Sanal Fırsatçılar

İslami Sohbet sitemizin birbirinden değerli okuyucuları; tasarrufumuz altında bir kaç tane domain (site) var bunlarla gücümüz yettiğince uğraşıyoruz, bazen de işlerimizin yoğunluğundan dolayı ilgilenemiyoruz. İslamnurusohbet.net sitemiz de bunlardan birisidir. Bazı domain simsarları veya rakip site sahipleri, bizim domainimizin süresinin ne zaman sona ereceğini bizden daha iyi biliyor ve fırsat kolluyor, ah diyor şu UsTa’nın domaini düşse de hemen kapsam üzerime geçirsem..Bu domain simsarlarından birisi de tevhidedavet net sitesinin sahibi HUZURA_DOGRU rumuzunu kullanan şahsiyetsiz, embesil mahluk. Buradan sana sesleniyorum şahsiyetsiz herif, eğer islamnurusohbet.net sitesini almak istiyorsan hemen bin lirayı hazırla sana satayım, aksi takdirde daha çok beklersin. Bir başka makalede görüşmek üzere hoşçakalın değerli dostlar

Yirmi Kubbeli Cami

Tarih: 1992-07-04

Adım Sadettin Bingöl. 1956 Isparta doğumluyum. Bir ortaokulda Fen Bilgisi öğretmeniyim. 1979’da evlendim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen çocuğumuz olmamıştı. O zaman doğumevinde ebe hemşire olarak çalışan eşim, muayene olmamızı istedi. Muayene olduk ve gerçekten benim sorunum vardı. Önce Isparta’daki doktorların tedavilerini iki yıl süreyle uyguladım. Sonra Ankara’da bir profesörün tedavisini, daha sonra da İstanbul’da bir doktorun ve nihayet İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesinin uzun süreli tedavilerini uyguladım. Aradan üç yıl daha geçti. Bir sonuç alamadım. Tedavileri de bıraktım. Fakat Allah (cc)’dan hiç bir zaman umut kesmedim.
Bu sıralarda hayatım Allah (cc)’ın razı olacağı şekilde değildi. Sadece cuma namazlarını kılıyordum. Vakitlerimin çoğunu kahvehanelerde geçiriyordum. Ağabeyim (Allah ondan razı olsun) Güneydoğu’da gittiği “Allah Dostu”nun yanına götürmek istiyordu. Çocuğunun olmadığını söyler, duasını alırız diyordu. Fakat nefis ve şeytan benim gitmemi engelliyordu. Bu şekilde iki sene daha geçti. Nihayet 9 Mayıs 1986’da Güneydoğu’daki “Allah Dostu”nun sevenleriyle tanışmak nasip oldu. Mübareği 22 Haziran 1986’da ziyarete gittiğimde, çocuğumun olmadığını söyledim. Heyecandan ne başka bir şey söyleyebildim ne de Mübareğin cevabını anlayabildim. Daha sonra yanımızda bulunan Ispartalı seveni hadi gözün aydın Mübarek “İnşallah olur” dediğini bana aktardı. Allah dostlarının duası Allah (cc) katında daha makbuldü ve benim kaderimde evlat sahibi olmak varsa Allah (cc) Mübareğin duasıyla verir. İnşallah diye düşünmeye başlamıştım artık. Daha sonra eşimle beraber gittiğimiz ziyaret dönüşünde eşim uyur uyanık haldeyken mübareği görmüş ve “Yavrum dün gece sizin için çok dua ettim, Allah (cc) inşallah size çocuk verecek” dediğini söyleyerek uyandı. Artık bundan sonra her an çocuk bekler olmuştuk. Mübareği tanıdıktan sonra Allah (cc)’a karşı olan kulluk vazifelerimizi gücümüzün yettiği kadar yapmaya başlamıştık. Eşim başı açık çalışmamak için istifa etti, eski arkadaşlarımızı terk ettik. Kısacası hayatımızı yeniden düzene koyduk. Böylece evimize huzur ve bereket gelmişti.
Nihayet eşimin rüya görmesinden 1,5 sene sonra hamile kaldı, bu sefer ebe hemşire olan eşim, ileri yaşlarda olacak ilk doğumun zor olacağını, hatta sezeryan dahi olabileceğini düşünerek sıkıntı içindeydi. Mübareğin himmeti yine devam ediyordu. Bir gün Mübarek eşime rüyasında “Üzülme kızım, doğumun kolay olacak, çabuk olacak” diye söyledi. Gerçekten de 25 Ekim 1988’de kolay ve çabuk doğan bir oğlumuz oldu. Çocuğun adını koymak Mübareğin hakkı idi ve Muhammed-ül Emin koydu.
Allah (cc) çocuğu olmayan kardeşlerimize de evlat nasip etsin. Allah (cc) dostlarını başımızdan eksik etmesin. Bizleri de kıymetini bilenden etsin… Amin…

