Af ve kurtuluş günlerine doğru,Dini Sohbet

Öncelikle af ve kurtuluş günleri olan Ramazan ayına adım adım yaklaştığımızı bir müjde gibi hatırlayalım.
Ve unutmayalım ki, Cennet Allah’ın lütfu, Cehennem ise azap yurdudur. Mahşer’de keskin bir adalet vardır; ama mağfiret de vardır, şefaat da vardır. Fakat kime ne, ne kadar tecelli edecek; takdir Cenâb-ı Allah’ındır. Bu konuda ‘yüzde’ vermek şimdilik bizim için yanıltıcı olur. Çünkü yüzde vermek hesap tutucu ile ilgili bir kavramdır. Neyi kaç yazacağını biz bilmeyiz. Ancak biz sadece amelimizde ihlâslı olmamız gerektiğini biliriz. İhlâslı amelin keyfiyet değeri Allah katında çok yüksektir. Meselâ hadiste “Elhamdülillah kelimesi mizanı doldurur. Sübhanallahi velhamdülillahi tesbihleri sevap bakımından yerle gökler arasını doldurur.” 1 buyurulur. Bu nasıl bir dolduruştur? Anlaşılıyor ki, bir ‘elhamdülillah’ kelimesi mizanda bütün günahlardan ağır basıyor. İnsan bağışlanıyor. Ama bu elhamdülillah kelimesi, nasıl bir elhamdülillah kelimesidir? Burada kemiyet değil, keyfiyet önemlidir!
Hiç şüphesiz, Allah hem Âdil’dir, adalet sahibidir; hem Rahîm’dir, Gafur’dur, merhamet ve rahmet sahibi, mağfiret ve bağışlama sahibidir. Amellerimizin tam karşılığını adaletle verir, sevabımızı ise fazlından ve lütfundan ihsan eder.
Suçu karşılığında insan ya ceza görür, ya bağışlanır. Üçüncü şık yoktur. Eğer suçunu itiraf etmiş ve pişman olmuşsa, en ilkel kavimlerde bile insanlar bağışlanmıştır. Eğer suçuna suç katmış ve pişman olmamış ise her yerde ve her toplumda insan cezalandırılmıştır.

Adalet de, af da Allah’ın sıfatlarındandır. İki sıfat birbiriyle çelişmez, bilâkis birbirini tamamlar. Af ile yola gelen insan affedilir. Af ile yola gelmeyen ve azgınlaşan insan ise ceza görür. Unutmayalım ki, medenî toplumlarda da, ilkel toplumlarda da bazen pişmanlık kanunları ile insanlar işledikleri suçlardan affediliyor. Pişman olanı affetmek insanlık açısından büyük bir fazilettir. Nitekim biz de birçok dostumuzu bize karşı işledikleri suçlarından affetmişiz, hak ettikleri halde hemen cezalandırmamışızdır. Diğer yandan bizzat kendimizin de sık sık affa ve bağışlanmaya ihtiyacımız olduğu bir vakıadır.
Günahın karşılığında ceza görmek ile bağışlanmayı Bedîüzzaman Saîd Nursî Hazretleri şöyle bir misal ile açıklıyor: Zehir içen adamın, Allah’ın koyduğu âdil fıtrat kanununa göre hastalanması veya ölmesi lâzımdır. Eğer ölümden veya hastalıktan kurtulursa, Allah’ın fazlına mazhar olmuş olur.2 Bu demektir ki, Allah fıtrat kanunlarını bazen kullarının lehine değiştiriyor. Fakat kullarının aleyhine olacak şekilde değiştirmiyor. Yani Allah kullarına zulüm yapmıyor.
Azap, çile, musîbet, belâ, sıkıntı, dert, gam ve keder kula hak ettiği için verilir. Bu zulüm değil, adalettir. Ve yaptığı kötülüklerin bire bir karşılığıdır. Derdi gören, sıkıntıya düşen, gam ve keder çeken kul ise, döner yine Allah’a sığınır. Allah’a duâ eder, günahlarını hatırlar, itiraf eder, yaptıklarına pişman olur, bağışlanmak ister. Allah da onu bağışlar ve sıkıntısını kaldırır, hastalığına şifa verir, gam ve kederini giderir. Allah bir kulunu bir günahı dolayısıyla bağışlamışsa, artık o günahtan dolayı mahşerde kuluna soru sormaz ve o günah sebebiyle cehenneme atmaz.
“O gün insanlar yaptıklarının karşılığını görmek için hesap yerinden bölük bölük dönerler. Kim zerre kadar bir iyilik yaparsa onun mükâfatını görür. Kim de zerre kadar bir kötülük yaparsa onun cezasını görür.” 3 âyeti zerre kadar da olsa bağışlanmayan kötülüklerin karşılığını insanın göreceğini bildiriyor. Bu Allah’ın adaleti gereğidir. Yani, dünyada olduğu gibi âhirette de, mahşerde de herkes bire bir yaptıklarının karşılığını görecek, kimseye zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır.
Keza, “De ki, ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” 4 âyeti de Allah’ın af ve bağışlamasını, mağfiret ve merhametini bütün insanlığa ilân ediyor.
Önceki âyet Allah’ın adaletini, bu âyet Allah’ın affını ve bağışlamasını dile getiriyor. Bu iki âyet birbiriyle elbette çelişmiyor. Allah’ın, kullarına yaptıklarını bire bir göstermesi de, kullarının günahlarını affetmesi de yüksek tecellilerindendir. Her ikisi de Allah’ın sıfatıdır. Allah affettiği zaman elbette kulunun günahını örtmüş, cezasından vazgeçmiş, onun şerrini ve seyyiatını hasenata ve iyiliklere çevirmiş olur.
Allah’ın zulmetmediğini bilmemiz, Allah’ın zalim olmadığından emin olmamız, Allah’ın takdir ettiklerinin bizim kötülüklerimize bire bir karşılık geldiğini teslim etmemiz yeterlidir! Kulluğumuza yakışan günahlarımızı itiraf edip tövbe etmektir. İşi mahşere bırakmamaktır!
DUÂ
Ey Ğafur-u Rahîm! Seyyiatımızı hasenata tebdil eyle! Günahlarımızı sevaplarla değiştir! Hatalarımızı kemalata tahvil eyle! Kusurlarımızı rızana giden yollar kıl! Bize makbul tövbe nasip et! Mahşerde bizi bağışla! Bizi şefaat-ı uzmadan hissedar eyle! Âmin!
Dipnotlar:
1- Rıyazu’s-Salihin, c.1, s. 49, 1/25. 2- Mesnevî-i Nûriye, s. 201. 3- Zilzal Sûresi: 6.7.8. 4- Zümer Sûresi: 53.

