İslami Sohbet Bediüzzaman

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in hadîsinde ve Hazretleri’nin Yirmi Sekizinci Mektupta söylediği gibi üç çeşit rüya vardır ve bu üçünden ikisi ehemmiyetsizdir, fakat birisi Allah’ın gösterdiği „RÜYAY-I SADIKA“dır. Demek ki kişi, bir arayışı içinde Bakara Suresinin 45. âyet-i kerimesine göre hacet namazı kılarak Allah’tan sorduğu veya gerçekten Allah’a ulaşmayı dileyerek, O’na ulaşmaya vasıta olacak mürşidini Allah’tan istediği sürece Allahû Tealâ kişiye mutlaka mürşidini gösterecek ve mürşidine veya mürşidinin bir vekiline mutlaka ulaştıracaktır. Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesinde: vebtegû ileyhil vesîlete O’NA ULAŞTIRACAK VESİLEYİ İSTEYİN” diye emir buyurulduğu gibi önemli olan, öncelikle Allah’a ulaşmayı isteyerek Allah’a ulaştıracak vesileyi bütün kalpten istemek ve Allah’tan sormaktır. Bediüzzaman Hazretleri’nin yakın talebelerinden Vezirzâde Küçük Mustafa’nın, mürşidi Bediüzzaman Hazretlerini rüya aracılığı ile bulduğunu ve Allah kendisine rüyasında gösterdikten iki ay sonra onun huzuruna giderek, ona bağlandığını gösteren risalede buyurulur ki:

Ey sevgili Üstadımız, ey nurların mazharı ve nâşiri,…ve size karşı merbutiyetime delâlet eden (bağlılığıma, tâbiiyetime  işaret gösteren) bir-iki vak’ayı (hadiseyi) arz edeceğim:

Birincisi: Bundan bir buçuk sene evvel, ticaret için, iki günlük mesafede olan bir köye gitmiştim. O esnada dünyanın  içyüzü bana göründü. Hem fâni, hem zindan hükmünde olduğundan, bir nefret geldi. Bana bu fâni dünyadan, BÂKİ BİR ÂLEME YOL GÖSTERECEK BİR ÜSTAD, CENÂB-I HAKTAN İSTEDİM. Ve dedim ki: Öyle bir üstada rast gelsem, söz veriyorum ki, ona tam hizmetkâr olacağım.”

İşte, ben bu halde ve bu niyazda iken, o gece (rüyada) gayet şirin ve güzel, bilmediğim bir şehirde gayet güzel, dünyada misli bulunmaz ziynetli bir at üstünde, siz Üstadımı ona binmiş, garptan şarka doğru beş-altı metre yüksekte, şehrin üstünde uçarken selâmınıza durduk, selâmınızı aldık.

O ESNADA UYANDIM, ŞEHADET GETİRDİM. ŞÜKRETTİM Kİ, İSTEDİĞİM ÜSTADI BULACAĞIM. İki ay sonra ziyaretinize geldim. Barla Lahikası (Söz basım yayın sayfa 303,304)

Küçük Mustafa, Bediüzzaman Hazretlerine tâbî olmasına delâlet eden ikinci vakıayı yani O’na tâbî olmasına vesile olan ikinci rüyasını şöyle anlatıyor:

İkinci vakıa: RÜYADA, bir şehirde gayet kesretli (kalabalık) askerler ve cephane görüyorum. Biz de, güya o askerlerdeniz. Dedim: “Ya rabbi, bu askerlerin kumandanı kimdir?” niyaz ettiğim vakit, karşımızda yüksek bir saray zuhur etti. O sarayın içerisine girdim ki, kumandanı göreyim. Baktım ki, parlak bir çay akıyor. O çayı takip ettim. Baktım, şubelere ayrılıyor. Devam ettim. Tâ menbaına (kaynağına) kadar gittim. O askerlerin kumandanı, o suların sahibini buldum. Yani Üstadımızı, iki adamla başında namaz kılarken gördüm. Ben de o sudan abdest aldım, namaza dahil oldum. Kalbimin hareketiyle, dilim şehadetiyle uyandım. CENÂB-I HAKK’A ŞÜKRETTİM Kİ, ÜSTADIMIZI BİZE GÖSTERDİ … Hizmetkâr ve talebeniz Mustafa (Barla Lahikası Söz basım yayın sayfa 303,304)

Gene Risale-i Nur Külliyatında adı gecen Bediüzzaman Hazretleri’nin yakın talebelerinden Küçük Ali’nin rüya aracılığı ile Said-i Nursî Hazretleri’ni bularak O’na tâbî olması hakkında Barla Lahikasında şöyle buyuruluyor

