Cehennem Halkı Kimlerdir

Cehennem Halkı Kimlerdir?
“Senin karşına hangi (fitne amaçlı) soruyla çıkarlarsa çıksınlar, Biz sana mutlaka asıl doğru olan neyse onu en güzel bir tefsir/açıklama olarak getirmekteyiz. (İlahi vahyin yol gösterme hakkını inkar edenlere söyle:) yüzleri üstüne sürüler halinde cehenneme tıkılacak olanlar(ın) öte dünyadaki yerleri en kötü olanlar ve halen doğru yoldan en fazla sapmış bulunanlar işte böyle kimselerdir!” (Furkan, 25/33-34)
Hayat; merhameti sonsuz Rabbimizin sunduğu önemli bir imkandır. En önemli kazanımı, imtihanlarla dolu bir dünya hayatından sonra ebedi mutluluklar diyarı cennete ve O’nun rızasına ulaşmanın vereceği huzura ulaşmaktır. Ellerindeki imkanları dünya hayatındayken boşa harcayanlar ise, cehenneme düşeceklerdir. Rahman ve rahim olan Rabbimizin şefkatinin ve merhametinin bir tezahürü olarak insanoğluna rehberlik edici ilkeleri ve ölçüleri fıtrî ve nebevî imkanlarla öğretmiştir; yarattığı insanoğlunu, korunmasız, savunmasız ve kılavuzsuz bir şekilde dünyaya salıvermemiştir. Hidayetin bütün unsurlarını çeşitli imkan ve fırsatlar yaratarak insanoğluna armağan etmiştir.
Yukarıdaki ayette beyan edildiği gibi insan, hidayet üzere yaşama imkanlarına rağmen yolunu, bilinçli bir tercihle İblis’i razı etmeye yönelik olarak seçerse, artık onun için cehennem, ilahi adaletin bir tecelligâhı olarak kaçınılmaz hale gelecektir. Orası hem maddi hem de manevi anlamda insan onurunu alçaltan, küçük düşürücü bir şekilde çeşitli azapların bulunduğu bir mekandır.
Cehennem halkı cin ve insan şeytanlarından meydana gelecektir. Onların genel suçu; kendilerini ve çevrelerini Allah’ın yolundan -o’nun yolunun gerektirdiği davranış modellerinden- uzaklaştırmaktır. Bu nedenle ilahi rahmetten mahrum kalacaklardır:
“Eğer dileseydik her insanı doğru yola ulaştırırdık; fakat -böyle olmasını dilemedik- ve sonuçta şu vaadim doğru çıkacaktır: Cehennemi mutlaka cinlerle ve insanlarla dolduracağım!” (Secde, 32/13)
Cehenneme düşecek olanlar; tartıları hafif gelenlerden oluşacaktır. Çünkü onlar dürüstlük ve erdemliliğin yansıması olan amel-i salih/güzel fiiller işlemeye çalışmamış; sunulan hayat fırsatını bir emanet bilinciyle değerlendirmeye çalışmamışlarıdır; üstelik kendi nefislerindeki kötü dürtülerin ve şeytanların yönlendirmesiyle sürekli amel-i seyyie/kötü eylemler peşinde sürüklenmişler, nihayet uçurumun kenarından cehennem çukuruna yuvarlanır gibi ömürlerini tüketmişlerdir:
“Ve (o gün, iyi eylem ve davranışları) tartıda ağır gelen kimseler; işte kurtuluşa erişecek olanlar böyleleridir. Ama tartıda hafif çekenlere gelince; işte cehennemde yerleşip kalmak üzere kendi kendine yazık edenler de böyleleridir; ateş onların yüzünü kavuracak ve dudakları acıdan çarpılmış olarak orada ebediyen kalacaklardır.” (Mü’minun, 23/102-104)
Ahireti inkar edenler; namaz kılmaz, yoksullara yardım etmez, boş şeylere dalarak hayatın asıl gayesini unuturlar. Müddessir Sûresi’ndeki birkaç ayet cehennem ehlinin bazı özelliklerini aktarmaktadır:
“Onlar/cennetlikler bahçelerinde oturarak soracaklar günahkarlara: Sizi bu cehennem ateşine sürükleyen nedir? Berikiler şöyle diyecekler: Biz ne namaz kılanlardan idik, ne de yoksulları doyururduk; kendilerini günaha kaptıran diğer günahkarlarla birlikte günaha dalardık ve hesap gününü yalanlamıştık; (ölüm) ile her şey açık seçik ortaya çıkıncaya kadar.” (Müddessir, 74/40-47)
Bu Kur’an çalışmasının amacı; cehennem halkını çılgın alevler diyarına düşüren amelleri on başlıkta toplayarak Rabbimizin beyan ettiği, bu günahlara karşı kendi nefislerimizde ve erişebildiğimiz tüm yeryüzünde bir Ahiret Bilinci oluşturma yükümlülüğümüze mütevazı bir katkı sağlamaktır.
1. Allah’a Ortak Koşmak
Öte dünyada kötü akıbet; Allah’a karşı taşkınlık yapan, O’nun yüklediği sorumlulukları ifa etmekten kaçınarak tağutlaşan veya tağutlarla iş tutanlaradır. Orası ne feci bir meskendir.1
Ahireti inkar edenler, Allah’ın varlığı ve birliğine dair bilgisizce konuşurlar; konuştukları bilgi de sonsuz rahmet sahibi, hükmünde asla ortak tanımayan Yüce Allah’ı doğru takdir etmekten uzaktır:
“Şu ikisi rableri hakkında muhakemeye duruşmuş iki hasımdırlar; binaenaleyh o küfredenler (Allah’ı doğru takdir etmeyenler) için ateşten giysiler biçilecek, başlarının üstünden kaynar sular dökülecek, bununla onların içlerinde olan her şey ve deriler eriyip gidecek ve onlar demir kıskaçlarla bağlanarak hep bu durumda tutulacaklar ve kendi boğuntuları içinde (kıvranıp dururken) bu durumdan ne zaman kurtulmaya çalışsalar her seferinde yeniden (aynı boğuntuya) sokulacaklar ve onlara: Tadın bu yakıcı azabı (sonuna kadar denilecek!)” (Hacc, 22/19-22)
Öte dünyanın varlığına ilişkin kesin bir inanç taşımayanlar, Allah’ın fiziksel aleme, kozmik aleme ve toplumsal yaşamın tabiatına yerleştirdiği kanunları taşkınlık yaparak ifsat etmeye çalıştıkları için azaba düçar olacaklardır. Allah’ı sever gibi putları, heykelleri ve üretilmiş beşeri değerleri sevip bağlananlar çılgın alevlerle dolu cehenneme girmeyi hak ederler: (2/165)
Gaflet içinde Allah hakkında bilgisizce tartışan, şeytanların iğvalarına tenezzül ederek başka güçlerin değerlerine önem veren şeytan ve avenesi üst üste cehenneme tıkılacak ve kavurucu azaba düşecektir.
“Ey insanlar! Rabbinize karşı sorumluluk bilinci taşıyın; çünkü, son saatin sarsıntısı, gerçekten korkunç olacaktır! O (saate) ulaştığınız gün, emziren her kadın emzirdiği çocuğu unutur gider; her gebe kadın (vaktinden önce) yükünü boşaltır ve insanlar sarhoş olmadıkları halde sana sarhoşlarmış gibi gözükürler; ama yine de, Allah’ın azabını gördükleri zaman duyacakları dehşet çok daha zorlu olacaktır. Hal böyle iken, yine de nice insan, doğru bir bilgiye dayanmaksızın Allah hakkında tartışmakta ve (bu yolda) başkaldıran her türlü şeytani gücün peşine takılmaktadır; o şeytani güçler ki, kendilerine yönelen kimseleri yoldan çıkarmaya ve onları kavurucu azaba sürüklemeye memur edilmişlerdir.” (Hacc, 22/1-4)2
Allah’a ortak koşup O’na değil, düzmece değerlere saygı göstermek, düzmece ideallerin, batıl fikirlerin önüne eğilmek, insanı cehenneme düşüren en kötü amellerdendir.3 Kendi uydurdukları yalanları Allah’a yakıştıranlar, O’nun mesajlarını yalanladıkları halde ahiret günü çaresizlik ve şaşkınlık içinde yemin ederek “ortak koşma amacında olmadıklarını” söylemeye kalkacaklardır.4
Vahiy geleneği içinden geldiği halde, sonsuz rahmet sahibi olan Allah’ın indirdiği hak yol bilgisinden yararlandıkları halde, Meryem, İsa ve Üzeyr gibi peygamberleri, salihleri ortak koşanlar Kıyamet Günü rezil-rüsvay olacaklardır. Onların “biz kötü bir şey yapmak istememiştik” diyerek mazeret olarak iyi niyetlerini öne sürmeleri geçersiz sayılacaktır. Çünkü büyüklük duygusuna kapılarak yüreklerini kibirle işlemez hale getirirken, sorumluluk bilincini ve tevazuyu kendi iradeleriyle terk etmişlerdir.5
1.1. İstikbar/Yersiz Gurur, İstiğna/Kendini Kendine Yeterli Görmek ve Günah İşlemek
