Günahlar Feyzi Keser – İslami Sohbet

GÜNAH
??Günahlara meyil etmeyin.?
??Günahlar seytanin gıdasıdır.
?? Üç günahı kebair sofinin mürşid?den yardım almasına engel olur,üç gıybet bir günahı kebair yapar ,işlenen dokuz gıybet üç günahı kebair yapar. işlenen üç günahı kebair mürşidden gelen himmeti keser, sofiden ervah ayrılmaz ,fakat sofiye manevi yardım yapamaz.elektirik olupda şartelin açık olmaması gibi ,onun için siz burdasınız en az ayda bir sekiz şart yapmanız gerekir.?
??üç tane küçük günah işleyen bir büyük günah işlemiş gibi olur.ona gelen feyzi keser.?
??Günah işleyenler kalplerini zayiflatıp seytani kuvvetlendirmis olurlar.
Seytani kuvvetli olanin dini zayif olur.Onun için haramlardan uzak durmalidir
??Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.?
?? Bu hizmetleri yaparken de kendinizi günahlardan muhafaza edeceksiniz. Yoksa su ateşi nasıl söndürüyor, yok ediyor, günahlar da sevapları yok ediyor.?
? Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur.
Son nefes
??Biz ümmeti Muhammedin imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz.?
-?-İnsana en lazım olan şey imandır. En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim meseleside
sekeratta İmanla gidebilmesidir.insan imanla gittikten sonra ahirette işi kolaydır. Çünkü canabı hakkın
Yüz rahmeti vardır. Dünyaya bir rahmetini, ahirete doksandokuzu saklamış bu dünyadaki rahmetini
Tüm kullarına vermiş mümin fasık kafir hatta onu inkar edenede, ama doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır. insan Mümin olarak imanla göçerse orada işi çok kolaydır. Takva imanı kurur, ameli salihde onu kuvvetlendirir. Sekerat zordur. Ölüm anı tülbent nasıl böyle keralice tülbent bilgi vezneki dikenlerTemizlenirken( Ölüm anı tülbent nasıl dikenler özerinde alınmak istendiğinde) nasıl onu gerer ona onuDefoma eder. Aynen öylede ruh vücuttan çıkarken insan ızdırap çeker, açı çeker, sıkıntı duyar. Buda Yetmiyormuş gibi şeytan son nefeste ona insana musallat olur. En sevdiğinin kılığında gelir. Vefat etmiş olanlardan, o insana telkinde bulunur. Derki bak seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Ben senden önce Gittim orada gördüm orda geçerli din Yahudilik dinidir. Gel sen o dine geç perişan olma. Onu kandırmaya çalışır ikna edemese Hıristiyanlığı teklif eder eğer yinede kandıramasa elinde bir bardak Su sekerattaki o acı çeken insana onu gösterir. O lisanı haliyle ondan bana su ver diye talep ettiğinde?de veririm ama başınla bana bir secde et diye onu imansız götürmeye çalışır.Neuzibillah içte bu Sıkıntılı ve şeytanın musallat olduğu esnada insan kalbinde iman hakikatleri ile ilgili bir nebze şüpheye Düşese, tereddüde düşse,inkara düşse bu hal üzere ölürse imansız gider. Bütün hayatı boşa gider.
Bu tasavvuf, bu sadatı kiram en büyük faydası son nefestedir. Sadatı kiram onların ervahı canabı hakkın izniyle sekareta mevtanın başına gelir. O mekanı şeytan terk eder kaçar ve insan iman üzere ölür. Canabı hakkın huzura varır.?

?? Kim o Sadatların elini tutarsa, sekiz sartı yaparsa İlahi noterde bunlara, vekalet vermiş oluyor, İlahi noterde o Sadata vekaletname veriyor. Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi, şeytana karsı yardım vekaletnamesı, kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesı, mahserde hesap verirken şefaat vekaletnamesı, sırattan gecerken yardım vekaletnamesi. O vekaletnameyle o zaat gelir şeytan kacar, melekler neden geldin dediğinde de Allah (c.c.) onun vekaletı var, Ben kabul ettım ona karısmayın der.O şekilde gerek son nefeste, gerek kabirde, gerek mahserde, gerek sıratta o vekaletnameyle gelirler, ümmeti Muhammede yardım ederler. Şart değil amma bu kadar da faydası var ne dersiniz buyurmus?
??BUNLAR BİR SÜRÜDÜR BU SÜRÜNÜN SAHİBİ PEYGAMBERİMİZDİR. BİZDE ACİZANE BU SÜRÜNÜN ÇOBANIYIZ. SÜRÜNÜN HİÇ BİRİNİN ZAYİ OLMAMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPARIZ. YORULURSA SIRTIMIZDA TAŞIRIZ HASTA OLURSA İLAÇ VERİRİZ İYİLEŞTİRİRİZ İLLA ÖLÜCEKSE MUNDAR GİTMESİN DİYE KESERİZ ÇOK ŞÜKÜR BU POSTA OTURDUGUMUZDAN BERİ HİÇ BİRİNİ KURDA KAPTIRMADIK İMANSIZ GÖNDERMEDİK

sohbet
?Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır.
?Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder.
?-Dergahlar?da vekiller bol bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar.
?-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir.
?-Gavs Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;
?Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir??

Gavs Hz. leri buyurdular ki;
?Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.?

?1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur?Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.?

?2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir.?

?3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır.?

Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
?Vallahi biz bundan nefret ediyoruz?.?

?Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

? Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir
?Gavs-ı sani hz. (k.s) neden sohbet etmiyor
Abilerimizden biri Gavs hz. ne sordu ( tanıyorum bu abimizi): ? Efendim, burada o kadar alim var, siz varsınız. insanlar da buraya ziyarete geliyorlar. İşleri yok. çay ocağında vs yerlerde vakit geçiriyorlar. Söyleseniz, alimler sohbet etse, siz sohebt etseniz???
GAVS-I SANİ HZ. sadece şunu söyledi:? HACI! BİZ KONUŞURSAK DOĞRUYU SÖYLERİZ!?

AMELİ SALİH
??Ameli Salih Allahın (cc) emirleri yerine getirmektir.?
??En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir.?
??Bu asırda en kıymetli ameli Salih insanların imanını kurtarmak ve cehenneme Gitmelerine mani olmaktır.?
??Takva imanı kurur, Ameli salihde onu kuvvetlendirir.?
?? Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri(ameli Salih) yapın?.
NEFİS
? Nefs düşmandır, Düşman düşmana acımaz, düşmanda hiçbir zaman hayır istemez.daima
Kötülüğü ister Allahu teala buyurduki- ?inne nefse le emmaretun bis?sui?Yusuf 53
Nefsi emare daima kötülüğü emr eder.
?Şeytan ve nefs çok büyük düşmandır. Kedi nasıl fareyi delikten gözetiyor nefes bile almıyor,
Ses çıkarmıyor fare kendisini bilmesin çıksın diye şeytan ve nefiste öyledir.şeytanda aynı kedi gibi nerede nokta görürse oradan vurur.
?Şeytanı kandıran nefistir. Allah Teala şeytana Adem?e (Aleyna Ve Aleykum Selam) secde et diye emretti, hemen nefis devreye girip, Hayır sen daha kıymetli maddeden yaratıldın ,o çamurdan yaratıldı; sen nasıl ona secde ediyorsun diye onu emre itaatten alıkoydu ve helak etti
?Bu tarikatı nakşibendiyenin gayesi cihadtır. En büyük cihad nefs ve şeytan ilk önce insan kendi
Nefsine dikkat etmesi gerekir.
?Şeytan kurt gibidir en ufak bir sesten korkar kaçar, şeytan Allah zikir edilince orada duramaz siner kacar, ama nefis öyle değildir.
??Bu kapıda kişinin ne kadar hizmet ettiğine değil nefsinin ne durumda olduğuna bakılır.?
-Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.?
-İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.
-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

RABITA
?Seyda hz buyurduki- üç çeşit Rabıta vardır.
1-Şeyhin Vucudunda kaybolmak.
2-Şeyhin suretini, karşısında düşünmek.
3- Şeyhin evini, bahçesini vb düşünmek.
?Soruldu- Akşam rabıtasında mürşidimizi hatırlayabildiğimiz en güzel şekilde rabıta yapabilirmiyiz?
Cevap: Size en güzel nasıl görünüyorsa öyle rabıta yapı
?Soruldu- Abdestsiz rabıta yapılabilir mi?
Cevap: Normal rabıtalarda olur. Akşam rabıtaları hariç
?Sofilerde ikide hastalik mevcuttur. bunlar

1-Benlik Hastaliği, Bunun ilaci Mürsid rabitasidir.

