Korku İnsanın Yaşamından Çalıyor

İlk: ”Baba, Cennette insanların her isteği olacaksa insan hiç bir şeyden zevk alamaz ki değil mi?” ile başlamıştı aklımı meşgul eden ama ‘günah’diye hiç kimseye soramadığım sorular. Şu muhteşem dünyayı ve içindekileri yaratan Allah, insanları Cehennemde yakmak için de yaratmamıştır diye düşünüyordum çocuk aklımla… Neden içki içiyor ya da açık geziyor diye insanı sonsuz bir Cehenneme atmak istesin ki Allah ! cümleleriyle de devam etti sorularım…
Kadınları yalnızca evde otursun dışarı bile çıkmasın diye yaratmış olabilir miydi gerçekten? Ya da neden namazda bir yerimiz açıldığında ya da saçımızın tek teli bile gözüktüğünde namazımız bozuluyordu ve biz neden namazı NEDEN kıldığımızı bilmeden günde 5 vakit kılıyorduk ? Bir insan her anını / her saniyesini Allah’ı zikrederek nasıl geçirirdi bu derece uzun ibadet nasıl edilirdi. Şayet duyduğumuz evliyalar alimler her anlarını ibadetle geçiren kişilerse biz gerçekten Cehennemden çıkamayacak kişiler içinde miydik ? Kur’anı kaç kere hatim edersek o kadar mı Cennete yaklaşıyorduk ? Din gerçekten lisanını zor anladığımız kitaplardan öğrenilmesi gereken bir şey miydi ? Din gerçekten zor ve ağır bir şey miydi ya da Müslümanlar bu dünya geçici diye hep ezilen zulmedilen konumunda mı olmalıydı? Bunlar ve bunlar benzer bir sürü sorular aklımdaydı ama ‘Günah”olur korkusuyla ne sorabiliyor ne de konuşabiliyordum bunları. Gerçekten merak etmek, soru sormak günah mıydı peki?
Neyse ki zaman değişti, dinimiz Kur’anı okuyarak öğreniliyormuş öğrendik (!) zaman aldı ama öğrenmeye başladık, öğrenmeye de devam ediyoruz çok şükür. Bizi Yaratanın, bizim bu dünyada ve asıl yurdumuzda neler yaparsak rahat edeceğimizi anlaşılır bir dille açıklamış. Ve biz anlamamak için bin bir farklı yolda dolaşmışız ve korkularla boğuşmuşuz. Korkularla boğuşurken de asıl yapmamız gerekenleri ve neden yapmamız gerekiyor kısmını hiç anlayamamışız… İnsan okudukça ve düşündükçe öğreniyor bunları.. Öğreniyor dediğime bakmayın “Bilgi bir okyanus ve ben de sahilde deniz kabuklarıyla oyalanıyorum sadece” demiş Newton .
Peki yıllarca bizi Kur’andan uzaklaştıranlar bunu nasıl başardılar? Neden yaptılar demiyorum nasıl başardılar? Bir Allah’ın kulu da çıkıp ”İnsanlık Sizi Yaratan bir kitap göndermiş ve onu duvar süsü olarak ya da ölülerin ardından okuyun diye göndermemiş!” dememiş mi? O dememiş de insanlar neden (milyarlarca müslümanın varlığı düşünülürse) merak etmemiş bu kitapta ne yazıyor acaba diye! Allah benim anlamayacağım kitabı bana neden göndersin de dememiş mi ? Biz hep böyle miydik, okumadan mı öğreniyorduk dinimizi tüm tarih boyunca gerçekten. Hep bizim yerimize birileri okuyup anlattı mı Kur’an’ı bize! İnsan bunları merak ediyor ama önemli olan bundan sonrasına bakmak… Zararın (zarar da demek istemiyorum aslında güzel alimler yetişmiş /yaşamış eski tarihlerde) neresinden dönersek kârdır! Şimdi biliyoruz Kur’an okumanın önemini…
İnsan okudukça kendini öğreniyor. İçinde boğulmaya başladığı sorularına cevaplar buluyor ve rahat nefes alıyor ve rahat nefes aldıkça daha bilinçli yaşıyor. Ölüm ve Azap kısmına takılı kalıp öğrenmelerden uzak kalmıyor. Korku artık yanmak değil de O’nun rızasını kazanamamaktan kaynaklı oluyor. Yarın huzura çıktığımızda ”Gönderdiğin kitabı okumadık ama gözümüz gibi baktık” gibi komik bir mazeret üretmemek için okumaya başladık ve her ayetini yüreğimize işleyip hayatımızda tatbik etmeye çalıştık elimizden geldiğince. Güzel ahlak sahibi olup; beşer gelip kul olarak huzura varmak artık tek amacımız oldu. Bu yolda yine yardımcımız O olacak inşaallah. Çünkü biz isteklerimizi yüreğimize kazıyıp O’na sunarız ve O da isteklerimiz doğrultusunda yolumuzu aydınlatır ve genişletir…
Evet ne kadar okursak okuyalım, öğrenirsek öğrenelim hep hatalarımız olacak eksikliklerimiz bizi bırakmayacak çünkü mükemmel olamayacağız, sadece konumumuzu iyi seçip her şeyi O’ndan umacağız ve bekleyeceğiz: Bereketini de, Rahmetini de Affetmesini de… Çünkü gidecek başka kapımız yok; biz yaşayacağız ama yerimizi haddimizi, neden bu güzel ama fani dünyada olduğumuzu, yarın nereye gideceğimizi (ve bunun da bizim seçimlerimize bağlı olduğunu) bilerek… Korkulara takılı kalmadan okuyarak uygulayarak ve her daim dua ederek.. umarak…
Korku ile ümit arası bir durum. Tüm olumsuzluklara rağmen, O’nun Rahmetinden ümit kesmeden, insan olmanın gereklerini yaparak, insan gibi yaşayarak (!) bu handan ayrılmak umudumuz…

Bir önceki yazımız olan Dirilt Bizi Ey Kur’an! başlıklı makalemizde Dirilt bizi ey Kuran, İSLAMİ SOHBET ve kıyamet hakkında bilgiler verilmektedir.

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.