Cehennem halkını ateşe düşüren amellerden biri de istikbardır. İstikbar; büyüklenmek, yersiz gurura kapılmaktır. İstikbar ve istiğna gibi insan bilincini yaralayan, kalbi körelten kibir/gurur yüklü duygular insanın cehenneme gitmesine yol açar. Çünkü bunlar iman etmeye engeldir. Böyle huylar nice insanın ilahi kelamı yalanlamasına yol açmıştır.6 Küstahça büyüklük taslayanlar “son saat”in bir zan olduğunu ileri sürerek günaha saplanmışlardır. Alay edip durdukları cehennem ateşi yersiz gurura kapılarak yeryüzünde günahkarca yaşayanları bulacaktır.7
Cehennem halkı peygamberleri doğrulamayan; “eskilerin masalları” diyerek kendilerini ve etkiye açık olanları yoldan çıkaranlardan, namaz kılmayan, kibirle salına salına küstahça böbürlenerek yeryüzünde büyüklük taslayan, çalım satanlardan oluşacaktır. Müstekbirler hem kendi günahlarını üstlenecekler, hem de kısmen saptırdıklarının günahlarının cezasını çekeceklerdir; Nahl Sûresi’nde bu husus şöyle beyan edilmektedir:
“Hiç kuşkusuz, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah tastamam bilmektedir; kesin şu ki O, müstekbirleri/kendini büyüklük duygusuna kaptıranları asla sevmez! Böylelerine: Rabbiniz ne indirdi? diye sorulsa, ‘eskilerin masallarını’ derler. Böyle yapmakla, Kıyamet Günü’nde kendi günahlarının yükünü bütünüyle, yoldan çıkardıkları bilgisiz kimselerin yükünü de kısmen üzerlerine almış olurlar. Bir bilseniz, bu yüklendikleri ne kötü bir yüktür! Onlardan önce gelip geçenler de bir takım zındıkça düzenler kurmuşlardı; ama işte Allah, onların kurduğu yapıları temellerinden çökertti; öyle ki tavanları başlarına yıkıldı ve nereden geldiğini daha anlamadan azap apansız yakalayıverdi onları.
Sonra Kıyamet Günü’nde (Allah) ‘Hani nerede o uğruna (doğru yoldan) ayrı düştüğünüz düzmece tanrılar/değer verdikleriniz?’ diyerek onları rezil-rüsvay edecektir. Kendilerine (dünya hayatında) bilgi verilmiş olanlar şöyle diyecekler: Bu gün rüsvaylık da bedbahtlık da hakkı inkar edenler içindir. Onlar ki kendilerine zulüm hali içindeyken melekler canlarını almıştı! Böyleleri nihayet (hesap vermeye çağırıldıklarında): ‘Kötü bir şey yapmak istememiştik biz’ diyerek boyun eğme tavrı takınacaklardır. (Fakat onlara şöyle karşılık verilecektir): Hayır; Muhakkak ki, yapıp ettiğiniz her şeyi Allah eksiksiz biliyor, haydi girin kapılarından bakalım, içinde ebediyen kalacağınız cehennemin! Gerçekten ne kötü olacak (o gün) müstekbirlerin/kendilerini boş yere büyüklük duygusuna kaptırmış olanların düştüğü durum!” (Nahl, 16/23-29)
1.2. Aklını Kullanmamak
Geleneği, örfü, adeti ve hakim kültürde varolan ön yargıları ayırım yapmaksızın seçip ayıklamaksızın kutsamak, nihai hakikate karşı duyarsız kılacağı için kişinin iman etmesine engeldir. İmansız bir hayatı boşu boşuna tüketmek ise cehenneme düşüren amellerin şeytan tarafından süslenerek pazarlanmasının yolunu açar. Oysa akıllı insan tefekkür, tedebbür ile olayları arka planlarıyla birlikte düşünüp analiz yapabilen kimsedir. Yoksa seçip ayıklamaksızın bir şeyin doğru ya da yanlış olduğu peşinen belirlenemez.
Tevarüs eden gelenekteki doğruları onaylayıp yanlışları reddetmemiz ve şirkle mukayyet hale hale gelmiş olan adetleri, gelenek ve görenekleri, verili düzenin sözde değerlerini akletme yeteneğimizi kullanarak aşmamız gerekir. Yollarını şaşırmış da olsa atalarının izinden gitmeye can atanlar, bir tür ırkçı tasavvurlarla, akıllarını körelttikleri için, uyarıcıların hakikate çağıran davetine kulak tıkayanlar cehennemin yakıtı olacaklardır. Bu husus Saffat Sûresi’nde şöyle beyan edilmiştir:
“Ve bir kez daha söyleyelim: yakıcı ateş onların nihai durağı olacaktır; çünkü onlar atalarını eğri bir yol üzerinde buldular ve (şimdi) atalarının izinden gitmeye can atıyorlar! Onlardan önce gelip geçmiş eski toplumların çoğu yollarını şaşırmıştı, halbuki kendilerine uyarıcılar göndermiştik: Bak şu uyarılmış olanların haline!” (Saffat, 37/68-73)
2. Allah’ı ve İndirdiklerini Bile Bile İnkar Etmek
“Eğer kulumuz (Muhammed)’e katımızdan safha safha indirdiğimiz vahyin bir kısmından şüphe ediyorsanız o zaman aynı değerde bir sure getirin (de görelim) ve eğer dediğiniz doğruysa, Allah’tan başkalarını da size şahitlik etmeleri için çağırın. Eğer bunu yapamıyorsanız -ki kesinlikle yapamayacaksınız- o zaman yakıtı insanlar ve taşlar olan, hakikati inkar edenler için hazırlanmış ateşi bekleyin!” (Bakara, 2/23-24)
Allah’ın indirdiği hakikatleri ve Kur’an’ı yalanlayanlar, onu hafife alıp küçümseyenler, bilgisizce alaya alanlar, Rabbani rahmetten yoksun kalacak ve cehennem azabına düçar olacaklardır.8
Aklını kullanmamak, büyüklenerek kibrinin fitnesine kapılıp Kur’an gibi Allah’ın sonsuz kudretinin ve ilminin eseri olan bir kitaba “sihir” diyerek iftira eden, Allah’ın ayetlerini inkara şartlanmış olan kafirler, sonsuza dek kalacakları cehennemle müjdelenmişlerdir. Onlara orada ölüm olmayacak. Çünkü derileri yanıp döküldüğünde, hemen yerine yeni deriler verilecektir.9
Allah’a karşı nankörlük yaparak O’nun verdiği nimetleri takdir etmeyenler, çıkarına aşırı bir şekilde düşerek servet biriktirme hırsıyla bencil arzularının peşinde ömür tüketenler, boş ve yararsız şeylere karşı kalplerini sevgi ile dolduranlar cehennemin çılgın alevlerine girmeyi kendi elleriyle kazanmışlardır:
“Gerçek şu ki, insan Rabbine karşı çok nankördür; ve kendisi (de) buna şahittir: çünkü servet hırsına kapılmıştır.” (Adiyat, 1007 6-8)
Anlayamadıkları şeyler hakkında zanda bulunarak, cehalete gömülen, üstelik cahillikleriyle “Ne zamanmış; hani azap nerede?” diyerek hakikatlerle alay eden insanlar ebedi azaplar diyarı cehenneme tıkılmayı kendi tercihleriyle hak etmişlerdir.10
Allah’a ve indirdiklerine düşmanlık etmek veya ilahi vahyin felaha erdiren mesajına karşı düşmanlık besleyenlerle güç birliği yapmak, dayanışma içinde olmak insanı ebediyen cehenneme düşüren kötü fiillerdendir. Allah’ın düşmanları cehennemin başında toplandıklarında, kendi kulakları, gözleri, derileri kendi aleyhlerinde şahitlik yapacak ve hiçbir itiraz ileri süremeden içeri tıkılacaklardır:
“Bütün insanları Allah düşmanlarının ateşin başında toplanacakları ve sonra içine atılacakları güne karşı uyar! Ve onlar (ateşe) yaklaştırıldıklarında, kulakları, gözleri ve derileri onlara karşı tanıklık yapacak ve onların (yeryüzünde) yaptıklarını anlatacaklar. Derilerine soracaklar: Neden aleyhimize tanıklık yaptınız? Onlar da: Her şeye konuşma imkanı veren Allah, bize de vermiştir; sizi yoktan var eden O’dur, şimdi yine O’na döndürülüyorsunuz. Ve kulaklarınız gözleriniz yahut deriniz size karşı tanıklık yapmasın diye (günahlarınızı) gizlemeye çalışanlardan olmadınız, üstelik Allah’ın yaptıklarınız hakkında fazla bir şey bilmediğini sandınız. Ve Rabbiniz hakkında taşıdığınız bu düşünce sizi helake uğrattı, böylece kendinizi hüsrana uğrayanlar arasında buldunuz. Artık sabredebilirlerse ateş kendilerine bir ikametgahtır, yok eğer hoşnutluğa dönmek isterlerse hoşnut edileceklerden değildirler.” (Fussilet, 41/19-24)
3. İki Yüzlülük Etmek veya Münafıklarla Dayanışma İçinde Olmak
“Şüphe yok ki, ikiyüzlüler ateşin en dibine atılacaklardır ve sen onlara yardım edebilecek birini bulamayacaksın.” (Nisa, 4/145)
