İmtihan Dünyası – İslami Sohbet

Dünya dönüyor, hayat devam ediyor; yani devam ediyor… İlk imtihanımız kabul etmek, Öncelikle imtihanda olduğumuzu anlamalıyız. Sonra hedefimizi belirlemeliyiz…

Hedefimiz kimin rızası? Birilerinin mi , nefsimizin mi, yoksa Allah (CC)’ın mı. Çok kolay olmamalı kazanmak. Oysa ki o kadar kolay ki; sadece kalbinden, kalbinin derinlerinden bir dilek. ÖLMEDEN ÖNCE, ŞU DÜNYA HAYATINI YAŞARKEN ALLAHA ULAŞMAYI DİLEMEK…

İmtihan sadece namaz kılmak mı? Oruç tutmak veya tutmamak mı? PEKİ YA HİSSETMEK NEREDE ANLAMAK NEREDE SEVGİ NEREDE AŞK NEREDE!..

Aşk bir davaya benzer. Şahidi çile çekmektir. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşkın sırları meydandadır. AŞIKLARIN GÖNÜLLERİNİN YANIŞINDAKİ GÖZYAŞLARI OLMASAYDI DÜNYADA SU DA OLMAZDI, ATEŞ DE…

Önce , aşk muhabbet. Hissetmeliyiz. Zaten namazı namaz yapan sevgidir, hissetmektir… Öyle olmasaydı imandan üstün olur muydu?.. Kardelen çiçeği, soğuk karların arasında sımsıcak olur muydu. Karlara bakıp aldanmamak gerek. Kardelenler karların altında yeşerecek… tohumları gelecek… Yeter ki anla, yeter ki hisset, yeter ki sev, yeter ki iste!

Hepimiz Allah içiniz. Kadere hükmeden Allah’tır. İmtihan dünyasındayız. Bazen neşeli gibi görünsek te zaman zaman solmaktayız. Biz, bize düşeni yerine getirmekle yükümlüyüz. Yeter ki kalbimiz rabbimizi hep zikretsin. Yeter ki her şey istikamet üzere olsun. Haktan gelene boynumuz eğik olsun. Belli ki her şey merkezinde. Sözümüz hak için bir olsun…

Zaten varoluşumuzun sebebi sevgi değil mi, sevmek değil mi? O sevgiyi doyasıya yaşamak… Kalbimizde o sevgiyle Rab’imize koşmak. O sevgiyle onun huzurunda uzun uzun kıyamda saygıda durmak ve hürmetle önünde rükuya eğilmek. O sevgiyle başımızı yerlere koyup secdelere varmak. O secdelerde, tek olan Allah’ın büyüklüğünü ve aslında bir hiç olduğumuzu anlamak, anlamak, anlamak… Kalbimizden O’nu hep zikretmek ve O’na sevgimizi zikrimizle ispat etmek.

Bütün bunlar gene de bizim için, bizim mutluluğumuz için değil mi? Oysa ki Rabb’imizin bizim ne kıldığımız namaza ne de zikrimize ihtiyacı var. Bizim ona ulaşmayı dilememiz de, onu zikretmemiz de, sevgimiz de aslında sadece kendimiz için değil mi? Oysa ki Rabb’imiz önümüze o kadar güzel nimetler sermiş ki; hem bu dünyada, hem de ahrette… Hepsi gene de bizim için değil mi? Hepsi Rabb’imizin bize hediyesi. Bunca nimetin içinde ‘BENİ İSTEYİN, BANA KOŞUN, BENİ SEVİN, BENİM İÇİN SEVİN, SEVGİNİZ ÖYLE BİR YÜCE OLSUN Kİ, ARADA HİÇ DÜNYALIK OLMADAN, BENİM ZİKRİMLE, NURLARIMLA YOĞRULMUŞ BİR KALPLE SEVİN’ diyorsa, ve sadece bizim hem dünyada, hem de ahirette mutlu olmamızı istiyorsa; artık hepimizin akın akın O’na koşmamız ve O’nu çok zikrederek sevgimizde yok olmamız gerekmiyor mu? Acaba bize bunca bahşettiği hangi nimetin karşılığını ödeyebiliriz ki. Yirmidört saat secdelerde kalsak ve O’nu sonsuza dek zikretsek, bile verdiği bir yudum suyun karşılığını ödeyebilir miyiz? Oysa ki Rabb’imizin bizden istediği, bizim ona kul olmamız…

Hani peygamberimiz (sav), o günlerce, gecelerce aç kalan, sadece ümmeti için canın feda eden peygamberimiz (sav)’in, miraca çıktığında söylediği sözü hatırlayın. Hani Rabb’imiz O’na ‘Habibim, hep ümmetin için istedin, kendin için bir şey istemiyor musun?’ dediği zaman, ‘Ya Rabbi, bana kulum de yeter’ diyen peygamberimizi hatırlayın.