2-Tuli Emel Ilaci ise ölüm rabitasidir.

?Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz

?Gavsımız halifelik döneminde rabıta hakkında şunları söylemiş
sual: Seyidim, kitaplarda çeşitli rabıtalar tarif edilmiş, Siz nasıl yapıyorsunuz?

? Rabıta akşam namazından sonra yapılır 15 dakikadan az olmaz, birbuçuk saate kadar uzayabilir. Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner. Otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır. Gözlerini yumar. 25 estağfirullah çeker. Kendi sesini duyacak kadar söyler. Estağfirullah?lar ile, günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbini silmeye başlar. Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif bir
makamda düşünür. Mesela bir kürsüde. Durduğu yerin başından arş-ı alaya uzanan nurani bir sütun ile iner ve birleşir. Mürid, o nurani sütundan bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür. Kalpteki günahların, mermere damlayan asit gibi kalpte yara açtığını düşünerek, bu nurun o yaralara melhem olup kalbi cilalandırdığına inanır. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabıtanın içinde kaybolursa rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur. Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.
?Bir gün sordular- kurban rabıta yapmak için bir sofi oturur ama mürşidi hariç her şeyi düşünüyor
Bunda bir kazanç varmıdır.diye sordular Gavsı sani?Vardır? buyurdular sofi tekrar sorarak kurban
Ama sofi hiç mürşidini düşünmedi deyince Gavsı sani buyurduki?o sofi adab üzerine oturup ben
Rabıta yapacam demesi sadatların emri yerine getirmek içindir ve emre itaatte sofiye çok şey kazandırır
Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

? Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir?
?? Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.?
?bir gün gavsımıza sofinin teki gitmiş vird kuyruğuna girmiş, virdini sorduktan sonra sormuş
– Ya Gavsım kalp tasfiyesi nasıl olur?
– ?amel-i salih yapacaksınız, terketmeksizin hergün virdlerinizi çekeceksiniz, rabıta yapacaksınız ondan sonra her şey olur? buyurmuş

islami sohbet,islami sohbet kanalları,islami sohbet net,islami sohbet odaları net,islami sohbetler,islami sohbete,islami sohbet kanal 7,islami sohbet siteleri,islami sohbet chat,islami sohbet dinle
islami sohbet odaları,islami sohbet kanalları,islami sohbet net,islami sohbet odaları net,islami sohbet kanal 7,islami sohbet siteleri,islami sohbet chat
islami sohbet dinle
islami sohbet konuları
islami sohbet indir
islami sohbet ankara
islami sohbet arkadaşlık
islami sohbet anadolu gurbet
islami sohbet arşivi
islami sohbet antalya
islami sohbet avrupa
islami sohbet almanya
islami sohbet anadolu gurbet hollanda
islam sohbet ankara
sohbet islami arkadaş
islami sohbet bedava
islami sohbet bursa
islami sohbet bayanlarla
islami sohbet net
islami sohbete baglan
islami bayan sohbet
islami sohbet duabahcesi
bayburt islami sohbet
berlin islami sohbet
islami sohbet chat
islami sohbet com
islami sohbet cet
islami sohbet chat odaları
islami sohbet canlı
islami sohbet candan ünal yazıları
islami chat sohbet
islami sohbet cet odaları
islami sohbete.com
islami sohbetler chat
islami sohbet dinle
islami sohbet dk
islami sohbet odaları
islami sohbet dinlemek istiyorum
islami sohbet dini chat
islami sohbet duabahcesi
islami sohbet dersleri
islam sohbet dinle
islam sohbeti dinle
islami dul sohbet
islami sohbet et
islami sohbet evlilik
islami sohbet eşliginde ilahi dinle
islamı sohbet evlılık zıyaretçı defterı
islami sohbet etmek istiyorum
islami sohbet e
islami sohbet evlilik sitesi
islami sohbet evi
islami sohbet etmek
islami evlilik sohbet odaları
islami sohbet facebook
islami sohbet fazileti
islami sohbet forum
islami sohbet fm
islami sohbet face
islami sohbet gen tr forum
forumankebut islami sohbet kuran tefsir fıkıh tasavvuf risale paylaşım merkezi
islami sohbet gen
islami sohbet görüntülü
islami sohbet gen tr forum
islami sohbet gen r
islami sohbet girişi
islami sohbet güzel sözler
islami sohbet gerdek
islami sohbete giriş
islam sohbet grubu
islam gülü sohbet
islami sohbet hocaları
islami sohbet hattı
islami sohbet hollanda
islam sohbet hattı
islami sohbet nihat hatipoğlu
islami sohbet anadolu gurbet hollanda
islam hakkinda sohbet
islami sohbet indir
islami sohbet izle
islami sohbet izmir
islami sohbet istanbul
islami sohbet ilahi
islami sohbet ilahiler
islami sohbet irc
islami sohbet indir mp3
islami sohbetler izle
islami sohbetlerin önemi
islami sohbet javasız
islami sohbet java
islami sohbet odaları java
islami sohbet kanalları
islami sohbet kanal 7
islami sohbet konuları
islami sohbet kanalı
islami sohbet kitapları
islami sohbet konya
islami sohbet kanal 7 net
islami sohbetler
islami çet sohbet lider
islami sohbet mirc
islami sohbet mp3 indir
islami sohbet müslümanlar
islami sohbet mobil
islami sohbet mirc indir
islami sohbet mp3
islami sohbet müslüman nesil
islami sohbet muhabbet
islami sohbet mynet
islami sohbet malatya
islami sohbet net
islami sohbet nur
islami sohbet nasıl yapılır
islami sohbet nedir
islami sohbet net forum kaydol
islami sohbet nihat
islami sohbet net kanal 7
islami sohbet nasıl
islami sohbet nihat hatipoğlu
islami sohbete net
islami sohbet odaları
islami sohbet odaları net
islami sohbet odası
islami sohbet oku
islami sohbet odaları konya
islami sohbet odaları kanal 7
islami sohbet odaları 7
islami sohbet odaları nur
islami sohbet power
islami sohbet programı indir
islami sohbet portalı
islami sohbet platformu
islami sohbet programı
islami sohbet power net
islami sohbet odaları
islamisohbet.net sohbet php
islami sohbet radyoları
islami sohbet radyo
islami sohbet radyo dinle
islami sohbetorg
islami sohbet radyo kanalları
islam sohbet radyosu
islami sohbet gen r
ravza gülü islami sohbet
rüyada islami sohbet
islami sohbet siteleri
islami sohbet söyle net
islami sohbet sesli
islami sohbet sözleri
islami sohbet soru cevap
islami sohbet script
islami sohbet seviyeli
islami sohbet sesli chat
islami sohbet s
islami sohbet serverleri
islami sohbet timurtaş
islami sohbet tanışma
islami sohbet toplantıları
islami sohbet gen tr forum
tevhid islami sohbet
forumankebut islami sohbet kuran tefsir fıkıh tasavvuf risale paylaşım merkezi
islami radyo dini sohbet us
islami sohbet videoları
islami sohbet vaazlar
islami sohbet video
islami sohbet vaaz
islami sohbet videolar
islami sohbet ve chat
islami sohbet ve arkadaşlık
islami sohbet ve evlilik
islami sohbet ve yarışma
islami sohbet ve ilahiler
islami sohbet xat
islami sohbet yazıları
islami sohbet youtube
islami sohbet yap
islami sohbet yarışma
islami sohbet yolum
islami sohbet yeri
islami sohbet yazılı
islami sohbet yerleri
islami sohbet yeni
islami yolu sohbet
islami sohbet ziyaretçi defteri
0 islamı sohbet
islami sohbet 1
islami sohbet 7
islami sohbet 724
islam sohbet 7
islami sohbet odaları 7