 

islami sohbet, dini sohbet dinle, dini sohbet videoları, kanal 7 sohbet, seviyeli sohbet, dini sohbet konuları, dini chat, dini sohbet odaları

Kes Traşı İcraata Bak

Evet sevgili okuyucular, İsrail günlerdir süren hava harekatının ardından kara harekatını başlattı. Çocuk, genç, kadın, kız demeden katliamlarına bir yenisini daha ekliyor, masum insanları hedef alıyor, çocukların üzerine bombalar atıyor. Tüm dünya orantısız güç kullanan İsrail Devletini sadece seyrediyor. Seyretmekle kalmayıp bazı ülkeler açıkça destek veriyor. Gizli Müslüman! olduğu söylenen Obama bile İsrail Devletine hak veriyor. Almanya ve Fransa açıkça İsraili destekliyor.
Tam da bu sırada iki Güney Amerika ülkesi dikkatleri üzerine topluyor. Venezuela ve Şili
Venezuella israil büyükelçisini sınırdışı etmiş, Şili ise israil ile tüm ticari ilişkilerini kestiğini duyurdu. Bu ülkeleri tebrik ediyorum, ayakta alkışlıyorum. Bizim islam ümmeti aval aval baksın, hani ümmet ? hani islam? hani tüm müslümanlar kardeşti? Bu işler Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında oy toplama uğruna İsrail devletine yönelik şovenist söylemlerle olmuyor sayın Başbakan! Traşı kes icraata bak, ziraa fazla traş cilt bozarmış! Lafa gelince Venezuela ve Şiliye gavur dersiniz, ama bana göre insanlığa en yakın iki ülke bu, siz müslüman oldunuz da ne yaptınız ALLAH aşkına?
Sayın Başbakanımızdan benim hiç bir umudum ve beklentim yoktur. Terör bitsin, kan dursun diye neredeyse örgüt yandaşlarıyla ve örgüt başıyla kucaklaşacak kadar aciz bir duruma düştü.
Günlerdir IŞİD denilen kanlı örgütün elinde rehin tutulan vatandaşlarımızı kurtarmak için hiç bir siyasi veya askeri planı yok, sadece televizyonlardan IŞİD’e yalvarıyor. Ne olursunuz vatandaşlarımızı bırakın, Allah’ınızı severseniz bırakın, eğer bırakırsanız size elma şekeri alacam!
Kendi ülkesindeki sorunları halledememiş bir başbakanın İsraile yaptırım uygulaması, ticari ilişkileri kesmesi veya boykot uygulaması akıl ve mantığa yatkın gelmiyor.
Güya müslüman bir ülkeyiz ama, başta Türkiye olmak üzere diğer müslüman ülkelerin tavrına bakınca Şili ve Venezuelaya iltica edesim geldi.