İşte o alemlere rahmet olan, insanlığa ışık saçan, hasretliği içimizde yanan, kalbimizin derinliklerinde sevgiyi oluşturan bir nur yatar Medine’de…

Her haliyle kuranı yaşayan, ‘ümmetim!, ümmetim! ‘ diye miraç gecesinde çırpınan, ümmeti için ağlayan, Allahu Teala ‘Habibim Muhammed, hep ümmetim dedin. Kendin için bir şey istemiyor musun’ diye sorduğunda; ‘Ya Rabbi, bana kulum de yeter’ diyen bir nur yatar Medine’de…

Bir kerecik mübarek karnını doyurmayan, kuru ekmek yiyen, ümmetine ve insanlığa, ‘dünyaya aldanmayın!’ diye haykıran, Mekke’nin müşrikleri kendisine ‘sana dünyalık ne istersen verelim, davandan vazgeç’ dediklerinde, ‘bir elime güneşi, diğer elime de ayı verseniz, yine de davamdan vazgeçmem!’ diyen bir nur yatar Medine’de..

‘Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz’ diyerek, ümmetine Allah’ın emri olan ‘kalbin hep Allah’ı zikretmesini, DAİMİ ZİKRİN FARZ OLDUĞUNU’ açıklayan bir nur yatar Medine’de…

‘ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYİN. ÖLMEDEN ÖNCE RUHUNUZUN ALLAHA ULAŞMASINI DİLEYİN. ÜZERİNİZE EMANET OLAN RUHUNUZU TESLİM EDİN. BU DİLEK OLMAZSA, HİDAYETE ADIM ATAMAZSINIZ’ diye haykıran, gece gündüz çırpınan ve yollarına dikenler serpenlere dahi hep merhametli olan bir nur yatar Medine’de.

Sabah namazına giderken kızı Fatıma’nın (RA) kapısına gidip de ‘sabah namazı vakti; namaza kalk ya kızım’ diyen bir nur yatar Medine’de…

Mekkenin müşrikleri; doğup büyüdüğü ve Allah’ın ilahi mesajını aldığı yer olan çok sevdiği Mekke’sinde O’nu yok etmek için ararlarken; Allah’ın emriyle Mekke’den Medine’ye hicret ederken; Mekke’nin tepelerinden gözyaşlarıyla, çok sevdiği Hatice’sini (RA) ve sevdiklerini toprağa yerdiği Mekke’ye bakarak ‘ey Mekke’m seni benden ayırıyorlar ama, mutlaka sana bir gün döneceğim. O zaman senden beni kimse ayıramayacak’ diyen bir nur yatar Medine’de…

Rabb’imizin alemlere rahmet olarak gönderdiği bir nur yatar Medine’de…

Oysa ki bu dünyada her şeye layık değil miydi? Ama onun Rabb’imizden istediği sadece Rabb’imize kul olmak değil miydi?.. Onun ümmeti için bunca çektiği çileler, sadece Rabb’i için değil miydi? O halde bu insanlık daha neyi bekliyor ki. Gökten bir meleğin inip de onlara beni size Allah gönderdi demesini mi bekliyorlar. Oysa ki bu dünya bir imtihan yeri değil mi?

Rabbimizin bizden tek isteği sevgi değil mi? Oysa ki yapılması gereken, onu cehenneme sürükleyen kibiri veya Allah ile kişinin arasına giren dünya sevgisini bir kenara bırakıp da; KALBİMİZDEN, GÖNLÜMÜZÜN TAA DERİNLİKLERİNDEN SADECE BİR TALEP DEĞİL Mİ!.. KALBİMİZDEKİ O TALEBİ, GÖNLÜMÜZÜN TA DERİNLİKLERİNDEKİ O DİLEĞİ BENLİĞİMİZDE HİSSETMEK DEĞİL Mİ?…

Sevgi imtihanın neresinde? İmtihan dünyası bu… Herkes imtihandan geçti. Peki Rabb’imizin bu imtihanlardan beklentileri neler? İşte sevgi. Sevmek. Bizim Rabb’imize doğru yol almamız. Kalbimizle Rabb’imizi zikrederek, O’na koşmamız. O’na sığınmamız. Fakat bu sadece kişinin cüzi iradesine bağlı… İstenilen Allah (CC), Allah’ı isteyen kişinin kendisi, veren Allah (CC), alan yine kulun kendisi… Kulun tek yapması gereken ALLAH’I İSTEMEK, DİLEMEK, TALEB ETMEK… Ölmeden önce, yaşarken O’na kavuşmayı, ruhunu O’na ulaştırmayı dilemek…Ve bunun olacağına kalbinden kesin olarak inanmak… Ondan sonrası mı? Allah’a kalmış. Çünkü bize vaat ediyor. ‘Kim bana ulaşmayı dilerse, ben O’nu mutlaka kendime ulaştırırım buyuruyor’.