Halid-i Cezeri – islami sohbet

  Halid-i Cezeri
İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve ve velîlerin otuzuncusudur.
Anadolu’nun manevi zenginliği olan (c.c.) dostlarındandır. Cizre’de doğdu. Cizre eşraflarından olan Hacı Zuraf(Özkan ailesi) olarak bilinen aileye mensup olup aynı zamanda Cizre de Hacı Zuraf ın öz amcasıdır.Evli ve 4 kız babasıdır.Şeyh Halid-i Cezeri nin büyük kızı ilimde mucizi diploma sahibi Salih-i Sıbki de 2. kızı ilimde mucizi diploma sahibi Muhammed Mardini de 3. kızı Cizre deki Ensari Ailesinde 4. kızı da ilimde mucizi diploma sahibi Şeyh İbrahim de.
Doğum tarihi bilinmemektedir. 1255 (m.1839) yılında vefat etti. Türbesi, Şimas’ın Basret köyünün karşısındaki kabristanındadır. Aşağıda Basret köyü ve türbesi görünmektedir.
Şeyh Halid –i Cezeri’den kalan ve üzerinde 4 cüz Kuran-ı Kerim yazılı bulunan bir tası bu ailenin elinde mevcuttur.Birçok ailm ve hocanın yanında tahsil görür taa ki Mevlana Halid-i Bağdadi’nin yanına gidene kadar.Irakta olan Mevlana Halid-i Bağdadi’nin(zülcaneheyn) yanında zahiri ve batini ilimlerini tamamlayarak rabbani ilimlerinin sahibi olan Halid-i Cezeri irşad diploması alarak Mevlana Halid-i Zülcanaheyn’in sözü üzerine Cizreye döner ve Cizre halkını irşad etmeye başlar.Mevlana Halid-i Bağdadi hz. emirleri üzerine Cizreden ayrılmaz taki ;
Birgün Cizre’nin kenarında akmakta olan Dicle nehrini geçmek için kullanılan gemide günlerce sahipsiz bulunan bir heybenin birisi tarafından alınıp götürüldükten sonra .Bu olayı duyan Cizre halkı kendisine ait olmayan heybeyi alan adamı dışlıyor ve adamı Cizre den kovuyorlar.Cizrelilerden kendisine ait olmayan bir heybeyi alan adama karşı olumlu davranış ve hassasiyetlerini gören Şeyh Halid-i Cezeri hazretleri Cizrelilerin artık bu kadar İslami ahlakla müheccen ve insani duygularla irşad olduklarını görünce Şeyh Halid-i Cezeri şükür eder ve Cizrenin dışına artık çıkabileceğine kanaat getirir.Zira mürşidi Hz. Mevlana Halid-i Bağdadi kendisine demişki;Cizreliler irşat oluncaya kadar Cizreden çıkmana müsaade yoktur diye. Cizre halkı irşad olunca artık başka yerlerde yaşayıp irşad faaliyetlerini orada sürdürmek amacıyla Botan bölgesinin Kerhver(demirboğaz) köyüne yerleşiyor daha sonrada Basret(inceler) köyünü mıntıkanın Nakşi Halid Payitaht olmasına öncelik ediyor.
Basret: Botanın Dirşev ve Hacı Aliya aşiretleri arasında Basret köyü yıllar boyu mücazaa ve fitneye sebep oluyor hem bu münazaaya son vermek ve hemde zahiri ve batını ilimlere hizmet mekanı olsun diye 2 aşiretin ileri gelenleri ortak arazileri olan ve bi akarsuyun 2 ye ayırdığı Basret köyünün 2 yakasını daha önce Botan’ın Siirt/Eruh ilçesinin Kerhver(demirboğaz) köyünde bulunan Şeyh Halid-i Cezeri’nin emirlerine verince artık 2 aşiret arasında kavga edecek sebep kalmıyor ve aralarında herhangi bi münazaa vuku bulmuyor.
Şeyh Halid-i Bağdadi Bağdattan Şam a hicret ettiğinde ipek yolu üzeriyle Cizre’ye bohtan dağı üzerindeki Basret e çıkarak halifesi Şeyh Halid-i Cezeriyi ziyaret edip Şam a gitmiştir.Bu vesileyle Mevlana Halid-i Bağdadi nin 1400 halifesi içinde tek ziyaret ettiği halifesidir. Ve Mevlana Halid Bağdadi; bir mürşid gül ağacıdır arı ise gülden bal yapandır. Bir üstad gül ağacına benzer ihvansa ağaçtan gülünü alır memleketinde balını yapar bu Mevlana Halid-i Bağdadinin tasavvuftaki bir sözüdür.
Bulunduğu bölgede, ayrıca Siirt ve Mardin yörelerinde adı duyulup, pek çok insan sohbetine geldi. Devrin ve bölgenin meşayihi Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin vefatından sonra sohbet dinleyecek alim bulamayınca Şeyh Halid-i Cezerinin sohbetlerini dinlemek için Molla Halid Siirdî de merkebine binerek yanına talebesi olan Şeyh Hasan-ı Nurani yi de alarak onun bulunduğu Basret köyüne kadar gider, sohbetinde bulunurdu.Şeyh Hasan-ı Nurani ye Şeyh Halid-i Cezeri nazar ederek Molla Halid-i Siirdi den ilmi bitirdikten sonra Halid-i Cezerinin yanına gelerek tarikata girerek amel etmeye başladı.
Şeyh Seyyid Sıbğatullah-i Arvasi Hazretleri Halid-i Cezeri Hazretlerinin yanında zahiri ve batini ilimleri tamamlamak üzere “Bende nasibin yok” diyerek amcası Seyyid Taha Hazretlerinin yanına göndererek Seyyid Taha’dan icazet almasını söyledi.
Şeyh Halid Cezerî Hazretleri’nin en büyük kerameti, şer’i şerife uyması idi. Pek çok insanın saadete kavuşmasına vesile olmuştur. Halifesi büyük damadı Şeyh Salih-i Sıbkî’dir.
Şeyh Halid-i Cezerinin halifelerinden Şeyh Salih-i Sıbki Hazretlerinin talebelerinden hilafete hak kazanan Şeyh Halid-i Cezeri’nin damadı Şeyh İbrahim, Şeyh Hasan-i Nurani ve damadı Şeyh Hamid-i Mardini’ye der ki; “Siz hilafete hak kazandınız ancak edeben gidin üstadım olan Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafeti alınız! Demiştir ve bu üç zat da gelip Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafet almışlar.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri Bağdat’tan Şam’a hicret ederken İpekyolu üzeri ile gelip Cizde’den Buhtan’a çıkıp Basret Köyünde halifesi olan Halid-i Cezeri Hazretlerini ziyaret etmiş, daha sonra Şam’a gitmiştir. Bu vesile ile Mevlana Halid-i Bağdadi Hazretleri 1.400 halifesi içerisinde ziyaret ettiği tek halifesi Şeyh Halid-i Cezeri Hazretleri olmuştur.

Kaynaklar :
1) Kitâbu Ahvâl-üd-Dürriyye fî Silsilet-iz-Zibâriyye
2) Pamuk Yayıncılık İstanbul ve Anadolu Evliyaları Ansiklopedisi s.776
3) Türkiye Gazetesi Evliyalar Ansiklopedisi Cilt.11
4) Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz
5) Cizre.biz.forum

 

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Halid-i Gülpınar

Halid-i Gülpınar

Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Altoğar (Altunakar) köyünde hicri 1279 tarihinde doğmuştur. İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz dördüncüsüdür.

Babası, meşhur ulemadan, aynı zamanda Şeyh Hasan-i Nurani’nin halifesi olan Şeyh Kasım El-Hadi Altunakar (El Toğârî) Hazretleridir. İlim ve tarikat tahsilini babasının yanında yaparak sohbetlerinde kemale ermiş hem ilim, hem tarikat icazetini alarak babasının halifesi olmuştur.

Muhterem babası Şeyh Kasım El-Toğari resmi bir dilekçe ile oğlu Şeyh Halid-i Gülpevari’ye (Gülpınar) Siverek ilçesinde görevlendirmiştir.
Bu dilekçe şöyledir;

Huzur-i Ali-i Risaletpenahiye Ma’rudi daireleridir ki:

Vilayeticelilelerine mülhak, Siverek kazası dahilindeki –Gülpınar- karyesinde, ihtiyar-ı ikamet ve inziva eyleyip, ibadet ve duayı vacib-ul edayı cenab-i Padişahiye muvazebetle meşğul iken, her nasılsa hasbelkader bundan birkaç ay evvel, Mekke’ye i’zam olunan oğlum Şeyh Halid, Dairelerinin şayani mürüvvet ve merhamet olan ahvali perişaniyeti iştimaline dair, kendisinden bu kere almış olduğum arabiyyul ibare bir kıt’a mektubunu zat-ı Ali-i Vilayetpenahilerine takdim etmiştim.
Münderecatından, mumaileyh dailerinin güya Mekke’den hilafı rızai ali, firar eylemiş olması hakkında zuhur eden havadis ve eş’arat’ın, makarin-i Hilafe-i Uzma’ya, her mü’min ve muvahhid’in ma’ruden uhde-i sadakati olan daavat-ı Hayriye ile meşğul bir hal’i felaket ve zaruret içinde olduğu halde, merahim ve eşfak’i alemşumuli şehriyari’ye muntazır bulundağu ve şu hal Mekke’ye i’zam içun sebeb addedilen şeylerin mahiyetini tehvin ve mağduriyet ve sadakatini açıklamakla bulunmuştur.
Ahvali hususiye ve umumiyemize tahvile vakıf olan vilayet-i Celileleri ahalisince ma’lumdur ki, gerek senakar malasşiarları ve gerek oğlum mumaileyh Şeyh Halid daileri, fukarayı tarikat-ı aliyeyi Nakşi’den olup, sakin olduğumuz karyelerde, ta’lim-i ulum’i diniyye ile iştiğal ve bu cihetle isticlab-ı daavat-ı hayriyye-i ayat-ı cihanbani ile vazife-i sadakat ve ubudiyeti ikmal edegelmekte, hilafı emr ve rıza-i ali, hiçbir hal ve harekette bulunmamış ve bundan böyle dahi bulunmayacağımız derkar bulunmuştur.
Mumaileyh dailerinin Mekke’ye i’zamından bu an’a kadar tarafı ali-i asifanelerinden icra buyurulan tahkiat ve tetkikatı lazime neticesinden dahi, mumaileyh daileri hakkında, dermeyan olunan şeylerin ehemmiyetsizliği bir derece tahakkuk eylediğine ve mumaileyh’in burada kalan evladu iyali, bir hali sefalet ve felaket ve acizleri de, bu şehir-i sırr-ı şeyhuhat içinde, mufarakatı evlat teessürat-ı tahammülkedalerine takat getirememekte olup, bu gah rıza-i ali ve merhamet-i meselleme-i cenabi velayetpenahileri kail olunamayacağına binaen, dailerinin; ikamet etmekte olduğum karye’de oturup hizmeti daiyanemde bulunmak üzere mumaileyh dailerinin yine bu tarafa celbine delalet ve merhamet-i aliyye-i fehimanelerinin ……..(okunamadı)……. Buyurulması, istirhaf-e cesaret olundu

Ol bab da emr ve ferman Hazret-i men leh’ul emr’indir.
28 teşrinievvel 1306
Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiye hulefasından
Şeyh Kasım
Mühür

Şeyh Halid-i Gülpınar henüz genç sayılan 27 yaşında babasının emriyle bu dilekçe ile Şanlıurfa iline bağlı Siverek ilçesinin Gülpınar nahiyesine görevlendirilerek hemen medrese tedrisata ve tekkede irşada başlar. Birçok ulema ve meşayih yetiştirir.
Türbesi Şanlıurfa ili Siverek ilçesi Gülpınar Beldesinde meftun bulunmaktadır. Sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği ve icazet verdiği en büyük talebeleri şunlardır: Oğlu Eyyüb Gülpınar, Seyyid Mevlana Muhammed Halid-i Zilan ve Muhammed Bel Fırat Hazretleridir.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Kaynak :
1) Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.144-146

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Hasan El Nurani – İslami Sohbet

Hasan El Nurani

İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz ikincisidir.

Diyarbakır velilerindendir. Aslen Eski Siirt Yeni Batmanlıdır. Hasan-El Nurânî Hazretleri Hicri 1201 yılında Batman’ın El-Medine köyünde (eski adı Garzan Bölgesinin Koh Köyü) dünyaya gelmişti. Bu Köy Veysel Karani’ye yakın bir köydür. Adı Hasan Lakabı Nuranidir. Daha dünyaya gelmeden önce babasını kaybetti. Annesi Saliha bir bayan olduğu için abdestsiz oğlu Hasan’ı emzirmedi. Çok fakir olduklarından dolayı köyün ağası Hüseyin Efendi bu Saliha hanımı hizmetlerinde kullanmak üzere yanında çalıştırmaya başladı. O zaman çocuk olan Hasan-el Nurânî de Hüseyin Efendinin yanında hizmetlerine devam etti.

Altı yaşlarında iken küçük Hasan ağılda karanlık bir yerde oturuyordu. Hüseyin Efendi abdest almak üzere ağıla gittiğinde köşede bir Nur olduğunu görüp bu Nura doğru ilerledi. Nura elini vurduğunda, Nur’un Hasan’ın başında olduğunu fark etti. Bu olayın zuhur etmesinden sonra tüm ahali çocuk yaştaki Hasan’a “Nurânî” ünvanını verdiler.

Hüseyin Efendi bu olaydan sonra Hasan-el Nurânî yi ilim tahsil etmesi için devrin büyük âlimlerine gönderdi. İlim tahsilini yörece meşhur olan Molla Halil-i Siirtinin yanında yapar. Bu zat meşhur Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin Halifesidir. Fıkıh, Beşeri İlimleri tahsil ettikten sonra Molla Halil-i Sîirtî Hazretlerinin yanına giderek Geometri ve Matematik ilimlerini tamamladı. Evliyanın büyüklerinden Şeyh Sâlih-i Sıbkî’nin sohbetlerine katılarak zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrenip hilâfetle şereflenerek icâzet diplomasını aldı. Artık Şeyh Salihi-i Sıbki’nin halifesi oldu. Yaşı 25 ile 35 arası genç bir yaş. Hürmeten Şeyh Salih-i Sıbki Hazretleri; talebelerinden hilafete hak kazanan Şeyh İbrahim, Şeyh Hasan-i Nurani ve Şeyh Hamid-i Mardini’ye der ki; “Siz hilafete hak kazandınız ancak edeben gidin üstadım olan Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafeti alınız! Demiş ve bu üç zat da gidip Şeyh Halid-i Cezeri’den hilafet alırlar.

Üstün kabiliyetini iyi bilen hocası, o dönemin kendisi ile arası çok iyi olan Padişah Sultan Abdulmecid’e yazdığı bir mektupla talebesinden bahseder. Padişah, anında Diyarbekir’e bağlı çok eski tarihi bir köy olan Aktepe köyü arazisinden 52 parselin tapusu ve o köyde bir tekke ve medrese kurma emrini gönderir. Bundan sonra Şeyh Hasan Efendi Şeyh Sâlih Sıbkî’nin vasiyeti üzerine Diyarbekir’in Bismil ilçesi Aktepe köyü yerleşerek, insanları irşâd ile meşgul oldu ve bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi.

Yaptığı ilmi ve manevi hizmetler için kendilerine dönemin Padişahı Sultan Abdulmecid tarafından bir Sancak ve çeşitli hediyeler gönderilir. Şeyh Hasan efendi 1 kez hacca gitmiştir. Kendileri orta boylu, kumral ve sakalı tamamiyle beyazlanmamış, sireten de; çok halim selim bir zattır.

Şeyh Hasan efendi birçok eser yazdığı halde, bunların birçoğu zamanla çeşitli olaylardan dolayı kaybolmuş veya zayi edilmiş, dolayısıyla isimlerini de tesbit edemedik. Yapılan araştırmalar sonucunda torunlarında yalnızca kendisinin istinsah etmiş olduğu bir eseri bulabildik. Eserin adı: “El Miftah ul Maiyye. Fit Tarîkatin Nakşibendiyye.” Kitabın Müellifi: Şeyh Abdulğani en-Nablûsidir.

Şeyh Hasan-i Nurani Hazretlerini bıraktığı halifeleri :
1- Abdurrahman-i Aktepe, (oğludur)
2- Molla Hasan-i Barê. (Barê Çınar’ın Bir Köyüdür)
3- Şeyh Kasım El-Toğârî (El-Toğâr şimdiki ismi Altunakar Çınar’ın Bir Köyüdür)
4- Şeyh Eyyüb-i Cırnık (Cırnık Terkan’ın Bir Köyüdür)
5- Şeyh Ahmed-i Hanevi. (teberrüken hilafet vermiştir)
6- Şeyh Muhammed Emin-i Şeyh Selemeta Hazretleri sülük yoluyla irşâd ettiği, icazet ve diploma verdiği talebelerindendir.

Şeyh Hasan-i Nurani tasavvufta üveysilik yolunda birkaç evliyanın ruhaniyetinden feyz alarak büyük müceddit ve sancak sahibi oldu. Kerâmetleri pek çoktur.

