Her Derde Deva Dua, En Etkili Dua, Dini Sohbet, İslami Sohbet

Her Derde Deva Dua, En Etkili Dua, Dini Sohbet, İslami Sohbet
Mutlaka Okyun çok Etkili Dua’dir…

Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v)den rivayet edilmistir. Söyle buyuruyor……

-Cebrail bana dediki:“Ey Muhammed,kim ömründe bir kere bu duayi okursa,Allah´ü Teala onu,kiyamet gününde yüzü ayin ondördü gibi parlak hasreder.
Hatta bütün insanlar onu,bir peygamber veya melek sanirlar.

Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz.
Ona hesapsiz ve azapsiz,üzerine binip Cennete girmesi icin Cennetten bir Burak getirilir.
Sirat köprüsünden simsek gibi gecer.
Onun günahi denizlerden suyundan,yagmurlarin damlasindan,agaclarin yapraklarindan,kumlarin adedinden,taslardan daha fazla olsa bile,kendisine kabul olunmus(nafile)hac ve bin umre sevabi yazar.

Korkan kimse olursa,Allah onu onu korktugundan emin kilar.
Susayan kimse okursa,Allah onun susuzlugunu giderir.
Ac olan okursa,giyindirir,hasta okursa sifa verir,hastanin üzerine okunursa,hastaligindan kurtulur,dünya veyahut ahiret ihtiyaclarindan okursa Allah istedigini verir.
Bir düsmandan veya sultandan korktugu icin okursa,Allah onlarin serrinden korur ve Allah´in mahlukatindan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri kendisine ulasmaktan meneder.
Borclu olan okursa,Allah onu,borcunu ödemeye muvaffak kilar,hicbir kimseye muhtac olmaz.
Eger onu hasta olan yazan üzerinde tasirsa iyilesir.
Kadin tasirsa kocasi ona ikram eder.
Cinden,insden ve seytandan,sanci ve hastaliklardan emin olur.
Kayip ise ailesine sag,salim kavusur: Bu duayi okuyan icin cin, melek istigfard ederler.
Ömrü bereketli olur.
Kim bes defa bu duayi okursa Peygamber Aleyhisselami rüyasinda görür.

Ebu Bekir Siddik:“-Gece olsun gündüz olsun bu duayi okudum, Peygamber Aleyhisselam´i rüyamda gördüm.“buyurur.

Hz. Ömerde söyle buyurur:
„-Hicbir hacetim olmadi ki onun icin bu duayi okuyayim da giderilmesin.

Hz. Osman (R.A.)diyorki:“-Ben Kur´an-i Kerim´i ezberleyemezdim.

Resul´u Ekrem (s.a.v)´e Bu hususu sikayet ettim.
Bana bu duayi ögretti.
Onu okudugumda Kur´an-i Kerim´i ezberlemeyi basardim.

Hz. Ali Kerremullahü vechedü buyuruyorki:

-Ben bu duayi okudugum vakit düsmanima galebe calardim.
Kimki Fatihayi,Ihlas suresini,Kafirunve Felak ve Nas suresini üc kere okuyup sonra bu duayi okursa Allah onu karsilastigi bütün varliklarin serrinden korur ve her türlü hastaliktan,her zalimin serrinden onu emin kilar ve bütün isteklerini verir.
Kim ki okudugu gibi onu yazip üzerinde tasirsa ve kim ki basinin altina koyup uyursa Allah´ü Teala o kimsenin malindan calinan ve evinden kacani geri iade eder.
Akan suya okursa su durur,yahut yanan atese okursa dag paramparca olur, Kimki iki rekat namaz kilip her rekatinda Fatiha ve bir de Ihlas okuyup selam verdikten sonra bu duayi okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur.
Bu duanin fazileti sayilmayacak kadar coktur; Dua budur.
(Nevadir´i kaylubi´den alindi)

BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
La ilahe illellahül melikül hakkul mübin.
La ilahe illellahül hakemül adlül metin.
Rabbüna ve rabbü abainel evvelin.
La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.
La ilahe illellahü vehdehu la serike leh,lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyül la yemutü ebeden biyedihil hayru veileyhil masiru ve hüve ala küllü sey´in kadir.
La ilahe illellahü sükran li ni´metih.
La ilahe illellahü ikaran bi rububiyyetih.
Ve sübhanellahi tenzihen li azametih..
Es´elükellahümme bi hakkismikel mektubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cenatubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cenahi mikaile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cebheti israfile aleyke ya rab:
Ve bihakkismikel mektubi ala keffi azraile aleyke ya rab.
Ve bi hakkismikellezi semmeyte bihi münkeran ve nekiran aleyke ya rab.
Ve bihakkismike ve esrari ibadike aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi temme bihil islamü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi telekkahü ademü lemma hebeta minel cenneti fe nadake fe lebbeyte düaehü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi sitü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi kavveyte bihi hameletel arsi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikelmektubi fittevrati vel incili vezzeburi vel fürkani aleyke ya rab.
Ve bihakkismikeila münteha rahmetike ala ibadike aleyke ya rab.
Ve bihakki temami kelamike aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi ibrahimü fecealtennara aleyhi berden ve selamen aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi ismailü fe necceytehü minezzebhi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikllezi nadake bihi hudü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi deake bihi ya´kubü fe ra.dedte aleyhi basarahu yusufe aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi davüdü fe cealtehü halifeten fil ardi ve elente lehül hadide fi yedihi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi deake bihi süleymanü fe a´taytehül mülke fil ardi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi eyyubü fe necceytehu minel gammillezi kane fihi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi isebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevta aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi musa lemma hatabeke aletturi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadetke bihi asiyetümraetü fir´avne fe razaktehel cennete aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi benu israfile lemma cavezulbahra aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihil hidiru lemma mesa alel mai aleyke ya rab.
Ve Bihakkismikellezi nadake bihi muhammedün sallallahü aleyhi ve selleme yevmel gari fe necceytehu aleyke ya rab.
Inneke entel kerimül kebiru.
Hasbünellahü ve ni´mel vekil.
Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Ve sallallahü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi vesellem.

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Bediüzzamanin duasi, dini sohbet, islami sohbet

Bediüzzamanin duasi, dini sohbet, islami sohbet
Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâlet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayet sür’atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.

O kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü’l-âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat’î bir yakîn ile anladım ki, hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.

Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! “Her gelecek olan yakındır” sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimi giydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccüh edip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle, ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: “El-aman, el-aman! Ya Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!”

İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başında uzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıp bütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: “El-aman, el-aman! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!”

İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördüm ki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden ve mâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimle nidâ edip diyorum:

“El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir! İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li’l-Âlemîn olan Habibin, Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belki nefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.

“Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkun ve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl, hem zelîl, hem müsi’, hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış bir köle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdet etmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah ve hatîatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâ olmuş,

Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen, mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır. Çünkü Erhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhına gidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin..

Kaynak: 17. Lem’a

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Tevbe İstiğfar Duâları, dini sohbet, islami sohbet

Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.
Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü’min, önce şu istiğfar duâsını huşû ve hudû ile okur:

“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
“Yâ Settere’l uyûb, Yâ gaffare’z-zünûb! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine nadim oldum, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında sayılarını bilemeyeceğim kadar çok Peygamber gelmiş, İlâhi kitapları tebliğ etmişlerdir. Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

“Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Yemekten sonra nasıl dua edilir, Yemek Duası, Dini sohbet, islami sohbet

Yemeğe başlarken Besmele çekmek farz mı?

CEVAP
Farz değildir. Yemeğe başlarken besmele çekmek yani Bismillahirrahmanirrahim demek ve sonunda Elhamdülillah demek sünnettir. (Hindiyye)
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yemekten sonra, “El-hamdülillahillezi etamena hazettaame ve rezekana min gayrı havlin minna ve la kuvveh” duasını okuyanın günahları affolur.) [Ebu Davud]

(Bir kimse, yiyip içtikten sonra, “El hamdülillahillezi atameni ve eşbeani ve sakani ve ervani” duasını okursa, anasından doğduğu günkü gibi günahsız olur.) [İbni Sünni]

Peygamber efendimiz yemekten sonra (El-hamdü-lillahillezi etamena ve sakana ve cealena müslimin) duasını okurdu (Tirmizi)

