Sözleşme – İslami Sohbet

Halk arasında çocuklara: “ne zamandan beri müslümansın?” diye sorulur, çocuk da öğretildiği şekilde: “Kâlu belâdan beri müslümanım” diye cevap verir.

Kâlu belâ, insanların, Yüce Allah’ın birliğini ikrar, Rablığını tasdik ettikleri vakittir. Elest bezmi, bu anlaşmanın yapıldığı toplantıdır. Allahu Tealâ, kıyamete kadar gelecek bütün insanların ruhları ve baba sulbündeki zerreleriyle bir anlaşma yapmıştır. Bu anlaşma, Kur’an-ı Hakim’de şöyle anlatılır:

“Ey Rasulüm! Onlara o vakti hatırlat, hani Rabbin, Ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendi nefislerine şahit tutarak: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? dedi. Onlar da: Evet, sen bizim Rabbimizsin dediler. (Onlarla birlikte Biz ve meleklerimiz buna) şahitlik ettik ki, kıyamet günü: Biz bundan gafildik, haberimiz yoktu demeyesiniz. Yahut, bizden önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik; onların izinden gittik. Batıla dalanların yüzünden bizi helak mi edeceksin? şeklinde küfrünüze mazeret ileri sürmeyesiniz diye böyle yaptık.” (A’raf/172-173)

Allahu Tealâ’nın kulları ile yaptığı bu misakı (ilahi sözleşmeyi), şimdilik hatırlamıyor olsak bile, Yüce Rabbimizin hatırlatmasıyla, bizim O’nunla böyle bir sözleşme yaptığımızı kesin olarak kabul ederiz. Biz unuturuz, fakat Rabbimiz unutmaz, biz yanılırız, ancak O yanılmaz. Biz zamana bağlıyız, O ise zamanı yoktan var edendir, zaman ve mekan onu bağlamaz.

İnsanoğlunun varlık alemine ilk adımı, ruhuyla oldu. İlahi ilimde bilinen ve ezelde takdir edilen insan vücudunun, yokluktan varlığa geçişi ruhuyla gerçekleşti. Ruh, dünya aleminde kendisini taşıyacak vücutla ana rahminde buluştu. İnsanın ilk zerreleri, ilahi kudretle belli bir kıvam ve şekil aldıktan sonra, ruhla ayrı bir güzellik ve özellik kazandı; böylece insanın madde alemindeki hayatı başladı. Ruhla bütünleşen bu et ve kemikten meydana gelen vücutta, insani özellikler ve kabiliyetler oluştu. İnsanın bünyesine, hayvanlardan ayrı olarak, kalp, akıl, düşünce, hafıza, şuur, sevgi gibi insanı insan yapan özellikler yerleştirildi. Bütün bu özellikler ona Rabbini tanıması için verildi.

Her insan, Yüce Yaratıcısını tanıyacak özellik ve kabiliyette yaratıldı. Yani Allahu Tealâ, ana rahminde şekil verdiği insanla ikinci anlaşmayı yaptı. Ona, benliğini verirken, bir benlik şuuru da verdi. Ayrıca onu, varlığının sahibini tanıyacak, onu hissedecek ve sevecek bir özellikle donattı. Böylece Allah, kulu ile yeni bir anlaşma yapmış oldu. Sanki insana “sana bunları verdim, onların gereği şunları isterim” dedi. İnsanın bu şekilde iman ve İslam fıtratı üzere yaratılması, insani özelliklerle donatılması, kendisinden iman ve İslam’ın gereklerinin beklenmesi için bir sebep oluşturdu.

Bu sıfat ve özelliklerle dünyaya gelen insana, Allah, onun zerreleriyle ve fıtratıyla yaptığı anlaşmaları hatırlatacak ve gereğini öğretecek peygamberler gönderdi. Peygamberlerin gelmesiyle üçüncü bir sözleşme gerçekleşti. Bu tebliğ, uyarı ve fiili anlaşma buluğ çağında yapıldı. Yani buluğ çağına gelen her insana Allah’ın daveti ulaştırıldığında, artık ruhuyla verdiği sözü tutması istendi ve vicdanına yerleştirilen Allah inancına uygun hareket etmesi. Allah’ın davetine uyması ve fıtratındaki gerçekle zıtlaşmaması gerektiği hatırlatıldı. Aksi durumda insan mesul olacak, hesap verecek ve ceza çekecektir.

Buluğa ermeden ölenler, birinci ve ikinci sözleşmenin gereğini yapmakla mükellef olmadıkları için, hesaba çekilmezler. Çünkü sözleşmenin yerine getirilmesi, akıl ve buluğ şartına bağlı olarak istenmektedir.

