ensar kardeşler dua,muhteşem bir dua gözyaşlarınızı tutamıycaksınız (ensar kardeşler) mutlaka dinleyin

ensar kardeşler dua,muhteşem bir dua gözyaşlarınızı tutamıycaksınız (ensar kardeşler) mutlaka dinleyin,

ensar kardeşler dua,muhteşem bir dua gözyaşlarınızı tutamıycaksınız (ensar kardeşler) mutlaka dinleyin,

Degerli ilahi seven ziyaretçilerimiz bu içerigimzde turan turgut ilahilerinden çok sevdigim ve
dinledigim bir ilahi olan döndür yarab ilahisini sizlere tanitiyoruz. ilahiler indirme linki yoktur
tanitim amaçlidir iyi dinlemeler,

dini sohbet,nur sohbet,nur chat,islamiyet,islami sohbet,dini sohbetler

İman ve yalan,Dini Sohbet

İman ve yalan

Meyve Risâlesinde, Âyetü’l-Kürsî’nin tetimmesi olan âyette ebcet hesâbı ile 1417 tarihi çıkıyor. Bu tarihin hükmü ve mânâsı nedir?”

On Birinci Mes’elenin Haşiyesinin Bir Lâhikasına kaynaklık eden âyet Âyetü’l-Kürsî’den sonra gelen iki âyettir. Mânâları şöyledir: “Dinde zorlama yoktur. Artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Kim insanları Allah’ın yolundan saptırıp isyana sürükleyen ve birer mâbud gibi kıymet verilen tâğûtları reddeder ve Allah’a iman ederse, işte o kopmaz ve kırılmaz sapa sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi eksiksiz bilendir. Allah îmân edenlerin dostu ve yardımcısıdır. Onları inkâr karanlıklarından kurtarıp hidâyet nûruna kavuşturur. İnkâr edenlerin dostu ise tâğûtlarıdır; onları îmân nûrundan mahrum bırakıp inkâr karanlıklarına sürükler. İşte onlar Cehennem ateşinin ehlidir. Orada ebediyen kalacaklardır.”1

Âyet, dinde zorlama olmadığını, hak ile bâtılın birbirinden iyice ayrıldığını, tâğûtları reddeden ve Allah’a îmân edenlerin kopmaz bir kulpa yapışmış olacağını, îmân edenlerin dostlarının Allah olduğunu, inkâr edenlerin ise tâğûtlarını dost edinmiş olacaklarını gündeme alan mesajlarıyla sanki çağımıza husûsî bir biçimde hem şefkatle, hem de tokatla bakıyor gibidir. Üstad Hazretleri de bu iki âyetten ebced hesabıyla çağımıza bakan tarihler çıkarır.2 Bu tarihlerden birisi de, “İnkâr edenlerin dostu tâğûtlardır” cümlesinin ebced hesabı ile karşılığı olan 1417 tarihidir. Ki, içinde bulunduğumuz rûmî yıl 1418; hicrî yıl ise 1423’tür.

İnsan îmân ettiğinde, Allah yolunda kopmaz bir ip olan Allah’ın kitabına sımsıkı bağlanır. İnkâr ettiğinde de, kendisine bağlanacağı, inanacağı, kulu ve kölesi olacağı bir “tâğût” bulur. Yani ya Allah’a îmân eder, Allah’ın kulu ve kölesi olur, yalnız O’na ibâdet eder, yalnız O’na sığınır ve yalnız O’ndan yardım ister. O’nun için yaşar, O’na döneceğini ve O’na hesap vereceğini bilir. O’na ve O’nun dînine hizmet eder. Ya da Allah’a îmân ve itaat etmez, ama dünyevî putların kölesi olmaktan da kendini kurtaramaz.

Yani, yol ikidir. İnsan, iki yoldan birisini tercih etmekle mükelleftir. Allah’a îmân ederse Allah’ı dostu bulacak, Allah’a dost olacak, Allah’ı sevecek, Allah’ın rızâsını arayacak, Allah tarafından sevilecek ve Allah’tan yardım görecek; Allah’ı bırakıp tâğûtları tercih ederse, aydınlıktan karanlığa çıkacak, tâğûtları tokatları gibi yüzünde şaklayacak. Yani bir yanda Allah’a îmân, itaat ve teslîmiyet, diğer yanda tâğûtlar. Bu, tarih boyunca böyle ola gelmiştir.

Demek insan Allah’a iman etmemekle kolay ve hafif bir yol bulduğunu boşuna zannetmektedir. Aslında en zor ve en çetrefilli çıkmaz bir sokakta yuvarlanmaktadır. Dünyevî putların kahrını çekmek daha zor ve daha sıkıntılıdır çünkü. Kendisine karşı kusur işlediğinde affı ve bağışlaması yoktur. Yağcılık yaptığında şefkatini, merhametini ve mükâfatını görmez.

İnşaallah; “Allah’a iman” noktasında dünya çapında bahar sancıları yaşıyoruz. Baharda bereket ve hayat getiren fırtınalar ve tecelliler bazen ağır gelebilir, şiddetli olabilir, can yakabilir, göz yaşartabilir. Ama dünyada dünya için yaşamıyoruz. Allah için varız ve Allah’a döndürüleceğiz. O halde vereceğimiz bedel, göreceğimiz mükâfat yanında elbette çok ucuz düşecektir. Çünkü Allah cömerttir, Allah zengindir, Allah kadir-kıymet bilendir, Allah en iyisiyle karşılık verendir, Allah ihsan ve ikram edendir, Allah unutmayandır, Allah ölümsüzdür. Allah inananlarla beraberdir.

