Ben Kulumu Sevince Hadisi İslami Sohbet

Bahsettiğiniz hadis ve ayetler, Sofi’s dediği gibi değildir. Fasid zorlama, alakasız tevilleridir ki, hakikatla alakası yoktur.

Rasulullah (s.a.v.)in aktardığı bir kudsi hadis-i şerifte Allah Teâlâ buyurdu ki:

Kulumun, farz kıldığım şeylerle bana yaklaşmasından iyisi yoktur. Kulum bana nafilelerle de yaklaşmaya devam eder. Öyle olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı . Benden isterse kesinkes veririm. Bana bir sığınsın, onu muhakkak korurum.” (Buhari, Rikâk, 38)

89-…….Ebû Hurayra (r.anh) şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah şöyle buyurdu: Her kim beni tanıyan ve ihlâs ile bana ibâdet eden bir kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harb i’-lân ederim. Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan birşeyle yaklaşamaz. Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder. Nihayet ben onu severim. Ben de artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum (ve bu organlarıyle meydana gelmesini arzu ettiği bütün dileklerini veririm). Diliyle de her ne isterse muhakkak onları da kendisine ihsan ederim. Bana sığınmak isteyince de muhakkak kulumu sığındırır, korurum. Ben yapmasını dilediğim hiçbirşey hakkında, mu ‘minin ölümü karşısındaki tereddudum gibi tereddüt etmedim. Fakat bunda kulum ölümden hoşlanmıyordu, ben de kuluma acı gelen şeyi sevmiyordum
(Buhari, Rikâk, Bab 38 / 89 ; Fethu’l Bâri, C. 12, Alçak Gönüllülük, 38 / 6502, s. 618 – 623)
(Bu Ebû Hurayra hadîsi, mecazî ve temsîlî ifâdeler ihtiva etmektedir. Başlığa uygunluğu hakkında el-Kirmânî: Nafile ibâdetlerle Rabb’e yaklaşmak ancak tevazu’ ve tezellulun en son derecesiyle olur… demiştir…
Mu’minin hayâtının son demindeki tereddud ta’bîrini sarihler, ölüm meleğinin tereddudu ile te’vîl etmişlerdir. Nitekim Ölüm Meleği, Musa’nın ruhunu almaya me’mûr olup geldiğinde, Mûsâ Peygamber Ölüm Meleğini (Azrail)’i tokatlamıştı. Bunun üzeri ne bu melek birkaç defa gidip gelmişti. Ölüm meleğinin bu tereddunu Yüce Allah ken*disine izafe buyurmuştur.
Hadis-i şerifteki “artık onun işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı mesabesinde olurum” ifadesinin anlamı; yani görmesi, işitmesi, tutması ve yürümesinde hep Benimledir ve Benim rızamı düşünür” anlamındadır.)

Hattabi şöyle demiştir: Bütün bunlar temsili anlatımdır. Manası, Allah’ın kulunu bu organlarla yapmaya başladığı amellerinde başarılı kılması ve kendi sevgisini ona kolay kılmasıdır. Yücü Allah, bunu kulun organlarını koruyarak ve onu çirkin gördüğü şeylere düşmekten muhafaza ederek yapar. Kulun kulağıyla eğlenceyi dinlemesi, gözü ile Allah’ın yasak ettiği şeye bakması, dokunulmasını haram kıldığı şeyleri eliyle tutması ve ayağıyla batıla yürümesi, korunmanın söz konusu olduğu anlardır. Davudi de bu görüşe meyletmiştir. Kelâbâzi’nin yaklaşımı da böyledir. Yüce Allah şunu söylemektedir:
“O kulumu korurum ve sadece beni sevenlerle birlikte munasebette bulunur. Çünkü kul, Allah’ı sevdi mi, onun hoş görmediği hususlarda tasarrufta bulunmak hoşuna gitmez.
(Fethu’l Bâri, C. 12, Alçak Gönüllülük, 38 / 6502, s. 618 – 623)

Ey iman edenler, toplantı yerlerinde size “Yer açın” denince yer açın ki Allah da size genişlik versin “Kalkın” denince de hemen kalkın ki, Allah sizden, samimiyetle iman edenlerin ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yüceltsin. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Mucadele 11)

Ey, Allah ve peygamberini tasdik eden muminler, sizlere, bulunduğunuz sohbet meclislerinde veya savaş için saf olduğunuz meclislerde “Gelenlere yer verin” denildiği zaman onlara yer verin ki Allah da cennette sizin yerinizi genişletsin. Sizlere, düşmanla savaşmak veya namaz kılmak yahut hayırlı bir amel işlemek için “Kalkın bu işe girişin” dendiği zaman yahut “Kalkın Rasulullahın yanına gidin” dendiği zaman kalkın ve söyleneni yapın. Böylece Allah sizdeniman edenlerin derecelerini ve ilim verilenlerin derecelerini yükseltir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

Âyet-i kerimede zikredilen “Toplantı yerleri”nden maksat, Mucahid, Katade, Dehhak ve İbn-i Zeyd’e göre özellikle Rasulullah’ın bulunduğu meclislerdir. Zira sahabiler Rasulullaha çok yakın olmayı arzuladıklarından, sonradan meclise gelenlere yer verme hususundan cimri davranıyorlardı. Bunun üzerine âyet-i kerime nazil oldu ve meclise gelenlere yer verilmesini ve oradan kalkarak başkalarına yer venneleri istenenlerin bu emri yerine getirmelerini emretti.

