Necip Fazıl Yahya Kemal Zübeyir SELİM

Divan edebiyatı geleneğinin bir parçası olan , çok beğenilen bir şiire şekil ve muhteva olarak benzer bir yazmaktır. Bazı şiirler öyle beğenilmiş ve meşhur olmuştur ki, farklı şairler bu şiirin şekil özelliklerine benzeyen farklı muhtevalı şiirler yazmaktan çekinmemişlerdir. Bu, zamanla oldukça rağbet edilen bir “sanat” hâline gelmiştir. Özellikle 14. yy divan şairlerimizden Ahmet Paşa, bu sanatın önde gelen temsilcilerinden kabul edilir.

Nazirecilik, taklitçilik değildir, bilakis divan edebiyatında usta şairlerin sıkça müracaat ettikleri bir tarzdır. Zîrâ naziresi yapılacak şiir, o kadar güzeldir ki, artık o şairinden çıkmış ve bir atasözü gibi toplumun malı olmuştur. Böyle bir şiire nazire yapmak asla taklit olarak görülmemiş, farklı bir fikir ve duyguyu güzel ve beğenilen bir biçimde dile getirme olarak değerlendirilmiştir.

Hocaefendi de bu geleneği devam ettirerek, iki güzel şiire nazire örneği sunmuştur. Hocaefendi’nin Kemal ve ’ın şiirlerine yaptığı nazireler bu sanatın günümüzdeki iki güzel numunesi durumundadır.

-
Fethullah Gülen Hocaefendi’den inceleyeceğimiz ilk şiir, Fazıl’ın “Utansın” şiirine yapılan “Sıkılsın” adlı naziredir.

Her iki şiir de, şeklen aynı hususiyetlere sahip ki, bu nazirede, şiirin mühim bir yanıdır. Beyitlerle yazılan şiirler on birli hece vezniyle kaleme alınmış. Hocaefendi, şiirinin başlığı dolayısıyla redifi için “utansın”ı çağrıştıracak “sıkılsın” gibi hoş ve ustaca bir kelime seçmiştir. Necip Fazıl bütün şiirde ak seslerinden tam kafiye yaparken Kırık Mızrap Şairi kafiyeyi farklı ele almış ve üç farklı kafiyeyle şiirini bitirmiş. Bunda şairin mânâ kaygısını şekilden daha önde tutmasının ve kulak için kafiye düşüncesiyle hareket ederek şiirde bir nevi rahatlık ve esneklik sağlamak istemesinin tesirli olduğunu söyleyebiliriz.

Şiirlerin muhtevası ise asıl dikkat edilmesi gereken yönleridir. Her iki şiirde de cemiyet adına yapılması gerekenlerin, yapması gerekenler tarafından yapılmamasının hüznü çok veciz ifadelerle dile getirilmiş. Şiirlerin yazıldığı devirlerin en mühim ortak yanı, millet adına yapılması gereken bir yığın iş olduğu ve bu hayatî işlerin birileri tarafından mutlaka yapılması gerektiğidir. Dünyayı ben mi kurtaracağım, bir benle bu işler olur mu ki, sen kendini kurtarmaya bak, gibi bahanelerle insanların tembellik gösterdiği bir devirde her iki şair de zihinleri ve gönülleri sarsıcı mısralarla ikaz edip yapılması gerekenleri açıkça dile getirmişlerdir.

Necip Fazıl; tohum, mızrak, küheylan sembolleriyle bir hedefe ulaşma; bir gaye taşıma mânâlarını çok tesirli bir dille sunmuş. Ona göre dava adamının işi, geleceğin güzel günleri için topluma gül tohumları serpmek, neticeye bakmadan yola devam etmektir. Neticeye kilitlenen kişi, bir iki menfi durum karşısında hayal kırıklığı yaşayıp hedefe varmayan mızraklar karşısında yolculuğunu yarıda bırakma hatasına düşebilir. Bu sebeple dava adamı; yolların uzunluğu veya zorluğuna, engellerin büyüklüğüne bakmadan bir küheylan gibi varacağı hedefe kilitlenip bu yolda çatlamayı göze alacak kadar kararlı olmalıdır. Çünkü kendisine maziden gelen mukaddes bir emanet vardır ve bunu geleceğe sağlam bir şekilde ulaştırmak, boynunun borcudur. Yine şairin başka bir şiirinde ifade ettiği gibi dava adamı:

“Garip gelip gitmişiz, rafa koy evi barkı
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı.”
samimiyetiyle hareket etmek durumundadır.

Hocaefendi ise kalem, üveyk, akıncı kelimeleriyle benzer bir mânâ inceliğini ortaya koymuştur. Kırık Mızrap Şairi farklı olarak yaşanan bazı durumlara temas ederek okura biraz daha açık hedefler sunmuştur. Şiire Bediüzzaman Hazretleri’nin “Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı. O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok.” düsturuna atıf yaparcasına bütün âleme rağmen doğru ve hak olanın yapılması gerektiğini anlatarak başlıyor. Devir, medenilere galebenin ikna ile olduğu bir devirdir ve evvela “kalem”le işe başlamak gerek. Zîrâ o, irşad ve tebliğin en keskin kılıcıdır. İdeal bir dava adamı, en tesirli yol olan “beyan” yolunu sadece hak ve hakikati anlatma adına kullanacak; Allah’ın sonsuz inayetini yegâne yoldaş bilip bigâne kalanları utancıyla baş başa bırakarak yoluna devam edecektir. Şair; şiirin devamında hicret ruhunu anlatır. Dava adamı akıncı bir ruha sahip olmalıdır. Karanlığın bağrına nuru taşıyan, giderken ardına dahi bakmayıp yolunun ötesinde ışığa hasret gönüllere ulaşma adına fedakârlık ve diğerkâmlık hisleriyle kıtaları arşınlayan bahtiyardır dava adamı.