Bununla berâber, Cenâb-ı Hakkın, îmân, hidâyet, huzur ve muvaffakiyet nimetlerini bize pahalı vermemesi, elbette duâmız ve dileğimizdir. Binâenaleyh, verilen bu tarihleri gelecek bahar noktasında hayra yormalı ve vazifemize devâm etmeliyiz.

Dipnotlar:

1- Bakara Sûresi, 2/256, 257;

2- Asâ-yı Mûsâ, s. 79.

nur sohbet,nur chat,islami sohbet,dini sohbet,islami sohbetler,islami forum

Hz. Muhammed sav'in DIlinden Cennet : Cennetteki Üstünlük Ve Kusursuzluk,Dini Sohbet

Hz. Muhammed sav’in DIlinden Cennet : Cennetteki Üstünlük Ve Kusursuzluk,Dini Sohbet,

Cennetteki üstünlük ve kusursuzluk insanın dünya hayatı boyunca arayışı içinde olup, yaşayamadığı bir güzelliktir. Dolayısıyla tüm bu nimetlerin yanı sıra dünyada cennete özlem duyup ona layık olabilme umudunu hissedebilmek ve Rabbimiz’in cennet vaadinin neşesini yaşamak çok büyük bir nimettir.
Elbette müminlerin cennette sahip olacağı özellikler bu belgeselde izleyeceklerinizle sınırlı değildir. Allah müminlere yaptıklarının karşılığını en güzeliyle cennette verecektir.
Allah bir ayette cennet ehlinin şükür ve mutluluk içinde olduklarını şöyle bildirmektedir:
(Onlar da) Dediler ki: “Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.” (Zümer Suresi, 74)

Peygamber Efendimizin Miraç'ta Gördükleri – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet

Peygamber Efendimizin Miraç’ta Gördükleri – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet,

Hz. Muhammed (SAV) Efendimizin Miraç’ta gördükleri. Nihat Hatipoğlunun dilinden dinleyeceksiniz. Bu videoyu mümkün oldukça paylaşalım

Hz.Mus'ab Bin Umeyr (Radıyallahu Anh) – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet

Hz.Mus’ab Bin Umeyr (Radıyallahu Anh) – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet

Nihat Hatipoğlu dinle, Nihat Hatipoğlu izle, Nihat Hatipoğlu, Hz.Musab Bin Umeyr (Radıyallahu Anh) – Nihat Hatipoğlu, Hz.Musab Bin Umeyr …

Cihad ve hayra sebep olmak ,islami sohbet

Cihad ve hayra sebep olmak ,islami sohbet

Burada İngilizce öğretmenliğinde okuyorum. Karşılaştığım bazı sorular var. Cevaplarsanız sevinirim: Burada İslâmiyet deyince insanların aklına saldırı ve terör geliyor. Ne yazık ki, buna cihad diyen kimi Müslümanlar da var. Oysa biz nur talebeleri cihadı farklı anlıyoruz. Bu farklı anlamaların kaynağı nedir? Yani Kur’ân’da tam olarak nasıl geçiyor da insanlar farklı anlıyorlar?”

Kur’ân buyuruyor ki: “Allah’a ve Resûlüne iman eder, Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihad edersiniz.”1 Ayette geçen cihad, Allah’ın adını yükseltmek ve duyurmak için, Allah’ın adının bilinmediği diyarlarda yapılan her türlü çalışmayı kapsar. Bu eskiden kılıçla, silahla yapılmış; çünkü düşmanlar kılıçlı, silahlı imişler. Fakat gayr-i Müslimler silahlı değilse, cihad silâhla yapılmaz. Allah’ın adının bilinmediği diyarlarda yaşayanların, Allah’ın adını duyurmak için, silâhsız ve medenî olarak yaptıkları muhtelif çalışmaların hepsine birden cihad denir ve bütün bu çalışmalar yukarıdaki ayetten hissesini alırlar.

Şüphesiz cihad, din ve vicdan hürriyetini kısıtlayan bir ilke değildir, zor kullanmak değildir, terör hiç değildir. Yoksa, teklif sırrına zıt bir iş olur ki, dîn buna müsaade etmez. Cihadda hür irâdeyi korumak, kollamak ve hür irâde ile tercih yapılmasını sağlamak esastır.

Asrımızda cihadın şeklini Bediüzzaman Hazretleri tesbit etmiş ve maddî cihadın, yerini manevî cihada bıraktığını ifade etmiştir. Artık silâh ve kılıç yerine, hakiki medeniyet ve hakkaniyetin mânevî kılıcı ile 2, yani “îmân-ı tahkîkî” kılıcı ile, yani imanı öğrenerek, yaşayarak ve başkasına ikna ile ileterek3 cihad yapılacaktır. Bediüzzaman Hazretleri yukarıdaki âyeti böyle tefsir etmiştir.

Dipnotlar:
1- Saf Sûresi: 11.
2- Tarihçe-i Hayat, s. 83.
3- Şuâlar, s. 243.

 
dini sohbet,dini chat,islami sohbet,islami chat,nur sohbet,nur chat,dini forum