Ey İslam üzere olduğunu iddia edenler

Ey İslam üzere olduğunu iddia edenler
Allah (c.c) bu ayette (A’raf: 3), katından indirdiği şeye uyulmasını, bunun dışında başka hiçbir şeye uyulmamasını emretmiştir. Allah (c.c)’ın katından indirdiği şey; Kur’an ve onu açıklayan sünnettir. Allah Kur’an’ı, son rasulü Muhammed (a.s) vasıtasıyla insanlara ulaştırmış, Muhammed (a.s) de Kur’an’ın pratik bir tatbikçisi ve bu konuda örnek bir şahsiyet olmuştur.
O halde Allah (c.c)’ın kitabına ve bu kitabın pratik tatbikçisi Muhammed (a.s)’in sahih sünnetine tabi olmak, yani; bütün hayatı Kur’an ve sünnetin gösterdiği şekilde düzenlemek, tevhidin gereğidir. Bu sebeble kan, can, mal ve bunlar gibi bir çok konuda sadece Allah (c.c)’ın şeriatiyle hükmetmek gerekmektedir.
Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara bırakarak beşer aklının ürünü olan şeriatlere ya da aslı Allah (c.c) tarafından indirilmiş fakat, sonradan tahrif edildiği için İslam tarafından neshedilmiş bozuk şeriatlere göre hükmetmek, Allah (c.c)’tan başkasını dost edinmektir ve şirkin ta kendisidir.
Allah (c.c)’ın bu ayetini dikkatle okuyan ve düşünen bir kimse; zamanımızda kendilerinin müslüman olduklarını söyleyen, fakat Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara bırakarak her meselede başka şeriatlere göre hükmeden, insanları bu şeriatlere göre muhakeme eden yöneticilerin durumlarını daha iyi idrak eder. Böyle tagutları ve şeytanları tekfir etmeyen, onları dost edinen, onların birer ulu’l emr olduklarını söyleyen, onlar için her türlü mücadeleyi veren, onlara her konuda muhakeme olan kimselerin hükümlerini de açık ve net bir şekilde kavrar.
Rasulullah (s.a.s)’ın yaşadığı dönemi inceleyenler, içinde yaşadığımız çağın, onun dönemindeki cahiliye ile aynı hatta ondan daha kötü bir hale gelmiş olduğunu hemen farkeder. Çünkü cahiliye, belli bir döneme ait değildir, her zaman ve her yerde ortaya çıkabilir.
Allah (c.c)’ın hakimiyetinin, şeytanlar ve tagutlar tarafından gasbedildiği, can, mal ve kanlarla ilgili konularda Allah (c.c)’ın şeriatinin uygulanmadığı yerlerde, cahiliye hüküm sürüyor demektir. Böyle toplumlar, ne kadar müslüman olduklarını iddia etseler de cahiliye toplumudurlar, küfür toplumudurlar.
Zamanımızda nice toplumlar, kendilerini İslam’a nisbet etmekte, namaz, oruç, zekat, hac gibi farizaları yerine getirmekte fakat, hem yöneticileri hem de halkları diğer konularda tamamen İslam’dan uzaklaşmış, Allah (c.c)’a kulluğu terketmiş, heva ve heveslerinin ya da birbirlerinin kulu olmuş, böylece küfür ve şirk üzere yaşamayı tercih etmiş durumdadır.
İşte zamanımızdaki toplumların durumu! Cahili sistemlerdeki insanların çoğu, malesef küfür ve şirk üzere yaşamaktadır. Onları, cahiliyenin kirinden ve pasından arındırmak için mutlaka Kur’an ve sünnetten delillerle Allah (c.c)’ın gerçek dinine davet etmek ve “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” kelimesinin gerçek manasını şu şekilde açıklamak gerekmektedir:
“Ey İslam üzere olduğunu iddia edenler! Şuursuzca tekrarlayıp durduğunuz “La ilahe illallah” kelimesi; “Sadece Allah birdir, yaratıcı birdir, rızık verici birdir” manasına gelmez. Bu kelimenin gerçek manası; “Allah’tan başka ibadet edilenleri reddetmek, bütün ibadetleri sadece Allah (c.c)’a yapmak, mutlak teşri (kanun koyma) hakkını sadece Allah (c.c)’a vermek, kendisinde teşri hakkını gören kimseleri reddetmek, hayatın her yönünü sadece Allah (c.c)’ın şeriatine göre düzenlemek, kan, can, mallarla ilgili konularda sadece Allah (c.c)’ın şeriatine muhakeme olmak demektir.
“La ilahe illallah’a şehadet”; Allah (c.c)’ı her türlü eşten, oğuldan ve benzerlerden tenzih etmekle birlikte, hüküm ve mutlak teşri konusunda da her türlü ortaktan tenzih etmeyi gerektirir.
La ilahe illallah’a şehadet, ancak bu şekilde gerçek keyfiyetini bulur ve ancak böyle bir şehadet Allah (c.c) katında kabul görür. Bu kelime, ancak bu manasıyla söyleyen kimseye ahiret gününde fayda verir.
Fakat Allah (c.c)’ın şeriatini bir kenara atarak kan, can, mal gibi konulurda insan aklının ürünü olan kanunları tatbik eden yöneticileri müslüman sayan, onları birer ulu’l emr olarak gören, onları yücelten, onların uğrunda mücadele eden, ihtilaf halinde onların kanunlarına muhakeme olan kimselerin söylemekte olduğu La ilahe illallah sözü, onlara hiçbir fayda vermez. Böyle kimselerin durumu, tıpkı La ilahe illallah’ı söyleyen, bununla birlikte Allah (c.c)’a eş ve oğul isnad eden yahudi ve hristiyanların durumu gibidir.
Ey müslüman olduklarını iddia edenler! Şuursuzca tekrarlayıp durduğunuz “Muhammedun Rasulullah” kelimesinin gerçek manası; Muhammed (a.s)’in Allah (c.c) katın-dan getirdiği Kur’an’a ve Kur’an’ın açıklayıcısı durumundaki sahih sünnetine tam bir teslimiyetle bağlanmak, hayatın her yönünü bu iki kaynağa göre düzenlemek, her ne konuda olursa olsun Rasulullah (s.a.s)’ı örnek almak demektir.
Muhammed (a.s)’in Allah (c.c) katından getirdiği Kur’ an’a uyduğunu iddia ettiği halde, Kur’an’ı açıklayan sahih sünnetini terkeden kimse, gerçekte ne Kur’an’a uymuş ne de Muhammedun Rasulullah’a şehadet etmiştir.
Yine aynı şekilde, Kur’an’ı hakim kılacağını söylediği halde bunu gerçekleştirmek için Rasulullah (s.a.s)’ın, rabbani hareket metodunu terkedip, demokrasi ya da beşer ürünü başka yollara başvuran kimseler, gerçekte Muhammedun Rasulullah dememiş kimselerdir.
Böyle kimseler her ne kadar niyetlerinin halis olduğunu söyleseler, her ne kadar “La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah” deseler de bu kelimeye gerçek manada şehadet etmemişlerdir.
Böyle bir şehadet; yalan yere yapılmış bir şehadettir. Bu, Allah (c.c) katında fayda vermeyeceği gibi, dünyada da “kafir” hükmü vermeye engel olmaz.”

, , islami sohbet, , ,

Bir önceki yazımız olan Ya Hakkı Söyleyin Ya Susun başlıklı makalemizde Camiler, diyanet ve hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.