…Ben de, asrımıza ve yaralarımıza baktıkça, bütün gün ruhum çırpınmakta iken, “Acaba bu karma karışık zamanda, benim gibi böyle mânevî yaralı gençler, o Mahkeme-i Kübrâda, Cenab-ı Vâcibü’l-Vücud ve Tekaddes Hazretlerinin huzurunda, Peygamberimiz Muhammed Mustafa Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizden nasıl şefaat dileyebilirler?” diyerek, bütün gün ruhum ağlardı…

Ve madem kıyâmete kadar bâki bıraktığı Kur’ân ve Kur’ân’ın tayin etmiş olduğu mânevî doktorlar, kıyâmete kadar gelecek mü’minlere maddî ve mânevî doktorluk vazifesini görecekler. Ve şimdiki hal vilâyetimiz dahilinde bulunan mânevî doktora müracaat edeyim diyerek, ruhum her an gezmekte iken bîhuş olup yattım.

BANA RÜYAMDA ÜÇ ŞAHIS GÖSTERİLDİ. İkisinin ismini söylemediler. Diğeri Üstadım Bediüzzaman’ı, ismiyle söylediler. Hemen eline yapışıp ellerini öptüm. Üstadım acele olarak cebinden bir kalem ve bir kâğıt parçası çıkarıp bana verdi. Hemen uyandım. Peder ve validem ehl-i kalb olduğundan, rüyayı anlattım.

Pederim, “Bu Zat Barla’ya henüz yeni geldi. Bir iki sene kadar oldu. Git, müracaat et” dedi. Ben dedim: “Daha askere gitmedim, yaşım genç. Böyle büyük mânevî bir doktorun yanına bu yaralarla nasıl gideyim ve nasıl cerrahiyesine dayanayım?” Bana “Git” denildi. Hitap iki oldu. Hemen sabahleyin kalkıp gittim. Üstadımı görünce, bir-iki dakika titredim. Sonra, “Fesübhânallah” dedim. “Doktoru görünce o yaralar bütün kuvvetleriyle bağırıyorlar. Verdiği eczâlara tahammül edemeyecekler.” O yaraları açamadım. Üstadım da talebeliğe kabul edip, beş vakit farzı bırakmayacağıma çok çok tenbih etti…….Âciz talebeniz Küçük Ali   Barla Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayetid | 113,114

Kuleönlü Sarıbıçak Mustafa Hulûsi’nin bir mektubunda buyurulur ki:

Ey benim muhterem Üstadım, Âciz talebeniz, küre-i arz içerisinde ruhum bazan şarka, bazan cenuba, bazan garba, bazan şimale, bazan semâya giderdi. Acaba yardım ne taraftan erişecek diye beklerdim. Ruhum bir mürşid-i ekmel taharri ederdi. Aramak üzere iken bana ilham olundu ki, “Mürşidi sen uzakta arıyorsun. Pek yakınında bulunan Bediüzzaman vardır… Bunun üzerine Üstad-ı Muhteremin nezdine vardım. Risaleleri, bize yazmak için emir verdi… Barla Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayetid | 99,100

Allahû Tealâ Mustafa Hulûsi’yi tâbiiyetten ve hizmete başladıktan sonra bazı rüyalarla yolunun hak olduğunu ispat etmek için desteklemişti. Mustafa Hulûsi rüyalarından birini şöyle anlatıyor:

…Bunun üzerine bir rüya daha gördüm: Kıbleye karşı uzun bir kışla ve kışlanın içinde büyük bir fırın var. ben de o fırının dairesindeyim ve ayak üzereyim. Karşımda, gençlerden ehl-i takvâ Süleyman isminde bir genç vardı. Ve sağ tarafımda yine gençten, İsmail isminde birisi vardı. Buna binaen, alettahmin yüz kadar gençler, o fırının dairesinde sağımda ve solumda ayak üzere idiler. Hayret ettim.

BUNUN ÜZERİNE BÜYÜK BİR ZAT GELDİ, gençlerin önüne ufacık bir mendil serdi. O mendil üzerinden, dört köşe haşhaşlı ekmeği gençlere birer birer dağıttı. Bilâhare, o mendilin içinden birer avuç da kuru üzüm dağıttı. Bakıyorum, o mendilden üzüm ve ekmek tükenmedi. Hayret ettim. BANA DENİLDİ Kİ, BU MÜBAREK ZAT, SAİD NURSÎ’DİR. Ben de anladım ki, bu harika iş aktablarda bulunur dedim, uyandım. Barla Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayetid | 99,100

Mustafa Hulûsi biraz önceki sözlerin devamında der ki:

….Bu âciz talebeniz Arabî görmemiş (Arapça) ve medrese hiç görmemiş. Eskiden yazılmış Türkçe kitapları okurdum, maddî ve manevî yaralarımı tedavi edecek ilâç bulamazdım. Ruhum ve kalbim çok çırpınıyordu. Öyle bir dereceye gelirdim ki, her saat kendimi intihar etmeye karar verirdim.