Hz. Peygamberin (A.S.) başında bulunduğu İslam daveti kendisine ulaşan buluğa ermiş her akıllı insan, ilk iki sözleşmenin gereği olarak bu davetten sorumludur. Akıllı olup buluğa erdiği halde, Rabbiyle yaptığı sözleşmelerin hiç birisine sahip çıkmayan, fıtratını bozan, insanlık değerlerini kaybeden ve Rabbini unutup eşyaya tapan insanlık, dünyada ve ahirette mutlu olamayacaktır. Çünkü imansızlık ve şirk, insan kalbi ve fıtratı için en büyük kötülüktür. Tevbe edilmezse bunun cezası da büyük olacaktır.

Arifler demişlerdir ki: Kalp, iman, ibadet, zikir, fikir ve sevgiyle uyanır, asli safiyetine kavuşursa, Allahu Tealâ’ya ruhu ve bütün zerreleriyle verdiği sözü hatırlar, fıtratına konmuş Allah sevgisini tadar, her şeyin O’na şahitlik yaptığını görür, kainatla birlikte zikre geçer. Her şey O’nun varlığına, birliğine ve sonsuz rahmetine şahitlik ederken, insanın kendi varlığını bile ihmal etmesi ve küfre girmesi ne kadar acıdır.

Allahu Tealâ’dan kalp safiyeti ve iman selameti dileriz.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Allah Vardır Ve Birdir

Allah Vardır Ve Birdir

islami sohbet

Allah Vardır Ve Birdir

Allah Vardır Ve Birdir.

O’ndan Başka İlah Yoktur.

Yüce Allah Kur’an’da Şöyle Buyuruyor:

1 – De ki; O Allah bir tektir.
2 – Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varliklar O’na muhtaç, fakat O, hiç bir seye muhtaç degildir
3 – Dogurmadi ve dogurulmadi
4 – O ‘na bir denk de olmadi.

{İhlas Suresi 1-2-3-4}

Sizin İlahınız Bir Tek İlahtır. O’ndan Başka İlah Yoktur O, Rahman’dır Rahim’dir {Bakara 163}

Eğer Yerde Ve Gökte Allah’tan Başka İlahlar Olsaydı, Kesinlikle İkisinin de Düzeni Bozulurdu {Enbiya 22}

Kainattaki Ahenk Ve Düzen, Tabiattaki Kanunların Birbirine Uygunluğu, Allah’ın Varlığına Ve Birliğine O’nun Hiçbir Surette Eşi Ve Dengi Bulunmadığına Açık Bir Delildir.

Akıl Sahibi Olan Her İnsan Allah’ı Bilmek Ve O’na İnanmakla Mükelleftir.

O’nun Varlığını Anlamak Ve Bilmek İçin Kendimize, Kainata Ve Oradaki Yaratılış İnceliklerine Ve Her Şeyin Yerli Yerine Konduğuna Bakmak Yeterlidir.

allah, Allah cc, Allah vardır ve birdir, islami sohbet, Allah cc varlığına deliller

SeLam Ve Dua İle

islamda hayata bakış

islamda hayata bakış Etrafınızda sürekli söylenen, birşeylerden şikayet eden insanlara mutlaka rastlamışsınızdır. Genelde toplumun her kesiminde bu tür insanların varlığına şahit oluruz. Hatta belki biz de o insanlardan biriyizdir. İşler planladığımız gibi gitmediği zaman verdiğimiz tepkiler, kullandığımız sözler ve aklımızdan geçenler, hayata bakışımızın bir resmidir aslında.

Gün içinde yaşadığımız olaylara bakış açımızın ve yaklaşımımızın nasıl olduğunu düşünelim.

Sabah kalktığı andan itibaren olumsuz bir ruh haline bürünüp ‘bütün gece hiç uyuyamadım’, ‘bugün canım çok sıkılıyor’, ‘yine aynı şeyler’…vb şikayetlerle sürekli söylenen insanların arasında bizlerde var mıyız acaba?

Ya da beklenmedik bir olayla karşılaştığında ‘neden bu benim başıma geldi’ diyenlerden miyiz?

Genç bir insanın ölüm haberini duyduğunda ‘çok erken öldü, ölüm ona yakışmadı’ diyenlerden mi?

Ya da ‘keşke şöyle yapsaydım böyle olmazdı’ diyenlerden mi?

Örnekler daha da fazlalaştırılabilir. Ancak tüm bu tepkilerin altında yatan bir gerçek vardır; ‘Tevekkülsüzlük’.

İman, tüm bu sıkıntı veren duygulardan koparır insanı. Beklenmedik bir olayla karşılaşan imanlı bir insan ‘mutlaka bir hayır vardır’ der ve Allah’a sığınır.

Ölüm haberleri bir uyarıdır müminler için. Ölümün aslında çok yakında olduğunun haberi. Ertelenen ibadetlerin insanı kayba uğratacağının haberi.

İman etmeyen insanların ahirette kullanacağı kelime ‘keşke’ dir. Onlar dünyada iken keşkelerle dolu bir hayatı zaten yaşayıp öğüt alamayanlardır. Dolayısıyla keşkelerle yaşamak bir mümin özelliği değildir. Çünkü müminler kadere teslimiyetin lüksünü her alanda yaşarlar ve Rablerine tam bir teslimiyetle teslim olurlar.

Hayata bakışımız, hayattaki amacımız hepimize farklı duygular yaşatır. Kimi en zor anlarda bile güçlü ve sabırlı iken, kimi yıkım ve gözyaşı içinde yaşar. Sabah kalktığı anda bu dünya için, kendi için neler yapacağını düşünen bir insanla, ahireti için yaşayan bir insan arasındaki fark da, hayata nasıl baktığımızın bir ayrımıdır aslında. İnanan gözlerle bakınca Japonya’daki depremin de, işlenen cinayetlerin de, yaşanan savaşların da mutlaka bir sebep dahilinde gerçekleştiği görülür.

Yarının neler getireceğini merak ederek korkmak yerine, yaşanan olayların bizim için bir imtihan olduğunu ve bize özel yaratıldığını düşünmek, Allah’a yakinimizi artırırken imani olgunluğa da erişmemizi sağlar. Ölümler, kayıplar, felaketler.. herşey bizim için. ‘Neden ben’ diye sorgulamak ya da ‘bu kadarı da fazla’ diyerek isyan etmek yerine hayır aramak ve bizi yaratan Allah’a sığınmak insanın hem bu dünyada hem ahirette muvaffak olmasına vesile olacaktır.
İnsanları canlarıyla ve mallarıyla sınayacağını bildiren Yüce Allah, iman edenleri sabretmelerine karşılık cennetiyle müjdelemiştir.

‘Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.’ (Bakara Suresi, 155)
Öyleyse dünyayı yalnızca bir oyun ve oyalanma yeri olarak düşünmeyelim ve hayattaki amaçlarımızı tekrar gözden geçirerek kayba uğrayanlardan olmayalım inşaAllah.

İslam Dini’nin Gayesi

İslam’ın getirdiği hükümler, insanların mutluluğunu amaçlamaktadır. Bu hükümlere uygun hareket edenler. Hem dünya hem de ahiret mutluluğunu kazanacaktır.
İslam Dini’nin Hükümleri Üç Kısımdır:
1. İman: İnsan, İman esaslarına inanmakla manevi gıdasını almış, kalbini yanlış inançlardan temizleyerek doğru inançla süslemiş ve gerçek değerini kazanmış olur.
2. Amel: Amel, insanların yaptığı işlerdir. Amel ile ilgili hükümler ikiye ayrılır:
A. Allah’a karşı ibadet görevleri.
B. İnsanların kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyen hükümler.
3. Ahlak: İnsanlara karşı düşünce ve davranışlarımızı düzenleyen hükümler.

Ahlak, Allah, amel, İman, İslam Din’nin Gayesi,islami sohbet

Allah, anne-babanın hataları yüzünden evlatlara ceza verir mi

Soru: Allah, anne-babanın hataları yüzünden evlatlara ceza verir mi? Ebeveyninin hatalarını engellemek mümkün değil ise evlat ne yapmalı?
Cevap:
Dinimizde suçun şahsiliği prensibi esastır. Buna göre Allah’ın yasakladığı bir eylemi işleyen kişi, günah kazanır ve bu günahı bir başkasını bağlamaz. Yani hiç kimse başkasının hatasından ve günahından sorumlu değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan.” (Necm, 53/36-44)

“Kim yola gelirse kendi yararına gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi zararına çıkar. Kimse kimsenin yükünü çekmez. Biz elçi göndermeden azap etmeyiz.” (İsrâ, 17/15)

Dolayısıyla anne ve babanızın hatalarından siz sorumlu olmazsınız. Fakat elinizden geldiğince onları güzellikle uyarmalı ve mümkün mertebe hatalarını engellemeye çalışmalısınız. Gücünüzün yetmediğinden ise sorumlu tutulmayacaksınız. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez…” (Bakara, 2/286)

islami sohbet,Allah, anne-babanın hataları yüzünden evlatlara ceza verir mi, İslam’da suçların şahsiliği, suçların şahsiliği prensibi, suçun şahsiliği

Sen Kapından Geri Çevirme Rabim

Sen Kapından Geri Çevirme Rabim yarabim biz aciziz bunu biliyoruz sen afedensin bagışlayansın el açdık yalvardık rabim kapına geldin temizlenmeye sana laik bir kul olamadık rabim yümüz yok yarabim peygamber efendimiz s a v ümmet olamadık sen bizleri sana laik bir kul olarak canımızı huzurunda vermek nasip eyle rabim bir gün son nefesimizi verdigimizde bizlerin son nefesini kelimei şehaded ederek çene kapamayı naip eyle amin.

Sen Kapından Geri Çevirme Rabim,allah,islam,islami sohbet,tevbe