Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Selam aleyküm ey müminler hiç kendi kendinize sorduğunuz oldumu? niçin namaz kılıyorum yada niçin namaz kılayım ? ya da hiç çevreniz dekileri yargıladığınız oldumu içinizden niye bu insanlar namaz kılmıyor? gibi keşke herkez namaz kılsa diye hayeller kurdunuzmu? benim gibi,:(

Kafirle Dost Olurmu,Dini Sohbet

Kafirle Dost Olurmu,Dini Sohbet
Zâlimleri Dost Edinmeyin

Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyurur ki: “Mü’minler, mü’minlerin gayri
kâfirleri dost ittihâz etmesinler! Eger bir kimse mü’min’in gayri kâfiri
dost ittihâz ederse o kimse Allah’in dostlugundan bir sey üzre degildir.”
(Âl-i Imran süresi, 28)

“Ey mü’minler! Kendi emsaliniz mü’minlerin gayri kâfirleri dost ittihaz
etmeyin! Zira Kâfirler sizden zarar ve fesad verecek seyi men’etmezler.”
(Âl-i Imran süresi, 118)

“Ey mü’minler! Kendi kardesleriniz olan mü’minlerin dûnunda kâfirleri dost
ittihaz etmeyin! Kâfirleri dost ittihâz etmekle Allahu Teâlâ için aleyhinize
açik ve zâhir beyyine, huccet kilmak mi murâd edersiniz? Ve bu sebeple
nefsinizi nâr’a müstahak kilmak mi istersiniz?” (Nisâ sûresi, 144)

“Ey imân edenler! Eger küfür ve inkâr edenlere itâat ederseniz sizi
ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyâda ve
âhirette) büyük zarara ugrayanlarin hâline dönersiniz. Hayir!.. Sizin
Mevlâniz, yardimciniz Allahü Teâlâ’dir. Halbuki Allahü Teâlâ yardim
edicilerin hayirlisidir.” (Âl-i Imran Sûresi, 149 – 150)

Binâenaleyh, bütün islerinizde ve bilhâssa muztar oldugunuz zamanlarda
Allahu Teâlâ’dan yardim talep edin. Zirâ düsmanlarin serrini sizden
defedecek O’dur. Ondan gayri bir Mevlâ yoktur.

Itâat ile murad, onlarla müsâveredir. Ve sâir husûsâtta emirlerine itâattir.

Âyetteki hüsran, dünyâ ve Âhiret’e sâmildir. Dünyâda hüsrân; kâfirlere itâat
ve tezellül ve düsmana arz-i ihtiyâç etmek gibi seylerdir. Düsmana boyun
egmek, envâ-i zilleti câmi’dir. Âhirette hüsran; Cehheneme girmek ve
Cennet’ten mahrûm olmaktir.

“Her kim ki kâfirlerle müvâlât ve dostluk eder, o kimse Hakkin velâyetinden
ve dostlugundan hiç bir seyde degildir.” (Âl-i Imran Sûresi, 28) Yani Hak
Teâlânin velâyetinden tamâmiyle münselihtir (siyrilip çikmistir). Çünkü
muvâlât (dostluk) ile müâdât (düsmanlik) bir seyde cem’ olmaz.

Her kim ki, Hak Sübhânehü ve Teâlâ Hazretlerinin muhabbeti da’vasi
üzerindedir. Fakat onun a’dâsindan teberrî eylememistir, o kimse da’vâsinda
kâzibtir.

Bu husûsta ba’zi müfessirler demislerdir ki:

O kimse Hak Dîninden bir sey üzre degildir. Ve her kim ki Dinden
bî-nasîbtir, kurb-i Haktan ve Ma’rifetullahtan nice hissedar olabilir?

“Ey mü’minler!.. Eger babalariniz ve kardesleriniz küfrü imân üzerine tercih
ve ihtiyâr ederlerse, onlari dost ittihâz etmeyin. Eger sizden bir kimse
onlari dost ittihaz ederse, iste o dost ittihâz eden kimseler zâlimlerdir.”
(Tevbe süresi: 23)

Zîrâ kâfirlere mukârenetle nefislerine zulm etmislerdir. Çünkü yakîn olan
kimselere onlarin küfür ve dalâleti sirâyet eder. Ve bilhâssa akrabanin
akrabaya te’siri daha ziyâde olur.

Fahr-i Râzî ve Hâzin’in beyânlari vechile bu Âyet-i celîleden maksad,
mü’minleri kâfirlerden ve münâfiklardan hiç bir ferd ile dostluk etmekten
nehy’dir. Yani, “hiç bir mü’min hiç bir kâfiri ciddiyetle dost ittihâz
etmesin. Velev ki o kâfir mü’minin anasi babasi ve birâderi gibi yakin
akrabasindan olsa bile.” demektir.

Çünkü Cenab-i Hak bu âyette “Eger su umur-i dünyâ size dînden  daha ziyâde
muhabbetli ise âkibet gelecek belâyi gözetin!” buyurmustur. Bu ise umur-i
Din’e riâyet olunmadigi sûrette her türlü tehlike mevcûd oldugunu beyân
etmektir.

Hûd Sûresi 113. âyet-i celilede de:

“Siz zalimlere meyil etmeyin ki, vücûdunuza ates yapismasin. Halbuki
Allah’tan gayri sizin dostunuz yoktur. Binâenaleyh, zâlimlere meyil ettikten
sonra hiç kimse tarafindan yardim olunmazsiniz.”

Fahr-i Râzî, Hâzin ve Kâzî’nin beyânlarina göre  “Velâ Terkenû”: azicik
meyil ile kalbte muhabbet etmek mânasinadir. Veyahut onlarin zulümlerine
rizâ göstermektir. Buna nazaran ma’nâ-yi ayet:

“Zâlimlere kalbinizle muhabbet eder ve zâlimâne islerine rizâ gösterirseniz
Cehennem atesi sizi yakar. Su halde onlara muhabbet etmeyin ki, ates sizi
yakmasin.

Eger yakarsa sizi kurtaracak Allah’tan gayri bir dostunuz olmadigi gibi, bir
kimseden de yardim görmezsiniz.” demektir. Veyahud, “onlara müdâhene edip
zâlimâne emirlerine itâat etmeyin,” demektir.

Zulüm, cemi’ edyânda haramdir. Zirâ insanlarin nazarinda, makbûl ve âlemin
intizâmina hâdim olan adâletin ziddi zulüm oldugu cihetle âlemin harâbetine,
milletlerin inkirâzina da zulüm sebep oldugundan zulm etmek söyle dursun,
Cenâb-i Hak Azze ve Celle Hazretleri zulm edenlere meyl etmekten dahî nehy
buyurmustur.

Ebû Dâvud’un Sünen’inde: Sehl Ibn-i Muâz -radiyallahü anh-’in rivâyetine
göre Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem- buyurmustur:

“Her kim ki bir mümini bir münâfiktan himâye eder, korursa Kiyâmet günü
Cenâb-i Hak bu himâye eden mü’min’in vücûdunu Cehennem atesinden siyânet
için bir melek göndERİR.

 

Dini Sohbet,Dini Chat,islami sohbet,islami chat,Nur Sohbet

Tasavvufta ilerlemek,Dini Sohbet

Tasavvufta ilerlemek,Dini Sohbet

Tasavvufta ilerleme

Eskiden tasavvufta ilerleyen çok kimse evliya oluyordu. Tasavvufta ilerlemek için ne yapmak gerekiyordu.

 

Tasavvufa giren salik, şunları yapardı:

1- Hocasına tam inanırdı. Bütün başarılarını ve kendisine gelen her iyiliği hocasından bilir, “O olmasa, ben bunlara kavuşamazdım.” derdi.

2- Kalbinde hocasına karşı en ufak bir itiraz yer almazdı. Tam teslimiyet sahibi idi. Hocaya en ufak bir itirazın öldürücü zehir olduğunu ve itirazın feyzi kestiğini, hocasına itiraz edenin Allahın nazarından da düştüğünü bilirdi. Resulullaha itiraz Allaha itiraz demektir. Âlime itiraz Resulullaha itiraz olur. Bu bakımdan âlimin, hocasının sözüne itiraz eden Allaha itiraz etmiş gibi olur ve hocasını imtihan eden melundur.

3- Abdestsiz bulunmazdı. Allahü teâlâ Musa aleyhisselama buyurdu ki:

(Ya Musa, sana bir musibet geldiği zaman abdestsiz isen, yalnız kendini ayıpla, kusuru kendine bul!) [Şira]

4- Ehl-i dünyadan uzak durur, ehl-i kemal ile sohbet ederdi. Allah dostundan başkası ile dostluk etmezdi. Zira iki zıt bir kalbde olmaz.

5- Günahlardan el çekerdi. Hep nefsi ile mücadele ederdi. Çünkü nefsi ile mücadele edene Hak teâlâ hakiki hidayeti ihsan eder. İhtiyaç kadar yiyip içerdi. Çünkü açlık müşahedeye [Kalb gözünün açılmasına], uzlet [kötülerden uzak durmak], vasıl olmaya sebep olur.

6- Sükutu bilirdi. Çünkü sükut mahallinde sükut, konuşmak mahallinde konuşmak daha şereflidir. Konuşulacak yerde sükut, sükut edilecek yerde konuşmak aklın noksanlığındandır. Hikmet on kısımdır, dokuzu dinlemek, biri de kötülerden, kötülüklerden uzlettir, el çekmektir. Bir kimse tahrik edici söz söylemezse, o kimse tahrik edici sözün afetinden masun kalır. Hakikati meydana çıkarmak için hak için, hakikati bildirmek için konuşmak şarttır.

7- Hep Allahı hatırladı, yani zikrederdi. Zikri asla ihmal etmezdi. Allahtan gayrısını unuturdu.  Çünkü Allahtan başkalarını unutmadıkça, zikirden beklenilen fayda hasıl olmaz.

8- İhlas ile ibâdet ederdi. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: ( Kırk gün ihlas ile islâmiyete uyanın kalbi hikmetle dolar. Konuşunca hikmetler söyler.) [İbni Adiy]

9- Salik, doğru iman sahibi idi. Kalbde doğru imanın bulunmasına alamet, dinin emirlerini seve seve yapmak, kâfirleri düşman bilip, onlara mahsus olan ve kâfirlik alameti şeyleri yok etmektir. Allahü teâlânın emirlerini yapmamak hep kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktan olur.

Hak teâlâ, kâfirlere kıymet verenlerin ve onlara tabi olanların aldandıklarını ve pişman olacaklarını beyan buyurmuştur.

10- Salik, Allahü teâlâyı iyi tanırdı. Çünkü Allahü teâlâyı tanımaya çalışmak, Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri, Resulullah efendimizin yolunu bilen ve bu yolda bulunan birini aramak ve böyle bir Allah adamına uymak, her müslümanın vazifesidir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Allahın rızasına kavuşmak için vesile, vasıta arayınız!) (Maide 38

 

islami sohbet,islami chat,Dini Sohbet,Dini Chat,Dini Sohbetelr,Nur Sohbet,Nur Sohbetleri