Son Söz – İslami Sohbet

Bu dünya, hepimiz için bir imtihan yeri ve ahir zamanda büyük bir imtihanın içindeyiz. Zulüm ve karanlığın bütün dünyayı sarmasına rağmen, Hazreti Mehdi’ye tâbî olanlar da gün geçtikçe bir çığ gibi büyüyecek ve onunla kalpler nurlanacak, dostluk, kardeşlik, sevgi ve barış kurularak bütün dünya aydınlanacaktır. Hepimiz imtihandayız ve asla unutmamalıyız ki, Hazreti Mehdi ahir zamının bir imtihanıdır. Çünkü Rabbimiz bütün devrelerde insanları resûlleriyle imtihan eder. Hazreti Medi’nin davetine icabet edenler, kurtuluşa erenlerdir. İnsanlar ne yazık ki, Hazreti Mehdi’yi inkar etmekte ve O’nu sahte Mehdilikle suçlamaktadırlar. Ve ona engel olmaya çalışarak farkında olmadan başkalarının ve kendilerinin hidayete ermesine mâni olmakta, âyetleri inkar etmektedirler. Ve farkında olmadan, ancak kendilerini dalâlete sürüklemekte ve helâk etmektedirler.

6/EN’AM – 26:Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).

Ve onlar, ondan (Allah’a ulaşmaktan, hidayetten) nehyederler (men ederler, yasaklarlar) ve onlar da (kendileri de) ondan (hidayetten) uzak dururlar (yüz çevirirler). Kendilerinden başkasını helâk etmezler ve farkında olmazlar (şuurunda değiller).

Fakat daha önce de açıkladığımız gibi, Hazreti Mehdi’yi bulmak hiç de zor değildir. Hakk’ı gerçekten arayan hakikati, hakk’ın sahibi Yüce Alllah’tan sorar. Allahû Tealâ, insanları her devirde resûlleri, elçileri ile imtihan eder. Ankebut Suresinin 2. ve 3. âyetlerinde: “insanlar, îmân ettik demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de), tekzib edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir.” buyuruluyor. Fakat bu âyet-i kerimelerin devamında bu âyetlerle bağlantısı olan Ankebut Suresinin 5. âyetinde, bu imtihandan maksadın Allah’a mülâki olmayı dilemek yani Allah’a ulaşmayı dilemek olduğu açık olarak görülmektedir. İmtihan budur.

Buradaki sadıklar, Allah’ın vazifeli kıldığı, insanları Ankebut Suresinin 5. âyetine göre Allah’a ulaşmaya davet eden, hakikati söyleyen salâh makamının sahibi resûllere îmân edenlerdir. Ve Allah onları mutlaka en iyi bilendir. Ve bu imtihandaki tekzib edenler ise “amenna (îmân ettik)” diyerek kendilerinin gerçek îmân ettiklerini zanneden, fakat resûlleri yalanlayan, resûllerin davetine icabet etmeyen, Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişilerdir. İşte âyetteki bu imtihanda sadıklar ile tekzib edenler onlardır. Hazreti Mehdi’de aynı şekilde insanları Allah’a ulaşmayı dilemeye davet etmektedir ve bu imtihanı kazananlar ise davete icabet edip Allah’a ulaşmayı dileyerek bir mürşide veya Hazreti Mehdi’ye tâbî olarak, Sıratı Mustakîm üzerinde olanlardır.

2/BAKARA-214: Em hasibtum en tedhulûl cennete ve lemmâ ye’tikum meselullezîne halev min kablikum messethumul be’sâu ved darrâu ve zulzilû hattâ yekûler resûlu vellezîne âmenû meahu metâ nasrullâh(nasrullâhi), e lâ inne nasrallâhi karîb(karîbun).

Yoksa siz, kendinizden önce geçenlerin başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah’ın yardımı mutlaka yakındır, (öyle) değil mi?

29/ANKEBUT-2,3: E hasiben nâsu en yutrekû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn(yuftenûne). Ve lekad fetennellezîne min kablihim fe le ya’lemennellâhullezîne sadakû ve le ya’lemenel kâzibîn (kâzibîne).