Sevgi, imtihanın neresinde… İşte asrı saadet, işte sahabe. Onlar kendi canlarından daha çok severlerdi. Ölüme bile giderken birbirleriyle yarışıyorlardı. Çünkü onlarda Allah ve Muhammed (AS)’ın aşkı vardı. O büyük sevginin içinde yok olmuşlardı… Kendilerini görmeleri mümkün değildi. Üzerlerine giyecek bir gömlekleri bile yok. Gecelerde üzerlerine örtecek örtüleri bile yok. Fakat onları örten, içlerini ısıtan, hatta en soğuk gecelerde bile ısıtan sevgileri vardı. Yarı aç, yarı tok geçen günler ve geceler, onların umurunda bile değildi. Onlar Allah’ı zikrediyordu ve onlar Allah’ı en çok sevenin en çok zikreden olduğunun şuuru indeydiler. Peygamberimiz Muhammed (sav)’i kendi canlarından daha çok, daha çok seviyorlardı. ONLAR SONSUZ SEVGİNİN GERÇEK AŞIKLARIYDI. .. Kendi aralarında bile sevgide, bağlılıkta birbirlerinin hayranlarıydılar.

İşte Hz Ömer (RA) bir savaşta elinde testi, şehid olmak üzere olan kahramanlara su dağıtıyor ve bir ses duyuyor. Ölmek üzere olan üç sahabeden birisi sesleniyor; ‘su!’. Hz ömer (RA) koşuyor. Kan revan içinde şehit olmak üzere olan bu sahabeye su vereceği sırada yine ikinci şehid olmak üzere olan sahabeden bir ses; ‘su!’. Birinci sahabe sesleniyor; ‘yaralı sahabeye koş ya Ömer! O kardeşimize suyu götür. Benden fazla onun ihtiyacı var’. Hz. Ömer hızla, su isteyen ikinci sahabeye koşuyor ve tam suyu vereceği sırada şehid olmak üzere olan üçüncü sahabe ‘su!’ diye çağırıyor. İkinci sahabe ‘O’na git! O’na ver ya Ömer!’. Hz Ömer hızla üçüncüye de koşuyor fakat o kahraman çoktan şehid olmuş. Hemen geriye dönüyor ve ikinci sahabeye su vermek istiyor ama O da şehit olmuş. Tekrar birinci sahabeye koşuyor, O da şehid olmuş. Üçü de bir yudum suya muhtaç oldukları ölüm anında birbirlerine olan fedakarlıkları sebebiyle bir yudum su içemeden canlarını teslim ediyorlardı. Onları bu hale getiren Allah ve resulünün sevgisiydi. Allah’a ulaşma dileğiyle başlayan sevgi işte böyle infilak ediyordu… EN ZORMUŞ GİBİ GÖRÜNEN HALLERDE BİLE İNSANA MUTULUK ŞERBETİNİ İÇİRİYOR, İÇİREN SEVGİNİN SAHİBİ, SEVGİYİ VEREN YÜCE ALLAH…

Onlar bu halleriyle Allah’ın indirdiğini, o nurunu; Kur’anı yudum yudum içtiler. Allah ve resulü ve Kur’an için her şeylerini terk ettiler. Bıraktılar kendilerini, teslim odular. Allah’ın nurlarının içinde hepsi birer Allah’ın dostu oldular. Hiç, hiç ayrılmadılar Allah’ın NEBİ RESHULÜNDEN. Bir an için ayrılsalar da kalpleri yandı da yandı. O’nu öyle sevdiler ki, O’nsuz yaşayamaz oldular…Ve birlikte nefes alıp, birlikte nefes verdiler. Yalnız Allah ve resulü için yaşadılar. Koştular Peygamberiz (SAV)’ in önünde diz çöktüler dizlerinin üstüne. Gözlerindeki aşk ve sevgiyle baktılar. Peygamberimiz (SAV)’ in gözlerine. Daldılar rahmet deryasına, kendilerinden geçtiler. Ve öyle hareketsiz kaldılar ki peygamberimiz (SAV)’ i dinlerken, kuşlar konardı mübarek başlarının üzerine…Onlar asr-ı saadetin öyle gerçek kahramanlarıydılar ki, ALLAH’A EZELDE VERDİKLERİ MİSHAKLERİNİ, AHDLERİNİ VE YEMİNLERİNİ YERİNE GETİRİYOR, ALLAH’IN RESHUL’ÜNÜN RAHMET GÖLGESİNDE RUHLARINI, VECHLERİNİ, NEFSLERİNİ VE İRADELERİNİ KAİNATIN SAHİBİ OLAN YÜCE RABB’İMİZE TEK TEK, HEPSİ, HEPSİ TESLİM EDİYORLARDI. ONLAR BU EMANETLERİN SAHİPLERİNE TESLİM EDİLMESİNİN ÜZERLERİNE BORÇ OLDUĞUNUN ŞUURU İÇİNDEYDİLER.

SEVGİ, SEVGİSİNDE MÜCADELE ETMEK VE HİÇ, HİÇ YILMAMAKTIR. BÜTÜN GÜÇLÜKLERİ SEVGİSİYLE YENMEKTİR. Onların hepsi birer nur çağlayanıydı, coştular… Coştular… Onlar sadece kuru bir yaşam için gelmediklerini de biliyorlardı. Bir can değil, binlerce canlar feda olsun, diyorlardı. O sevgi, o heyecan hep onların içindeydi. İçlerindeki o büyük aşla çileyi yudum yudum içiyorlardı. İslam sancağını o çile yollarında tek tek taşıdılar ve hiç, hiç yerlere düşürmediler. Onların üzerlerine öyle çileler geldi ki; hepsini gülümseyerek karşıladılar. Kimini parça parça ettiler. Kimini kavurucu güneşin altında sıcak kumlara yatırdılar ve üzerlerine en ağır taşları koydular. Kimisinin Mekke’nin sokaklarında ellerini bağladılar, gezdirdiler, taşa tuttular. Kimisini yerlere mızraklarla çaktılar. Kiminin mubarek başını ateşte kızdırılmış demirlerle dağladılar. Kimisini Mekke’de kafirlere karşı Allah’ın nimetlerini okuduğu için ölesiye dövdüler. Ve acılar içindeyken onlardan bir ses yükseliyordu ‘Allah ehad… Allah ehad!…’. ‘Allah birdir. Muhammed onun resulüdür…’. Çileyi tatlı bir şerbet gibi yudum yudum içiyorlardı. Yüzleri nur gibi parlıyordu, yine de gülümsüyorlardı. ÇÜNKÜ ONLAR HZ. MUHAMMED (SAV)’ İN ŞEFKATLİ KUCAĞNDA YETİŞMİŞ GERÇEK KAHRAMANLARDI. SEVGİYİ KALPLERİNDE YAŞADILAR. Hem yaşadılar, hem yaşattılar. Kupkuru çöllerin suya susadığı gibi onlar ölü kalplere rahmet oldular.

TEK İSTEDİKLERİ İLÂ-YI KELİMETULLAHIN CİHANA HAKİM OLMASIYDI. Fetihten fetihe koştular… Sıcak, soğuk, açlık, susuzluk demeden yollarına hep, hep devam ettiler… ELBİSELERİ TAKVA, RIZIKLARI ALLAH, ALLAH, ALLAH ZİKRİYDİ!.

SUSUZLUKLARI İSE ALLAH’A VE RESHULÜNE OLAN AŞKLARIYDI… Ya Rabbi, bu ne güzel aşk ki, her halleriyle sözlerin en güzeli olan Kuran’a tabi olmuşlardı. Ve Kendilerini Allah’a teslim etmişlerdi. Allah’u Teala’nın buyurduğu gibi ‘KUR’AN BİR SAADET DAVETYESİDİR. KURAN BİR SAADET REÇETESİDİR. KURAN BİR SAADET GARANTİSİDİR’. Hem de iki cihanın; hem dünyan, hem ahretin. O artık kalplerimize, gönüllerimize iniyor, bizi bizden alıyor, götürüyor. Muhammed (SAV)’ in ve sahabesinin yaşadığı asr-ı saadete…

, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bir önceki yazımız olan Asrın Hidayet İmamı Bediüzzaman Hazretleri - İslami Sohbet başlıklı makalemizde asrın imamı, Bediüzzaman ve hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.