Sürüngen Hareketleri – İslami Sohbet

Tek hücrelilerden balinalara kadar bütün canlılar, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için hareket etmeye programlanmıştır. Yaşadığı yer, beslenme şekli ve ihtiyaçları farklı olan her canlının hareket kabiliyeti de birbirinden farklıdır. Yürümek, uçmak, yüzmek, sürünmek veya tüneller kazarak ilerlemek bunlardan birkaçıdır. Canlılar, bu hareketleri yapmalarını sağlayacak ayak, kanat, yüzgeç, pençe gibi uzuvlarla donatılmıştır.

Canlıların hareketi, çok sayıda yapının uyumlu bir şekilde çalışması neticesinde sağlanmaktadır. Bu yapıların bütününe “hareket sistemi” adı verilir. Bu sistemi teşkil eden yapılar birbirine benzerdir; ancak canlının vücudunda bulunduğu yerler, sayı ve münasebetleri bakımından farklılıklar arz eder.

Allah (celle celâluhu), tek hücreli canlıların dahi ihtiyaçlarını gözetmiş ve karşılamıştır. Kimine, paramesyumdaki (terliksi hayvan) gibi siller (tüycükler), öglenadaki gibi kamçılar verirken, kimine de sitoplâzmalarında bulunan ve kasılıp gevşeme özelliği olan proteinler vasıtasıyla anlık kullanabilecekleri “yalancı ayaklar” vermiştir. Sadece tek hücreliler değil, diğer birçok canlı da yürümeyi sağlayan el-ayak gibi uzuvları olmadığı hâlde veyahut ortamına göre uzuvlarını kullanmadan, hareket edebilmektedir. Bazı kertenkelelerin kumlu yüzeylerde hareket edebilmek için ayaklarını kullanmadığı, gövdesinin üzerine kıvrılarak veya sürünerek yol aldığı bilinmektedir. Yılanlar, yumuşakçalar ve solucanlar ise, el-ayak gibi bir uzuv taşımamaktadır. Bu canlıların uzun ve esnek yaratılmış gövdeleri; üzerinde kıvrılmak suretiyle ilerlemelerini, dar çatlaklara girebilmelerini, toprağın altında veya bir diğer canlının sindirim sisteminde (parazitler) rahatlıkla hareket edebilmelerini kolaylaştırmaktadır. Bu canlılardan bazıları, Sâni-i Hakîm’in bahşetmiş olduğu kabiliyetlerle saniyede boylarının birkaç katı mesafeyi alabilmektedir.

Gövdesinin üzerinde sürünerek ilerleyen canlılar, vücutlarını ancak belirli şekillerde hareket ettirdikleri takdirde, ağırlık merkezlerini ileriye doğru itebilir. Dalgalı hareketlerle ilerleyen bu hayvanların öne doğru asgari bir hareketinin olabilmesi için, ortamdaki vücut ve sürtünme kuvvetlerinin bileşkesinin ileriye doğru olması gerekir. Bu hayvanların belirli bir sürate ulaşabilmesi, uygulanan bileşke kuvvetinin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. 

Sürüngenlerin karada yaptığı hareketlerde, hareket bileşenlerinden olan sürtünme kuvvetlerinin büyüklüğü yanında, vücudun atalet (eylemsizlik) kuvvetleri ihmal edilebilir. Yani böyle bir canlının karada hareketini durdurmak için kıvrılmayı bırakması yeterlidir; çünkü burada sürtünme kuvveti oldukça fazladır. Bununla birlikte, sudaki bir yılan, kıvrılmayı bıraksa dahi atalet kanunundan dolayı mevcut hızı sebebiyle bir müddet daha ilerlemeye devam edecektir. Buna rağmen karada ve suda ilerleyebilen bazı yılan türleri, karadan suya veya sudan karaya geçtiklerinde, hareketlerini aynı süratte devam ettirebilmektedir. Oysa bizim en düşük süratte dahi olsa hareket hâlindeki bir vasıtadan inerken dengemizi kurmamız zaman almaktadır.