1865 (H.1283) senesinde Diyarbakır’ın Bismil İlçesine bağlı Aktepe köyünde vefât etti. Türbesi bu köydedir. Vefatından sonra büyük oğlu Abdurrahman Aktepe postuna oturarak irşâda devam etti. Seyyid Kasım El-Toğârî’yi de Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı El-Toğâr (şimdiki ismi Altunakar) köyüne irşâd vazifesi ile görevlendirdi.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Kaynak :
1) Kitâbu Ahvâl-üd-Dürriyye fî Silsilet-iz-Zibâriyye
2) 19 Kasım 1998 Perşembe günü Aktepede Şeyh Hasan’ın torunu Şeyh Şafii’den iktibas edilmiştir.
3) Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.250

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Kasım El Toğari – İslami Sohbet

İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i Aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz üçüncüsüdür.

Aslen Şırnak’ın Derşev köyünden, Derşevi aşiretinin Şibli ailesindendir. Adı Kasım Şöhreti El-Hadi ve Şeyh Kasım-i El-Toğar’dır. Doğum Tarihi bilinmemektedir.

Şeyh Kasım’ın yaşadığı dönemde Derşev aşireti, Botan’a bağlıydı. Botan ise 1880 ler de Osman İmparatorluğuna bağlı bir eyalet olup merkezi Cizre’ydi ve Botan, ünlü ailelerinden Bedirhanilerin yönetimindeydi.
Botan eyaleti’nin merkez Cizre’den sonra ikinci idari yerleşim merkezi ise Derşevi (bugünkü ALKAMER köyü) idi. Derşevi, hem merkez köyün adı hem de köy ve mezralarda yaşayan top yekûn aşiretin adıydı (bu aşiret halen mıntıkanın ve Anadolu’nın çeşitli yerlerine yerleşmiş kalabalık bir aşirettir).
Şeyh Kasım’ın babası ve dedeleri yörenin tanınmış ailelerinden “Bedirhanilerin” resmi ilim görevlileridir.
Bununla beraber Kasım, daha küçükken ilim tahsili için tedrisata gönderilir ve uğurlanışında annesi kendilerime; “Oğlum sakın ağaların ve beylerin yemeğini yeme, parasını alma. Çünkü çoğunun mülkünde haram vardır, ben seni, elimden geldiğince kimseye muhtaç bırakmadan okutacağım” der ve uğurlar.
Gerçekten de bu uğurda evinde ki son zamanlarda elinde kalan çanak çömlek cinsinden ne varsa onları da satıp oğluna harcamıştır ve işte böyle büyüyen bir çocukta gerçekten olması gereken bir zat olur.
Derşevi aşireti, eyalet idaresi muhtelif sektörlerinde Mir Bedir han Paşa’ya yardımcıydılar. Bu sebeple, 1848’de imparatorluk tarafından Bedirhaniler ve ona destek olan aşiretler hakkında çıkarılan sürgün fermanı, Derşevi aşiretinin Şibli ailesinide kapsamış ve beraber sürgüne gönderilmişlerdir.
Ailesinin sürgüne gönderildiği bu yıllarda Şeyh Kasım henüz oldukça gençtir ve medrese tahsilini yapmak üzere Muş’a gitmiştir. İlk olarak ilmini Muş’un köylerinden birinde bitirip icazetini Nakşî meşayihinden Şeyh Salih-i Sıbki’nin amcası Molla Resul-i Sıbki’den alır. Ve aynı zamanda Şeyh Salih-i Sıbki’nin yanında tarikata girer ve müridi olup amel etmeye başlar.
Tahsil bitiminden sonra köyü olan Derşev’e gelirken, tüm akraba ve ailesinin, Bedirhan Beylerin sürgünüyle beraber sürgün edildiğini öğrenen Şeyh Kasım, tahsil dolayısıyla, uzun süre ayrı kaldığı sürgüne giden aile efradıyla görüşmek ve helâlaşmak için ailenin sevk istikametini takip ederek yola koyulur. Zamanın yol ve vasıta imkânsızlığı ile kervanla at üstünde konaklaya konaklaya Diyarbakır’ın Çınar kazasına bağlı Aktepe köyüne varır. Burada köyde ikamet eden Nakşibendî Tarikatının Halid-i kolunun rükünlerinden Şeyh Hasan-i Nurani’nin misafiri olur ve buradan Diyarbakır’a giderek akrabalarını bulur, onlarla helalleşip vedalaştıktan sonra tekrar Aktepe köyüne gider.
Aktepe köyünde bulunan ve aynı zamanda şeyhinin halifesi olan Şeyh Hasan-i Nurânî Hazretlerinin yanında birkaç gün misafir kalır.
Misafirliği müddetince büyük zat ve büyük veli Şeyh Hasan-i Nurani’ni ile sürekli muhasebe, sohbet ve ilmi görüşmelerde bulunur, kemale erer. Bir müddet sonra akrabalarını görmek için tekrar Diyarbekir’e gelir ve yine dönüşte Şeyh Hasan-i Nurani’nin misafiri olur. Şeyh efendi bu misafirindeki üstün zeka ve ilmi kabiliyetini hisseder ancak hiç konuşmaz, birkaç gün geçtikten sonra Şeyh Kasım evine gitmek ister ancak, şeyh efendi bir türlü “gidebilirsin” diye izin vermez ve onun gitmesine bir türlü müsaade etmez.
Tam bu sıralarda, İstanbul’dan Diyarbakır’a, bir konuda Şeyhül İslam’ın bir fetvası gelir. Diyarbakır uleması, bu fetvayı beğenmeyip yanlış olduğuna kanaat eder. Ve Şeyhül İslam’ın çıkardığı bir fetvaya itiraz eden Diyarbakır uleması ile resmi makamı temsil eden zamanın valisi, kadısı, müftüsü arasında bir münakaşa olur. Bunun üzerine incelemesi ve bir çözüme bağlaması için fetvanın bir nüshası zamanda iyi bir âlim olan Şeyh Hasan-i Nurani’ye gönderilir; Şeyh Hasan-i Nurânî fetvayı alıp inceler ve yanındaki (O dönemde henüz –Molla Kasım- diye çağrılan) Şeyh Kasım efendiye verir ve; “Şuna bir bak bakalım Diyarbekir uleması haklı mıdır?” diyerek Şeyh Kasım’ın fikrini alır.
Şeyh Kasım efendi iyi bir inceledikten sonra; “efendim bana göre, Diyarbekir uleması yanılıyor, fetva doğrudur” der. Şeyh Hasan-i Nurânî; “Diyarbekir’e gidip orada bunu Diyarbakır ulemasıyla münakaşa ve münazarayı kabul ile isbat edebilirmisin?” diye sorar, Şeyh Kasım cevaben “Şeyh izin verirse kanaât ve fikrimi serd etmeye hazırım” der ve Diyarbakır a gider. Şehre gelince Diyarbakır da halen ibadete açık olan Fatih Paşa Camii’ne (Kurşunlu Cami) gider ve orda yerleşerek ilim heyetini camide kabul eder. Ulema oraya gelir, tartışma başlar, Şeyh Kasım efendi fetva’nın doğru olduğunu delilleri ile bir güzel izah edip ulemanın takdirlerini kazanır, orada kendilerine Vali tarafından kalması ve Reis-ul Ulema makamı ile tedrisat yapması istenilmesine rağmen kabul etmeyip memleketine gitmek istediğini belirtip tekrar geri döner. Gizlice Vali tarafından Şeyh Hasan-i Nurânî’ye bu zatın burada kalması için gerekenin yapılması konusunda haber gönderilir.
Şeyh Kasım Aktepe’ye gelir ve birkaç gün daha kalır ama bir türlü Şeyh efendi den “evine gidebilirsin” diye bir izin çıkmayınca, dayanamaz münasip bir dille akrabalarının ekseriyetinin sürgün edilmesi hadisesine binaen memleketine geri dönmesinin bir ihtiyaç ve zaruret olduğunu bildirip izin ister. Fakat Şeyh Hasan kalması için ısrar ederek gitmesine izin vermez.Şeyh efendi de orada kalmasını ve talebe yetiştirip buralara faydalı olmasını ister,
Böyle bir zatın ısrarı karşısında Şeyh Kasım gitmek için diretmenin doğru olmayacağını düşünerek gitmekten vazgeçer. Memleketi olan ve asırlardan beri sülalece yerleşik olduğu Derşevi’de mevcut emlak ve servetinden feragat ederek uzun ısrarlardan sonra gidip evini getirerek Altoğar (Altunakar) köyüne yerleşir.
Önceleri; Şeyh Salih-i Subki’nin yanında amel ederken, üstadının vefatından sonra, yine onun halifesi olan ve aynı zamanda Aktepe köyünde mukim, meşhur Nakşibendi şeyhi; Şeyh Hasan-i Nurânî’nin yanında amel etmeye başlar ve amel bitiminde de halifelik alır.
Şeyh Hasan-i Nurânî’nin vefatına yakın kendilerine sorulur; ”Sizden sonra burada bunca halifeniz ve oğlunuz var, kim postunuza oturacak?” cevab; “kimin oturacağı bellidir. Molla Kasım.” Bu cevab karşısında bazı nahoş görüşler serdedilirken, çeşitli itirazlar gelir. Zira Şeyh’in dört oğlu olduğunu, onlarında ilmi zahirde kâmil olduklarını, büyük edip ve şair olarak divan telif ettiklerini, edebiyat ve ilimde otorite olduklarını ve yabancı birini kendisine halife seçip göstermesini anlayamadıklarını belirtirler.
Bunun üzerin Şeyh Hasan-i Nurani Hazretleri; “demek ki bugüne kadar ihlâs ve manasıyla benden istifade edememişsiniz! Aksi halde ne demek istediğimi idrak ederdiniz. Elbette ki, menkul ve gayrimenkul mallarım çocuklarıma ve varislerime intikal edecektir. Ancak haiz olduğum rabıta ve hikmet emanettir O’na bırakılması manevi bir emirdir ve bu emanet ona intikal etmiştir. Halifem O’dur. Benimle irtibatını muhafaza ve devam etmek isteyenler ona biat suretiyle tahakkuk edecektir. Bundan sonra Şeyh Kasım sizin şeyhinizdir.” der ve vefatından sonra kısa bir müddet Şeyh Kasım efendi Aktepe de irşad vazifesi ve tedrisatla meşgul olduktan sonra herhangi bir tatsız olaya sebebiyet vermemek için ordan ayrılarak kendi köyü olanÇınar kazasına bağlı –Altoğar’a- (şimdiki ismi Altunakar) gelir irşad ve tedrisat görevini burada devam ettirir.
ALTUNAKAR MEDRESESİ Osmanlı idaresinde resmiyet kesbeder. İlahiyat Fakültesi mertebesinde olan bu medresenin mezunları devlet sektöründe istihdam hakkını kazanırlar. Bu nedenle her taraftan, bilhassa Ortadoğu mıntıkası Suriye, Irak ve Kafkasya’dan burada okumak için talebeler gelirdi.
Şeyh Kasım El-Enveri, Mürşidi Kamil Şeyh Hasan-i Nuraniden almış olduğu halifelik vazifesini bihakkın yerine getirerek, Kafkaslar’dan Şam’a Irak’tan Elazığ Palu kazasına ve Urfa Siverek ile Adıyaman’ın Kâhta kazasına kadar gelen ve çoğalan müritlerine gerekli irşatla; riyazat, çile, zikir, murakabe, tövbe, istiğfar, züht, tevekkül ve kanaât telkin talim ve temrini yaparak onların gerek cemiyet içinde beşeri faydalı bir uzuv ve gerekse masiva ve nefsanî zaaf ve şerden tebriye suretiyle kemale yardımcı olmaya medar cehd ve gayreti göstermiştir.
Şeyh Kasım iyi bir alim idi. Örnek olarak Şam’da; Muhammed Keftaro ve “Molla Bokalki” ailesinden meşhur alim, Şeyh Yusuf’un talebesi olması hasebi ile ilmi kariyerini gösterir birer numunedirler.
Altunakar arazisi zamanla çoğalan aile efradının, mensuplarının, müderrislerin, talebelerin ve gelen misafirlerin iaşe ve ihtiyacını karşılayamayacak duruma gelir. Bunu üzerine Şeyh Kasım Altunakar ile hemhudut olan Güzelşeyh köyünü satın almaya talip olur. Bu köy imparatorluk idaresi tarafından oraya ikamete mecbur edilen Kırım Han’larından Musa Paşa’ya temlik edilmiş, kendisine köyde yazlık-kışlık bir konak inşa edilmiş ve mıntıkanın asayiş ve idaresiyle vazifelendirilerek asalet ve mertebesine layık bir muameleye tabi tutulmuş. Musa Paşa’nın vefatından sonra oğlu İslam Bey, kısa bir zaman sonra mıntıkadan ayrılmak istediğinden köyü bütün mal varlığıyla beraber sayışa çıkarmış. Bunun üzerine Şeyh Kasım köyü satın alır ve köy Şeyh Kasım’ın oğlu ve sonrada halifesi olacak Şeyh Neytullah adına tescil edilir.
Şeyh Kasım efendi’nin 5’i erkek, 3’ü kız olmak üzere 8 çocuğu olmuştur. Bunlardan bir oğlu; Muhammed Said, kendisinden önce genç yaşta vefat etmiştir ve Şeyh Kasım çok sevdiği bu oğlunun adına şuan Altunakar da bulunan türbeyi yaptırmıştır. Diğer çocukları; Halid, Muhammed Neytullah, Muhammed Nezir, Abdulhamid’dir.
Daha sonra kendisi de vefat edince oğlunun yanına defnedilmiştir. Bölgede yaşanan sürgün olaylarında Şeyh Kasım’ın oğullarının her biri bir bölgeye sürgün edilmiş ve aile uzun zaman toparlanamamıştır.
Şeyh Kasım iyi bir alim olması yanı sıra, çok mert ve merhamet sahibi bir insan idi. Bir yıl memlekette kıtlık olur, kendisinin ise epey ekin’i vardır. Kendine yakın köyleri çağırır. Önceleri borç olarak gösterip herkese tahıl dağıtır. Geriye bir torba dolusu borç kağıdı kalır. O zamanlar soba, memlekete daha yeni geldiğinden bir tane de Şeyh efendi’nin evinde vardır. Şeyh Kasım oğlunu çağırır, sobayı yaktırır ve “borç torbasını getir” der. Oğlu derhal getirir. Şeyh efendi torbayı bitini ile sobaya boşaltır ve yakar.
Yine anlatılır ki; Şeyhin bir tarlası vardı, bir gün 10 ölçek arpa ekmiştir ve bu topraktan tam 10 yıl boyunca tohum ekmeksizin ürün almıştır. Bu mahsul bütün müridlerin yemeklerine yetti.

Bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği ve icazet verdiği en büyük talebeleri şunlardır:
Şeyh Halid-i Gülpınar (Oğludur, aynı zamanda ilimde de Mucaz’ıdır.)
Şeyh Muhammed Neytullah (oğlu)
Şeyh Yusuf (Molla Bokalki’lerden olup aynı zamanda ilimde de Mucaz’ıdır
Şeyh Muhammed Keftaro. (Bugün Suriye’oeki –Keftaro- ailesinin dedesi, aynı zamanda ilimde de Mucaz’ıdır)
Şeyh İsa Ebu Şemseddin El-Kürdi. (Aynı zamanda ilimde de Mucaz’ıdır. Suriye’de vefat etmiştir.
Şeyh Seyyid Muhammed Zilan (Şeyh Seyyid Mevlana Muhammed Halid-i Zilan Hz. Amcası)

Şeyh Kasım’ın son derece zengin bir kütüphanesi ve birçok eseri olduğunu öğrendiğimiz halde, bu eserlerden günümüze maalesef bir tanesi bile gelememiştir. Nedeni de; Şeyh Said olayları zamanındaki sürgünlerde yapılan tahribat ve yağma olayları neticesi olarak bir şey kalmamıştır, tıpkı diğer ailelerdeki gibi.
Şeyh Kasım El-Hadi (Altun Akarlı) hicri 1300 yılında Çınar kazasının Al-Toğar (Şimdiki ismi Altunakar) köyünde vefat etmiştir. Bugün aynı köyde sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Kaynak;
1- Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.140-143

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Menzil Yolu Düşleri – İslami Sohbet

Menzil Yolu Düşleri

Bu ayki yazımızı, bundan sadece on üç sene önce ahiret yolculuğuna uğurladığımız, bütün Müslümanların ‘Gönüller Sultanı’, ‘Seyda Hazretleri’ olarak tanıdığı büyük bir zatı tanımaya ve hatırlamaya hasrediyoruz.

Gönül ateşini söndürmek isteyen bir mecnun, kendini arayan bir sofi, öteler ülkesinin krallığına talip bir derviş misali düşüyoruz yollara…

Gülistan bağından bir gül’ün gölgesi düşer ümidi ile gülden düşler kuruyoruz. Dost dergâhında bir kaşık çorbanın sıcaklığını hayal ediyoruz. Semerkant’tan gelen misafirlerin sultanına yüreğini açan Menzile varmak hayalimiz.