Eşler Cennette Birlikte mi Olacak,islami sohbet

Eşler Cennette Birlikte mi Olacak,islami sohbet

Eşler Cennette Birlikte mi Olacak?

Müslüman olan eşler için Kur’an-ı Kerim şöyle diyor.


“Siz ve eşleriniz cennete girin orada ağırlanacaksınız.”

 
 
(Zuhruf, 70)
“O gün cennetlikler eğlence içinde zevk sürecekler. Onlar ve eşleri gölgeliklerde, koltuklar üzerinde yaslanacaklar. Onlar için orada meyveler ve arzu ettikleri her şey vardır.”
(Yasin, 55-57)
 

“Biz Cennet kadınlarını yepyeni bir yaradılışla yaratacağız. Onları bakire yapacağız. Kocalarına düşkün ve aynı yaşta. Bütün bunlar amel defterlerini sağdan alanlar içindir.”

(Vakıa, 35-38)

Bu ayetlerin beyan ettiği şey şudur. Eşlerin ikiside müslüman ise cennette birlikte olacaklardır

 

Cennet ve cehenem

Cennet Ehlinin Allah’a Yakınlığı

Cennettekilerin Allah’ın Yüce Zatı’nın Tecellisini Görebilmeleri

Şimdiye kadar değindiğimiz tüm bu nimetlerin yanı sıra, Allah’a olan yakınlıkları, cennet ehlinin sahip oldukları en büyük ve en önemli nimet olacaktır. Peygamber Efendimiz (sav)’in pek çok hadisinde, cennetteki müminlerin Allah’tan bir lütuf olarak O’nun Zatı’nın bir tecellisini görebileceklerinden bahsedilir:

Cennet ehli cennete girdiği zaman, Allah Tebareke ve Teala şöyle buyuracak: “Size ilave olarak yapmamı istediğiniz başka bir şey var mıdır?”

“Sen bizim yüzlerimizi bembeyaz yapmadın mı? Cehennemden kurtarıp bizi cennete sokmadın mı; (Bundan daha iyi ve fazla ne olabilir ki?)” diyecekler.

Bunun üzerine perde kaldırılacak, kendilerine Rableri Tealayı görmekten daha sevimli bir şey verilmediğini anlayacaklar. [Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 415/10130]

“Ey Allah’ın Resulü! Rabbimiz’i görecek miyiz?”

“Bulutsuz berrak bir mehtap gecesinde Ay’ı görmek için itişip kakışır mısınız?”

“Hayır.”

“Bulutsuz bir günde Güneş’i görmek için birbirinizi itip kakarak birbirinize zahmet verir misiniz?”

“Hayır.”

“İşte Rabbinizi de öyle zahmetsiz ve sıkıntısız, apaçık göreceksiniz.”… [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 416/10133]

Bir rivayete göre ise Peygamberimiz (sav)’in bu konu ile ilgili sözleri şöyledir:

Cennet ehli cennete girdiklerinde amellerinin derecelerine göre oraya yerleşecekler. Sonra onlara dünya günlerinden Cuma günü kadar bir süre Rablerini ziyaret etmelerine izin verilecek. Onlara Allah’ın Arş’ı gösterilecek. Onlara cennet bahçelerinden bir bahçede gözükecektir. Onlara, nur minberleri, inci minberleri, yakut minberleri, zeberced (zümrüt cinsinden parlak, yeşil, kıymetli bir taş) minberleri, altın minberleri ve gümüş minberleri kurulacak. En aşağı dereceli kişileri bile -ki içlerinde aşağı dereceli kimse yoktur- misk yığını üzerinde oturacak. Kürsi sahiplerinin onlardan daha üstün meclisleri bulunduğunu görmezler… O mecliste Allah’ın yanında bulunup, O’na muhatap olmayacak hiç kimse olmayacaktır… [(Tirmizi), Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 409-410/10100]

… Adn Cenneti’nde, cennetliklerle Rablerini görmeleri arasında Allah’ın vechindeki (yüzündeki) rıdâu’l-kibriyadan (büyüklük perdesinden) başka bir şey yoktur. [(Buhari, Müslim, Tirmizi), Cennet 3, 2530]