Kuzey Afrika çöllerinde yaşayan kumbalığı kertenkelesi, yarım saniyede vücudunu tamamen kuma gömebilmekte ve kumun içerisinde saniyede boyunun iki katı mesafe alabilecek hızda ilerleyebilmektedir. Dışarıdayken hareket etmek için uzuvlarını kullanan bu kertenkele, kuma gömüldüğünde ayaklarını vücudunun yanlarında sabit bir şekilde tutmakta ve sadece vücuduyla yılankavi dalgalar çizerek ilerlemektedir.

Yılanlar ve bazı kertenkele türlerinin harikulade hareketleri, mantığımızı oldukça zorlamaktadır. Boyları 10 santimetre ile 10 metre arasında değişen yılanların vücut mimarisi temelde benzerdir: sert pul ve plâklarla kaplı, tüp biçiminde esnek bir gövde.

El-ayak gibi uzuvları olmadan dik bir şekilde ağaçlara çıkabilmeleri, karada ilerlerken hareket şeklini değiştirmeden suya dalıp suda da ilerleyebilmeleri ve bazılarının, iki metre uzunluğundaki kara mamba yılanı gibi, saniyede beş metre hız yapabilmeleri bu harika varlıklara bahşedilen üstün özelliklerden birkaçıdır.

Yılanların sırt kısımlarındaki baklava dilimine benzeyen pullar, karın bölgesinde ise arka ve yan istikametlerden destek alarak öne hareketlerini kolaylaştıran ince uzun şeritler şeklinde yerleştirilmiş plâklar olduğu görülür. Yılanların derisi sürtünmeye mukavemetli olduğu gibi çok da sert değildir. Pul ve plâklarla kaplı bir deri bahşedilmiş olduğundan, yılan hem kolayca kıvrılabilmekte, hem de sürünürken derisi tahriş olmamaktadır. Bu canlıların narkozla uyutulmasıyla yapılan incelemelerde, pulların tanzim şeklinden dolayı öne doğru kolayca hareket edebildikleri, yana doğru çekildiklerinde ise, hareketlerinin zorlaştığı belirlenmiştir. Pul ve plâkların bu şekilde tanzimi sadece canlının hareketiyle alâkalı değildir. Aynı zamanda besinleri yutarken derilerine esneklik de kazandırmaktadır. Yine incelemelerde, hareketlerinin, gövdelerinin zemine teması ile irtibatlı olduğu da belirlenmiştir. Gövdeleriyle zemin arasına yılanın kıvrılmasına mâni olmayacak şekilde bir giysi yerleştirildiğinde, yılanın olduğu yerde kıvrıldığı ve mesafe kat edemediği görülmüştür.

Lâboratuvar ortamında oluşturulan yılan modelinde bütün faktörler taklit edildiği hâlde model yılanın hareketinin, gerçek yılanın hareketinin sadece yarısı kadar olduğu ortaya çıkmıştır. Bunun sebebinin, yılanların, hareket ettikleri zemindeki girinti ve çıkıntılara göre zemine temas eden vücut ağırlıklarını dağıtmaları olduğu düşünülmektedir.
Kâinatta hiçbir şey sebepsiz veya tesadüfî olmadığı gibi yılanların üzerine harikulade ayarlarla nakşedilmiş pul ve plâkların tanzimi de tesadüfî olamaz ve şuursuz tabiata verilemez.

Kaynak

– “Wiggling Through The World.” Daniel I Goldman, American Scientist, Volume 98

Yumurta Sperm Buluşması – İslami Sohbet

Hayatın devamlılığının sağlanması için canlılar, eşeyli veya eşeysiz çoğalma sistemleriyle donatılmıştır. Eşeyli üreme, iki farklı cinsiyeti (erkek ve dişi) gerektirir. Bu canlıların üreme organlarında hususi özelliklere sahip germ hücreleri (sperm ve yumurta) üretilir. Üretilen gametlerin şekli, büyüklüğü ve döllenme biçimleri farklılık gösterir. Sürüngenler, kuşlar ve tavuklarda genelde oval şekilli, kabuğu sert yumurtalar üretilir. Kurbağa ve balık gibi su canlılarında, jelimsi bir kitle içinde küçük ve kabuksuz yumurta suya bırakılır. Memelilerin çoğunda ise, yumurta ve spermin birbiriyle buluşması (döllenme) vücut içinde gerçekleşir ve yavru gelişimini anne karnında tamamlar.