“Acaba halim nedir ve ne olacak? Mürşid-i kâmil nerede bulabilirim?” diye çok merak eder ve yeis içerisinde kalırdım. Cenab-ı Hak, nasıl ki Cehennem gibi bir zaman içinde Cennet gibi bir zamanı halk eder; ve her zamana lâyık çareleri icad eder; ve her yaraya muvafık (uygun) ilâcı ihsân eder. Öyle de, bu medresesiz zamanımızda, bizim gibi yaralılara, Üstad-ı Muhterem vasıtasıyla risaleleri Türkçe olarak telif ettiriyor. Buna ne kadar şükredeyim, lâyüad ve lâyuhsa (sayısız ve hesapsız) Cenab-ı Hakka şükürler olsun ve Üstad-ı Muhteremi de Kur’ân hizmetinde muvaffak edip iki cihanda aziz eylesin. Âmin. (Barla Lâhikası | Yirmi Yedinci Mektubun Üçüncü Kısmı ve Üçüncü Zeylinin Nihayetid | 100, 101)

Feyz dergisinden aldığımız bir makalede Faik Yurtöven Efendi, Bediüzzaman Hazretleri ile ilk görüşmesini şöyle anlatır:

„Efendim Bediüzzaman Hz. ile iki görüşmem oldu. Birincisi Afyon Emirdağ’ında ziyaretine gitmiştim. Benim mürşidim vefat etmişti. O zaman, ben de “YA RABBİ! BU ZAMANIN KUTBU KİMSE BANA GÖSTER”, diye dua ettim. RÜYAMDA BANA BEDİÜZZAMAN HZ. ZAMANIN KUTBU OLARAK GÖSTERİLDİ. Ben de o zatı ziyarete gittim. (Feyz; Sayı: 185 www.feyzdergisi.com)

Buradaki incelik, O’nun talebelerinin Bediüzzaman Hazretleri’ni sadece rüyada görmeleri değil, onların öncelikle Allah’ı isteyerek mutlaka bir mürşid arayışı içinde olmaları, Maide Suresinin 35. âyetine göre kendilerine Allah’a yol gösterecek, Allah’a ulaştıracak bir mürşidi Allah’tan istemeleri  ve rüyada gördükten sonra mutlaka onun huzuruna gidip ona tâbî olmaları ve hizmetinde bulunmalarıdır. Yani Bediüzzaman Hazretleri, o zamanda yaşayan ve hayatta olan devrin imamı, o zamanın en büyük mürşidiydi ve ona tâbî olunmuştu. Fakat kendisi şu an dünya yüzünde olmadığı için sadece Risale-i Nur külliyatını okumakla hiç kimse O’na tâbî olunmuş sayılmaz ve O’na tâbî olunmak için, kendisinin mutlaka hayatta olması gereklidir.

Onun zamanında kendisine tâbî olan talebeleri “Risale-i Nur ben,im en büyük mürşidimdir” demelerinin nedeni, Risale-i Nur’un yazarına tâbî olmaları sebebiyledir. Ve onlar, Bediüzzaman Hazretleri o devirde hayatta olduğu sebebiyle onun huzuruna gidip önünde tövbe ederek tâbiiyetlerini gerçekleştirmişler ve Risale-i Nur’a hizmette bulunmuşlardı.

Fakat Bediüzzaman Hazretleri nasıl ki, Mevlânâ Hâlid Bağdâdî’den sonra müceddidlik görevinin kendisine geçtiğini izah etmişse ve ona tâbî olunmuşsa, kendisinden bir asır sonra gelecek müceddidin Hazreti Mehdi olduğunu ve O’na tâbî olunması gerektiğini açık olarak bildirmiştir.

Evet, Bediüzzaman Hazretleri bundan önceki asrın kutb-u idi ve bu asrın kutbu ise Hazreti Mehdi’dir. Peygamber Efendimiz (S.AV)’in hadîslerinde “kim boynunda bir bey’at olmadığı halde ölürse, câhiliyyet ölümü gibi (bir ölümle) ölür.” diye buyurduğu gibi, bir devrin imamı öldüğünde, ondan sanraki vazifeli devrin imamını aramak ve ona tâbî olmak her müslümanın boynunun borcudur.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bir önceki yazımız olan İslami Sohbet Halid Bağdadi başlıklı makalemizde asrın imamı, halid bağdadi ve muctehid hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.