Abdullah b. Abbas ve Hasan-i Basrî’den nakledilen diğer bir görüşe göre âyette zikredilen “Toplantı yerlerinden maksat, savaş alanlarındaki içtima yerleridir.
Âyet-i kerimede, toplanan muminlerin diğer kardeşlerine yer vermeleri ve bunlara “Kalkıp savaşa gidin.” dendiğinde kalkıp gitmemeleri emredilmektedir. Taberi âyet-i kerimenin genel ifadesinin, zikredilen her iki tür meclisi de kapsar mahiyette olduğunu söylemiştir. “Kalkın” ifadesinden de, “Düşmanla savaşmaya kalkın” veya “Namaz kılmaya kalkın” yahut “Hayırlı bir iş işlemeye kalkın” ya da “Rasulullahın yanından kalkıp gidin.” şeklindeki bütün izahlara uygun olduğunu söylemiştir.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde
Sizden biriniz, kardeşini oturduğu yerden kaldırıp da onun yerine otur*masın.” (Tirmizî, ICel-Udeh, bab: 9, Hadis no: 2749, 2750) buyurmuştur.

Abdullah b. Ömer diyor ki:
“Rasulullah (s.a.v.) kişinin, kardeşini oturduğu yerden kaldırıp da oraya oturmasını yasakladı.”
İbn-i Cureyc diyor ki: “Ben, rivayet eden Nafıa dedim ki: “Bu, Cumua günü müdür?”
Nafi dedi ki: “Cumua da böyledir Cumuanın dışında da böyledir.

Diğer bir rivayette şöyle buyurulmuştur:
Bir kimse başka birini kaldırıp da onun yerine oturmasın. Fakat birbiri*nize yer verin. Gelenlere yer açın.” (Ahmed b. Hanhel, Musned, C. 2, S. 17)

Meclise sonradan gelen bir kişi için ayağa kalkma hususunda üç görüş zikredilmektedir. Bir kısım âlimler bunun caiz olduğunu söylemişler ve delil olarak şu hadis-i şerifi zikretmişlerdir. Ebu Said el-Hudri diyor ki:
“Yahudilerden (Hendek savaşında muşriklerle anlaşarak Rasulullah’a iha*net eden) Kureyza oğullan (aynı savaşta yaralanmış olan) Sa’d b. ın hakemliğini kabul ettiler.
Bunun üzerine Rasulullah, Sa’d b. Muaz’a bir kimse gönderip çağırdı. Sa’d (Bir merkebe binmiş olarak) geldi. Sa’d, Rasulullah’ın mescidine yaklaşınca Rasulullah (s.a.v.) Ensar’a “Efendinize veya hayırlınıza ayağa kalkın.” buyurdu.
Sa’d (r.anh), Rasulullahın(s.a.v.) yanma oturdu. Rasulullah ona “Şunlar senin hakemliğini kabul ettiler.” dedi.
Sa’d “Ben onların, seninle savaşanlarını öldürmene, aile ve çocuklarını da esir etmene hükmediyorum.” dedi.
Bunun üzerine Rasulullah: “Sen, Allanın hükmüyle hüküm verdin.” dedi.
(Buhari K. el-İslizaıı, hah: 26 / Muslim, K.el-Cihad ve Siyer, bab: 46, Hadis no: 1768, Ebu Davud, K.el-Edeb, bab: 13, Hadis no: 2755)

Diğer bir kısım âlimler ise dışarıdan meclise gelen bir kişiye karşı ayağa kalkmanın caiz olmadığını söylemişler ve bu hususta şu hadis-i şerifleri rivayet etmişlerdir:
“Peygamber efendimiz buyurmaktadır ki:
Kim, insanların kendi önünden kalkıp dikilmelerini sevecek olursa cehennem ateşinde yerini hazırlasın.
(Eu Davud, K.el-Edeb, bab: 165, Hadis no: 5229/ Tirmizi, K.el-Edeb, Uıb: 13, Hadis no: 2755)

Ebu Umame el-Bahili diyor ki:
“Bir gün Rasulullah, âsâsma basarak yanımıza geldi. Biz ona ayağa kalktık ve o bize şöyle buyurdu: “Acemlerin birbirlerine tazim etmek için ayağa kalktıkları gibi ayağa kalkmayın.” (Ebu Davud, K.ei-Ecleb, bab: 165, Hadis no: 5230 / tbıı-i Mace, K. ed-Duab, 2, Hadis no: 3836)

Enes b. Malik diyor ki:
“Sahabilere, Rasulullahtan daha sevimli hiçbir kimse yoktu. Onlar Rasulullahı gördüklerinde ayağa kalkmıyorlardı. Çünkü onlar, Rasulullahın bundan hoşlanmadığını biliyorlardı.” (Tirmizi, K. el-Edeb, bab: 13, Hadis no: 2754)

Diğer bir kısım âlimler ise yolculuktan gelen kimse için veya hüküm vereeceği yerde hakim için ayağa kalkmanın caiz olduğunu söylemişler Sa’d b. Muaz olayını da buna örnek vermişlerdir. Buna mukabil her gelene ayağa kalkmanın Acemlerin âdetlerinden olduğunu söylemişler ve son olarak zikredilen hadis-i şerifi de buna delil göstermîşlerdir.
(Ebu Cafer Muhammed b. Cerir et-Taberi, Taberi Tefsiri, Hisar Yayınevi: 8/212-216.)

 

Bir önceki yazımız olan Avukata Vekalet Vermek başlıklı makalemizde Avukata, Vekalet ve Vermek hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.