İnsanlar, “amenna (îmân ettik)” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de), tekzib edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir.

29/ANKEBÛT-4: Em hasibellezîne ya’melûnes seyyiâti en yesbikûnâ, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü!

29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi leât(leâtin), ve huves semîul alîm(alîmu).

Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.

29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).

Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).

29/ANKEBUT–7:Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti le nukeffiranne anhum seyyiâtihim ve le necziyennehum ahsenellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).

Ve âmenû olanlar (hayattayken Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, onların seyyiatlerini (günahlarını) mutlaka örteceğiz ve onları mutlaka yaptıklarının daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız.

Burada kısaca önemli bir konuya değinmek istiyoruz. Peygamberimiz (S.A.V) 14 asır önce Hazreti Mehdi için “O’na biat ediniz, ona katılınız”, diye bize emir buyurmuştur. Said-i Nursî Hazretleri de Hazreti Mehdinin üç büyük vazifesini ancak bütün mürşidlerin, velîlerin, cemaatlerin, (nurcular cemaatide dahil olmak üzere) Ona tâbî olarak tamamlanabileceğini söylemiştir. Hâl böyle olmasına rağmen, Efendi Hazretleri hiç kimseye illede bana tâbî olun dememektedir. Yani O sadece vazifesini yerine getirir ve sadece hakk’ı anlatır. Bir insanın hakikate ve cennet saadetine ulaşması için yerine getirmesi gereken Allah’ın bütün hakikatlerini açıklar. Ve onun için tek önemli konu insanların kurtuluşudur. Ve bütün sohbetlerinde der ki:

“Siz sadece bütün kalbinizden bir dilek dileyeceksiniz, ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyeceksiniz, ondan sonrası Allah’a ait. Size namazı, orucu, ibadetleri ve en önemlisi zikri Allah sevdirecek, hacet namazı kılarak mürşidinizi siz Allah’tan soracaksınız ve mürsidinizi size O sevdirecek.

Allahû Tealâ sizi gösterdiği mürşidinize mutlaka ulaştıracak ve 12 ihsanla ona tâbî olacaksınız. Ondan sonra ruhunuzu siz O’na değil, ruhunuzu Kendisine Allah  ulaştıracak. Ve siz gerçekten, kalpten Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda Allah size birinci kat cenneti mutlaka garanti ediyor. Arkasından mürşidinize ulaşıp tâbî olduğunuzda ikinci kat cenneti ve seyr-i sülûk adlı yolcukla nefs tezkiyesine paralel olarak ruhunuzu Allah Kendisine ulaştırdığında da mutlaka üçüncü kat cenneti size garanti ediyor. İşte bu kadar kolay yani sadece bir dilekle Allah ruhunuzu Kendisine mutlaka ulaştıracağına  ve üçüncü kat cenneti size vaad ediyor. “                                                                                                                               

Yani insanlar yeter ki, Allah’a ulaşmayı dileyerek takva sahibi olsun ve Allah’tan ihsanlar alarak huşûya ulaşsın ve Allah’ın kendisi için tayin ettiği ve kendisine gösterdiği mürşidine ulaşıp tâbî olsun ve Allah’ı çok zikrederek nefsini tezkiye ve tasfiye etsin. İşte Onun için önemli olan, Onun üzerine düşen sorumluluk, hakikati bütün dünyaya duyurmaktır. İnsanların Allah’a ulaşmayı dilemesini ve kurtuluşa ulaşmasını sağlamaktır. Fakat insan olarak bizim üzerimize düşen yükümlülük ise Allah’a ulaşmayı dileyerek ve Allah’tan mürşidimizi isteyerek, mürşidimize tâbî olmak ve zikretmek, ibadetleri, Allah yolunda hizmeti yerine getirmektir.

Fakat böyle olduğu halde ahir zamanda bizim ve bütün mürşidlerin, cemaatlerin üzerine düşen en büyük sorumluluk, Hazreti Mehdi’yi bulmak, davetine icabet ederek O’na tâbî olmaktır. Çünkü her devirde bir kutup, devrin imamı bulunur. O mürşidlerin mürşididir, velîlerin velîsidir. Yani bu üç büyük vazifenin tamamlanabilinmesi için, bütün mürşidler ve cemaatler ona tâbî olması gerekiyor ki, böylece mürşidler ve önderler mürşidlerin mürşidi Hazreti Mehdi’den ilmi alsın ve bütün talebelerine, müridlerine dağıtsın ve böylece her insan Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve ashabının yaşadığı tek bir mezheb olan İslâmın 7 safha ve 4 teslimini yaşamaya ehil olarak Allah’a ulaşmayı dilesin ve kurtuluşa ulaşanlardan oluşan tek bir fırkaya dahil olsun.

5. (4777)- İbnu Amr İbni’l-As (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: ” Nitekim, Benî İsrail yetmiş iki millete (dine, fırkaya) bölünmüştü. Benim ümmetim de yetmiş üç millete bölünecektir. Bunlardan bir tanesi hariç hepsi ateştedir.” “Bu fırka hangisidir?” diye soruldu.

“Benim ve ashabımın üzerinde olduğu şeyden ayrılmayanlardır!” buyurdular.” [Tirmizî, İman 18, (2643).] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/422-423.

Yani burada açıklamak isteğimiz konu, Allahû Tealâ ahir zamanda Hazreti Mehdi ile bizi imtihana tâbî tutmaktadır. Bu imtihanı geçebilenler, onun davetine icabet ederek Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.

Bu kişi Allah’a ulaşmayı diler, mürşidini Allah’tan sorar ve mürşidine tâbî olup ibadetlerini, zikrini ve hizmetini yerine getirerek yoluna devam eder. Allah insanların sürekli cüzzi iradelerine, irade seçimlerine bakarak imtihan eder, velev ki bu kişi bir mürşid olsa bile!

Ahir zamanda mürşidlerin ve cemaatlerin en büyük sorumluğu Hazreti Mehdi’yi Allah’tan sormaktır. Çünkü bu devir Hazreti Mehdi’yi bulmayı gerektiren ahir zamandır. Bütün mürşidler ve cemaatler, nurcular cemaatide dahil olmak üzere aynı şekilde bu imtihanın içindedir. Çünkü onlarda Hazreti Mehdi’yi bularak tâbî olmalı ve bu ilmi ondan alarak bütün dünyaya dağıtmalıdırlar. Said-i Nursî Hz. kendisinden bir asır sonra gelecek devrin imamının Mehdi (A.S) olduğunu ve vazifelerini tamamlayabilmesi için O’na tâbî olunması gerektiğini risalelerinde bildirmiştir.

Nasıl ki, kişi mürşidini Allah’tan soruyor ve Allah o kişiyi mürşidine ulaştırıyor. Mürşidler de aynı şekilde mürşidlerin mürşidi  Hazreti Mehdi’yi Allah’tan sorarak O’na tâbî olmalı ve bütün mezhep ayrılıklarının giderilmesi, dîne sonradan giren bidatların ortadan kaldırılması için ilmi ondan almalı ve müridlerine, talebelerine dağıtmalı ki,  böylece bütün dünyada sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve sahâbesinin yaşadığı tek bir mezhep, tek bir fırka, tek bir dîn yaşansın.

Çünkü dinimize sonradan o kadar çok yalnışlıklar karışmıştır ki, işte O Sultan ile dîne sonradan sokulan bid’adlar, fazlalıklar, yalnışlıklar çıkartılacak ve eksiklerde tamamlanacaktır. Yani Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbesinin yaşadığı İslâmın ve Kur’ân-ın unutulan hakikatleri yeniden hayata gelecek, bütün eksiklerin yerini Kur’ân-ın bize getirdiği Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve sahâbesinin 14 asır önce yaşadıkları hidayet ve İslâm dolduracaktır. Allah’a hamd eder sükrederiz ki, artık Mehdi Resûl’ümüz bizimle, bize unutulan Kur’ân hakikatlerini açıklıyor ve Kur’ân-ı Kerim hepimizin üzerine bir rahmet yağmuru gibi âyet, âyet saçılıyor. Ve bu kapıyı bulupta, O eteğe sarılanlara ne mutlu. ONLARA DÜNYADA VE AHİRETTE MÜJDELER VARDIR.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Cennette erkekler kadınlardan daha mı güzel olacaktır?

Cennette dünyadakinin aksine erkeklerin kadınlara nazaran daha güzel olacağı doğru mudur?

Dünyada Cenab-ı Hakk’ın cemalî sıfatları daha çok kadınlarda gözükmektedir. Dünyadaki güzellikler ise cennetin numuneleri olduğundan perdeler arkasındaki bu güzellikler cennette gerçeğiyle tezahür edecektir. Cennette dünyadakinin aksine erkeklerin kadınlardan daha güzel olacağına dair herhangi bir nass bulunmamaktadır.
Hurilerden daha üstün tutulmuş cennet hanımlarının güzellikleri Peygamber Efendimiz’in (asm) hadis-i şeriflerinde şöyle tavsif edilmiştir:
“Dünya kadınları Cennete girdikten sonra kötülüklerden, kıskançlık ve benzeri çirkin huylardan arınacaklar, içleri de dışları gibi berrak ve ter temiz olacaklar. Güzellikte hurileri geçecekler.” (Müslim)
“Onların vücutlarının güzelliği ile letafetinden dolayı her birinin baldırındaki kemiğin iliği etinin üstünden görünür. Onların aralarında ne ihtilâf vardır, ne düşmanlık, ne de çekememezlik.” (Müslim)
‘Elbisenin yüzü astarından kıymetli olduğu gibi, dünya kadınları da hurilerden üstündürler…’ (Taberani)
Allah’a emanet olunuz.

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Firdevs-i a'la cennetin hangi mertebesidir?

Firdevs: Lügatte; Her çeşit bitkiyi cem’eden bahçe, bostan. Üzüm asmalarının bulunduğu bahçe. Cennet, Cennette altıncı kat.

Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Ümmü Hârise (ra), Resûlullah’a (asm) geldi ve:
“Ey Allah’ın Resulü! Bana Hârise’den haber ver!” dedi. -Harise, Bedir günü isabet eden serseri bir ok sebebiyle ölmüştü.- (Kadın devamla): “Eğer cennetteyse sabredeceğim, değilse (dünya evinde olduğum müddetçe) ağlamaya devam edeceğim” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Ey Ümmü Hârise! [Cennetin tek bir bahçe olduğunu mu sanırsın?] Cennette bahçeler var. Senin oğlun ise, Firdevs-i a’lâ’ya kondu” buyurdular. [Bunun üzerine kadın gülerek geri döndü.]” [Buhârî, Cihad 14, Megâzî 9, Rikâk 51; Tirmizî, Tefsir, Mü’minun, (3173).]

Ubade İbnu’s-Samit (ra) anlatıyor: “Resulullah (asm) buyurdular ki:
“Cennette yüz derece vardır. Her bir derecenin diğer derece ile arası, sema ile arz arası kadar geniştir. Firdevs bunların en yukarıda olanıdır. Cennetin dört nehri buradan çıkar. Bunun üstünde Arş vardır. Allah’tan cennet istediğiniz vakit Firdevs’i isteyin.” [Tirmizî, Cennet 4, (2533).]
Hadislerde cennetin çeşitli dereceleri olduğu belirtildiği gibi, Firdevs cennetinin en üst tabakayı teşkil ettiği de belirtilmektedir. Firdevs cenneti hepsinin yukarısında, hepsinden üstün olduğu için Allah’tan öncelikle bunun taleb edilmesi tavsiye edilmiştir. (Kütüb-i Sitte)
İnsanların dünyada elde ettikleri makamlarına göre Allah (cc) ahirette farklı cennet tabakaları yaratmıştır. Cennet’in birçok tabakası vardır. Ayetlerde adları geçen Cennet tabakaları, Cennet’in en yüksek tabakalarıdır. Çünkü bu tabakalarda da birçok tabaka vardır. Nitekim Allah Teâlâ’nın Nâim Cennetleri veya “Firdevs Cennetleri” şeklindeki çoğul ifade eden ayetleri buna delildir. Ayrıca Ümmü Hârise hadisinde bu gerçek Hz. Peygamberin dilinden ifade olunmuştur. Ümmü Harise Bedir’de şehit olan çocuğu hakkında Hz. Peygamber’den bilgi almak üzere gelmiş ve ona Rasûlullah birçok Cennet olduğunu belirterek, çocuğunun da “Firdevs-i Â’lâ’da” olduğunu söylemek suretiyle teselli etmiştir (Mansur Ali Nâsıf, et-Tâcü’ el-Câmi’ li’l-Usul, fi Ahadisi’r-Rasûl, Istanbul (t.y.), V, 4033).
Buhârî’nin bir rivayetinde Hz. Peygamber, Allah yolunda savaşan mücâhidler için Cennet’te yüz derece (tabaka) hazırlandığını ve iki derecenin arasının yerle gök arası gibi olduğunu haber vermekte ve sözlerine devamla “Allah’dan istediğiniz zaman Firdevs’i isteyin… Çünkü Firdevs, Cennet’in ortası ve Cennet’in en yükseğidir (…). Firdevs’ten Cennet nehirleri doğar” buyurmaktadır. (Buhârî, Cihad 4)
Aynî, “Firdevs, Cennetin ortasıdır (vasatıdır).” cümlesini, Cennet’in en iyi yeri veya üstünü (efdali) olarak yorumlar ve bu görüşüne “Böylece sizi en hayırlı bir ümmet kıldık” (el-Bakara, 2/143) ayetinde geçen “vesetan” kelimesini delil getirir (el-Aynî, Umdetü’l-Kârî fî Şerhi Sahihi’l-Buhârî, Istanbul 1309, VI, 539). Çeşitli rivayetlerde Firdevs Cenneti’nin güzellikleri dile getirilmiştir.
Bütün ayet, hadis ve âlimlerin yorumlarından Cennet’in birçok tabakası olduğu anlaşılmaktadır. Bu tabakalardan bazılarının daha yüce ve nimetlerinin daha güzel veya daha efdal olması sebebiyle isimleri bize bildirilmiştir. Firdevs Cenneti mertebece en yüksek olan Cennet tabakasıdır. (Ayrıca bkz. et-Taberi, Tefsir, Mısır 1954, XVI. 37-8)
Cennetin kaç kat olduğu ve Kuran’da adı geçen cennet tabakaları hakkında bilgi almak için tıklayınız.
Allah’a emanet olunuz.

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Kıyamete yakın ölmüş bir kâfirin kabir azabı az mı olacak

Kıyamete yakın ölmüş bir kâfirin kabir azabı az mı olacak Hz. Âdem zamanında imansız ölen bir insanla, kıyamete yakın zamanda ölen bir insanın kabir azabı sürelerinin farklı oluşu adalet-i İlâhiye’ye uygun mudur?

Zaman sabit bir kavram değildir, değişkendir. Kabir azabının uzunluk derecesi, kişinin ameline ve dünyaya olan bağlılığına göre değişir.
Dünya günühesabıyla kabirde bir gün kalan insan, belki orada geçerli olan kabir günüyle bir senelik azap çekecektir.Demek ki,kabir hayatının uzunluk ve kısalığını, dünya zamanı yani bizim kullandığımız saat ve takvim ölçüsü belirleyemez.
Zaten, Allah’ın (cc)adaletinin en mükemmel şekilde görüneceği yer ahiret âlemidir. Kişi her ne kadar kısa bir müddet kabirde kalsa da, hak ettiği kabir azabını Allah (cc) mutlaka verecektir.

kabir azabı , iman , ahiret , adalet , kıyamet , zaman

Kıyamet günü müminlere şefaat edilecek mi

Peygamber Efendimiz (asm) mahşer günü müminlere şefaat edecek mi?eygamberimiz’in (asm) mahşerde müminlere şefaat edeceği birçok hadisle sabittir:
Hz. Hureyre (ra) anlatıyor:
“Resululllah (asm) buyurdu ki: “Her peygamberin müstecab (Allah’ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmaya acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşallah, ümmetimden şirk koşmadan ölenler nail olacaktır.” (Tirmizi)
İbnu Abbas’ın (ra) bir rivayetinde, mealen:
“Bana şefaat verildi, fakat ben onu dünyada kullanmayıp, ümmetim için ahirete bıraktım. Bu ahirette Allah’a şirk koşmayanlar lehinde olacaktır.” (Buhari)
Ubey İbn-u Ka’b (ra) anlatıyor:
Resulullah (asm) buyurdu ki: “Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat sahibi olacağım. Bunda övünme yok.” (Müslim) (Kütüb-ü Sitte)
Hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere kıyamet günü Peygamber Efendimiz (asm) müminlere şefaat edecektir.

kıyamet , kıyamet günü , muhtelif , mahşer , ahiret , toplanma , peygamber efendimiz , peygamberler , şefaat , ölüm , dünyanın sonu

Cennette nefis olacak mı

Cennette nefis olacak mı? Yani dünyadaki gibi istekler olacak mı? Veya nefis olursa mahiyeti nasıl olacak? Olmazsa cennetteki nimetlere iştiyak olmaz?

Değerli Kardeşimiz;
“(Allah, mü’min kuluna ise:) “Ey nefs-i mutmainne (kâmil bir îman sâhibi olarak huzûra ermiş olan nefis)! (Hem) râzı olan, (hem) kendisinden râzı olunan (sen Rabbinden, O da senden râzı) olarak Rabbine dön! Artık (sâlih) kullarımın arasına katıl! Ve (onlarla) Cennetime gir!” (Fecr, 27-30)
“Cennete ancak müslüman olmuş nefisler girer.” (Kenzu’l-Ummal, h. no: 271, 272)
Nefs-i mutmainne derecesine ulaşan insan, dünyada Allah’a tam manasıyle teslim olmuş bir halde yaşar. Gönül huzuruna, ruhî saâdet’e ulaşır. Ahirette de Allah’ın iltifâtına nail olur.
Mutmaînne Nefis; içi rahat, şüpheleri kalmamış, hakikati anlayarak tatmine ulaşmış nefis demektir. Cenab-ı Hakk’tan aldığı ilhamlar neticesi ilâhî ışıkla aydınlanmıştır.
Emmâre Nefs’in sıfatları olan şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehvetperestlik, nefis arzusunu tanrı edinme, alaycılık, kibir, cimrilik, haset, kıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatları tamamıyla terk etmiştir. İmanı yücelmiş ve takva ahlâkına bürünmüştür.
Elmalılı Hamdi Yazır, Nefs-i Mutmainne’yi şöyle açıklar:
“Nefsi Mutmainne, esasen istikrarsız ve muhtaç olan sebepler, müsebbepler silsilesinden geçip bizzat müessir olan Allah’a (cc) yükselerek onu tanımak gayesinde karar kılan, vücudunda ve işlerinde O’ndan başkasına eğilmeyen ve Allah’a (cc) sadece O’nun için ibadet eden nefis demektir. Bunun manası da Nefsi Emmârenin aldatıcı arzularından Nefsi Levvâmenin kınayışlarından, masiva’ (Allah’tan gayri) ya esaret bağlarından kurtulup hakiki hürriyeti kazanmak kararıdır.”
Mutmainne nefsin sıfatları ise; amel ve ihlâs (amellerde ihlâs üzere bulunma), tevekkül (Allah’ı vekil etme), cömertlik, riyazet (nefsi zora koşma), ibadet, şükür, rızadır (razı olma).

cennette nefis , ahiret , cennet , nefis , cennette istekler , nefisler , cennette dünyevi istekler , mutmainne nefis , emmare nefis , nefs