Yemeklerden sonra, yukarıdaki duaları da içine alan şu duayı okumak daha uygundur:
(El-hamdü-lillahillezi eşbeana ve ervana min gayri havlin minna ve la kuvveh. Allahümme at’imhüm kema at’amuna. Allahümmerzukna kalben takıyyen, mineşşirki beriyyen la kâfiren ve şakıyyen velhamdülillahi rabbilalemin)

Yemek duasının manası:
Bizim gücümüz kuvvetimiz olmadan, bizi nimetleri ile doyuran ve susuzluğumuzu gideren Allahü teâlâya hamd olsun. Ya Rabbi, bize bu yemeğin hazırlanmasında emeği geçen ve bize bu nimetleri ikram edenlere sen de ikram et. Ya Rabbi, bizim kalbimizi şirk, küfür ve kötülüklerden koru. Bizlere, dinimizin emirlerine uyan bir kalb nasip eyle.

Şükür duası:
Her sabah bir kere (Allahümme mâ esbaha bi min nimetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerike leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr) demeli ve her akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek, hepsini aynen okumalıdır. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bu duayı gündüz okuyan, o günün şükrünü yapmış olur. Gece okuyunca, o gecenin şükrünü ifâ etmiş olur.) Abdestli okumak şart değildir. Her gün ve her gece okumalıdır. [Bu şükür duası yukarıdaki yemek duasına eklenerek okunursa iyi olur.]

Şükür duasının manası:
Ya Rabbi, bana ve diğer yarattıklarına verdiğin maddi ve manevi nimetlerin sabaha (akşama) kadar bizim yanımızda kalması yalnız Sendendir. Senin ortağın yoktur. Sana hamd ve şükrediyoruz.

Sual: Yemek duasını sesli yapmak caiz mi?
CEVAP
Bilmeyenlere öğretmek için her dua sesli okunabilir.

Yemek duasında
Sual: İslam Ahlakı kitabında, (Resulullah, yemekten sonra dua ederken kollarını kaldırmaz ve ellerini yüzüne sürmezdi) deniyor. Kolları uzatmayıp, elleri yüzümüze sürer gibi yapmakta mahzur var mıdır?
CEVAP
Mahzuru olmaz.

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Ana baba hakkıyla ilgili sorular, dini sohbet, islami sohbet

İhtiyar ve salih anam babam yanımdadır. Ancak sıkıntıları çok fazla. Ayrı bir ev tutsam uygun olur mu?

İster yanınızda kalsın, ister ayrı ev tutun, ama onların rızalarını almaya çalışın. Onlara bakmak, ihtiyaçlarını karşılamak iyidir ancak hazine bu değildir. Hazine onların rızasını duasını kazanmaktır. Aynı niyetle, kayınvalide ve kayınpederinize de öyle davranın. Yani karı koca, anne ve babalarınıza iyilik edin, dualarını rızalarını alın, bu fırsatı kaçırmayın. Çünkü salih ana babanın rızasını almak önemlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yanında adım anıldığı halde bana salevat getirmeyen kişinin burnu yere sürtülsün. Ramazana erişip de günahları bağışlanmayan kişinin burnu yere sürtülsün. Ana ve babası, yanında ihtiyarladığı halde onları razı ederek Cennete giremeyen kimsenin burnu yere sürtülsün.) [Tirmizi, İ.Ahmed]

Sual: Yaşlanmasına rağmen babam namaz kılmıyor, annem açık geziyor. Bunları zorlayabilir miyim?
CEVAP
Ana baba zorlanmaz. Ana babası günah işleyen çocuk, bunlara bir kere nasihat eder. Kabul etmezlerse, susar. Onlara dua eder.

Sual: Babam ölünce annem biriyle evlendi. Bana yardım et diyor. Anneme yardıma mecbur muyum?
CEVAP
Kocası zengin olan kadın, oğlundan nafaka isteyemez. Oğlu ona yardım etmeye mecbur değildir. Ancak ana baba zengin de olsalar onlara hizmet ve yardım etmeli, rızalarını almaya çalışmalı.

Sual: Babam, evlenmeme yardımcı olmuyor. Halbuki bir hadis-i şerifte baba oğlunu evlendirmeye mecburmuş. Babamın benim evlenmeme yardımcı olması gerekmez mi?
CEVAP
Baba zengin oğlunu evlendirmeye mecbur değildir. Ama fakir olan oğlunu evlendirmesi vaciptir.
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Babanın evladına güzel isim vermesi, dinini öğretmesi ve vakti gelince de evlendirmesi, evladın babası üzerindeki haklarındandır.) [Hâkim]

Sual: Ana baba, oğlunu namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için zorlayabilir mi?
CEVAP
Evet baliğ olmayan oğlunu namaz kılmadığı ve oruç tutmadığı için zorlayabilir, tazir edebilir. Ama büyük oğlunu, yani baliğ olmuş oğlunu zorlayamaz, tazir edemez. Ona nasihat eder.

Sual: Baba ehl-i sünnet değilse yahut namaz kılmıyor ve içki içiyorsa da bedduası kabul olur mu?
CEVAP
Ehl-i sünnet olsa da, namaz kılsa, içki içmese de, haksız olarak beddua ediyorsa, bedduası geçmez. Kâfir bile olsa, zulmedilmişse, onun duası kabul olur.

Yaşlı baba, (Oğlum bir bardak su ver) dese, oğlu da, (kalk kendin iç) dese, sonra babasına vursa, babası da, Allah belanı versin dese, bu duanın kabul olma ihtimali çok kuvvetlidir. Hadis-i şerifte bildirilen kabul olan dualardan biri de budur.

Sual: Anam babam ateisttir. İslamiyet’e gericilik diyorlar, namazımı bıraktırmaya çalışıyorlar. Bayramda ziyaretlerine gitmesem günah olur mu?
CEVAP
Ana baba, kâfir olsa da, ziyaretlerine gitmek, hizmet ve iyilik etmek gerekir. Ama küfre teşvik ederlerse ziyaretlerine gidilmez.

Sual: Babam vasiyet etmeden öldü. İskatını yapmam caiz midir?
CEVAP
Çok iyi olur.

Sual: Babam, (Sigara içersen hakkımı helal etmem) demişti. Şimdi öldü. Sigara içebilir miyim?
CEVAP
Evet.

Sual: Kötü iş yapan ana-babamı sevmemem günah mı?
CEVAP
Dinin yasakladığı iş ise, sevmemek günah olmaz.

Sual: Yatalak hasta olan annesinin altını oğlu temizleyebilir mi?
CEVAP
Bu hizmeti yapan kadın bulunmazsa, oğlu da yapar.

Sual: Memlekette babamın dostları var. Onları ziyaret etmem gerekir mi?
CEVAP
Salih olan babanın salih olan dostlarını ziyaret etmek, onlarla dost olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(En iyi iyilik, babasının vefatından sonra, onun dostlarını yoklamaktır.) [Müslim]

(Babanın dostluğunu koru, dostlarıyla dost ol. Şayet babanın dostluğunu korumazsan, Allahü teâlâ da senin nurunu söndürür.) [Buhari]

(Baba dostuna iyilik, babaya iyilik demektir.) [Taberani]

İmam-ı Rabbani hazretleri, (Evlada yapılan iyilik de, babaya yapılmış demektir) buyuruyor. O halde, çocuklarına iyilik etmek, ölmüş veya yaşayan babaya iyilik etmek demektir.

Sual: Fakir olan ana ve babaya, zengin olan kız çocuğunun da nafaka vermesi bakması gerekir mi?
CEVAP
Evet nafaka vermesi ve bakması gerekir. Kız ve oğlan çocuklar eşit miktarda nafaka verir.

Oğlunun oğlu ile kızı bulunan ana ve babaya yalnız kızları bakar. Halbuki, mirası kız ile torun yarı yarıya alır.

Ana babaya nafaka
Sual: (Sen de, malın da, babanındır) hadisine göre, evladın malı babanın mıdır? Baba, evladının malını istediği gibi harcayabilir mi?
CEVAP
Hayır. Evlat, zengin babaya bakmaya mecbur değildir. Zengin evladın, fakir olan Müslüman ana babaya nafaka vermesi farzdır.

Fakir evladın, fakir babasına nafaka vermesi farz değildir. Fakir olan ana babasını kendi evine alıp, birlikte geçinirler. (Fetava-i Hayriyye)

Fakir baba, kaybolan büyük oğlunun yalnız menkul mallarını, kendi nafakası için satabilir. Binasını, toprağını satamaz. (Dürer-ül-hükkam)

Baba bedduası
Sual: Babam ve ağabeyim Avrupa’da çalışıyor. Babam Türkiye’deki yengemin yanında kalmamı söylüyor. (Eğer yengenle kalmazsan hakkımı helal etmem) diyor. Yengemle aynı evde kalmam doğru mudur?
CEVAP
Yenge ve baldız yabancı kadındır. Beraber kalınmaz, haram olur. Babanın dine aykırı olan bedduası geçerli olmaz. Babayla münakaşa etmemeli, günaha önem vermiyorsa, başka bahane bulmalı.

Fâsık ana baba
Sual: Fâsık ana babanın her emrine itaat etmek gerekir mi?
CEVAP
Her emrine itaat gerekmez. Dine aykırı emirlerine asla itaat edilmez. Namaz kılma, tesettüre riayet etme, şu günahı işle gibi emirlerine asla itaat edilmez. Ana ve babanın böyle itaat lazım olmayan emirleri yapılmadığı zaman özür ve bahane bulmalı ve yumuşak söylemeli. Yani itirazı isyan ve hakaret şeklinde olmayıp, bir bahaneyle olmalıdır. Mesela niye içki içmedin denince, midem ağrıyordu gibi bir bahane bulmalıdır. Yahut fâsık baba, (Beni arabanla meyhaneye götür) dese, bir bahaneyle götürmemeli, (Önemli bir işim var) gibi bir şeyler demelidir. Ama meyhanede sızıp kalmışsa, arabasına alıp evine getirmesi gerekir. Mubah olan emirlerini yapmaya çalışmalıdır.

Ana babanın emri
Sual: Ananın babanın, günah olmayan emirlerine itaat etmek farz mıdır?
CEVAP
Evet, farz-ı ayndır.

Ana babaya isyan
Sual: Salih ana babanın dine uygun emirlerini dinlemeyen evlat günaha girer mi?
CEVAP
Elbette günaha girer. Peygamber efendimiz bildiriyor ki:
(Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama “Âsi olanın sözünün ağırlığı, dünyadaki bütün kumların ağırlığına eşittir” buyurunca, Musa, “Ya Rabbi, bu âsi kimdir” dedi. Allahü teâlâ, “Ana babasının sözünü dinlemeyendir” buyurdu.) [Ebu Nuaym]

Ana babaya sert davranmak
Sual: (Ana babanın iyiliği için onlara sert davranmanın mahzuru olmaz. Mesela, ana baba içki içse, gıybet etse, başka günahları işlese, onun iyiliği için bunları yapma diye sert davranmak caizdir) diyenler oluyor. Dinimiz (Ana babaya öf demeyin) buyururken, onun iyiliği için sert davranmak nasıl caiz olur?
CEVAP
Her söyleyene itibar edilmez. Din kitaplarında, (Ana baba kâfir ise, onları kiliseden, meyhaneden, sırtta taşıyarak bile, geri getirmek gerekir) deniyor. Onların iyiliği için, (Kiliseye gitmeniz yanlıştır. Ben getirmem, gittiğiniz gibi geri gelin) denmez.

Yine din kitaplarında, (Ana babası günah işleyen evlat, sert konuşmadan bunlara bir defa nasihat eder. Kabul etmezlerse susar. Onlara dua eder) buyuruluyor. Onun iyiliğine diye sık sık söylenmez.

Ana baba zalim olup, evlada zulmetseler de, günah işlemeyi emretseler de, yine onları üzmek caiz olmaz. Günah olan emirleri yapılmaz, ama yine de onlara sert konuşmak, üzmek caiz olmaz. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Rabbin rızası, ana babanın rızasında, gazabı da, ana babanın gazabındadır.) [Buhari]

Ana babanın iyiliği için onlara sert davranan rızalarını almış olmaz, aksine onları üzmüş olur. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine öf bile deme, ağır söz söyleme, onlarla yumuşak ve tatlı konuş! Onlara acı, tevazu kanadını ger! “Rabbim, küçükken beni yetiştirdikleri gibi, sen de onlara merhamet et” diye dua et!) [İsra 23, 24]

Hasan-ı Basri hazretleri, (Âlim bir evladın ana babası kâfir olsa, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevabı yok olur) buyuruyor. Şu hâlde, ana babanın iyiliği için onlara sert davranmak caiz değildir.

Fâsık ana babanın hakkı
Sual: Annem ve babam, (Namaz kılma, oruç tutma, tesettüre riayet etme, biraz içki iç!) diyorlar. Bunları yapmazsam beddua edeceklerini söylüyorlar. Dinde ana babanın hakkı çok önemli olduğu için, onların sözlerini dinlemezsem günaha girmiş olur muyum?
CEVAP
Ana babaya, ana baba hakkını veren Allah’tır. Ancak onlara kendi emrine aykırı bir hak vermemiştir. Mesela onların (Namaz kılma!) deme hakları yoktur. Allah’a asi olan işte, kula yani ana babaya ve âmire itaat edilmez.

Dine uymayan ve çocuğunu İslâmiyet’e uygun yetiştirmeyen ana babanın, evladı üzerinde dinimizin bildirdiği ana babalık hakkı yoktur. Büyütme, yedirip içirme gibi hakları vardır sadece. Onların haksız olarak ettiği beddualar da geçerli olmaz.

Salih ana baba hakkı
Sual: Ana baba hakkı neden önemlidir?
CEVAP
Fâsık, sapık veya kâfir ana babanın, ana babalık hakkı olmaz, normal hizmet etme, onları büyütme hakkı olur. Salih ana babanın ana babalık hakkı vardır. Salih ana babayı razı eden, Allahü teâlâyı razı eder. Allahü teâlânın rızası, salih ana babanın rızasındadır. Çünkü doğru imanımızı ilk olarak, salih ana babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşidimizdir. Onun için, salih ana babanın hakkı çok büyüktür.

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Amel Defteri Ne İçindir?, dini sohbet, islami sohbet

Amel Defteri
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:”O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkarların, amel defterlerinden korkarak: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş” dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf; 49)
Bu dünyadayken çok iyi düşünmemiz lazımdır. Ne yapıyorsak, zerre kadar her şey, insanın nefesleri ve söylediği sözler, hepsi amel defterinde bulunacaktır. Yarın mahşer günü hepsini göreceğiz. Durum böyle iken, her şey apaçık ortada iken, nasıl olur da, gaflete dalıyoruz.
Allah-u Zülcelal’in, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in, meleklerin, dost ve düşman herkesin önünde amel defterimiz açılacaktır. Mizan’ın önüne geçeceğiz ve amel defterimiz herkesin önünde okunacak. İster, içi iyi amellerle dolu olsun, isterse kötü amellerle dolu olsun.
Kim ister ki orada; Allah-u Zülcelal’in, Peygamberlerin meleklerin, dost ve düşman herkesin önünde amel defterimizdeki kötü amellerin okunmasını.
Dünyadayken küçük bir çocuktan bile sakladığı, görmesini istemediği hatalarının, günahlarının, orada herkesin içinde okunması, açığa çıkması, insan için ne zor ve kötü bir olaydır!
Daha dünyadayken bunları düşünmemiz, sanki orada amel defterimiz açılmış da okunuyormuş gibi tefekkür etmemiz ve yaşantımızı, amellerimizi ona göre yapmamız lazımdır. Dünyadayken aklımız, fıkrimiz orada olmalı, zira yarın bu olay muhakkak başımıza gelecektir.
Allah-u Zülcelal’e ibadet etmek çok kolaydır. Biz bunu görü-yoruz. Bu bize kıymetsiz gibi geliyor, halbuki öyle değildir. İki rek’at namaz, bir salavat, Allah-u Zülcelal’in yanında o kadar değerlidir ki, eğer Allah-u Zülcelal kabul ederse, karşılığını fazlasıyla verir.
Ka’b radıyu anh’ın şöyle dediği anlatılmıştır:
”Kıyamet günü geldiği zaman, Adem aleyhisselam bakar ki, Muhammed ümmetinden biri cehenneme götürülüyor. Hemen seslenir:
”Ya Muhammed!” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”Sesini duydum, ey Ebu’l-Beşer, anlat!” Şöyle anlatır:
”Senin ümmetinden biri cehenneme götürülüyor.” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem hemen onun ardından gider, yetişir. Şöyle buyurur:
”Ey Rabbimin melekleri, hele biraz durun.” Melekler şöyle derler:
”Ya Muhammed, hakkımızda gelen yüce Allah’ın şu emrini okumadın mı?
”Onlar, yüce Allah’ın kendilerine verdiği emre karşı gelemezler. Aldıkları emri yerine getirirler.” (Tahrim; 6) bundan sonra şöyle bir ses gelir:
”Muhammed’in emrini dinleyin; itaat edin.”
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem onu mizana getirir; ameli tartılır, ama kötülükleri iyiliklerinden ağır gelir.
Bundan sonra, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem cebinden bir kağıt çıkarır ki, onda, o kimsenin dünyada iken Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’e okuduğu salavat vardır.
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem o kağıt parçasını, onun iyilikleri üzerine koyar; iyilik tarafını ağırlaştırır. Bunu gören o kimse sevinir, şöyle der:
”Anam babam sana feda olsun sen kimsin?” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”Ben Muhammed sallu aleyhi ve sellem’im.” Hemen o kimse, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in ayağına kapanır; öper, şöyle der:
”Ya Resul! O kağıt parçası neydi?” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”O, senin bana dünyada iken okuduğun salavat idi. Ben, onu senin için saklamıştım.” Bunun üzerine, o kimse şöyle der:
”Vay benim, Allah katında boşa giderdiğim zamanlara!” (Kenzü’l-Ahbar)
İşte Allah-u Zülcelal’in yanında sevaplar böyle değerlidir, kıymetlidir. Allah-u Zülcelal bizi Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in ümmetinden yaratmıştır. Bunun kıymetini iyi bilmemiz lazımdır.
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem, Allah-u Zülcelal’in yanında o kadar kıymetlidir ki, onun hürmetine bizim ibadetimizi kabul ediyor. Bunun kıymetini çok iyi bilmek lazımdır. İşte bu sebep-le, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’e layık bir ümmet olmak zorundayız. Kendimizi ailemizi, kötü olan her hareketten korumalıyız. Daha dünyadayken, Allah-u Zülcelal’in ahiret günündeki azabının ne kadar şiddetli olduğunu düşünmeli, ona göre de kendini muhafaza etmeye çalışmalıdır.
Rivayetlerde şöyle bir olay geçmektedir:
Allah-u Zülcelal, Adem aleyhisselam’ı cennetten dünyaya attığı zaman, yemek pişirmesi için ateş gerekti. Allah-u Zülcelal de, Cebrail aleyhisselam’ı cehennemin üzerinde bulunan meleklere, biraz ateş alması için gönderdi. Melekler Cebrail aleyhisselam’a dedi ki:
”Ne kadar ateş verelim?” Cebrail aleyhisselam:
”Bir hurma miktarı kadar verin!” dedi. Melekler:
”Eğer bir hurma miktarı ateş verirsek ve siz onu dünyaya götürürseniz, yerin yedi tabakası ve göklerin yedi tabakası, onun sıcaklığında kül olur.” dedi. Cebrail aleyhisselam:
”Öyle ise bir hurmanın yarısı kadar verin!” dedi. Onlar:
”Bir hurmanın yarısı kadar verirsek, göklerden bir damla su yağmaz, yerde ot bitmez, bir tane yeşil ağaç bulamazsın.” dediler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam:
”Ya Rabbi, ne kadar ateş alayım?” diye, Allah-u Zülcelal’e sordu. Allah-u Zülcelal:
”Bir zerre miktarı kadar ateş al!” buyurdu. Bunun üzerine, Cebrail aleyhisselam bir zerre miktarı kadar ateş aldı, sonra yetmiş cennet nehrinde, herbirinde yetmiş sefer yıkadı, sonra o ateşi bir dağın başına koydu ve dağ yanmaya başladı. Sonra o zerreyi, cehennem’e geri götürdü. Onun dumanı, bu dünyada kaldı. Şimdi, bizim bu ateşimiz onun dumanıdır.
Bir zerre kadar ateş, bu kadar yıkandığı halde, dumanı, bizim bu günkü ateşimizdir. Bir düşünelim! Böyle bir ateşe karşı kuvvet ve kudretimiz varsa, günah işleyelim. Kendi nefsimize yazıktır. Bunu iyi düşünmemiz lazımdır.
Nasıl böyle oturuyorsak, nasıl birbirimizi görüyorsak, o gün de cehennemle karşı karşıya geleceğiz. Ya cenneti, ya cehennemi göreceğiz. Allah-u Zülcelal’e hesap vereceğimizi, aynı bu saat, şu an gibi göreceğiz.
İnsan ne günah işlerse işlesin, Allah-u Zülcelal’in yanında affı kolaydır. Tevbe ile insan bu günahlarından kurtulabilir.
Mansur bin Ammar büyük bir Evliya idi. Bir gün, Kufe’nin sokaklarında, gece geç saatlerde giderken bir evden ses duydu:
”Ya Rabbi, benim günahlarımı affet! Benim hatalarımı affet! Sen beni affetmezsen, benim halim ne olacak!” diye birisi dua ediyordu.
Mansur bin Ammar, sesin geldiği pencereye yaklaşıp bir ayet-i kerime okudu. Ayet-i kerimede, Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor:
”Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim; 6)
Bu ayeti okuduğu zaman, içerden bir bağırma, bir gürültü geldi ve sonra ses kesildi. Mansur bin Ammar da yürüyüp gitti.
Sabahleyin aynı yoldan geçerken, yaşlı bir kadını ağlar gördü. Etrafı da kalabalık idi. Kadın:
”Bilmiyorum, Allah razı mı olsun, kahır mı etsin, o kimdi bilmiyorum.” diye söyleniyordu. Yanına yaklaşıp:
”Ne oldu?” diye sordu. Kadın:
”Benim oğlum, zaten Allah’tan korkuyordu, kendi günahları için ağlıyordu, dün gece bir kişi, pencerenin önünden geçerken azap ayetini okudu, oğlum bunu duyunca, birden vefat etti!” dedi. Kadın böyle söyleyince, Mansur bin Ammar, adamın ölümüne ben mi sebep oldum, diye düşünmeye başladı ve bundan dolayı, kendini günlerce suçladı.
Olayın devamını şöyle anlatıyor:
”Bir gece rüyamda onu gördüm, bana:
”Allah senden razı olsun!” dedi. Ben de:
”Niçin?” dedim.
”Senin sayende Allah bana güzel muamelede bulundu.” dedi.
”Allah-u Zülcelal sana ne şekilde muamele etti?” diye sordum. O da:
”Bedir ve Uhud şehitleri gibi muamele etti.” dedi.
”Neden öyle yaptı?” diye sorunca, o da:
”Bilmiyor musun, onlar kafirlerin kılıcıyla şehit oldular, ben Allah’ın kılıcı ile şehit oldum. Allah’ın kılıcıyla şehit olan, diğerlerinden daha efdaldir. Ben Allah’ın ayeti ile şehit oldum.” diye cevap verdi.
İşte böyledir. İnsan, Allah-u Zülcelal’den korkarsa, cehennem ateşinden muhafaza olur.
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
”…Ahdinizi yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim…” (Bakara; 40)
Allah-u Zülcelal, dünyayı ve dünya içindeki varlıkları yaratmazdan önce yaşayacak olan tüm insanların ruhlarını yarattı ve ruhlar alemi denilen bir alemde bir araya getirdi.
Sonra da hepsine birden hitap ederek onlara:
”Elestü birabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye sordu. Ruhlar da:
”Kâlû Belâ (Evet, sen bizim Rabbimizsin)” diye cevap verdiler. (A’raf; 172)
Bizim ruhumuz: “Ya Rabbi! sen bizim Rabbimizsin!” deyip Allah-u Zülcelal’in verdiği emir ve nehiyleri yerine getireceğine Allah’a söz vermiştir. Onun için Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede: “Ahdinizi yerine getirin.” buyurmaktadır.
Biz sözümüzü yerine getirirsek, bu Allah’ın bizden razı olmasına, cehennemden muhafaza olmamıza ve cennet nimetlerine müstahak olmamıza sebep olacaktır.
İnsanın günahı ne kadar büyük olursa olsun, Allah-u Zülcelal merhamet sahibidir. Günahları affeder. Yeter ki insan samimi olsun. Samimi olduğu zaman, Allah-u Zülcelal’in yanında günahın affolması hiç bir şey değildir.
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin.
alıntı

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum