İffet Sınavını Geçtik mi

Hz. Yusuf (a.s.) ve Hz. Meryem, tabii tutuldukları iffet sınavını kazanarak hem bu dünyanın hem de ahiret hayatının sultanı oldular. için Allah onları salih kulları arasına aldı. Acaba bizler ? Bu sınavı kaybedenlerden mi olacağız yoksa kazananlardan mı?
İffet…
Sokak başı yara alan bir hasletimiz…
Cadde boyu yıpranan bir özelliğimiz…
Çarşı, park, pazar demeden, sahildi, yazlıktı, piknik yerleri tanımadan sürekli eskittiğimiz bir değerimiz…
Okulu, üniversitesi, alışveriş alanları, içerisi, dışarısı; her yerde, her mekânda kapı dışarı ettiğimiz bir varlığımız, varlık sebebimiz, bizi biz yapan kutsalımız…
İffetimiz, hayâmız, utanmamız, utangaçlığımız, ırzımız, namusumuz, izzetimiz ve haysiyetimiz inim inim inliyor, daralıyor, bunalıyor…
Ne yapsak da yeniden dönse harîm-i ismetimize, evimize, yuvamıza, kafamıza, zihnimize ve kalbimize?
Nasıl bir şeydi o, ne yaptık da elimizden kaçıyor, uzaklaşıyor, bilinmezlere, görünmezlere…
Tekrar nasıl elde edeceğiz, nasıl elimize, avucumuza alacağız, bir daha bırakmamacasına, canımız pahasına koruyarak…
Gündemimiz iffet, güncelimiz iffet ve günlüğümüz iffet…
İffet nedir, ne değildir öyleyse? İffetten ne anlıyoruz? İffetli insan kimdir, nasıl olur? İffetli olmak için kimi örnek almak lazım?

İffetini korudu, Mısır’a sultan oldu
Hiç fazla uzağa gitmeye gerek yok. Hemen elimizin altındaki hazinede gizli o. Kur’an’da, Allah kelamında, peygamberlerin ve salih kulların hayatında…
Kur’an’da iki sure var. Biri Yusuf Suresi, diğeri Meryem Suresi. Surelerin adlarından anlaşılacağı gibi biri Hz. Yusuf’tan söz ediyor, öteki de Hz. Meryem’den…
Kur’an her ikisinin de iffetini metheder.
İffet konusunda biri diğerinin önüne çıkmıyor, geride kalmıyor.
Her ikisi de canı ve kanı pahasına iffetlerini korumuşlar.
Her ikisinin de Allah’a olan yakınlıklarının sebebi iffetli olmaları.
Önce Hz. Yusuf’u bir düşünün. Köle pazarından satın alınmış, saraya getirilmiştir. Sarayın güzel kadını, Yusuf’a göz koyar. Günlerden bir gün süslenir püslenir, güzelliklerini sergiler, ardından da bütün kapıları kapatır. Yusuf’la göz göze, baş başa kalır, “Haydi gelsene!” diye nefsine seslenir. Yusuf’un cevabı tek kelimedir: “Maazallah!” yani, “Allah korusun!”
Tam bu sırada kadının kocası içeri girer, olanı biteni görür. Birden şaşırır. Fakat suçlu kadındır. Kadın kurduğu bu tuzakla da kalmaz, gücünü kullanır, Yusuf’u zindana attırır.
Yusuf da, böyle bir hayatı yaşamaktansa zindanda kalmayı tercih eder. Uzun yıllar hapishanede çile doldurur. Onun için zindan, iffetsiz olmaktan daha iyidir.
Hz. Yusuf iffetinin karşılığını hem burada alır, hem de orada, ahirette…
Dünyada devlet hazinesinin başına geçer, “Mısır’a sultan” olur. Ahiret nimeti olarak da Allah onu peygamberlikle şereflendirir, mucizelerle donatır. Kur’an 13 sayfa boyu Hz. Yusuf’u anlatır, insanlığa iffet örneği olarak tanıtır.


Kadınları temsilen de Hz. Meryem yer alır Kur’an’da. Annesi getirir onu Zekeriyya Aleyhisselam’ın himayesine verir. Günleri “mescid kuşu” gibi Mescid-i Aksa’da geçer. Meryem, peygamber soyundan gelen bir genç kızdır. Daha çok Cennet’ten gelen nimetlerle beslenir, iffet içinde yaşar.
Bir gün Hz. Cebrail erkek kılığında karşısına dikilir. Hiçbir insan yüzü görmeyen Meryem, ilk tepkisini Hz. Yusuf gibi gösterir ve “Eûzü bi’r-Rahman” der, “Senden Rahman’a sığınırım, Allah’tan korkuyorsan bana dokunma” diye yalvarır. Kendisini Allah’ın gönderdiğini söyleyen Hz. Cebrail, Meryem’i bir erkek çocuğuyla müjdeler ve gözden kaybolur.
Hz. İsa’ya hamile kalan Meryem’i o halde gören insanlar, “Meryem, bu nasıl iş böyle, senin baban kötü biri değildi; annen de iffetsiz değildi” sözleriyle onu suçlarlar. Meryem, onlara çocuk dünyaya gelince cevap verecektir. Bir süre sonra beşikteki bebeği gösterir, İsa bebek, konuşmaya başlar, “Ben Allah’ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı” der.
Hz. Meryem çok ağır imtihanlardan geçer, fakat genç kızlığından itibaren hayatı boyunca iffet üzere yaşamanın ödülünü alır. Bir mucize olarak babasız bir çocuk dünyaya getirir. Hz. İsa gibi büyük bir peygambere anne olur, adı Kur’an’da “Meryem oğlu İsa” olarak Hz. İsa ile birlikte geçer. İffetli hayatı, adını taşıyan müstakil bir surede anlatılır, rivayete göre Cennet’te de Peygamberimize (s.a.v.) eş olma şerefine erecektir.

Peygamberin duası: İffet
“İffet” kelimesi Kur’an’da geçmez, yer almaz, ama birçok âyette değişik kavramlarla dile getirilir. Bu ifade bazen “gözünü kapamak” ve “namusunu korumak”, “tesettür ve örtünme” şeklinde geçerken, bazı ayetlerde de “takva üzere yaşamak”, “Allah’a sığınmak”, “asi olmamak” gibi kavramlarla anlatılır.
Kur’an iffetin dıştan görünümü olarak belirlenen giyimi emreder, “Takva elbisesinden” (7:26) bahseder. Bu elbise insanın içini, yani nefsini örtmesidir, günahlara karşı dikkatli ve titiz yaşamasıdır. İffetini, izzetini, namusunu ve şerefini muhafaza etmesidir. Gözüyle birlikte gönlünü, bakışlarının yanında niyetini, dışıyla birlikte içini kontrolü altına almasıdır.
İffette ve izzette, takvada ve ihlasta en yüksek ve en yüce mertebede olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) dualarında sık sık “Allah’ım! Senden hidayet, takva ve iffet istiyorum”, “Allah’ım! Bugün de örtü ve iffetle beni süsle” ifadeleriyle Allah’tan iffetli olmayı isterken, hidayeti ve takvayı da yanında talep eder. Hidayet, sürekli iman üzere olmaktır; takva, sürekli Allah’ın koruması altında kalmaktır.
İffetin bir başka görünümü olan “hayâ” Efendimizin imanla eşanlamlı olarak kullandığı bir vasıftır.
Bir gün sahabilere, “Allah’tan hakkıyla hayâ edin!” uyarısında bulunur.
Sahabiler, “Ey Allah’ın Resûlü, elhamdülillah, biz Allah’tan hayâ ediyoruz” deyince Efendimiz, şu açıklamayı yapar:
“Söylemek istediğim bu değil. Allah’tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını, karnı ve onun içinde bulundurduklarını muhafaza etmen, ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahireti dilerse dünya hayatının süslerini terk etmeli, ahireti bu hayata tercih etmelidir. Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah’tan hakkıyla hayâ etmiş olur.”