Birbirine zıt özellikler taşıyan yumurta ve sperme farklı vazifeler yüklenmiştir. Araştırmacıların son yıllarda üzerinde durduğu husus, yumurtaya erişmek için yarışan milyonlarca spermden sadece birinin hangi mekanizmaları kullanarak içeriye girip yumurtayı döllediğidir. Döllenme tek başına gerçekleşen bir hâdise değildir. Sperm ve yumurtanın sistem mantığı içinde birlikte etkileşimine bağlı olarak cereyan eder. Döllenme sırasında sperm ve yumurta üzerindeki moleküllerin bu seçici buluşmada nasıl bir orkestra şefi görevi gördüğü, anahtar-kilit gibi çalışan moleküllerin birbirlerine karşı nasıl seçici davrandığı yoğun olarak araştırılmaktadır.

Yumurtanın dış zarındaki proteinlerin rolü
Memeli sperm hücreleri, uzun kuyruğu olan şişman ok görünümündedir. Yumurta hücreleri ise tekdüze değil, farklı şekil ve büyüklüktedir. Memelilerde milyonlarca sperm, yumurtaya ulaşan ilk sperm olmak için dişinin üreme kanalı boyunca birbirleriyle yarışır. İnsan yumurtası jelimsi bir kılıfın içinde saklanır. Bunun altında yumurtayı dıştan çepeçevre kuşatan zona pellucida isimli sağlam ve koruyucu bir dış zar (örtü) bulunur. Bu koruyucu zarın üzerinde ise anahtar ve kilit mantığıyla fonksiyon gören glikoproteinler (ZP1, ZP2, ZP3, ZP4) bulunur. Yaratılış kanunları gereği, yarışa katılan milyonlarca spermden sadece birkaçı bu zara ulaşabilir. Yumurtayla buluşamamada sperm sayısının azlığı kadar, spermin bu zarı delememesinin de payı vardır. Bu zar üzerindeki proteinlere ve lipidlere tutunan tetrasakkarid karbohidratların (şekerlerin) özel bir çeşidi olan Sialyl-LewisX yer alır. Sözkonusu karbohidrata yumurtayı yapışkanımsı kılma ve spermin yumurta üzerindeki reseptörlere kolayca tutunmasına yardım etme görevi verilmiştir. Bu şeker molekülünün, döllenme işleminde kritik rol aldığı 2011 yılında ispatlanmıştır.

Sperm ile yumurtanın buluşması sırasında, sperm aşırı hareketlenir ve dış yüzeyindeki proteinler yeniden düzenlenir, böylece yumurtanın dış zarındaki (zona pellucida) proteinler tarafından tanınır. Adeta limana giriş kapısı gibi çalışan ZP3 glikoproteini, memeli sperminin yumurtanın içine girmesinde yardımcı rol oynar. Bu proteine bağlanamayan bir spermin zardan içeri geçebilme şansı yoktur. Bu proteine bağlandığında spermin içinde meydana gelen kimyevî değişiklik akrosomal enzim muhteviyatının salınımını tetikler. Enzimlerin serbest kalmasıyla zona pellucida zarı parçalanır ve spermin içeri girmesi sağlanır. 424 aminoasitten yapılı ZP3 molekülünün belirgin olarak ayırt edilebilen ZP3-N ve ZP3-C isimli iki ana bölümü vardır. ZP3 proteininin ZP3-N kısmı; balık, kurbağa, kuş ve memelilere kadar bütün hayvanların yumurtalarının dış zarında hiçbir değişiklik geçirmeden aynen korunmuştur. Bu durum bu proteinin kritik bir fonksiyon gördüğünü düşündürmektedir. Spermin ZP3’e bağlandığı kısma tutunabilen küçük moleküller bulunabilirse, yeni doğum kontrol hapları geliştirilebilir.