Kimilerine göre Menzil Türkiye coğrafyasının en uzağına düşüyor, kimilerine göre gönül haritasının en yakınında kutlu bir belde. Nemrut heykelleri ile meşhur Adıyaman ilimizin Kahta ilçesinde küçük bir köy Menzil.

Menzile varmadan önce güneşin en güzel doğup battığı Nemrut dağında, Nemrut’un heykellerini görmek için yokuşa sürüyoruz düşlerimizi. Karanlığa gömülmüş bir dağın zirvesinde, güneş kendini gösterdikçe aydınlanıyor Nemrut dağının yüzü. Gün ağardığında tüm çıplaklığı ve acizliği ile başları öne düşmüş nemrut heykelleri çıkıyor ortaya.

Burada bulunan dev heykellerin sahipleri, büyüklüklerini göstermek için dev heykeller yapmışlar. Zamanın çarkları arasında kaybolan bu heykeller, günümüzde keşfedildiğinde, hepsi başlarından kırılmış olarak bulunuyor. Yukarda heykellerin ayak ve gövdeleri dimdik dururken, başları ayaklarının altına düşmesi, ibretlik bir görüntü olarak çıkıyor karşımıza. Her heykel gövdesinin ayakları altında kendi başı duruyor.

Biz de başımızı ellerimizin arasına alıp, gururumuzun, makamımızın, şöhretimizin, gençliğimizin, günahımızın hesabını yapmak için geride bırakıyoruz Nemrutları…

Nemrut Dağı’nın böğründen kıvrıla kıvrıla inen yoldan düzlüğe iniyoruz. Menzil yolu akın akın insanların her gün geçtiği bir yer. Gönül dergâhının kapısını aralayıp, benliklerini menzil kapısına paspas etmek için gelen insanlarla dolup taşıyor. İçlerinde kendilerini yakmaya çalışan nefis ateşine karşı, İbrahimî bir bahçe arayanlar için bir selamet kapısı burası.

Vicdanı ile yüzleşmek, tövbe kapısından girip sırrın ilmine vakıf olmak için Türkiye’nin ve dünyanın her yerinden insan Menzil yoluna düşüyor.

Menzil’e Varmak

Menzil’i Menzil yapan ne taşı, ne toprağı. Menzil’de yaşamış ve yaşayan gönül dostlarıdır. Es-Seyyid Abdulhakim Hüseyni, meşhur ismiyle Gavs Hazretleri ve onun oğlu Sultan Seyyid Muhammed Raşid, (Seyda) Hazretlerinin burada irşatta bulunmasıdır Menzil’i Menzil yapan. (Allah sırlarını yüceltsin)
(IMG:http://www.gulistandergisi.com/resimler/R701802.JPG)
İkisinin de türbesi burada yan yana sonsuzluk kapısı gibi duruyor.
Her yanı bin bir çeşit gül ile kaplı gül bahçesinin içerisindeki bu Markad-ı Şerifi ziyarete gelen Müslümanlar, her gün Gavs, Seyda ve bütün Müslümanlar için dua etmekteler. Türbe diğer türbelerden çok farklı olarak daha güzel bir mimari ile yapılmış. Her yanı tertemiz. Bahçesindeki kabirlerde, yüreğini bu vuslat yoluna adamış sofiler yatmakta.

Menzil çeşmesinden, gönüllerine huzur aktaran bu insanların kalplerinde Sultan Seyda Muhammed Raşit Hazretleri, yaşadığı yıllarda gönülden gönüle akacak huzur arkları açmış. Menzil toprağında sevgi tohumları eken bu insanı, daha yakından tanımak, tanıtmak, anlamak ve anlatmak istiyorum.

Hüzün Yılları
Yaşadığı yıllarda, kendisini ziyarete gelen insanlara sevmeyi, tövbeyi, hoşgörüyü, barışı, kardeşliği, dostluğu tavsiye etmiş. İnsanı sevmekten, ona hizmet etmekten başka yol bilmeyen ilim ehli insanlar gibi onun da kapısına dayanılmış. 12 Eylül olarak bilinen hüzün misali sarı yıllarda, kardeş kardeşi vururken, onun dergâhında sevgi mayalanmış, kardeşlik mayalanmış geleceğe.

Ancak, etrafına güzellik tohumları ekmekten başka bir şeyle meşgul olmayan bu insan, halkın gösterdiği teveccühten rahatsız olan devrin yöneticileri tarafından sürgüne gönderilmiş. 1983 yılının Mart ayında Gökçeada ‘da mecburi ikamete tabi tutulmuş. On sekiz ay süren Gökçeada’daki sürgün hayatı, çok sıkıntılı ve zahmetli geçmiş.
Seyda Hazretleri sürgün yıllarında, sadece akrabaları ve yakın birkaç talebesinden başka kimseyle görüştürülmemiş. Merkezi idare, Seyda Hazretlerini Gökçeada’dan sonra Ankara’ya nakledip, 16 ay gözetim altında tuttuktan sonra, tekrar irşad merkezi olan Menzil’e dönmesine müsaade etmiş.
Hayatını irşada adayan Seyda Hazretleri, yüzbinlerce insanı günah bataklığından kurtarıp ebedi hayatın nur iklimine yelken açmalarını sağlamış. Dünyanın her köşesinden, her yaştan, her mevkiden, her renkten insan tövbe ederek, Seyda’nın önünde diz bükmüş. Onun himmet ve duaları sayesinde; Allah’a kul, peygambere ümmet olmanın hazzını yaşamış.
(IMG:http://www.gulistandergisi.com/resimler/R701803.JPG)
Faniye Veda
İnsanları irşad edip gönülleri nurlandırmayı bir hayat tarzı olarak benimsemiş, Rabbimizin seçkin kullarından Seyda hazretleri, 1990 yılının Ramazan bayramında talebeleri ile bayramlaşırken, zehirli bir enjektörle kendisine suikast yapılır. Vücuduna şırınga edilen zehir sebebiyle uzun süre ıstırap çeker. Ama o yine de kendisine bu zulmü yapanları affeder ve sevenlerinden suikastçiye dokunulmamasını ister. Seyda hazretleri, şeker ve yüksek tansiyon hastalığı sebebiyle senelerce tedavi görür.

Nemrutların İbrahimleri yakmak için ateş yaktığı hüzünlü yıllarda, o, sevmeyi, sevilmeyi anlatan gül bahçelerinde Yunus misali, vurana elsiz, konuşana dilsiz, rahmet kapısında umut bekleyen sofiler yetiştirir.
Mevsimlerin sararıp solduğu hüzün aylarında, onu sevenlerin yüreğine de bir kor düşer… Ekim’in 22’sinde, 1993 yılında, Cuma günü, 63 yaşında, Ankara’da sonsuzluk kervanına katılır.

İrşad Usulü
Seyda Hazretleri Nakşibendî geleneğine göre irşadını üç temel üzerine kurmuştu; tövbe, ilim ve zikir. Ömrünü bu üç temel üzere yaşamış ve talebelerini bu düsturla yetiştirmeye çalışmıştır.

Tövbe ve Telkin
Seyda Hazretleri talebeleri ile önce elele tutup be’yat almak suretiyle tövbe telkin ediyordu. Bu Hz. Resulullah’ın Akabe ve Rıdvan bi’atlarında ashabı ile yaptığı bir uygulama idi. Seyda da bu şekilde yaparak, mutaabatta hep örnek edindiği Resulullah (sallallahu aleyhi veselem)’in bir sünnetini daha yerine getiriyordu. Bazı zamanlar, fazla kalabalıktan dolayı tek tek tövbe zor olup, vakit yetmediği için iki elini uzatarak, sığabildiği kadar insana grup grup tövbe veriyordu.

Kadınların tövbe ve intisabı, genelde tövbe tarifi için görevlendirilen kadın görevliler tarafından yaptırılıyordu. Hazret, kadınların intisabını ancak kapı veya perde arkasından sözlü olarak kabul ediyor, mahremi olmayan kadınların elini asla tutmuyor, onlarla yüz yüze görüşmüyordu.

İlmi Teşvik
Seyyid Muhammed Raşid, ilim tahsil eden ve öğreteni çok severdi. İlim tahsili konusunda kişinin kendi cemaatinden olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında şu uyarılarda bulunmuştur: “Ey Allah’ın kulları; Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisü’l-enbiya olursa!

Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en muttaki alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır. Osmanlıya bakınız, ne idi ne oldu?”

Zikir
Seyda Hazretleri, Nakşibendi olması hasebi ile gizli (sessiz ve kalble) zikri, üç kademeli olarak telkin ederdi: 1. Kalb zikri. 2. Letâif zikri. 3. Nefy-u isbat zikri.

Kalb ve letaif zikirlerinde Lafza-i Celal (Allah) zikrini, Nefy-u İspat’ta ise usul gereği Kelime-i Tevhid (La ilahe illallah) zikrini ders olarak verirdi. Sünnete uyulmasını şiddetle tavsiye eder, adab ve erkana riayete önem verirdi. Zaten O’nun yanına kim giderse gitsin, ister içki ister uyuşturucu mübtelası olsun, bu kötü huylardan kurtulur, ahvali edebe inkilab ederdi. Allah insanları onun vesilesi ile hidayet ediyordu. Bunun binlerce şahidi halen aramızda yaşamakta, menkibeleri dilden dile dolaşmaktadır.

Yapılan zikirlerden maksad sevap kazanmak değil, İlahi muhabbeti hak etmek, aşıklar kervanında bir yolcu olarak vuslata ermekti…

(IMG:http://www.gulistandergisi.com/resimler/R701805.JPG)
Sohbet
Seyda Hazretleri (k.s.) hakkında en çok sarf edilen sözlerden birisi: “Niçin sohbet yapmıyor?” idi. Hemen her zaman duyulan bu itham tam olarak gerçekleri yansıtmıyordu. İrşadının başlangıcından beri çevresinde bulunanların şahadetine göre, ilk yıllarda akşam ile yatsı namazları arasında mazeretleri dışında cemaate düzenli olarak sohbette bulunurdu.

Bu durum ziyaretçilerin akın akın gelip, akşam namazından saatler sonrasına kadar süren tevbe ve tarikat telkinine kadar devam etmiştir. Seyda Hazretleri bundan sonra sohbet etmeye zaman bulamamıştır. Ancak özel durumlar veya seyahatlerde, uygun anlarda nadiren sohbette bulunmuşlardır.

Zaten kendisi de daha önceleri sohbetin zahiri sözlerinin değil, manevi tasarruf gücünün önemli olduğunu; esas gücün mürşid-i kamilin meclisteki cemaate tasarrufatıyla ortaya çıktığını söylemişti. Zahiri sözle tesir olsaydı vaiz ve hocaların kalabalık camilerdeki halka hitaplarının etkili olması gerektiğinden bahsederek şu şekilde buyurmuşlardı: “Sohbet bir eğlencedir. Nasıl ki üç-dört yaşındaki çocukları lafla eğlendirirler, mükafatlandırırlar veya kandırırlar ise sohbette büyükleri cennetten bahsedip neşelendirmek, cehennemden bahsedip korkutmak içindir. Salikleri başlangıçta tarikata alıştırmak için sohbet yapılır…

İrşad sohbetle değil manevi tasarruf iledir, Şayet irşad sohbetle olsaydı, binlerce vaiz, hatip ve konuşması güzel kimselerin birer mürşid olup irşad makamında oturmaları icab ederdi. Tam tersine, Gavs-ı Hizani gibi zatların çok az sohbetle çok geniş kitleleri irşad etmeleri irşadın zahiri sözle değil, batıni olan manevî tasarrufla olduğunun işaretidir. Sohbet ise manevî tasarrufa zemin hazırlayan, talibde alma gücünü kuvvetlendiren bir araçtır. Zaten bu zamanın insanlarını sadatın himmeti ve manevî tasarrufu olmadan düzeltmek çok zordur. Çünkü fesad çoğalmış, her tarafı zorluk ve günahlar sarmıştır…”
(IMG:http://www.gulistandergisi.com/resimler/R701806.JPG)
Kerametlerinden Bazıları

* Seyda Hazretlerinin kucağına 5-6 yaşlarında bir çocuk verdiler. Solgun, halsiz, dili dışarı sarkmış olan çocuk muhtemelen felçliydi. Mübarek, çocuğa bir şeyler söyledi, tebessüm etti. Bir müddet sonra çocuğu yanındakilere uzattı. Herkes şaşırmıştı. Çocuk canlanmıştı, kollarını ellerini oynatıyordu. Yakınları çocuğu birbirine veriyor, sonsuz bir şekilde seviniyorlardı.

* Bir gün 83 yaşında bir zat, Seyda Hazretlerinin meclisine geldi. Bu zatın bazı söz ve hallerini oradakiler beğenmeyip tenkit ettiler. Bu zat o zaman şöyle demişti: “Ben bu yaşıma kadar dinin hiçbir emrini yapmadım. Aşırı derecede sarhoş olduğum bir gün, dostlarım beni buraya getirmişler ve Seyda Hazretlerinin ( k.s.) elini öptürüp banyo yaptırdıktan sonra caminin altına yatırmışlar. Sabah uyandığımda tanımadığım bir çevre ve insanlarla karşılaştım. Seyda Hazretlerini (k.s.) gördüğümde ayak parmaklarımdan bir nur girip bütün vücudumu kapladı. Bu nur beni o halimden bu halime çevirdi. Ben şimdi on yedi günlüğüm.” İşte evliyanın nazari cezbeyi doğurdu. Cezbe de ilahi aşk ve muhabbeti meydana getirerek bu kişiyi, Allah (c.c.)’a dönüp, dinini öğrenip yaşayan biri haline getirdi.

* Seyda Hazretlerinin (k.s.) Ankara’ya teşrif ettikleri zamandı. Binlerce kişi bulunduğu yerde toplanmış tövbe ediyorlardı. Ben de sıram geldiğinde elini tuttum, tövbeye başladım, sonra başımı kaldırıp bakınca hayretler içinde kaldım. Orada o zatın yerinde sadece ve sadece bembeyaz bir görüntü vardı. Tövbe bittiğinde tekrar bakınca, eski haliyle gördüm.

* Eklem romatizması denilen ayaklarımı, ellerimi, boynumu ve bütün vücudumu ağrıtan ve oynatmayan hastalıktan muzdariptim. Tedaviye rağmen yazı yazamıyor, boynumu oynatamıyor, yürüyemiyordum. Ömrüm boyunca hastalığımın devam edeceğine kanaat getirmiştim. Seyda Hazretlerini ( k.s.) ziyaret ettiğim bir sırada yine ağrılarım dayanılmaz bir haldeydi. Ağlayarak bu sıkıntıdan kurtulmak için Rabbime dua ettim. Akşam tövbe aldım, hava serindi, soğuk suyla gusül aldım, sonra uyudum. Sabah namazına kalktığımda ağrılarımdan eser yoktu. O günden sonra bir daha eklem hastalığı görmedim.

Nasıl Gidilir?

Menzil’e, Adıyaman ilinin Kahta ilçesinden gidilir. Adıyaman’a karayolu ile ulaşmak mümkündür. Havayolu ile de Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep veya Malatya illerine, oradan da karayolu ile Kahta’dan Menzil’e varmak mümkündür.

Sultan Seyyid Muhammed Raşid (ks) Kimdir?

Muhammed Raşid Hz. 23 Mart 1930 yılında Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyaya geldi. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim el-Hüseyni ve dedeleri ilim ehli olup, Peygamber (sav) Efendimizin nesebinden gelen seyyidlerdir. Hazret daha çok “Seyda” ve “Sultan Hazretleri” unvanlarıyla anılmış ve tanınmıştır.

Muhammed Raşid Hazretleri ilk ilim hayatına babasının yanında başladı. Babasından sonra Güneydoğu’da meşhur olan molla Muhyiddin, molla Nasır, molla Ramazan ve molla Abdulbaki’den sarf, nahiv, mantık, belagat gibi âlet ilimlerinin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı.

Seyyid Abdulhakim el-Hüseyini Hazretleri’nin oğlu olması münasebetiyle, ilim öğrenip talebe yetiştirmenin yanında, tekke hizmetleriyle de meşgul oldu.

Seyda Hazretlerinin ömrü üç devreye ayrılabilir. Birinci devre; 1968 yılına kadar olan ilimle meşguliyet. İkinci devre; 1968/1972 yılları arasında devam eden tekke hizmeti. Yani babasının misafirlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için hem bedenen hem de ilmen onlarla alakadar olma. Üçüncü devre; 1972’de şeyhi ve babasının vefatından sonra onun vasiyetleri ve işaretleriyle başlayıp, 22 Ekim 1993’te vefatına kadar devam etti. İrşad merkezi, Adıyaman ilinin Kahta kazasına bağlı Menzil köyünde babasının yanındaki türbede yatmaktadır.
HASAN MAHİR( alıntıdır)

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet