Kıymalı Ravioli

Malzemeler

  • 1 çorba kaşığı eritilmiş margarin
  • 2 su bardağı un
  • 1 yumurta
  • 2 kahve fincanı su
  • Tuz
  • İç malzemesi:
  • 1 çorba kaşığı margarin
  • 250 gr kıyma
  • 2 soğan
  • Tuz
  • Karabiber
  • Üzeri için:
  • 3 çorba kaşığı margarin
  • 2 çorba kaşığı domates salçası
  • 3 çorba kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri
  • Tuz
  • Pulbiber

Tarif

  • Una eritilmiş margarin, yumurta, tuz ve su ilave edip sert bir hamur hazırlayın. Üzerini nemli bezle örtüp 10 dakika dinlendirin.
  • İç malzemesini hazırlamak için; soğanları soyup kıyın. 1 kaşık margarini tavada eritip soğanı pem-beleştirin. Kıymayı ilave edip kavurun. Tuz ve karabiber serpip ateşten alın. Ilınmaya bırakın.
  • Dinlenen hamuru oklavayla incecik açın. 5 santimlik kareler halinde kesip ortalarına kıymalı harcı paylaştırın. Her kareyi üçgen şeklinde kapatıp iki kenarının uçlarını birbirinin üzerine gelecek şekilde birleştirin.
  • Tencereyi tuzlu suyla doldurup kaynatın. Ravyolileri 4’er 5’er suya atıp diri kıvamda haşlayın. Kevgirle sudan alıp yağlanmış tepsiye dizin. Üzerine 1 kaşık eritilmiş margarin gezdirin. Kalan 2 kaşık margarini tavada eritip salçayı kavurun. Tuz ve pulbiber serpip ateşten alın. Ravyoli-nin üzerine gezdirip kaşar peyniri serpin. Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlı fırında peynir eriyinceye kadar pişirin. 5 dakika dinlendirip fırından çıkarın ve sıcak olarak servis yapın.

Çin Usulü Kızarmış Pilav

Malzemeler

  • 600 gr basmati pirinç
  • 150 gr mantar
  • 2-3 havuç
  • 50 gr taze zencefil
  • 300 gr küçük karides
  • 1 su bardağı konserve bezelye
  • 3 diş sarımsak
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 4 yumurta
  • 5 çorba kaşığı pirinç sirkesi
  • 200 gr taze soğan
  • Tuz

Tarif

  • Pirinci tencereye alıp üzerini örtecek kadar su ilave edin.
  • Diri kalacak şekilde haşlayıp süzün ve demlenmeye bırakın.
  • Mantar, havuç, zencefil ve karidesleri temizleyip kıyın.
  • Bezelyenin suyunu süzün, sarımsakları ezin.
  • Sıvıyağı tencerede kızdırıp sırasıyla mantar, havuç, zencefil, karides, bezelye ve sarımsağı ekleyerek kavurun.
  • Yumurtaları ve sirkeyi ayrı bir kapta çırpın ve tavada kızartın.
  • Hazırladığınız sebzeli karışıma ekleyin.
  • Demlendirdiğiniz pilavı da ilave edip birkaç dakika kavurun.
  • Taze soğanların yeşil kısımlarını incecik kıyıp pilava ilave edin ve ateşten alın.
  • Sıcak olarak servis yapın.

Kimchi Pilavı

Malzemeler

  • Bulgogi suyu
  • Kimchi
  • Acı kırmızı biber
  • 2 kase pirinç
  • Susam yağı
  • Yosun
  • Susam

Tarif

  • Tavayı ısıtın.Biraz bulgogi suyu koyun.
  • 1 kap kimchiyi doğrayıp koyun. Karıştırarak 3 dk pişirin.
  • Acı kırmızı biberi ekleyin. 2 kase pirinç ekleyin ve karıştırın.
  • Ayrı bir tavayı ısıtın.
  • Susam yağını koyun.Kurutulmuş yosun ve susamlarıda kavurun.
  • Yemeğin üzerine ekleyin.

Hazreti Mehdinin Alametleri Nelerdir?

Hazreti Mehdinin Alametleri Nelerdir? > Hazreti Mehdi Kimdir? > Hazreti Mehdinin Özellikleri Nelerdir? > Hadislerde Mehdi Nasıl Anlatılıyor? > Mehdi Aleyhisselam > Dini Bilgiler > İslami Bilgiler

Hazreti Mehdinin Alametleri Nelerdir? > Hazreti Mehdi Kimdir? > Hazreti Mehdinin Özellikleri Nelerdir? > Hadislerde Mehdi Nasıl Anlatılıyor?  > Mehdi Aleyhisselam > Dini Bilgiler > İslami Bilgiler

Hazreti Mehdinin Alametleri Nelerdir? > Hazreti Mehdi Kimdir?

Soru :  Mehdi’nin alametleri çeşitli şekillerde tevil edilerek deniyor ki:
1- (Mehdi, Medine’de doğacak) demek, köyde değil, şehirde doğacak demektir.
2- (Mehdi, İsa ile birlikte Deccal’ı öldürecek) demek, ateizmi yok edecekler demektir.
3- (Mehdi gelince semadan bir melek haber verecek) demek, insanlar birbirine telefon, radyo veya TV ile haber verecek demektir.
4- (Mehdi bid’atleri temizleyecek) demek, fıkıhçıların ictihad diyerek uydurduğu şeyleri ve dört mezhebi ortadan kaldıracak demektir
5- (Mehdi’nin adı benim adımla, babasının adı da benim babamın adıyla aynı olacak) hadisinden maksat, adı Muhammed, babasının adı Abdullah olacak demek değildir. Mehdi’nin adı Peygamberin dedelerinden birinin adı da olabilir. Mesela Haşim olabilir, İlyas olabilir, Adnan da olabilir.
6- Bilen pek yoksa da, Mehdi gelmiştir, 93 sene sonra, Güneş’in Batıdan doğmasından sonra da İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacak. Bundan 15 saat sonra da kıyamet kopacak.
7- Mehdi kararmış olan dünyayı aydınlatan bir güneştir ve aydınlatmaya da başlamıştır. Mehdi güneş olduğuna göre, Güneş’in Batıdan doğması, Mehdi’nin çıkışı demek de olabilir.
Herkes aklına göre böyle bir tevil yaparsa, dinin bildirdiklerine kim inanır ki?

CEVAP :
Zırva tevil götürmez. Bu tevillerin hepsi yersizdir. Peygamber efendimizin hadis-i şerifleri, bulmaca, bilmece gibi değildir. Yani (Ben Medine dersem, siz Ankara, İzmir gibi bir şehir anlayın, ben Muhammed dersem siz Haşim anlayın) cinsinden değildir. Hâşâ Resulullah efendimiz, bilmece gibi söz söylemez. Bu zırvalara kısaca cevap verelim:
1- Bir hadis-i şerif meali:
(Medine halkından olan Mehdi, Mekke’ye gidecek. Mekke halkından bir kısmı ona gelecek ve istemediği halde onu evinden çıkarıp ona biat edecekler.) [Ebu Davud]
(Burada açıkça, Medine halkından deniyor. Devamında da, Mekke’ye gidecek deniyor. Ne diye “Şehir halkından” denilip de, sonra Mekke’ye gidecek densin?)
Hazret-i Ali’nin rivayeti de şöyledir:
(Mehdi, Medine’de doğacaktır.) [İ. Münavi] (Medine şehrinde doğmayacak olsa, ne diye Medine’de doğacak densin? Köyde ve şehirde doğmasının ne önemi var? Yukarıdaki hadis-i şerifte de, Medine’de doğup sonra Mekke’ye gideceği açıkça bildiriliyor.)
2- Bir hadis-i şerifte, Deccal’ın nasıl çıkacağı da açıkça bildiriliyor. Hazret-i Mehdi Kudüs’e intikal ettiğinde, Deccal’ın çıktığını haber alacaklar deniyor. (Kitab-ul-Burhan fi alamat-i Mehdiyyi ahir-iz-zaman)
Bunun ateizmle ne ilgisi olabilir? Kudüs’e gittiğinde, ateizmin çıktığını mı haber alacak? Atalarımız boşuna, (Zırva tevil götürmez) dememişler.
3- Peygamber efendimiz, (Melek seslenecek) buyururken, tevilciler, telefon, radyo veya TV diyor. Bir hadis-i şerif meali:
(Mehdi’nin başı hizasında bir bulut olacaktır. Buluttan bir melek, 
“Bu Mehdi’dir, sözünü dinleyiniz”diyecektir.) [M. Rabbani]
4- Bu, fıkıh âlimlerine, müctehidlere yapılmış çok çirkin bir iftiradır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Kıyas ve ictihad, bid’at değildirler, çünkü bunlar, âyet-i kerimelerin mânâlarını meydana çıkarırlar. Bu mânâlara başka bir şey eklemezler. (1/186)
Hazret-i Mehdi geldiği zaman, dört hak mezhebi kaldırmayacaktır. (Kaldıracaktır) demek, dört hak mezhebin bâtıl olduğunu iddia etmek olur. O zaman, dört hak mezhebin hükümleri unutulmuş, bâtıl mezhepler ve bid’atler yayılmış olacak. Hazret-i Mehdi ve Hazret-i İsa, hak mezhepleri ve dinin hükümlerini değil, bu bid’atleri ve bâtıl mezhepleri kaldıracak ve ictihad edecektir. Hatta ictihad ederek bildireceği hükümler, Hanefî mezhebine uygun olacaktır. Muhammed Parisa hazretleri buyuruyor ki:
İsa aleyhisselamın ictihad ile çıkaracağı bütün hükümler, Hanefi mezhebindeki hükümlere uygun olacaktır. (Füsul-i sitte)

5- Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kıyamet kopmadan önce, ehl-i beytimden birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan önce dünya zulümle doluyken, onun zamanında adaletle dolar.) [Ebu Davud, İ. Ahmed, Tirmizi, Taberani, Ebu Nuaym, İbni Ebi Şeybe]
Peygamber efendimiz açıkça isminin ve babasının isminin ne olacağını bildirirken, nasıl olur da, Mehdi’nin ismi, Haşim, İlyas, Adnan veya diğer dedelerinden birinin ismi olacak denebilir? Bu, açıkça hadis-i şerifi inkâr etmek değil midir?
6- Hem Mehdi geldi diyor, hem de 100 sene sonra, güneş batıdan doğduktan sonra, Hazret-i İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacak diyor. Mehdi, 40 yaşında zuhur edeceğine göre, tevilcilere göre, şimdi gelmiş olan Mehdi, 100 sene sonra yani 150 yaşındayken mi Hazret-i İsa, Mehdi’nin arkasında namaz kılacak?
7- Hani Güneş 93 sene sonra Batıdan doğacaktı? Bu alametlerin peş peşe olacağını yeni mi okudular ki, Dabbe çıktı dediklerine göre, Güneş’in Batıdan doğması için, acilen bir tevil bulmak zorunda mı kaldılar?

Görüldüğü gibi, bu iddia edilenlerin tamamı, dinimize aykırıdır. İmam-ı a’zam hazretleri de, bütün Ehl-i sünnet âlimleri gibi, bunları tevil etmemiş, (Yecüc ve Mecüc’ün ortaya çıkması, Güneş’in Batıdan doğması, Hazret-i İsa’nın gökten inmesi, Deccal’ın gelmesi ve diğer kıyamet alametlerinin hepsinin, hadis-i şerifte bildirildiği gibi, zamanı gelince aynen gerçekleşeceğine inanırız) buyurmuştur. (Fıkh-ı ekber)

Bu Yazı Toplam – 104 – Defa Okundu

Hutbe İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır

Hutbe İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır > Cuma Hutbesi İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır İle İlgili Cuma Hutbesi > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır İle İlgili Hutbeler > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır Hakkında Cuma Hutbesi

Hutbe İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır > Cuma Hutbesi İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır İle İlgili Cuma Hutbesi > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır İle İlgili Hutbeler > İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır Hakkında Cuma Hutbesi

Cuma Hutbesi İslamın Gayesi Güzel Ahlaktır

Muhterem Müslümanlar!
Her insan saadete ulaşmayı ister. Kişinin saadete ulaşabilmesi için bazı şeylere sahip olması gerekir. İman, ibadet, ilim ve ahlak sahibi olmak, saadetin temel esaslarıdır. Bunlara sahip olan kimse için saadet kapıları açılmış demektir.

İman, ibadet ve ilim insanı olgunlaştırır ve güzel ahlak sahibi yapar. Güzel ahlak, İslam için bir gayedir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadislerinde: “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”[1] buyurmuşlardır. Müslümanı bir ağaca benzetirsek; onun kökü iman, kolları amel, yaprakları ilim, meyvesi de güzel ahlak ve fazilettir. Kur’an-ı Kerim ve Efendimizin sünneti, bütün canlılara ve cansızlara hayat veren toprak, su, hava ve güneş gibidir. Bahçe sahibi fidanı diker ve yıllarca ona hizmet eder, neticede ondan meyve bekler değil mi? Müslümandan beklenen şey de güzel ahlaktır. Ağacın en tatlı ve en faydalı yerinin meyvesi olduğu gibi, müslümanın en güzel yönü de ahlak sahibi olmasıdır. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) “Mü’minlerin iman yönünden en üstün olanları ahlakça en güzel olanlarıdır.”[2] buyurmuşlardır.

Muhterem Müslümanlar!
Güzel ahlak konusunda Peygamber efendimizi kendimize örnek almalıyız. Bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. “Andolsun ki, Resulullah da sizlerden Allah’ı ve ahiret gününü ummakta olanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnek vardır.”[3]
Ashab-ı Kiram, Hz.Muhammed (s.a.v.)’i kendilerine örnek alıp her konuda onun sünnetine uydukları için, kısa zamanda kemale ermişlerdir.

Aziz Cemaat!
Biliyorsunuz ki, zamanımızda her toplumda ahlak buhranı ve huzursuzluk mevcuttur. Milletlerin maddi ve teknik yönden ilerleyip daha çok imkanlardan yararlanmalarına rağmen, huzura ulaşamadıkları bir gerçektir. Bu buhran ve bunalımlardan kurtuluş yolu, İslam ahlakını öğrenip yaşamaktır. Yetişen nesillere İslam dinini öğretmeliyiz. Dini hükümlere ve ahlaki kaidelere uygun hareket ederek gençlere örnek olmalıyız. Toplum olarak huzur ve saadete böylece ulaşabiliriz.

İslam ahlakının yaşandığı toplumlarda kardeş kardeşi öldürmez. Kimse kimsenin malına ve ırzına göz dikmez. Küçükler büyüklere saygı gösterir, büyükler küçüklere şefkat ve merhamet eder. Dünyaları böyle olanların ahiret hayatlarını kâinatın Efendisinden dinleyelim:

“Kıyamet gününde bana en yakın ve katımda en sevgili olanınız, ahlakı en güzel
olanınızdır. Benden en uzak ve katımda en sevimsiz olanınız ise, çok konuşan, lüzumsuz ve uzun konuşanlarla, kibirli olanlarınızdır.”
[4]

Muhterem Müslümanlar!
“Ahlak iledir kemal-i adem,
Ahlak iledir nizam-ı alem”
diyen edip ne güzel demiş ve ne güzel söylemiş. Bu sözden de anlaşıldığına göre, insanların kemale ermesi, güzel ahlak sahibi olmalarıyla mümkündür. Olgun ve kamil olanlar, güzel ahlak ve hüsnü edep sahibi olanlardır. Dinimiz, güzel ahlak sahibi olmak için gerekli olan her şeyi emir ve tavsiye etmiş; kötü olan her hareketi de yasaklamıştır. Dünyanın nizamı da ahlak iledir. Toplum içinde huzur, sükun ve güvenin olabilmesi için, fertlerin ahlak sahibi olmaları ve birbirlerinin haklarına saygı göstermeleri lazımdır. Toplum içinde bulunan her insan, haksızlık etmekten, başkalarına zarar vermekten sakınmalıdır. Kişinin toplum içinde itibar görebilmesi, sayılıp sevilebilmesi konusunda güzel ahlaklı olmasının önemi büyüktür. Güzel ahlaklı olan müslümanlar, Allah ve resulü katında sevimli olduğu gibi, insanlar nazarında da sevgi ve saygı görürler. Bunun için “Kişinin edebi, altınından kıymetlidir.” denilmiştir. Güzel ahlaklı olmanın faydasını insan dünyada göreceği gibi ahirette de görecektir.

Aziz Cemaat!
Güzel ahlakı elde etmek ve güzel ahlakla hemhâl ve hemdem olmak için, Cenab-ı Hakkın emirlerini yapıp, nehyettiği kötülüklerden sakınmalı,
Peygamber Efendimizin sünnetine uygun hareket etmeli,
Her türlü haram, zulüm ve haksızlıklardan uzak durmalı,
Gizli ve açık her yerde, Allah`ın murakabesinde olduğunu hatırlamalı,
Günah ve faydasız olan sözleri söylemeyip, az ve faydalı konuşmalı,
Vaktini boşa geçirmeyip, dünya ve ahirete yarar bir şeyle meşgul olmalı,
Hiç kimsenin aleyhinde konuşmamalı ve kimseyi rahatsız etmemeli,
Elinden geldiği kadar herkese maddi ve manevi yardımda bulunmalı,
Büyüklere hürmet, küçüklere şefkât göstermeli,
Alçak gönüllü, samimi, tatlı dilli ve güzel yüzlü olmalıdır.

[1] Ramızul Ehadis Sh.245
[2] Ramuzul Ehadis Sh.81
[3] Ahzab:21
[4] Sünen-i Tirmizi C.4, Sh.370

Bu Yazı Toplam – 104 – Defa Okundu

Kur’an-ı Öğrenmek, Okumak ve Dinlemek

Büyük İslam İlmihali > Ömer Nasuhi Bilmen > Namaz Bölümü > Kur’an-ı Öğrenmek, Okumak ve Dinlemek > Kur’an-ı Öğrenmek > Hanefi Mezhebine Göre Kur’an-ı Okumak > Kur’an-ı Dinlemek > İslam İlmihali

Büyük İslam İlmihali > Ömer Nasuhi Bilmen > Namaz Bölümü > Kur’an-ı Öğrenmek, Okumak ve Dinlemek > Kur’an-ı Öğrenmek > Hanefi Mezhebine Göre Kur’an-ı Okumak > Kur’an-ı Dinlemek > İslam İlmihali

463- Her müslümana, namazı caiz olacak kadar Kur’ân-ı Kerîm’den ezberlemek bir farzı ayndır. Fatiha sûresi ile diğer bir sûreyi ezber etmek de vacibdir; bununla farz da yerine getirilmiş olur. Kur’ân-ı Kerîm’in diğer kısımlarını ezberlemek de, müslümanlar için bir farz-ı kifayedir.

464- Kur’ân-ı Kerîm’i namaz dışında Mushaf’a bakarak okumak, ezber okumaktan daha faziletlidir. Çünkü böyle yapmakla okuma ibadeti ile Mushaf’a bakma ibadeti toplanmış olur.
465- Kur’ân-ı Kerîm’i namaz dışında da kıbleye yönelerek ve güzel elbise giyerek taharet üzere okumak müstahabdır. Başlarken “Eûzü Besmele”yi okumak da müstahabdır.
466- Kur’ân-ı Kerîm’i ayda bir defa hatmetmek iyidir. Senede bir, kırk günde bir, haftada bir hatmedilmesini tercih edenler de vardır. Üç günden az bir zamanda hatmedilmesi müstahab değildir. Çünkü böyle az bir zaman içinde Kur’ân-ı Kerîm’in manalarını düşünmek mümkün olamaz. Tecvidi bile gözetilemez.
467- Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemek bir farz-ı kifayedir. Bununla beraber başka bir işle uğraşmakta olan kimselerin yanında Kur’ân âyetlerinin sesli olarak okunması uygun değildir. Bu durumda Kur’ân’ı dinlemeyenler değil, okuyanlar günah işlemiş olur.
468- Kur’ân-ı Kerîm’i okumak, nafile ibadetten ve aşikâre okumak, gizli okumaktan ve dinlemek de okumakdan daha faziletlidir. Yeter ki, işte gösteriş bulunmasın.
469- Bir kimse yürürken veya bir iş görürken Kur’ân-ı Kerîm’i okuyabilir. Yeter ki bu durum, Kur’ân’ın gafletle okunmasına sebebiyet vermiş olmasın.
470- Namaz kılınması mekruh olan vakitlerde dua etmek, tesbihde bulunmak ve Peygamber Efendimize salât ve selâm getirmekle meşgul olmak, Kur’ân-ı Kerîm’i okumaktan daha faziletledir.
471- Kur’ân-ı Kerîm’i güzel sesle ve tecvid kurallarına uyarak okumak, müstahabdır. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur:
“Her şeyin bir süsü vardır. Kur’ân’ın süsü de, güzel sestir.”
Fakat tecvide aykırı şekilde ses yükseltip alçaltmalar ve nağme yapmalar caiz değildir. Kelimeleri değiştiren bir okuyuş, ihtilafsız haramdır. Böyle bir hata ile okuyan kimseye doğrusunu bildirmek, işiten kimse için bir borçtur. Ancak bu yüzden aralarında bir kin doğacak olursa uyarma terk edilir.
472- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyup öğrenmiş olan kimse, sonra Kitab’dan okuyamayacak derecede unutacak olsa günahkâr olur.
473- Kur’ân-ı Kerîm’i okumak bir ibadet olduğu gibi, başkasına da öğretmek pek büyük bir ibadettir. Bir hadîs-i şerîfde şöyle buyurulmuştur: “Sizin en hayırlınız, Kur’ân’ı öğrenip başkalarına da öğreteninizdir…”
Diğer bir hadîs-i şerîfde de şöyle buyurulmuştur:
“Güzel Kur’ân okuyan müslümanlar, Cennet ehlinin arif olanlarıdır.”
Kur’ân-ı Kerîm, maddî ve manevî, bedenî ve kalbî bütün hastalıkların şifasıdır. Nitekim “Kur’ân devâdır” hadîs-i şerifi de bunu bildirmektedir. Artık her müslüman için gerekmez mi ki, Kur’ân-ı Kerîm’i bellesin, onu okumakla şereflensin, birçok sevablara kavuşsun!..

İslam İlmihali  »
Namaz Bölümü  »

Bu Yazı Toplam – 107 – Defa Okundu