Kırık Mızrap Şairi, hâlimizi resmetmeye devam eder: Geçmişin bıraktığı koca bir medeniyet yerle bir olmuştur. Madde ve mânâ âlemlerimizi birbiriyle münasip bir üslûpla ören ve bundan büyük bir medeniyet çıkaran ecdat gitmiş, geride kadr u kıymet bilmeyen, işten anlamayan bir nesil türemiştir. Şair, bütün bu menfilikler yaşanırken bunlara göz yumanları utançları içinde bırakıp ve yeni nesle seslenerek şiirini bitiriyor. Ey davası adına canından vazgeçmeyi gözüne almış bahtiyar adam; sen, sana düşeni hakkıyla yap da geride kalanı utancıyla baş başa bırak!

Yedi Âşık Genç ve Işık Süvarileri
Hocaefendi’nin ikinci güzel naziresi Yahya Kemal’in Mehlika Sultan şiirinedir. Zaten Kırık Mızrap Şairi, şiirini bu büyük şaire ithaf etmiştir.

Her iki şiir de kendini bir davaya adayan idealist gençlerden bahseder. Mehlika Sultan dokuz, Işığa Gönül Verenler sekiz dörtlük. Mehlika Sultan, aruz; Işığa Gönül Verenler hece vezniyle yazılmış, Kırık Mızrap Şairi, vezni aynen kullanmayı gerek görmemiş.

Şiirler, kendilerini bir ideal ve sevdaya adamış gençlerden bahseder. Muhtevalar aynı olsa da bakış açıları farklıdır. Mehlika Sultan şiirinde ince bir hüzün hâkimdir; Işığa Gönül Verenler’ de ise aşk, şevk ve iştiyak vardır.

Mehlika Sultan, Tanzimat’tan sonra Türk gençlerinin Batılılaşma macerasını anlatır. Bir zamanlar her şeyi Avrupa’da görerek o kapıyı ne pahasına olursa olsun aşındıran ve kendi benliğini de kaybettikten sonra kaybolan bir kayıp neslin trajedisini dile getirir. Şair de o neslin macerasını bizzat yaşayan biridir. Fakat çocukluğunda, özellikle validesinin tesiriyle aldığı millî ve dinî terbiye sayesinde benliğini kaybetmemiş, millî değerlerine sahip çıkabilen ender kişilerden olmuştur. Bu düşünceyi “Ezansız Semtler” adlı yazısında şöyle dile getirir: “Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük, o mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir bayram namazında anne millete dönebiliriz; fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklardır.” Bu yüzden o neslin hikâyesini iyi bilir.

Şiirin başında yedi genç bir hayalî aşk uğruna yola çıkarlar; fakat gençler bir muammanın peşindedirler. Osmanlı’nın son dönemindeki keşmekeşliği ve rehbersizliği çok iyi anlatır şair. Yol uzadıkça uzar ve kararır, dönülmez olur. Bir noktada gençler, hayallerine kavuştuklarını sanırlar, evet gerçekten de kavuşmuşlardır; fakat kafa ve gönüllerinde kurdukları hayalin hakikatine değil, bir belirsizliğe… Ve bu noktada gençler geri dönme gücünü bulamazlar, neticesizliğin verdiği hayal kırıklığıyla yolculuklarının geri dönüşü olmayan diyarlarda noktalanmasıyla o âlemlerde kaybolurlar. Şiirde, Osmanlı’nın son döneminde Avrupa’ya gidip de orda kaybolan bir kayıp nesil, usta bir şairin diliyle hikâye edilir.

Hocaefendi’nin şiirinde ise idealist gençlerden bahsedilir; fakat bu gençler gidip de kaybolan nesillerden değildir. Bu nesiller bir kere hayalî bir varlığa değil; ışığa, aydınlığa gönül vermişlerdir ve gittikleri her yeri âşık oldukları ışıktan aldıkları fer ve kuvvetle aydınlatmışlardır. Onların gönüllerinde de bir dilber vardır ve onlar da bu dilberi beklerler. Fakat onlar yok olmak bir yana sonsuzluğu yakalama peşindedirler. Bu yolda ideallerine erip gelecek nesillerin gönlünde yaşayacaklardır. Ulaşmak istedikleri dilber, onlara ölümsüzlük iksirini içirecek, onlara güç ve kuvvet verecek; onlar da bu güçle hayatın muammasını çözecek, milletin ihtiyacı olan işlere imza atacak ve mutlulukla bu âlemden göç edeceklerdir.

Mehlika Sultan Şairi bir kayıp nesli anlatır, çünkü şair o nesli iyi bilir. Işığa Gönül Verenler şiiri ise, bir diriliş neslinden bahseder, çünkü şairi de o nesli iyi bilir.

Evet, Kırık Mızrap Şairi, bin bir meşguliyetine rağmen edebiyatımıza Türkçenin en güzel şiirlerini kazandırmıştır. Hocaefendi’nin Kırık Mızrap adlı şiir kitabını okuyanlar, Türk şiir geleneğinden istifade etmiş ve bunu geleceğe taşıyan büyük bir mütefekkir şairle karşılaşacaklar ve onun eserleriyle edebiyatın engin ufuklarına kanat çırpacaklardır.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bir önceki yazımız olan Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ'nün dilinden Peygamber Efendimiz başlıklı makalemizde dini videolar, islami chat ve İSLAMİ SOHBET hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , , , , , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.