İstikamet üzerinde miyiz?
İffet tek başına bir kavram değildir, tek başına yaşayan bir öz/özellik de değildir. İffet istikametle yürür, takvaya bürünür, namus ve ismetle korunur ve yücelir.
Her gün yüzlerce okuduğumuz Fatiha’nın özünde iffet vardır, yanında da hikmet ve cesaret vardır.
İnsanoğluna verilen ve en ağır bir imtihan ve kulluk vesilesi olan şehevi güç, cinsel duygu, karşı cinse ilgi ve yakınlık iffetle anlam kazanır, değerlenir, korunur ve bilinir.
“İhdina’s-sırâta’l-müstekim”de anlatılan, kısaca “Bizi doğru yola ilet, istikamet üzere yaşat” şeklinde anlayacağımız istikamette akıl ve öfke gücüyle birlikte şehvet gücünün ifrat ve tefrit, aşkın ve baskın, en uçta yer alan ve en geride kalan iki yönünden söz edilir. Vasat yönüne, doğru ve ideal yönüne dikkat çekilir.
İfrat, aşkın yönü hiçbir ölçü ve sınır tanımadan ırz ve namusları ayaklar altına almaktır. Tefrit, baskın yönü ise ne kendi eşine, ne de yabancıya hiçbir cinsel duygu taşımamaktır.
Ama bu duygu bir nimettir. Yerinde ve emredildiği yerde kullanılması gerekir. O da eşine isteği, iştahı ve arzusu vardır, yabancı kadına yoktur.
İşte bu özellik, şehvet duygusunun vasat mertebesi olan iffettir. Ve biz her Fatiha okuyuşta Allah’tan iffet istiyoruz, iffetli yaşamayı istiyoruz, iffetli kalmayı istiyoruz.
Bir Hz. Yusuf (a.s.) gibi olmaya, bir Hz. Meryem gibi kalmaya çalışıyoruz.
İffet sınavını kazandıkları için Allah onları salih kulları arasına aldı. Hem bu dünyanın hem de ahiret hayatının sultanı oldular.
Acaba bizler iffet sınavında ne durumdayız? Bu sınavı kaybedenlerden mi olacağız yoksa kazananlardan mı?
Bu sınavı kazandığımız zaman Kur’an içimize işleyecek, ruhumuza sinecek, geleceğimiz, neslimiz güven içinde devam edecektir. Kaybedince yerini doldurmak mümkün olacak mıdır?

Kabirde konuşan genç
Hz. Ömer’in (r.a.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Bu gencin kalbi, Allah (c.c.) ve Resulü’nün (s.a.v.) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.
Bu gencin evine giden yol, bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.
Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allah-u Teâlâ Hazretleri’ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü: ”Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler.“ (A’raf Suresi, 201)
Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:
— Evladım neyin var ne oldu, diye sordu. Oğlu:
— Bir şeyim yok, dedi. Babası:
— Allah aşkına söyle, deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:
— Hangi ayeti okumuştun, diye sordu.
Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçerek ruhunu teslim etti. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp gözyaşlarıyla defnettiler.
Sabah olunca olay Hz. Ömer’e bildirildi. Hz. Ömer, gencin kabrine giderek:
— Ey filan kişi! Rabb’in makamından korkanlara iki Cennet var, (Rahman Suresi. 46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:
— Ya Ömer! Rabb’im Cennet’te bana onları iki defa verdi, diye cevap verdi.
Mehmed Paksu

Bir önceki yazımız olan Hz. Yusuf’un Sınavları ve Biz başlıklı makalemizde , Hz yusufun sınavları ve Hz. Yusuf’un Sınavları ve Biz hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.