Cehennemin en dibinde münafıklar bulunacak ve onlara yardım edecek hiçbir güç de bulunmayacaktır. Aynı şekilde münafıklarla bilinçli bir dayanışma içinde olanlar, onlarla velayet ilişkisi kurarak arkalarından gidenler de cehennemin en alt tabakasında yer alacaklardır. Çünkü münafıklar ve dostları, ahitlerini yalancılıklarına, sahtekarlıklarına örtü yaptıkları için, başkalarını Allah yolundan alıkoydukları için alçaltıcı, onur kırıcı bir azabın içinde sonsuza dek kalacaklardır. Makul ve meşru gerekçeden yoksun olan davranışlarından dolayı dünyevi servetleri, nüfusları-nüfuzları onları koruyamayacak. Nihai hakikatlere karşı duyarsızlaşmış olan münafıklar ve onların işbirlikçisi olan “beyinsizler”, başkalarının kalplerine şüphe tohumları ektikleri, dünyevi kazançları manevi değerlerin yücelmesine tercih ettikleri ve Allah’a ve Elçisi’ne karşı geldikleri için öte dünyada sefiller/zeliller-alçaklar arasında yer alacaklardır.11
4. Ahiret’i Bile Bile İnkar Etmek
“Hakikati reddedip mesajlarımızı inkar edenlere ve böylece öteki dünyanın varlığını inkar edenlere gelince, onlar azabın içine atılıvereceklerdir.” (Rûm, 30/16)
Allah’ın apaçık mesajını getiren peygamberlere rağmen büyüklük taslayarak büyük bir duyarsızlık içinde, nankörce, bile bile ahireti inkar edenler, içinde temelli kalacakları dehşetli bir mekan olan cehenneme yuvarlanıp düşeceklerdir.12 Cehennem; hesaba çekileceklerini beklemeyen, ilahi mesajları tek tek ya da tümüyle yalanlayan, öteki dünyanın varlığını göz ardı eden, Allah’ın verdiği nimetlere karşı nankörlük ederek hakikati bilerek inkar edenlerin ebediyen kalacakları bir mekandır.13
İnsanoğluna ahiret gününü inkarı süslü gösteren duygulardan zorbalık ve inatçılık; hakikate karşı kalpleri körelten bir fitne/ayartı aracı olarak öz benliklerimize yerleştirilen imtihan araçlarındandır.14
Yüce Allah insan fıtratına kendisine bağlanma ve ibadet etme yeteneği yerleştirmiştir. Fıtrî sözleşme olarak nitelendirebileceğimiz bu anlaşmaya rağmen şeytana ilan-ı aşk edip, süslediği günahlara meyl edenler ona ibadet etmiş sayılacaklardır. İmkanları var olduğu halde, yeteneklerini kullanmayarak Allah’a gereğince kulluk yapmayan insanlar, Kur’an’da “nankörlük yapmak”la, hakikati ısrar ve inatla inkar etmekle suçlanmışlardır.15
Kalpleri pas tuttuğu için duyarlılığını kaybeden insanlar, genelde bütün bir gaybi hakikatlere, özelde de yeniden dirilişe ilişkin tepkilerini “eskilerin masalları” diyerek ortaya koyarlar. Ahireti inkar edenler ise, işledikleri suçlardan dolayı Allah’ın rahmetinden hem dünyada hem de öte dünyada yoksun kalacaklardır. Onlar cehennemle yüz yüze kaldıkları zaman, “İşte bu sizin yalanlamaya düşkün olduğunuz şey” denilecektir; facirler reddi imkansız hakikat karşısında artık hiçbir mazeret ileri süremeyeceklerdir.16
4.1. Dünyada Ebedileşeceğini Zannetmek, Dünyayı Ahirete Tercih Etmek
Cehennemin yüreklere ve bütün hücrelere kadar işleyen ateşli diyarı olan hutameye şu kimseler atılacaktır: Sınırsız, ölçüsüz bir şekilde haksız kazanç elde edip onu bıkıp usanmaksızın ölçüsüzce yığanlar, yığdığı servete elde ettiği nüfuza güvenerek Allah’ı ve O’nu anmayı unutan, sahip olduklarının kendisini ebedi kılacağını sanacak kadar ahmaklaşanlar, dürüstlüğü ve erdemliliği şiar edinmiş müminleri ve değerlerini alaya alanlar; aşağılayıcı, horlayıcı, her şeyi kırıp geçiren, alev sütunlarıyla, ateş tomruklarıyla dolu olan hutameye atılacaklardır.17
4.2. Çabuk Elde Edilene Yönelmek
“(Çoğunuz) bu geçici hayatı seviyorsunuz, ama öteki dünyayı (hesap gününü) hiç düşünmüyorsunuz!” (Kıyamet, 75/20-21)
İnsanların çoğu çabuk elde edilen, hemen ulaşılabilen dünya nimetleriyle avunarak ahireti kendisine çok uzak zanneder. Unutkanlık, anîd/inatçılık gibi huylarla ilahi mesajın rehberliğinden neşet eden takva bilinciyle baş etmeyi denemeyince de asli sorumlulukları, hayatın asıl gayesini unutarak geçici olanı ebedi zannedecek kadar zavallı bir ahmak durumuna düşer; kendini toparlayıp tövbe etmezse bu halde Rabbin huzuruna hiçbir mazerete sahip olmadan çıkar ve ebediyen kaybeden biri olarak cehennem çukuruna düşer.
Muttakilerin bir özelliği olan sabretmek ve tezekkür/hakikati hatırlatan vahiyle sürekli meşgul olma; unutkanlık ve inatçılık huylarını tedavi eden birer ilahi nimettir. İnsanların genellikle başaramadığı birer haslet olan tezekkür ve sabr, güzel hasletlerdendir. İlahi hakikatten nasibi olsun veya olmasın insanlar, öteki kişiliklerini (fucuru) oluşturan dürtülerinin peşinde sürüklenerek bir ömrü heba edebilirler. Hevalarının isteklerini seçip-ayırt etmeksizin yerine getiren cinler ve insanlar, ahiret günü ebedi kaybedişe ve iflasa (hüsrana) sürükleneceklerdir.18
5. Kötülüğü Yaygınlaştırmak, İyiliğe Engel Olmak, Salih Amel Yapmamak
Cehennem halkı salih amellerinin ağırlığı hafif gelenlerden oluşacaktır; yaptığı kötülükleri iyiliklerini kuşatıp yok edecek şekilde çok olanlar azaba düçar olacaklardır: “O zaman iyiliklerinin tartısı hafif gelen ise, haviyeye/bir uçurumun girdabına sürüklenecektir; bilir misin nedir o uçurum? Dağlayan bir ateştir.” (Karia, 101/8-11)
Cehennem halkını, insanları doğru yoldan alıkoyanlar oluşturacaktır; Allah yolundan çevirenlere azap üstüne azap edileceği Nahl Sûresi’nde şöyle beyan edilmektedir: “Hakkı inkara kalkışan ve başkalarını Allah’ın yolundan çeviren kimselerin üzerine çıkardıkları bozgunculuktan ötürü, azap üstüne azap yığacağız.” (Nahl, 16/88)
Namazı ve diğer ibadetleri gösteriş yaparak-folklorik bir eylemmiş gibi duyarsızca, bilinçsiz bir şekilde ifa etmek, infaktan kopuk olarak ele almak ve onun gereği olan iyiliği yaygınlaştırma konusunda sorumluluk hissetmemek kişiyi başka bir değerler sistemine tabi kılar. Kendileri iyilik yapmadıkları gibi, iyiliğe saldırgan ve şüpheci bir tutumla engel olmak cehennem halkının Kur’an’da beyan edilen özelliklerinden biridir:
“Yazıklar olsun şu namaz kılıp duranlara, onlar ki kalpleri namazlarına yabancıdır, onlar ki niyetleri yalnızca görülüp takdir edilmektir. Ve üstelik onlar, (insanlara) en ufak bir yardımı bile reddeder.” (Mâûn, 107/4-7)19
Mutlak iyiliğin nihai ve yegane kaynağı olan Rabbimiz, yeryüzünde yaşayan insanlara iyiliği (hüsnayı) Kur’an’la basireti açan mesajlar olarak iletmiştir; bu iyiliklerin insanlara ulaşmasına engel olmak bir suçtur ve bu suçun Allah katındaki cezası ise cehennemdir.20
İyilikle ve iyilerle alay etmek, insanlara ve diğer canlılara ilahi rahmet ve şefkatin eseri olan nimetlerin ulaşmasını engellemek, iman edenlere gülüp onları eğlence konusu haline getirmek, Allah’ın adının yeryüzünde anılmaması için iyiliğe türlü türlü tuzaklar kurarak engeller çıkarmak insanları cehennemin alevler saçan azabına düşüren kötü fiillerdendir. Ahiret bilincine sahip olmayan, Allah’tan korkmayan, bu nedenle de İslami değerlere karşı yabancılaşmış insanlar, nihai doğrunun ne olduğu konusunda bir kafa karışıklığı yaşarlar. Bu kafa karışıklığı neticesinde kalpleri hakikate karşı duyarsızlaştığı için iyileri kötüler, kötüleri iyiler arasında sayacak kadar bilinç körelmesi yaşarlar. İşte Allah’ın koyduğu sınırları çiğneyen, iyi insanları alaya alıp iyiliğin ulaşmasını engelleyen böyle kimselerden oluşacaktır:
“Nasıl olur da (dünyada iken) kötüler arasında saydıklarımızın (hiçbirini) burada görmeyiz. Yoksa (onlar burada da) biz mi göremiyoruz?” (Sad, 38/62-63)
“(Allah:) Atın cehenneme bütün inatçı hakikat düşmanlarını! diye emredecek. Bu hayra engel olanları, günahkar saldırganları (ve insanlar arasında) güvensizlik ve şüphe yayanları, Allah’ın yanı sıra başka ilahlar edinenleri: O halde atın bütün bunları şiddetli azabın içine!” (Kâf, 50/24-26)
Yüce Allah’ın yeryüzünde özel bir önem atfettiği için Adem, İbrahim, İsmail (a) ve Muhammed (s) gibi peygamberlerle Kabe ve çevresini inşa ve imar etme konusunda apaçık bir yönlendirmesi söz konusudur. Mescid-i Haram halkını ve dışardan gelenleri Allah yolundan alıkoymaya kalkmak, tevhid ehli için Kıyamet’e kadar güvenlik kuşağı olacak bu bölgenin saygınlığına gölge düşürmeye çalışmak, ilahi iradeye karşı çıkmaktır. Geçmişte Ebabil kuşlarının taşlarıyla helak olan Ebrehe ve ordusunun başına büyük felaketler gelmişti. Saygın bölgenin kendisine ve oranın halkına karşı saldırgan bir tutum içinde olanlar ise, ahiret günü alınlarından tutularak cehennem ateşine sürükleneceklerdir:
“Bilin ki, kafirlere, (başkalarını) Allah’ın yolundan çevirmeye, (keza) hem orada yaşayan hem de dışardan gelen bütün insanlar için tayin ettiğimiz Mescid-i Haram’dan (alıkoymaya) çalışanlara ve (bile bile) haksızlık yaparak oranın saygınlığına gölge düşürmeye kalkışanlara (öte dünyada) çok can yakıcı bir azap tattıracağız.” (Hacc, 22/25)
6. Zulmetmek, Zulme Önayak Olmak; Suçu Örgütleyip Teşvik Etmek
Zulüm bir şeyi olması gerektiği yerden başka bir tarafa koymaktır ve zalimlerin özellikleri insanları kışkırtıp azdırarak günaha sevk etmektir; zulüm ise cehennemliklerin özelliklerinden biridir, Kehf Sûresi’nde bu husus şöyle beyan ediliyor:
“Ve de ki: Bu hakk Rabbinizdendir, artık ona dileyen inansın dileyen onu reddetsin. Gerçek şu ki, Biz zalimler/nihai hakikatleri teperek kendi kendilerine yazık edenler için, dalga dalga yükselen alev katmanlarıyla onları çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık; öyleyse onlar su istediklerinde, erimiş kurşunu andıran ve yüzlerini kavuran bir su verilecek onlara; o ne korkunç bir sudur ve ne kötü bir duraktır orası!” (Kehf, 18/29)
6.1. Suçu Teşvik Etmek, Örgütlemek, Cürüm İşlemek
Günaha gömülüp gitmiş olan mücrimler, “suvarılmaya götürülen bir hayvan sürüsü gibi” kaçıp kurtulmanın imkansız olduğu cehennem’e sürükleneceklerdir.21 İlahi vahiy hakkında anlamsız saçma şeyler uydurarak onun etkisini yok etmeye çalışma hususunda dayanışma içine girenler de cehennemin alevleri tarafından kucaklanacaklardır.22
7. İffetli Kadınlara Asılsız İsnatlarda Bulunmak
Dalgınlık ve dikkatsizlik göstermiş olsalar da, iffetli mümin kadınlara asılsız isnatlarda bulunup tövbe etmeyenler sonsuz azap diyarı olan Cehennem’e tıkılacak suçlulardandır:
“Fakat gerçek şu ki, dalgınlık ya da dikkatsizlik göstermiş olsalar da iffetli ve mümin kadınlara asılsız isnatlarda bulunan (ve günahlarından tövbe etmeyen) kimseler bu dünyada da, ahirette de (ilahi bağıştan) uzak tutulacaklardır ve can yakıcı bir azap beklemektedir böylelerini. O gün ki, kendi dilleri, elleri ve ayakları bütün (bu) yaptıklarını (açığa vurarak) onların aleyhine şahitlik edecektir! O gün Allah, onlara hak ettikleri karşılığı tam olarak ödeyecek ve onlar da (yapılıp edilenlerin gerçek mahiyetini) açığa vuran apaçık ve nihai gerçeğin yalnızca Allah olduğunu (böylece) öğrenecekler.” (Nur, 24/23-25)
8. Yeryüzünün İmkanlarını Tekelleştirmek
İster kapitalizm, devletçilik gibi ideolojiler adına olsun, isterse bir din adına olsun tekelcilik yapmak Allah katında suçtur. İnsanların mallarını haksız yere yiyen hahamlar, rahipler ve diğer din adamlarının veya altını, gümüşü -ve diğer mübadele araçlarını- toplayıp Allah yolunda harcamayanların biriktirip yığdıkları ateş olarak öte dünyada önlerine konacaktır. Çünkü onlar tekelcilik yapmış, haksız kazanç elde etmişlerdir. Tekelcilik yapmak, infak etmemek ise Allah’ın yasakladığı kötü bir fiildir. Altın gümüş ve diğer mübadele araçlarını tekellerine alıp insanların istifadesine kapatanların alınları, böğürleri ve sırtları biriktirip yığdıkları servetle dağlanacaktır; bu husus Tevbe Sûresi’nde şöyle beyan edilmektedir:
“Siz ey imana erişenler! Bilin ki, hahamların rahiplerin çoğu, insanların mallarını haksızca yiyip yutuyorlar ve (onları) Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Fakat bütün o altın ve gümüşü toplayıp Allah yolunda harcamayanlar var ya, (işte) onlara, çok çetin olacak azabı müjdele. Bu (toplanıp saklanan altın ve gümüşlerin) cehennem ateşinde kızdırılıp, onların alınlarının, böğürlerinin ve sırtlarının damgalanacağı gün, (bu günahkarlara şöyle) denilecek: İşte, kendiniz için topladığınız hazineler! Şimdi tadın bakalım, sarılıp sakladığınız hazinelerin (başınıza açtığı belanın) tadını!” (Tevbe, 9/34-35)
Meâric Sûresi’nde beyan edildiğine göre, alev saçan ateşin azabı cehennem, iyiye doğru sırtını dönerek servet biriktiren ve öteki insanlardan kaçıran ve böylece hakikatten uzaklaşanları kendine çekecektir:
“Ama hayır! (onu bekleyen) tek şey alev saçan bir ateştir, derisini kavuran (bir ateş)! O, (iyiye doğruya) sırtını dönenleri ve (hakikatten uzaklaşanları kendine çeker ve (servet) biriktirip, (onu öteki insanların elinden) alanları.” (Meâric, 70/15-18)
8.1. İnfak Etmemek, Cimrilik Etmek
Bahîl olanlar Allah’ın lütfundan verdiklerine cimrice sarılıp tekellerine alarak, başkalarının yararlanmasını engelleyenlerin sarıldıkları şey, kıyamet günü boyunlarına asılacak. Göklerin ve yerin sahibi, yegane mirasçısı olan Yüce Allah’la “o fakir, biz zenginiz” diyerek alay eden cimriler arasında peygamberleri haksız yere öldürenler de vardır; nihai hesaplaşma günü onlara “tadın azabı” denilecek.23
8.2. Faiz Yemek, Tefecilik Yapmak
“Faiz yiyenler kıyamet günü ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalkışı gibi kalkarlar. Çünkü onlar ‘alış veriş de bir tür faizdir’ derler. Halbuki Allah alış verişi helal ve faizi haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen (faizden) vazgeçerse, evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek artık Allah’a kalır; faize geri dönenlere gelince; içinde temelli yaşayıp kalacakları cehennem ateşine mahkum olanlar işte böyleleridir.” (Bakara, 2/275)
Sözün Özü
Ahirete iman, İslam dininin önemli öğelerinden biri olarak, salih amellerin itici gücü, motivasyon aracıdır ve müminlerin bilinçlerinde-kalplerinde mutena bir yeri vardır. Cehennem de ahiretin asli unsurlarındandır.
Cehennem; hayatı bir oyun ve eğlence olarak algılayıp, Allah’a karşı bir sorumluluk şuuru taşımayan bu nedenle de verilen imkanları har vurup harman savuran kimseler içindir. Cennet boşuna değil, cehennem de ucuz değildir.
Hayatı bir imkan olarak bahşeden Rabbimiz insanoğluna ciddi sorumluluklar yüklemiştir, bu sorumlulukları elindeki imkanları seferber ederek yerine getirenler felaha ereceklerdir. Fakat hiçbir sınır tanımaksızın kibrinin ve gururunun esareti altında sorumsuzca fırsatları tüketenler, ebediyen karargah olarak cehenneme düşeceklerdir.

