Çünkü ezan okuyan Hz. Bilal’di. Onun sesiyle Peygamber s.a.v.’in geri döndüğünü bile düşünmüşlerdi. Her tarafta tarifsiz heyecan, ışıltılı gözler ve hızla çarpan yürekler vardı. Çok geçmeden durum anlaşıldı ve Peygamber Mescidi’nden uzaklardan bile duyulan hıçkırıklar yükseldi. Gözyaşları sel gibi akmış entarileri ıslatmıştı.

İslâm’ın şiarından olduğu için insanların ezan karşısındaki tavırları farklıdır. Kimileri ezanla safa bulurken, kimileri de rahatsız olurlar. Kimileri ezanın her yerde okunmasına gayret ederken, kimileri de ezanların susturulması için gayret gösterir. Mesela, daha Saadet Asrı’nda müşrikler ezana düşmanlık ederken Ashab-ı Kiram ezana hizmet etmişlerdir. Gittikleri yerleri ezan ile nurlandırmışlardır. Münafıklar ise ezanın işitilmemesi için gürültü yaparken müezzin sahabiler seslerini uzaklara da duyurmak için daha gür okumuşlardır.
Milli şairimiz Mehmet Akif’in: “Bu ezanlar ki şahadetler dinin temeli / Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli” dediği asırda da ezanlar Türkçeleştirilerek susturulmaya çalışılmıştır. Nitekim müslümanların güçlü olduğu memleketlerde ezanlar daha gür ve daha özgür okunmuştur. Günümüzde milyonlarca müslümanın yaşadığı Avrupa ülkelerinde ezanlar aşikâr okunamamaktadır.
Ezanı böyle anladılar
Ezanın en tesir ettiği kimseler şüphesiz sahabiler olmuştur. Peygamber s.a.v.’in terbiyesi ile yetişmiş olan bu zatlar ezana karşı çok duyarlıydılar. Aralarında ezan okunmaya başlayınca gözyaşlarına boğulanlar vardı. Müfessirler sultanı Abdullah ibn Abbas r.a. ezanı şöyle tefsir etmiştir:
Allahü Ekber: Rabbiniz Allah sizi çağırıyor, yapmış olduğunuz işleri bırakın ve namaza gelin.
Eşhedü en lâ ilahe illallah: Yer ve gök şahit olsun ki sizi namaza davet ettim.
Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah: Sizi namaza davet ettiğime başta Efendimiz s.a.v. olmak üzere bütün peygamberler mahşer gününde şahitlik edecektir.
Hayye ‘ale’s-salâh: Allah size bu dini seçti. Siz de O’nun size uygun görmüş olduğu dini yaşayın, namazlarınızı kılın.
Hayye‘ale’l-felâh: Haydi O’nun sizin için seçmiş olduğu dini yaşayarak ve namazı kılarak hidayetten ve Allah’ın rahmetinden nasibinizi alın.
Allahü Ekber: Namazdan evvel bir iş yapılmaz.
Lâ ilâhe illallah: Yer, gök ve dağların üstlenemediği emaneti siz üstlendiniz. Şimdi ister emanete riayet edin ve namazını kılın, ister riayet etmeyip terk edin, hesap var!
Ezanı böyle bir derinlikle anlamanın neticesi olarak sahabiler, daha müezzin “Allahu Ekber” der demez bütün meşguliyetlerini bırakıp namaza yönelirlerdi. Çünkü onların üstün anlayışına göre Allah Tealâ onları çağırıyordu. Bu karşı konulamaz bir davetti. Bu davet bir öğretmenin öğrencisini, bir amirin memurunu, bir efendinin kölesini çağırmasından çok daha büyük ve önemliydi.
Böyle olunca da herhangi bir şey namaza gitmemek için engel teşkil etmezdi. Bunun için cemaatte olamayanları merak ederlerdi. Acaba başına bir iş mi geldi, yoksa ruhunu Rahmet-i Rahman’a teslim mi etti, diye endişelenip ziyaretine giderlerdi. “Evimde kılarım” demiş olabileceği kimsenin aklına bile gelmezdi.
Benzer hassasiyeti ashabı takip eden Tabiîn ve onlardan sonraki Allah dostları da göstermişlerdir. Bunun neticesi olarak hasta hallerinde bile ezana icabet ediyorlardı. Tüm namaz vakitlerinde ezan okutuyorlar ve okunurken derin tefekküre dalıyorlardı.
Kulağa okunan ezanlar
Ezanları böyle anlayanların maddi ve manevi fetihleriyle nice beldelere Allah’ın mesajı ulaştı. Buralarda mabetler inşa edildi. Minarelerden gök kubbeye ezanlar yükseldi. Böylelikle milyarlarca insan ezan okunan bir coğrafyada dünyaya geldi. Ezanla daha anne karnında tanıştı. Dünyaya geldiğinde adeta meydanlara inmiş küçük pehlivanlar gibi naralar attı. Her bebek hal diliyle “Artık dünya benim, dünyanın sefasını şimdi ben süreceğim. Benden öncekiler, artık sizin sıranız geçti. Siz hesabınızı hazırlayın, size dünya değiştirmek yakın oldu.” diyordu.
İşte bu esnada kimini sakalına ak düşmüş ihtiyar dedesi, kimini muhterem bir hoca efendi kucağına alıp sağ kulağına ezan okuyuverdi. O da hal diliyle: “Evladım, dünyaya yeni geldin. Hoş geldin. Bil ki dünya lezzetleri geçicidir, sakın aldanma. Dünya imtihan yeridir. Rabbini unutma. Peygamberine uy, namazlarını kıl, kurtuluş bundadır.” dedi. Önce bebeğin yanından sonra dünyadan sessizce çıkıp gitti.
Ezan okununca
Şükürler olsun, ezan bizim semamızda da yankılanmaya devam ediyor, ezanlarla büyüdük. Allah Tealâ’nın inayetiyle ve müminlerin gayretiyle kıyamete kadar okunmaya da devam edecek. Samimiyetle bir düşünelim: Ezansızlığın ne demek olduğunu tahayyül edemediğimizden, şimdilerde belki bu mukaddes sözlere duyarlılığımız azaldı. Ezanlar bize pek tesir etmiyor. Halbuki bir şey Efendimiz s.a.v.’e nispet edildi mi o şey kıymetlidir, hürmete şayandır.
Bir hırka onun hırkası ise “hırka-i şerif” olur. Padişahlar huzurunda edebe durur. Bir sakal onun sakalıysa “sakal-ı şerif” olur, müminler onunla salâvatlar çeker, gözyaşları dökerler. İşte ezan-ı Muhammedî de taşıdığı anlamlar ve nispet edildiği Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. sebebiyle hürmeti ve icabeti gerektirir. Efendimiz s.a.v. “Ezanı dinleyip ezan duası yapana şefaatim helal olur.” buyurmuştur.
Ezana karşı sorumluluklarımız fıkıh ve ilmihal kitaplarında yazılmıştır. Dede ve ninelerimden duyduğum bir söze ise bu eserlerde rastlayamamıştım. Onlar ezan okununca “Aziz Allah, şefaat ya Rasulallah” derlerdi.
Şimdi, ezanın tüm bu manalarını ve üzerimize yüklediği sorumlulukları düşündüğümde, ben de Allah’ı yücelterek ve ümmetine çok düşkün Efendimiz s.a.v.’e sığınarak büyüklerim gibi şöyle diyorum: Aziz Allah, şefaat ya Rasulallah!
Ezan Okumanın Edepleri
Ezan okuyacak kimse âkil ve bâliğ (aklı yerinde ve buluğ çağına gelmiş) olmalıdır.
Ezan okuyacak kimse abdestli olmalıdır.
Ezan okumada Sünnet’i bilen ve takva sahibi olan tercih edilmelidir.
Sünnet’i bilen ve takva sahibi kimseler arasından sesi daha güzel olan tercih edilmelidir.
Ezan cümleleri arasında yiyip içilmemeli ve konuşulmamalıdır.
Ezan cümlelerinin her biri biraz ara verilerek birbirinden ayrılmalıdır.
Ezan ayakta ve kıbleye dönük olarak okunmalıdır.
Ezan okunurken “telhîn” yapılmamalıdır. Telhîn, ezan kelimelerinin harflerini bozacak kadar nağmeli okumaya denir.
Ezan okurken, bir özür olmaksızın sesi güzelleştirmek veya yükseltmek için de olsa boğazı temizlemekten kaçınılmalıdır.
Hoparlörün teknik ayarları tam olmalı, ses çatallanmamalı, araya çınlama karışmamalı, sesin doğallığı bozulmamalıdır.
Ses sistemi ezanın güzellik ve mehabetine uygun değilse hoparlörsüz okunması daha uygundur.
Özellikle apartman pencerelerine yakın minarelerde hoparlörün ses seviyesine dikkat edilmeli, içeride hasta veya çocuk olabileceği düşünülmelidir.
Ezana Karşı Sorumluluklarımız
Mümkün olduğunca;
Ezan okur okunmaz cemaatle namaza hazırlanmalı ve camiye yönelmeli.
Ezanın cümleleri dinlenilmeli, sözleri içimizden tekrar edilmelidir.
Ezanı anlamamıza mani olacak televizyon, radyo ve bilgisayar gibi sesli aletler kapatılmalı veya kısılmalıdır. Konuşuluyorsa susulmalıdır.
Ezan okunurken uzanılıyorsa hürmeten doğrulmalı ya da oturuluyorsa toparlanılmalıdır.
“Hayye ‘ale”lerde “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billah” denilmelidir.
Sabah ezanında müezzin “es-salâtü hayrun mine’n-nevm” dediğinde “Saddakte ve berirte: doğru söyledin, iyi ettin” denilmelidir.
Ezan bitince ezan duası yapılmalıdır.

Bir önceki yazımız olan Güzel Ahlak Sahibi başlıklı makalemizde güzel ahlaklı olmak, İslam Ahlakı ve islamda ahlak hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.