Yumurtanın döllenmesi için gerekli ikinci reseptör, ZP2 isimli glikoproteindir. ZP2’nin belli bir kısmı, spermi tanımak ve döllenmeyi mümkün kılmakla vazifelidir. Fare yumurtaları üzerinde yapılan deneylerde, döllenmenin hemen arkasından, yumurta hücresinin ovastacin isimli bir enzim salgıladığı, bu enzimin, yumurtanın dış zarı üzerinde kilit gibi çalışan bağlanma proteinini (ZP2) parçaladığı, böylece yumurtanın yeni bir sperm kabul etme fonksiyonunu kaybettiği gösterildi. Bu enzim olmasaydı, spermler bölünme sonrasında da yumurtaya tutunmaya devam edeceğinden, yumurta birden fazla sperm tarafından döllenecek ve neticede embriyo ölecekti.

Yumurta doğru spermi nasıl seçiyor?
Üremeyle alâkalı proteinleri kodlayan 1880 gen ve protein incelendiğinde bu genlerde mutasyona açık bölgeler olduğu gözlenmiştir. Özellikle spermle yumurtanın etkileşiminde doğrudan görev alan ZP2, ZP3 proteinleriyle akrozom reaksiyonu için gereken sperm proteinlerinde mutasyonlar daha sık olmaktadır. Üreme sisteminde rol alan proteinlerin neden çok hızlı değişime uğradığını açıklamak için çeşitli hipotezler geliştirilmektedir. Meselâ cinsiyete bağlı seçilimden, erkeklerin kendilerini dişilere daha cazip gösterecek karakterler geliştirmesine ve hastalık yapıcı faktörlerden uzak durmasına kadar çeşitli hipotezler ortaya atılmıştır. Çünkü üreme davranışı kolektif yardımlaşmadan ziyade, tek tek her spermin ferdî motivasyonunu gerektiren ve sonunda sadece bir spermin bir yumurtayla buluşabildiği bir yarıştır. Moleküler seviyede spermler bu süreci hızlandırmaya ve bir an evvel tamamlamaya, yumurta ise yavaşlatmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla döllenme esnasında yumurta ve spermin ihtiyaçları da farklılaşmaktadır. Spermler yumurtaya erişebilenler kategorisinde olmak ve seçilebilmek için mücadele ederler. Yumurtaya ise, yarışa katılma değil, seçici davranma rolü verilmiştir. Yumurtanın kapıya kadar ulaşabilmiş spermler içinden uygun olanı seçmek için zamana ihtiyacı vardır. Bu seçimden sonra da, içeriye sadece onun girmesini sağlayıp diğerlerinin girişini bloke etmesi gerekmektedir. İşte bunun başarılı şekilde tamamlanmasının bir yolu, yumurtanın zarı üzerinde bulunan spermi tanıyıcı reseptör proteinlerinin yapısında meydana gelen küçük ama seçici rol oynayan yüzey değişikliklerine yol açan mutasyonlardır. Kırmızı denizkestanesi (Strongylocentrotus franciscanus) yumurtalarında yapılan bir çalışmada, bu konuda ilginç neticeler elde edilmiştir.