Cehennem, Cehennem Halkı, Cehenneme düşüren günahlar, Cehennemlikler, islami sohbet

Vay Haline Şöyle Namaz Kılanların

islami sohbet

Soru: Mâ’ûn suresinde, bazı namaz kılanlar hakkında “veyl olsun” itabı kullanılıyor ve bu kınama onların “sâhûn” oluşlarına bağlanıyor. “Sâhûn” ifadesinden maksat nedir; kendilerine veyl edilen musallîn kimlerdir? Namaza devam ettiği halde “gâfil” sayılan kimselerden olmamak için hangi hususlara dikkat edilmelidir?

-Mâ’ûn sûresinde Cenâb-ı Hak, meâlen şöyle buyurmaktadır: “Bismillâhirrahmânirrahîm. Baksana şu dini, mahşer ve hesabı yalan sayana! O, yetimi şiddetle itip kakar. Muhtacı doyurmayı hiç teşvik etmez. Vay haline şöyle namaz kılanların: Ki onlar namazlarından gafildirler (Kıldıkları namazın değerini bilmez, namaza gereken ihtimamı göstermezler). İbadetlerini gösteriş için yaparlar; zekât ve sadakalarını esirger, ufacık bir yardımı bile engellerler.” (00.54)

-İlahî sistemi tekzip edenler en büyük yalancılardır. (02.38)

-Bediüzzaman hazretlerine göre, “Sen çalış, ben yiyeyim” anlayışı insanları kin, haset ve çatışmaya sevk etmiş, toplumların huzurunu ortadan kaldırmıştır. Zenginler ile fakirler arasındaki dengenin bozulmasının, kin ve düşmanlıkların ortaya çıkmasının bir diğer sebebi de “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne!” anlayışıdır. (04.44)

-Namaz, bütün ibadetlerin özü, ruhu ve pîridir. O, sefine-i dinin direği ve Allah’a kulluğun remzidir. (08.15)

-“Veyl” kelimesi, hem “yazıklar olsun” manasına gelmektedir, hem de Cehennem’in en derin deresinin ismidir. Dolayısıyla, namazın değerini bilmeyen ve ona gereken ihtimamı göstermeyen kimselerin, bunda ısrar edip etmemelerine ve tevbe kurnasında arınıp arınmamalarına göre, “yazıklar olsun” itabından Cehennem azabına kadar uzanan bir çizgide muhtelif cezalara çarptırılmaları söz konusudur. (08.42)

-Allah Teâlâ, laubali ve gafil bir kalbin duasını kabul etmez. (10.13)

-“Sâhûn”; namazın öneminde gaflet eden ve onu gerektiği gibi yerine getirmeyenlerdir ki, namazı dünyevî gayelere bağlayan tam münafıklardan onu hakkıyla ikâme etmeyen zayıf mü’minlere kadar pek çok kimsenin bu sınıftan kabul edilmesi söz konusudur. Bununla beraber “sâhûn” denince öncelikle namazın manasına inanmayan, onun eda edilip edilmediğine aldırmayan, vaktine dikkat etmeyen, vaktin namazsız geçmesine üzülmeyen, kıldığı zaman da Allah için halis niyet ile değil de dünyaya ait bir takım maksatlar için üşene üşene, kerhen kılan; açıkta, el yanında kılarsa da gizlide kılmayan ve hayatını “görünme” duygusuna bağlı götüren münafık kimseler akla gelir. (11.17)

-Mâ’ûn sûresinde, âhirette hesap vermeye inanmanın başlıca iki alameti olarak namazı gereğince yerine getirme ve toplumsal yardımlaşmayı gerçekleştirme üzerinde durulmaktadır. Namazdan gâfil oldukları halde dindar görünüp mürailik yaptığı gibi, zekat ve sadaka vermekten de kaçınan, hatta ödünç verme gibi en ufak bir yardıma bile mani olan cimri kimselere “veyl olsun” denmektedir. (16.23)

-Durup durup namazı vaktin sonunda verip veriştirenlerin de “sâhûn” kategorisine dahil edilmeleri söz konusudur. Namaz, vakte bağlı bir ibadettir ve mutlaka belirlenen vakit içerisinde eda edilmelidir. (19.31)

-“Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zâyi ettiler ve şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.” (Meryem, 19/59) mealindeki âyet-i kerime, hayırsız nesillerin en bâriz vasıfları olarak namazı zayi etmelerini ve hayvanî arzularının peşinde sürüklenmelerini nazara vermektedir. (20.53)

-Namazı hakkıyla ikâme etmeyenlerin günahlardan uzak kalmaları mümkün olmadığı gibi, günahlardan kaçınmayanların da namazı güzelce ikâme etmeleri düşünülemez. (24.43)

-Müddessir sûresinde, (74/43-47) Cehennemlikler kendilerini ateşe sürükleyen sebepleri şöyle sıralamaktadırlar: “Biz namaz kılanlardan değildik. Fakirleri doyurmaz, onların ihtiyaçlarıyla ilgilenmezdik. Bâtıl sözlere dalanlarla beraber biz de dalardık. Bu hesap gününü yalan sayardık. Ölüm bizi yakalayıncaya kadar hep böyle idik.” (27.06)

-Mü’minûn sûresinde ise, Cennetlikleri ebedî saadete ulaştıran vesileler şu şekilde sayılmaktadır: “Muhakkak ki mü’minler, mutluluk ve başarıya erdiler. Onlar namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler; boş şeylerden uzak dururlar; zekâtı ifa ederler; mahrem yerlerini günahlardan korurlar; üzerlerindeki emanetleri gözetirler, verdikleri sözleri tam tamına tutarlar.. ve onlar, namazlarını vaktinde eda edip onu zayi olmaktan korurlar.” (28.22)

Dini sohbet,islami sohbet,dini sohbet odaları,nur sohbet,muhabbet

Cehennem halkı

Cehennemde ebedi kimler kalacaktır dinin kitabi olan yuce kıtabımız kurani kerim de bır çok ayetde bunlar yer verilmiştır

Beyyine suresi, 6- Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.

Maide suresi, 10- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, cehennemliktirler.
Tevbe suresi, 63- Bilmiyorlar mı ki, kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur.

Tevbe suresi, 68- Allah, erkek kadın bütün münafıklara ve bütün kâfirlere cehennem ateşini ebedî olarak vaad buyurdu. O ateş onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlara bitmez tükenmez bir azap vardır.

Zuhruf suresi, 74- Şüphesiz ki suçlular, cehennem azâbında ebedi olarak kalacaklardır.

Mümin suresi, 76- İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Bak ne kötü o kibirlenenlerin yeri?

Müminin suresi, 102- Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. 103- Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler. (Bunun tefsirine bakılacak Kafirlerin amellerinin tartıya girip girmeyeceği vs)

Nur suresi, 57- İnkâr edenlerin, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacaklarını sanmayasın! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü varış yeridir orası!

Furkan suresi, 34- O yüzleri üstü cehenneme toplanacaklar var ya! işte onlar, yerleri en kötü, yolları en sapık olanlardır.

Nisa suresi, 93- Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.

Nisa suresi, 169- Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah’a çok kolaydır.

Ali İmran suresi, 12- O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.

Tevbe suresi, 73- Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yerdir.

Nisa suresi, 121- Bunların varacakları yer cehennemdir. Ondan kurtulmak için çare bulamazlar.

Taha suresi, 74- Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de dirilir.

Nahl suresi, 27- Sonra kıyamet günü Allah, O kâfirleri rezil rüsvay edecek ve diyecek ki: “Hani uğrunda müminlere karşı düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?” Kendilerine ilim verilmiş olanlar: “Şüphesiz bugünün rezilliği ve kötülüğü kâfirleredir.” diyeceklerdir. 28- (O kâfirler), kendilerine zulmetmiş kimseler olarak, meleklerin, canlarını aldıkları kimselerdir. O vakit onlar şöyle diyerek teslim olurlar: “Biz, bir kötülükten dolayı yapmıyorduk.” (Onlara): “Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı elbette çok iyi bilendir.” 29- “O halde içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin” denir. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!

Cin suresi, 23- “Benim yapabileceğim, sadece Allah’tan size duyuru yapmak ve O’nun elçilik görevlerini yerine getirmektir.” Artık kim Allah’a ve onun elçisine baş kaldırırsa, ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.

İsra suresi, 39- İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah’la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın.

Tegabun suresi, 10- İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır. Ne kötü gidilecek yerdir orası!

Beyyine suresi, 6- Kâfirler, gerek kitap ehlinden olsun gerek puta tapanlardan olsun muhakkak, cehennem ateşindedirler. Orada ebedî olarak kalacaklardır. Onlar, insanların en şerlileridir.

Secde suresi, 20- Ama fâsıklık etmiş olanların barınakları ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya geri çevrilirler ve kendilerine: “Haydi tadın o ateşin yalanlayıp durduğunuz azabını!” denir.

Zümer suresi, 71- İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sevkedilmektedir. Nihayet oraya vardıklarında kapıları açılır ve bekçileri onlara: “İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?” derler. Onlar da: “Evet geldi” derler. Fakat kâfirler üzerine azab kelimesi hak oldu.72- (Onlara): “Ebedî olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından” denir. Bak, büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!

Ahzap suresi, 64- Şu muhakkak ki, Allah kâfirleri lânetlemiş ve onlara çılgın bir ateş hazırlamıştır.65- (Onlar) orada ebedî kalırlar ve ne bir dost bulabilirler, ne de bir yardımcı. 57- Şüphesiz ki Allah’a ve Resulü’ne eziyet verenlere Allah hem dünyada, hem ahirette lânet etmiştir. Onlara aşağılayıcı bir azab hazırlamıştır.

Fatır suresi, 36- İnkâr edenlere gelince, onlara cehennem ateşi vardır. Hüküm verilmez ki ölsünler, kendilerinden biraz azab da hafifletilmez. İşte biz her nankörü böyle cezalandırırız.

Fussilet suresi, 28- İşte Allah’ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerinin cezası olarak, onlar için orada ebedî olarak kalacakları cehennem yurdu vardır.

Ahkaf suresi, 35-Ey Muhammed! Azim sahibi peygamberlerin sabrettikleri gibi sen de sabret! Onlar için (azab hususunda) acele etme. Sanki onlar kendilerine vaad edilen azabı gördükleri gün dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Bu bir tebliğdir. Hiç yoldan çıkan fasıklar topluluğundan başkası helak edilir mi?

Fetih suresi, 6- Ve o Allah hakkında kötü zanda bulunan münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük onların başlarına gelmiştir. Allah onlara gazap etmiş, lânetlemiş ve cehennemi kendilerine hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir!

Mücadele suresi, 17- Onların ne malları, ne de evlatları, kendilerinden, Allah’dan hiçbir şey savamaz. Onlar ateş halkıdır. Orada ebedî kalacaklardır.

Haşr suresi, 17- Nihayet ikisinin sonu, ebedi olarak ateşte oldu. Zalimlerin cezası budur.

Cehennemde Yanar Çıkarım Yanılgısı

Kuran ahlakı ile yaşamayan insanların kendilerini kandırma yöntemlerinden biri, cehennemde yanar çıkarım mantığıdır. Bu insanlar ölümden sonraki hayata inanırlar. Ancak böyle bir kanaate nasıl vardıkları bilinmez, cennet için kendilerini yeterli görürler.
Hataları varsa da, biraz yanıp çıkacaklarını ve sonunda yine cennette olacaklarını düşünürler. Çevrelerinde ve televizyonda izledikleri insanlarla kendilerini kıyasladıklarında, namaz kıldıklarını, oruç tuttuklarını, kalplerinin temiz olduğunu, dürüst ve iyi insan olduklarını düşünür ve bunların cennet için yeterli olduğunu zannederler. Oysa Kuran’da tarif edilen iyi insan, cahiliye toplumlarının iyi insan anlayışından çok farklıdır.
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi – 177)

Rabbimizin ayette bildirdiği gibi iyiliğin ilk şartı, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman etmektir. İnanmak ve iman etmek birbirlerinden çok farklı kavramlardır. İnsanın sadece diliyle Müslüman olduğunu ve inandığını söylemesi tek başına yeterli değildir. İman etmek, dil ile tasdik etmenin yanında Allah’ın dinini fiili olarak yaşamak ve yaşatmakla mümkün olur. Yüce Rabbimiz Kuran’da iman eden insanları şu özellikleriyle tarif etmiştir:
(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi -37)
Bu konuda Kuran’da yer alan bir diğer ayet ise şöyledir:
Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Resûlü’ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi -15)
Bir başka Kuran ayetinde ise Müslümanım demenin ve iman etmenin farklı olduğu şöyle anlatılmıştır:
Bedeviler, dedi ki: “İman ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz; ancak “İslam (müslüman veya teslim) olduk deyin. İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi -14)
Ben Müslümanım, inançlıyım demek belki iman etmenin ilk aşamasıdır ancak tek başına yeterli değildir. Allah’a inandığını söyleyip, ibadetler konusunda çekimser kalan ve yaptığı kadarını cennet için yeterli gören insanların durumu, ayette şu şekilde haber verilmiştir:
Ama iman edenler ve salih amellerde bulunanlar, onlara ecirlerini eksiksiz ödeyecek ve onlara kendi fazlından ekleyecektir de. Çekimser davrananlar ve büyüklenenler, onları acıklı bir azabla azablandıracaktır ve kendileri için Allah’tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı bulamayacaklardır. (Nisa Suresi -173)
İnsanın, cehennemde hatalarının cezasını çekip, ardından çıkacağını düşünerek içini rahatlatması, büyük bir gaflet içinde olduğunun en önemli göstergesidir. Allah’ın gücünü ve büyüklüğünü takdir edemeyen bu insanlar, bir an bile cehennem ortamını hayal etmedikleri için, biraz yanıp çıkmanın kolay olacağını zannederler.
Sonsuz ahiret hayatı, dünyada yaşadığımız ortalama altmış yılla kıyaslanmayacak kadar uzundur. Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse; bir trilyon ve bir trilyonu çarpsanız, bunu bir trilyon kere yapsanız ve çıkan sonucu toplasanız, sonsuzluğun yanında yine sıfır olur. Sonsuzluk gibi uçsuz bucaksız bir zaman kavramı içinde insanın yanıp çıkacağını düşündüğü en kısa anın altmış yıl olduğunu farz edersek, bu düşünceye sahip insanların ne büyük bir gaflet içinde olduklarını daha iyi anlayabilirsiniz. İnsan, yanan bir mumun alevinde dahi elini birkaç saniyeden fazla tutamazken, cehennem ateşi ve azabına dayanabileceğini nasıl düşünebilir? Bütün bu düşünceler, şeytanın yanıltma taktiğinden başka bir şey değildir.
Ahirette, insanların sonsuz hayatını belirleyecek olan iyi ve kötü amelleri tartılacaktır. Bu tartı sonucunda iyi amelleri ağır olanlara kitapları sağ yanlarından verilecek ve sonsuz mekanları olan cennete gireceklerdir. Aynı şekilde kötü amelleri ağır olanlara kitapları sol yanlarından verilip, ebediyen kalacakları cehenneme sürüklenecekler ve kapılar üzerlerine bir daha açılmaksızın kilitlenecektir. Artık kimse için, Allah dilemedikçe sonsuza kadar bulunduğu yerden çıkış olmayacaktır.
Artık kimin tartısı ağır basarsa, işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. (Mü’minun Suresi -102)
Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır. (Mü’minun Suresi -103)
Kimse, cenneti hak ettiği ve cehennemde yanıp çıkacağı konusunda kendisini kandırmamalıdır. Allah’a boyun eğip teslim olmadığı ve Rabbimizi razı edemediği sürece hiç kimse cennetin kapılarından içeri giremeyecektir. Bunun imkansız olduğu, Rabbimiz tarafından şu şekilde bildirilmiştir:
Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve) iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız. (Araf Suresi -40)
Allah bir başka ayetinde, cehennemde sayılı gün kalıp çıkacağını zanneden insanların bu iftiralarının, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürdüğünü şu şekilde ifade etmiştir:
Bu, onların: “Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak” demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür.(Al-i İmran Suresi – 24)

Bu konuda Kuran’da yer alan bir diğer ayet ise şöyledir:

Dediler ki: “Sayılı günlerin dışında, ateş asla bize değmeyecektir.” De ki: “Allah katından bir ahid mi aldınız? -ki Allah asla ahdinden dönmez- Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?” Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise cennet halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi -80, 82)
Bu insanların cehennemde yanıp çıkacaklarını düşünmelerindeki sebeplerden biri de, cehennemin büyüklüğünü hayal edemedikleri için, herkesi alamayacağını ve bu nedenle de cezasını çekenin çıkacağını zannetmeleridir. Cehennemin o kadar büyük olamayacağını düşünürken, nedense aynı şeyi cennet konusunda düşünmek akıllarına gelmez. Ancak çok önemli bir gerçek vardır ki Rabbimizin, “Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman edecek değildir” (Yusuf Suresi – 103) ayetinde belirttiği gibi insanların çoğu iman etmeyecektir. Dolayısıyla, cehennemde bütün bu insanlara ve daha fazlasına da yer vardır. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilmiştir.
O gün cehenneme diyeceğiz: “Doldun mu?” O da: “Daha fazlası var mı?” diyecek. (Kaf Suresi -30)
Kendimizi ve amellerimizi yeterli görmeden, var gücümüzle ahiret için çaba sarf ederek Rabbimizi razı edebileceğimiz vesileler aramak dileğiyle

islami sohbet lerde yapılan gıybetler

islami sohbet lerde yapılan gıybetler malefdirki çok fazladır kardeşlerim bu sanal ortamda gıybet okadar basidirki genelde allah c c zikir ederiz özele geödigimizde ise şuna bak şu şunu yapmış bu kız şunla çıkmış bize ne ya onların özel hayatından bize ne ki biz kendimize bakalım acaba biz nasıl insanız buna bakmak yerine şu şöle diyoruz yanlış o kardeşinlemi ceheneme girmek istiyorsun rabım yar ve yardımcımız olsun inş

gıybet,islami sohbet lerde yapılan gıybetler,günah,cehennem,zikir

Cehennem uyarısı

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, iri gövdeli, haşin, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” (Tahrim: 6)

“Eğer bunu yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- yakıtı insanlar ile taşlar olan ve kâfirler için hazırlanmış olan Cehennem ateşinden korkunuz.” (Bakara: 24) ve

“Kafirler için hazırlanmış olan cehennem ateşinden sakınınız.” (Al-i İmran: 131)

Yine buyurdular:

“Ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.” (Leyl: 14) ve

“Onların üstlerinde ateşten gölgeler, altlarında da ateşten gölgeler vardır. İşte Allah, kullarını bu azabıyla korkutuyor. Ey kullarım! Benden korkun.” (Zümer: 16)

Yine başka bir ayette ise:

“Bu insan için bir öğüttür. Hayır, hayır! Andolsun aya, gerileyen gece karanlığına, söken şafağa. Sakar (cehennem) büyük gerçeklerden biridir. İnsanlar için uyarıcıdır. Aranızdaki ilerlemek isteyenler için de, geriye gitmeyi tercih edenler için de.” (Müddesir: 31-37)

Hasan Rahmetullahi Aleyh:

“İnsanlar için uyarıcıdır” ayeti kerimesinin tefsirinde:

“Allah Teâlâ kullarını bundan daha keskin bir şekilde uyarmamıştır,” dedi. (İbn Ebi Hatim)

Katâde Rahmetullahi Aleyh’de:

“O, büyük gerçeklerden biridir” ayeti kerimesinde “Cehennem kast edilmiştir,” dedi.

Simâk b. Harb, Numan b. Beşir’in hutbe okurken şöyle dediğini rivayet eder:

“Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den şöyle işittim:

“Ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım, ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım!”

Hatta çarşıda bulunan biri Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in dediğini “benim bulunduğum bu makamdan işitebiliyordu,” dedi ve üzerinde bulunan siyah aba düşüp ayaklarına indi.” (İmam Ahmed)

Yine Numan b. Beşir’in rivayetine göre Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım, ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım!”

Çarşının en uzak yerinde bulunan kişi ve çarşıda bulunan herkes Peygamber’in Sallallahu Aleyhi ve Sellem minberde sesini işitebiliyordu.

Simâk’tan gelen diğer bir rivayette ise Numan’dan:

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in üzerinde siyah bir aba bulunduğu halde hutbe verirken şöyle buyurduğunu işittim:

“Ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım, ben sizi alev saçan ateşe karşı uyardım!.”

Eğer bir kişi burada yada şurada olsaydı mutlaka sesini duyardı.

Adî b. Hatem’den rivayet edildiğine göre, Resûlallah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

“Ateşten korununuz” buyurup yüzünü çevirdi. Sonra yine:

“Ateşten korununuz.” buyurdu.

Sonra yine yüzünü çevirdi ve bunu üç defa tekrar etti. Öyle ki, biz onun ateşin sıcaklığından yüzünü çevirdiğini zannettik. Sonra buyurdular ki:

“Cehennem ateşinden bir parça hurma -sadaka olarak vererek- ile dahi olsa kendinizi koruyun. Eğer -bir parça hurma bulamazsanız- güzel bir sözle kendinizi muhafaza ediniz.” (Buharî-Müslim)

Enes Radıyallahu Anhu’nunn Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den rivayet ettiğine göre şöyle buyurdular:

“Allah Teâlâ’nın sizi teşvik ettiği şeye rağbet ediniz. Cehennem, azabı ve cezası ile korkuttuklarından da korkup sakınınız. Eğer Cennetten bir damla sizinle olsaydı dünyada içinde bulunduğunuz nimetlerden daha iyidir. Yok, eğer Cehennemden bir damla sizinle olsaydı dünyanızda elinizde ne varsa onu yok etmeye yeterdi.” (Beyhaki rivayet etmiştir. Bu rivayette cehalet vardır.)

Sahihayn’de Ebu Hüreyre Radıyallahu Anhu’dan rivayet edildiğine göre:

Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:

“Benim ve ümmetimin hali ateş tutuşturan, ateşe kelebek ve diğer hayvanların geldiği adamın durumuna benzer, siz ateşe batarken ben sizin peştemalinizden yakalarım” buyurdular. (Buharî-Müslim)

Müslim’de gelen rivayette ise Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

“Benim örneğim ateş yakan adamın örneği gibidir, ateş aydınlık yaptığında kelebekler ona gelmeye başlarlar ve etrafında ki şu hayvanlar da içine girmeye başlar, adam onlara engel olmaya çalışır ancak başaramaz ve hayvanlar ateşe dalarlar”

sonra dedi ki:

“işte benim ve sizin durumunuzdur, ben ateşten uzak dur, ateşten uzak dur, diyerek peştemalinizden tutarım, ancak siz bana galabe çalar ve içine girmeye başlarsınız”.

İmam Ahmed’in rivayet ettiğine göre:

“Ey ümmet benim ve sizin misaliniz geceleyin ateş yakan adamın misali gibidir, kelebekler ve ateşe giden böcekler ona gelmeye başlarlar, adam onlara engel olmaya çalışır ancak ateşe düşmelerine engel olamaz, işte bende aynı şekilde peştemalinizdan yakalar ve sizi Cennete çağırırım ancak bana galabe çalar ve Cehenneme düşersiniz”.

Yine İmam Ahmed, Abdullah İbn Mes’ud Radıyallahu Anhu’dan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

“Allah Teâlâ bazı şeyleri haram kıldı, ancak sizden birilerinin onları işleyeceğini bildi, siz ateşe kelebek ve böceklerin gittiği gibi gidersiniz ben ateşe düşmemeniz için peştamalinizden yakalarım”.

Abdullah İbn Abbas Radıyallahu Anhu’ın hadisinde Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:

“Ben sizi uyarıyorum Cehennemden sakınınız. Allah Teâlâ’nın koyduğu sınırları aşmayınız! Öldüğünüzde terk edilirsiniz ve ben sizin için havz’ın başındayım. Kim gelirse kurtuluşa erer. Bazı kavimler sol tarafa alınırlar ben Ya Rabbi ümmetim diyorum. Şöyle buyururlar:

“Onlar senden sonra gerisin geriye döndüler-yani eski inançlarına döndüler-.” (Bezzâr ve Teberânî’nin rivayet ettiler.

Başka rivayetinde Bezzâr:

“Ben sizi uyarıyorum ve diyorum ki; Cehennemden sakınınız! Sınırlan aşmaktan sakınınız! Cehennemden sakınınız! Hadleri aşmaktan sakınınız!”

Sonra hadisin kalan kısmını rivayet etti.

İmam Müslim’in “Sahih”inde Ebu Hureyre Radıyallahu Anhu şöyle dedi:

“Ve yakın akrabalarım uyar.” (Şuara: 214) ayeti kerimesi nazil olduğunda Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bütün Kureyşlileri toplanmaya davet etti. Bütün Kureşliler toplandılar. Sonra Peyagamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:

“Ey Ka’b oğulları!

Ey Lüey oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Mürre b. Ka’b oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Abduş-şems oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Abdelmenaf oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Haşim oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Abdulmuttalib oğulları!

Kendinizi Cehennem ateşinden koruyunuz.

Ey Muhammed kızı Fatıma!

Kendini ateşten koru!

Çünkü ben Allah’ın yanında sizin için hiçbir şeye sahip değilim.”

Ya’lâ b. El-Eşkad, Küleyb b. Hüzn’den anlattığına göre Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işitim dedi:

“Gücünüzün nisbetince Cenneti isteyiniz ve yine gücünüzün yettiği kadar Cehennemden kaçınız. Çünkü Cennet, kendisini isteyene karşı ilgisiz kalamaz ve Cehennemde kendisinden kaçandan gafil olmaz. Ahiret tuzaklarla sarılıdır. Dünya ise şehvet ve lezzetlerle sarılıdır. Sakın ha! Dünya sizi ahireti kazanmaktan mahrum etmesin.”

(Tabaranî ve bazıları rivayet etti. Bu hadisi aynı zamanda Ya’lâ b. A’meş o da Abdullah b. Cerat’tan o da Peygamber (s.av)’den rivayet etmiştir. Ya’lanın hadisi batıl ve münkerdir.)

Yahya b. Abdullah b. Abbas Radıyallahu Anhu’ından rivayet ettiğine göre Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:

“Ne Cehennemden kaçanın uyuduğunu ne de Cenneti isteyenin uyuduğunu gördüm.”

(Tirmizî rivayet etmiştir. Yahya için zayıftır denilmiştir. İbn Merdeveyh bundan daha güzel bir şekilde diğer bir rivayeti vardır Ebu Hüreyre’den. Taberanî de bunun bir benzerini Enes Radıyallahu Anhu tan rivayet etmiştir. İbn Adî zayıf bir isnatla Ömer Radıyallahu Anhu dan rivayet etmiştir.)

Yusuf b. Atiyye, Mualla b. Ziyat’tan rivayet ettiğine göre:

Harb b. Hayyan bazı geceler dışarı çıkar ve avazı çıktığı kadar bağırır ve şöyle derdi:

“Ne tuhaftır Cenneti isteyipte uyuyan kişi ve ne tuhaftır Cehennemden kaçınıpta uyuyan adamın hali. Sonra şu ayeti kerimeyi okurdu:

“Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?” (A’raf: 97)

Ebul Cevzâî:

“Eğer yetkili olarak atansaydım, yollara minareler diker ve insanlara şöyle seslenmelerini isterdim:

“Cehennem var Cehennem var!” (İmam Ahmed “Zühd” isimli kitabında rivayet etti.)

Abdullah b. Ahmed aynı kitapta geçtiğine göre Malik b. Dinar’dan rivayet ettiğine göre şöyle dedi:

“Eğer kendime yardımcılar bulsaydım Basra’da minarelerde gece insanları Cehennem var Cehennem var diye uyarırdım”

Sonra şöyle dedi:

“Eğer yardımcılar bulsaydım onları dünyanın minarelerine dağıtırdım. Sonra ey insanlar Cehennem var Cehennem var demelerini isterdim.”

Bir önceki yazımız olan Hayvandan korkmak başlıklı makalemizde Allah buyuruyor, benden korkun ve dini sohbet hakkında bilgiler verilmektedir.

 , , , , , , , ,