Denizkestaneleri, yumurtalarını döllenmeleri için açık denizlere bırakırlar. Bunun hikmeti, farklı yumurtaların, farklı babalar tarafından döllenmesini sigortalamaktır. Açık denizlere bırakılan yumurtalar, spermler için muazzam bir seçici faktör ve baskı oluşturur. Her bir spermin, yumurta zarına tutunmak ve delip içeriye girmek için, dış yüzeyinde anahtar gibi çalışan yumurta-tanıyıcı proteinlerinde (bindin) varyasyonlar meydana geldiği gözlenmiştir. Denizkestanesi yumurtaları da, aynı anda iki spermin kendilerine ulaşıp zarı delerek içeri girmesine mâni olacak moleküler engelleme mekanizmalarıyla donatılmışlardır. Spermlerde de yumurta-tanıyıcı proteini kodlayan genlerde mutasyon olur ve buna uygun yeni bir anahtar oluşturulur. Gerek spermin gerekse yumurta zarının üzerindeki proteinleri kodlayan genlerde meydana gelen mutasyonlar, tam örtüşmeyen, hafif farklı eşleşmelere yol açar. Bu durum ise, içeri alınma sürecinde gecikmeye sebebiyet verir. Bu hikmetli gecikme, yumurtanın ikinci, üçüncü spermin içeri girmesini engelleyecek şekilde moleküler kapıları kapatma zamanı bulması içindir.

Denizkestanesi popülasyonlarında yapılan çalışmalar, tabiatta bunun yaşandığını göstermektedir. Popülasyondaki fert sayısının çok kalabalık olduğu sularda yaşayan erkek denizkestanesi spermlerinin yüzeyinde yer alacak yumurta-tanıyıcı proteinleri kodlayan genlerde mutasyon oluşumu artırılır ve yumurta-tanıyıcı protein varyantları üretilir. Buna paralel olarak, dişi denizkestanesi yumurtaları üzerinde kilit görevi gören reseptör proteinlerinde de mutasyonlar meydana gelir. Sperm üzerindeki yumurta-tanıyıcı anahtar molekülün, kilide tam uyan düzgün formu ile kilide tam uymayan pürüzlü varyantlarının popülasyonda var olduğu ortaya konmuştur. Sperm sayısının az olduğu durumlarda döllenmenin kolay olması için, spermlerde kolay ve tam eşleşen düz formdaki yumurta-tanıyıcı proteinlerin daha çok sentezlendiği gösterilmiştir. Sperm sayısının çok fazla olduğu durumlarda ise, yumurtalarda, düz formlu yumurta-tanıyıcı proteinin tamamlayıcısı olan reseptörün sentezinin durdurulduğu ve reseptör proteinin farklı bir formunun sentezlendiği anlaşılmıştır. Bu adaptasyon, birden fazla düz formlu spermin yumurtaya girmesine mâni olmak için alınan tedbir olarak yorumlanmıştır. Yani gerektiğinde, bir popülasyona ait dişilerin sperm bağlayan reseptörlerinde mutasyon (değişiklik) gelişebilmekte ve döllenmeye karşı bir koruyucu mekanizma oluşmaktadır. Dolayısıyla üremede yumurtanın rolü ihmal edilemeyecek kadar önemlidir.

Denizkestanesi yumurtalarında yapılan bu araştırma bulguları, insanın üreme tıbbı için önemli mesajlar ihtiva etmektedir. Meselâ bu yeni tespitler, bazı kısırlık durumlarında yumurtanın rolünü açıklayabilir. Zaman içerisinde insan yumurta ve sperm proteinlerinde de çok sayıda varyasyon gelişmiş olması muhtemeldir. Bu sayısız varyasyonlarla, kilit-anahtar sisteminde (protein eşleşmelerinde) uyuşmazlıklar artabilir ve bu durum döllenmeye mâni olabilir. Bu da üremede başarısızlığa yol açabilir. Dolayısıyla sperm ve yumurtanın birbirlerini tanıma sisteminin birlikte nasıl çalıştığı yeni bir araştırma konusu olarak araştırmacıları beklemektedir. Burada en dikkat çeken husus, denizde birbirlerinden uzak yumurta ve spermlerin çok yüksek bir akıl, irade ve bilgi donanımına sahiplermiş gibi kilit ve anahtar sistemleri geliştirmeleri, yeni durumları fark edip buna göre strateji üretmeleridir.

Özetlersek, yumurtanın spermle buluşması (döllenme), hem sperm hem de yumurta tarafında uygun moleküler değişikliklerin olmasına ve bunların birbirleriyle örtüşmesine bağlıdır. Bunun mânâsı, bütün uyumsuz eşleşmeler, kötü yumurtalardan kaynaklanıyor demek değildir. Bazı durumlarda kilit ve anahtarın uyuşmamasının önemli bir hikmeti, yumurtaların farklı türlerin erkek üyeleri tarafından döllenmesi ihtimaline karşı koruyucu rolünün olmasıdır. Moleküler seviyede yumurtanın kendini koruyucu sistemle donatılması da, tabiatta hiçbir şeyin tesadüfî olmadığını gösterir. Kısacası döllenme, sayıya gelmeyen binlerce faktörün rol aldığı ve binlerce sürecin arka arkaya hatasız işlediği açık bir mucizedir.

Faydalanılan Kaynak

– Gaidos Susan (2012). When egg meets sperm.As told by the egg: The story of fertilization from the female point of view. Science News Prime. December 10.2012. http://www.sciencenews.org/

Abdulhalık-i Gucdevani (k.s) vasiyeti

Abdurrahmân-i Tâğî (k.s) bir gün bizlere dedi:

-Abdulhâlık-i Gucdevanî´nin (k.s) manevî evlatlarına olan vasiyetini öğrenin.
Bunları yazın ve mütaala edin. O´nun vasiyeti şöyledir:

Ehl-i Sünnet vel Cemaat mezhebinden ayrılmadan fıkıh ve hadis ilmini öğreniniz.

Ayrıca bütün hallerinizde edeb ve takva sahibi olunuz.

Cahil sûfilerle beraber olmayınız.

İmam veya müezzin olmayınız; ama cemaatı kaçırmayınız. Bütün namazlarınızı cemaatla kılın.

Şöhret afettir. Onun için şöhret peşinde koşmayın.

Nazarı dikkat çekecek durumlarda bulunma, ismini yazma, daima garip olup tanınmamaya bak.

Makam ve mevki sahipleriyle düşüp kalkma.

Kimseye kefil olma, ayrıca vasiyetlere de şahit olma.

Aşırı derecede müzik dinlemeyin, çünkü müzik kalbi öldürür. Aynı zamanda müzik dinleyenlere de karışma çünkü müziğin hastaları çoktur.

Az konuşup, az uyumaya bakmalı ayrıca yemeği de az yemeli.

Halk içinde Hakk ile olmaya bakın, yani kalbinizden her türlü masivayı terk edin.

Yalnız Allah´ın zikri kalbinize yerleşsin.

Şüpheli şeyleri terk edip helâli yiyiniz.

Kadın olsun erkek olsun bidat ehlini terk ediniz.

Kimseyi küçümsemeyin.

Çokça gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür.

Dışınızı süsleyip içinizi harap etmeyin.

Halkla münakaşa etmeyin.

Hiç kimseden bir şey talebinde bulunmayın, kimseye kendinize hizmet ettirmek için emir etmeyin.

Allah dostları olan Mürşid-i Kâmil´lere; ruhunuzla, bedeninizle ve malınızla hizmet edin.

Mürşidlerin hallerine karşı çıkmayın, çünkü böyle yapanların akibeti kötüdür, iflah olmazlar.

Dünya nimetlerini kalbine sokma, dünyalıkla mağrur olma.

Her zaman mahzun bir kalbin, yaşlı bir gözün, salih amellerin olsun.

Cenab-ı Hakk’a yalvararak dua eyle.

Elbiselerin eski, arkadaşların dervişler olsun.

Allah´ın tevfik ve kudreti sermayen, evin mescid ve dostun Allah olsun.

Bu Yazı Şuana Kadar 69 kere Okunmuştur.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet