Işığın Fotoğrafı – İslami Sohbet

Selamun aleykum sevgili dini sohbet, islami sohbet müdavimleri; Görmek için Allah’ın bahşettiği iki büyük nimete, göze ve ışığa ihtiyaç duyarız. Yeşil bitkilerin beslenmek için fotosentez yapabilmesi de ışık gerektirir. Gözün işleyişini çözmüş olmamız bu mucizevî yapıyı çoğu zaman âdiyattan görmemize sebep olur. Aslında, sürekli kullandığımız ışık da ülfetimizin kurbanıdır.

Kâinatın yaratılması hakkında günümüzde genel kabul gören görüş, Büyük Patlama’dır (Big-Bang). Allahûalem, O’nun (celle celâluhu) “Ol!” emriyle vücut bulan Büyük Patlama neticesinde kâinat ve ışık birlikte var edilmiştir. Evet, her şeyi yoktan var eden Kudreti Sonsuz, murad buyurunca, kâinat çok yüksek sıcaklıkta, çok küçük bir noktadan teşekkül eder. Film, en başa sarıldığında, zerreden küreye kâinattaki bütün maddenin başlangıçta tek bir noktadan yaratıldığını ima eden Büyük Patlama modelinin tutarlı olduğu görülmektedir. Büyük Patlama sonrasıyla alâkalı görüşlerin en güncel ve makbul olanı ise, Inflation (şişme) Teorisi’dir. Buna göre, Büyük Patlama’nın ardından (daha bir saniye geçmemişken) kâinatın inanılmaz bir hızla genişlediği, ilk ândaki kuantum dalgalanmalarının her yere saçıldığı, her istikamette galaksiler oluşacak şekilde homojen bir şişme hâdisesi meydana geldiği kabul edilir. İşte ışık ilk defa bu ilk dönemde yaratılmıştır.

Işık nedir ve onun mahiyeti nasıldır?
Işığın hızının ölçülebileceğini ilk söyleyen İbn-i Sina’dır ve bu, yüzyıllar sonra 1675’te Danimarkalı fizikçi Ole Romer’in Jüpiter’in uyduları üzerinde gözlem yaparken tespit ettiği bir husustur. Newton ise, ışığın farklı dalga boylarından oluşan renklerini açıklamak için bilye metaforunu kullanmıştır. Fizikçiler bunun tek başına doğru olmadığını daha sonra ortaya koymuşlardır. Işığın kırınım (dar bir yarıktan geçtikten sonra yön değiştirmesi) hâdisesinde de görüldüğü gibi tanecik modeli yetersiz kalmaktadır. Işık ve mâhiyeti, Elektromanyetik Dalga Teorisi veya Parçacık Teorisi ile açıklanmaya çalışılsa bile bugün için bunların da yetersiz kaldığı düşünülmektedir.

Işık, modern teoriye göre, foton denilen kütlesiz ve yüksüz parçacıklardan oluşur. Kırılma ve yansıma özelliklerinin yanında, enerji taşıdığı bilinen elektromanyetik dalgadır. Kâinatta, en hızlı nesnenin ışık olduğu ve ışığın ortam değişmediği müddetçe de aynı istikamette, aynı hızla yayıldığı bilinmektedir. Işığın, son birkaç yüzyıldır dalga özelliği de gösterdiği anlaşılmıştır. Günümüze dalga modeli daha ön plâna çıksa da ışık, her iki modelle de izah edilebilecek hususiyetlerde yaratılmıştır.

Femto-fotoğrafçılık
Işığı anlamaya yönelik birçok deney yapılmıştır. Bunlardan biri, Dr. Edgerton tarafından 1964’te uygulanan fotoğraflama tekniğidir. Bu teknikle çekilen fotoğrafta, merminin elmanın içinden geçtikten hemen sonraki görüntüsü gözle görülebilir hâle getirilmiştir. Saniyenin milyonda biri zaman aralığında çekilen bu meşhur fotoğraf, günümüzde ışığı gözle görünür kılmak için MIT (ABD) Öğretim Üyesi Prof. Ramesh Raskar’a ilham vermiştir. Raskar, saniyede bir trilyon kare fotoğraf çekebilen özel bir fotoğraf makinesi geliştirmiştir. Böylece X ışını kullanmadan insan vücudunu görüntülemek mümkün olabilecektir. Femto-fotoğrafçılık denilen bu yeni teknolojide ışığın dalga özelliğinden faydalanılmıştır.

Işığın hareketi, başka bir ortamla karşılaşmadığı müddetçe elektrik ve manyetik (elektromanyetik) dalgaların tabiatı gereği doğrusaldır (lineer). Farklı bir şeffaf ortama geçme söz konusu olursa hareketine devam eder. Kırma indisi küçük olan ortamdan, büyük olan ortama geçerse, yüzeye dik olduğu varsayılan çizgiye (normal) yaklaşır, tersi durumda uzaklaşır.

Işığın ve diğer bütün elektromanyetik dalgaların boşluktaki (havasız ortamda) hızı saniyede 299.792.458 metredir (300 bin km). Bu yüksek hız ile Dünya’nın çevresinde saniyede yaklaşık yedi tur atılabilir. Lâtince celeritas (hız) ismine atfen c ile ifade edilir. Herhangi bir maddenin içinden geçerken (meselâ hava, su, cam vb.) ışık hızı c’den küçüktür.

Eğer, bir lazer işaretleyici saniyenin trilyonda birinde (bir kaç femto-saniye) açılıp kapanırsa, yaklaşık bir milimetre genişliğinde bir foton demeti elde edilir. Bu foton demeti, elmayı delip geçen mermiden milyonlarca kat daha hızlı hareket eder. Acaba bu demet, su dolu cam bir şişenin altından gönderilip femto-fotoğrafı çekilse ne olur? Işık yavaş çekimde nasıl görünür? Femto-kamera ile ışığın hareketi on milyar kez yavaşlatılarak çekildiğinde bütün bu kısa seyahat, bir nano saniyeden daha kısa sürede gerçekleşmesine rağmen, yavaş çekimde ışığın nasıl hareket ettiği görülebilir. Bu femto-kamera ile, ışığın meselâ domates içindeki ortalama hızına bakarak domatesin iç dokusunu ve kalitesini dokunmadan anlayabiliriz. Gönderilen foton demeti araştırılan herhangi bir maddenin yüzeyine çarpıp farklı zamanlarda geri geldiğinde, hassas zaman çözünürlüğü sayesinde üç boyutlu bir görüntü elde edilir. Allah’ın (celle celâluhu) Nur isminin tecellilerinden bir tecelli olan ışığa verdiği bu hızdan faydalanılarak, sürücüsüz yol alabilen vasıtalar tasarlanabilir, pencerelerden yansıyan ışık kullanılarak tabiî âfetlerde canlılar kurtarılabilir, yeni nesil endoskopi, kardiyoskopi veya kolonoskopi cihazları geliştirilebilir.

Evet, ışığın varlığı kaynağına delalettir. Her şeyi nurlandıran Cenab-ı Hakk, Nur Sûresi’nde şöyle buyuruyor: “Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki, doğuya da, batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir. (Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu Kendi nuruna yöneltir. Allah insanlar için örnekler verir. Allah, her şeyi bilendir.”

Gözün görebilmesi için ışığa ihtiyaç vardır. Rabb’imizin sonsuz ilminden birisi olan ve yine Allah’ın bahşettiği akıl ile insanoğlunun kavramaya cehdettiği ışık hakkında yapılmış en son ve dikkat çekici araştırmalardan birisi femto-fotoğrafçılıktır. Işığı hareket hâlindeyken yakalama tekniğine dayanan bu metodun daha da geliştirilmesi ile belki bir gün köşelerin arkasını fotoğraflamak veya X ışını kullanmadan insan vücudunu görüntülemek mümkün olacaktır. Eğer bir femto-kamera cep telefonumuza adapte edilmiş olsaydı, manava gittiğimizde domateslere dokunmadan ışığın domates içindeki hareketini izleyerek taze olup olmadığını anlayabilecektik.

Kaynaklar

– A. Velten, R. Raskar, and M. Bawendi, “Picosecond Camera for Time-of-Flight Imaging,” in Imaging Systems Applications, OSA Technical Digest (CD) (Optical Society of America, 2011)

– A Velten, E Lawson, A Bardagiy, M Bawendi, R Raskar, “Slow art with a trillion frames per second camera”, Siggraph 2011 Talk

– R Raskar and J Davis, “5d time-light transport matrix: What can we reason about scene properties”, July 2007

– Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 19. Söz

– Nur Sûresi, 35. Âyet

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

İlimle İman Ufkunu Yakalayanlar – İslami Sohbet

İslami Sohbet, Dini Sohbet, Hakikat yolcusu, bilimin sırlı ikliminde iman pırıltıları toplamak için bilim adamlarının dünyasına doğru yola koyuldu. Sahte pırıltıların gözleri kamaştırdığı büyük şehirlerin uzaklarında yemyeşil bir vadiye daldı. Büyük, görkemli ağaçların gölgesindeki eski ve sırlı şehre girdi. Bir müddet yürüdü. Şehir terk edilmiş gibiydi, çıt yoktu.

Gerisini kendisinden dinleyelim.
… 

Gördüğüm ilk tabelada “Francis Bacon” yazıyordu. Sokağa daldım. Francis Bacon’ı, yol üzerindeki çalışma evinde ziyaret ettim. İçeri girdim, beni görünce tebessüm etti, “Hoş geldin, sen hakikat yolcusu değil misin?” dedi. “Evet, ben hakikat yolcusuyum. Meramımı da biliyorsunuz o zaman.” dedim. Başını salladı ve konuşmaya başladı: 

“Bak evlât, önümüzde hata yapmamak için çalışmamız gereken iki kitap var; birincisi Allah’ın vahyi olan Kutsal Kitap, ikincisi O’nun (celle celâluhu) gücünü ifade eden yaratılanlar. İlk önce Allah’ın isteklerini ve emirlerini açıklayan Kutsal Kitabı, sonra da O’nun (celle celâluhu) gücünü gösteren varlıkları incelemeliyiz. Sonraki öncekine anahtardır. Bize mantığın ve konuşmanın genel kurallarını öğreterek İlâhî emirlerin gerçek mânâsını bilmemize yardımcı olur, aynı zamanda inancımıza yeni pencereler açar. Bize Yaratıcı’nın büyüklüğünü anlatır. Zîrâ O’nun (celle celâluhu) sonsuz kudreti ve büyüklüğü, fiillerinde ve yarattığı varlıklar üzerinde açıkça görülmektedir.”1

Bu arada Galileo ile Kepler kapıda belirdi. Galileo, selâm verdikten sonra: “Haklısın kardeşim, tabiat hiç şüphesiz Allah’ın hiç vazgeçemeyeceğimiz, okunması gereken diğer bir kitabıdır. Allah’ın kitapları ile yarattıkları arasında hiçbir çelişki yoktur. Çünkü her ikisi de Allah’ın (celle celâluhu) eseridir.” diyerek ona destek verdi. Kepler de oturduğu sedirde ayaklarını dizine doğru çekerek: “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.” dedi. Artık konu tamamen Allah’ın yaratması üzerinde dönüp dolaşmaya başladı. Ben pür-dikkat dinliyordum.

Bir ara Kepler’e; “Neden bilimle uğraşmayı tercih ettiniz?” diye sordum. Bana döndü, tane tane ve üzerine bastıra bastıra “Yaratıcı’nın eserlerindeki lezzeti almak için.” dedi ve “Bu evren İlâhî bir yapıdır. Allah en büyüktür, O’nun ilmi sonsuzdur, O’nun sonu yoktur.” diye sözlerini bitirdi. Bu arada gözlerinin nemlendiğini fark ettim. Ben hem çok şaşırmış, hem de çok mutlu olmuştum.

İzin isteyip yanlarından ayrıldım. Ben çıkarken onlar, kâinat kitabı hakkında konuşmaya devam ediyorlardı. Biraz yürüdüm, dikdörtgen bir tabela dikkatimi çekti. Sağa doğru ince, yeşil bir yol ayrılıyordu. Tabelaya yaklaştım okumaya çalıştım. Yazının üzerinde sarmaşıklar ve asırların tozu vardı. Bir taşın üzerine çıkarak tozları sildim. Taştan indim ve yazıyı okumaya başladım. “Allah, matematikten elementlerin düzenine kadar her şeyin Yaratıcısıdır.” cümlenin altında “Pascal” imzası vardı.

Biraz ilerleyince, karşıma çok güzel bir bahçe çıktı. Bahçenin girişinde “Botanikçi Ray” yazıyordu. Ray bahçede çalışıyordu. Tahta kapıdan geçtim, selâm verdim, selâmımı aldı. “Tabiatı çok seviyorsunuz herhalde?” dedim. Tebessüm ederek; “Özgür bir adam için tabiatın güzelliklerini ve Allah’ın sonsuz ilmini ve yüceliğini düşünmekten daha değerli bir şey olamaz.” dedi. Söz çok güzeldi. Bir ân Kur’ân’ın tefekkür âyetleri aklıma geldi. “Kur’ân-ı Kerîm’de Allah göklerden, yerden ve bunların hikmetlerinden bahsediyor.” dedim. Dikkat kesildi ve “Eğer insanoğlu yeryüzüne Allah’ın güzelliğini yansıtmak için getirilmişse, o zaman çevresinde yaratılmış olan her şeye dikkat etmelidir. Bak bütün bu işler, Allah’ın eseridir ve hepsi hâlâ ilk yaratıldıkları gibi duruyor.” diye gürledi ve ekledi: “Matematikçi, astronom Galileo’nin dediği gibi “Kâinat dediğimiz kitap, yazıldığı dil ve harfler öğrenilmedikçe (asla) anlaşılamaz.”

İçimden geçmiş zamanlara esef ettim. Bu insanların imanı karşısında suskun kalan akıllara acıdım. 

Oradan ayrıldım. Çok farklı bir dünyada dolaşıyordum. Aklım, kalbim İlâhî esintiler yağmurunda gibiydi. Gözüm “Boyle Sokağı” tabelasına takıldı. Sola döndüm. Burnuma keskin kokular gelmeye başladı. Bir evin önünde durdum. Girişte bir yazı vardı: “Robert Boyle. Modern kimyanın kurucusu… İlk defa elementlerin tanımını yaptı. Suyun genleştiğini keşfetti. Hava basıncını tespit etti. Meşhur sözü: Şanı, tabiatı Yaratan’a verin. İnsanlığa iyilik getirmek için bilgiyi kullanın.”

Gerçekten çok güzel özetlemiş. İyilik ve bilgi… Bilginin kendisi zaten iyiliktir. Bilginin ışığında yapılmayan bütün çalışmalar, akamete uğrayacaktır. Biraz daha yürüdüm. Uzaktan Newton ismini görür gibi oldum. Newton’un evini görünce biraz daha heyecanlandım doğrusu. Yer çekimi ile alâkalı çalışmaları yapan adam diye biliyordum onu. Ama “etki-tepki” kanununu bulan, mekanik ve optik kurallarını geliştiren, ışığın renklerini tespit çalışmalarını yapan ve en önemlisi ateizmi, tabiatçılığı reddeden yazıları ile meşhur Newton idi bu. Kapı açıktı, eve girdim. Salonun ortasındaki masanın üstünde açık bir kitap duruyordu. Yaklaştım, kendi el yazısı ile yazılmış yazıları okumaya başladım: “Bizler Allah’a muhtaç, aciz kullar olarak, kendi aklımıza göre Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve O’na teslim olmalıyız. Allah sonsuz ve mutlaktır; gücü sınırsızdır ve her şeyden haberdar olandır; varlığı sonsuzluğa dayanır; her şeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan her şeyi bilir. O sonsuz ve sınırsızdır; … Daimidir ve vardır; Varlığı daimidir, her yerde mevcuttur; her zaman ve her yerde var olmasıyla O, bütün zamanı ve aralıklarını yaratır. Allah, her şeyi sayı, ağırlık ve ölçü ile yarattı.”2

Çıkarken kapının üstünde asılmış bir levha dikkatimi çekti. Yazı gerçekten hikmet doluydu: “Güneş Sistemi’nin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebilir. Bu varlık, yalnızca dünyanın ruhunu değil her şeyi yönetir, O; Allah’tır.”

Newton’un bu sözlerinin Kur’ân âyetleri ile birebir örtüştüğünü düşündüm. Belki Newton da Kur’ân’ı okumuştur. Evden çıktım, meraklı bakışlarla yürümeye devam ettim. Karşıdan kır sakallı, saçları iyi taranmış, iyi giyimli biri geliyordu. Selâm verdim. Selâmımı aldıktan sonra, “Bizim dünyada ne arıyorsun?” dedi. “Ben hikmet araştırıcısıyım, bilim dünyasının yaratılış ve ulûhiyete bakışını gözlemliyorum.” dedim. Elindeki bastonunu havaya kaldırdı ve “Dinle o hâlde!” dedi. “Bak, genç dostum! İlim tesadüfü reddeder. Ve dünyada ilimsiz bir şey olmaz. Her şey bir sistem ve düzen içinde ilerliyor. Dünya da, içindekiler de, tek bir güç tarafından yaratılmıştır.” Ben heyecanla “Genetik çalışmaları?” dedim. Bastonunu indirdi ve “Dostum, genetik bir ilim deryası. İrsiyet (kalıtım-genetik) bize yaratılışı gösteren en büyük işaretlerdendir. Bazı hastalıklara karşı aşı geliştiren dostum Luis Pasteur’un dediği gibi “tabiatı ne kadar incelersen, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar artıyor. Kısaca dostum; bilim, insanı doğrudan Allah’a götürüyor.” Bu Mendel’den başkası değildi.

Bu insanların ulûhiyet inançlarının kitapların dünyasına yansımamasına üzüldüm. Her şey, Darwin teorisine göre düzenlenmeye çalışılmış. Bu bilim adamlarının çalışmalarından çıkan en büyük netice, hep gizlenmiş.

İlimlerin Allah’ın isimlerini açıklayan bir tefsir, ilim adamlarının da birer müfessir olduklarını düşünüyorum. Sonra da “Allah’tan ancak ilim adamları, âlimler korkar.” âyeti geçiyor düşünce ufkumdan. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” âyetini mırıldanıyorum fakında olmadan. Sonra da modern fiziğin kurucusu Max Planck’ın sözlerini hatırlıyorum: “Hangi sahada olursa olsun bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır: ‘İman et.’ İman, bilim adamının vazgeçemeyeceği bir özelliktir.”3 

Son olarak kendimi Dr. İnamullah’ın yerine koydum ve Sir James Jean’ı ziyarete gittim. Hava yağmurlu. Sir Jean yağmura rağmen, şemsiyesi koltuğunun altındaydı. Diğer koltuğunda İncil vardı. Düşünceli bir şekilde yürüyordu. Yaklaştım, selâm verdim, selâmımı almadı. Ben yine selâm verdim. Bu sefer baktı “Benden ne istiyorsun?” dedi. Ben “Efendim bu yağmura rağmen şemsiyeniz kapalı, bir de sizin gibi bir ilim adamını kiliseye çeken şeyi öğrenmek istiyorum.” dedim. Sir James Jean gülümsedi ve “Bugün evimde bir çay içelim, lütfen teşrif ediniz.” diye cevap verdi. Akşama doğru gittim. Bana göklerden, yaratılıştan, çok güzel şeyler anlattı. Anlatırken gözlerinden yaşlar damlıyordu. Bir an sözün zirvesine geldi. Durdu, gözlerini sildi, gözlerini bana çevirdi. “Ey İnamullah, Allah’ın eşsiz sanatının yansıması olan şu varlık âlemine baktığım zaman, İlâhî Kudret’in büyüklüğü karşısında vücudum ürperiyor ve titremeye başlıyorum. Allah’ın huzuruna vardığım zaman, Allah’ım sen çok büyüksün, çok yücesin diyorum ve adeta bütün hücrelerimin aynı dua ile bana katıldıklarını hissediyorum. Kendi mutluluğumu, başkalarınkinden bin kat üstün görüyorum, huzur içinde bulunuyorum. Ve ben bu kadar deliller karşısında ilim adamlarının Allah’ı inkârını anlayamıyorum İnamullah.” Bu sözler kalbimde tarifi imkânsız heyecan sebep oldu. Kur’ân’dan âyetler aklıma geldi. “Efendim müsaade ederseniz Kur’an’dan bir ayet okumak istiyorum” deyince memnun oldu ve “Lütfen buyurun.” dedi. Ben Fatır Sûresi’nden “Allah’tan hakkıyla ancak âlimler korkar.” mealindeki âyeti okuyunca Sir irkildi. “Elli senelik araştırmalarımdan elde ettiğim neticeleri Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) haber veren kim? Hakikaten bu Kur’ân’daysa ben Kur’ân’ın Allah’ın vahyi olduğuna ve Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamber olduğuna inanıyorum” diye gürledi.

Bu dünyada Allah’a olan inancım bir kat daha arttı. Her ilim adamı, kendi sahasında hikmet dürbünü ile “Tevhit hakikatini” ilân ediyor. Newton Allah’a inanıyor. Einstein Allah’a inanıyor…”4 Einstein: “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır.” derken, Bediüzzaman’ın: “Vicdanın ışığı dini ilimlerdir, aklın nuru fen ilimleridir. İkisinin birleşmesi ile hakikat tecelli eder. O iki kanat ile talebenin himmeti kanatlanır. Ayrıldıkları zaman, birincisinde taassup; ikincisinde hile, şüphe çıkar.” mealindeki tespitlerine çok yaklaşıyordu.5

İşte ilmin insanı getirdiği en güzel nokta… Önemli olan bu tevhit noktasından hareketle Kur’ân’ın ve Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) rehberliğinde ilerleyebilmektir. Ancak ne yazık ki, bu hakikatler çoğu zaman modern(!) hayatın gölgesinde kalıyor ve insanların gerçek bir Rehber (sallallahu aleyhi ve sellem) önderliğinde huzura kavuşması gecikiyor. 

Dipnotlar

1. Henry M. Morris, Men of Science Men of God, Great Scientists who Believed the Bible, Ekim 1992, Master Books, s.15; Sızıntı,Mart 94, İnsanın Ebed Özlemi ve Ütopyalar; Aralık 1991, Biyolojide Gayecilik.

2. “God created everything by number, weight and measure.” http://www.math.okstate.edu/~wli/teach/fmq.html Sızıntı;12.2011,Newton’un Çağını Aşan İmanı, Prof. Dr. Mustafa NUTKU

3. J.De Vries, Essential of Physical Science, Wm.B.Eerdmans Pub.Co., Grand Rapids, SD 1958, s. 15 (Isaac Newton, Principia, II.Basım

4. www.fgulen.com “Başörtüsü ve Provokasyonlar”

5. www.fgulen.com “Kalb İle Kafayı Evlendirmenin Tam Zamanıdır”

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Halid-i Gülpınar

Halid-i Gülpınar

Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Altoğar (Altunakar) köyünde hicri 1279 tarihinde doğmuştur. İnsanları Hakk’a dâvet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin otuz dördüncüsüdür.

Babası, meşhur ulemadan, aynı zamanda Şeyh Hasan-i Nurani’nin halifesi olan Şeyh Kasım El-Hadi Altunakar (El Toğârî) Hazretleridir. İlim ve tarikat tahsilini babasının yanında yaparak sohbetlerinde kemale ermiş hem ilim, hem tarikat icazetini alarak babasının halifesi olmuştur.

Muhterem babası Şeyh Kasım El-Toğari resmi bir dilekçe ile oğlu Şeyh Halid-i Gülpevari’ye (Gülpınar) Siverek ilçesinde görevlendirmiştir.
Bu dilekçe şöyledir;

Huzur-i Ali-i Risaletpenahiye Ma’rudi daireleridir ki:

Vilayeticelilelerine mülhak, Siverek kazası dahilindeki –Gülpınar- karyesinde, ihtiyar-ı ikamet ve inziva eyleyip, ibadet ve duayı vacib-ul edayı cenab-i Padişahiye muvazebetle meşğul iken, her nasılsa hasbelkader bundan birkaç ay evvel, Mekke’ye i’zam olunan oğlum Şeyh Halid, Dairelerinin şayani mürüvvet ve merhamet olan ahvali perişaniyeti iştimaline dair, kendisinden bu kere almış olduğum arabiyyul ibare bir kıt’a mektubunu zat-ı Ali-i Vilayetpenahilerine takdim etmiştim.
Münderecatından, mumaileyh dailerinin güya Mekke’den hilafı rızai ali, firar eylemiş olması hakkında zuhur eden havadis ve eş’arat’ın, makarin-i Hilafe-i Uzma’ya, her mü’min ve muvahhid’in ma’ruden uhde-i sadakati olan daavat-ı Hayriye ile meşğul bir hal’i felaket ve zaruret içinde olduğu halde, merahim ve eşfak’i alemşumuli şehriyari’ye muntazır bulundağu ve şu hal Mekke’ye i’zam içun sebeb addedilen şeylerin mahiyetini tehvin ve mağduriyet ve sadakatini açıklamakla bulunmuştur.
Ahvali hususiye ve umumiyemize tahvile vakıf olan vilayet-i Celileleri ahalisince ma’lumdur ki, gerek senakar malasşiarları ve gerek oğlum mumaileyh Şeyh Halid daileri, fukarayı tarikat-ı aliyeyi Nakşi’den olup, sakin olduğumuz karyelerde, ta’lim-i ulum’i diniyye ile iştiğal ve bu cihetle isticlab-ı daavat-ı hayriyye-i ayat-ı cihanbani ile vazife-i sadakat ve ubudiyeti ikmal edegelmekte, hilafı emr ve rıza-i ali, hiçbir hal ve harekette bulunmamış ve bundan böyle dahi bulunmayacağımız derkar bulunmuştur.
Mumaileyh dailerinin Mekke’ye i’zamından bu an’a kadar tarafı ali-i asifanelerinden icra buyurulan tahkiat ve tetkikatı lazime neticesinden dahi, mumaileyh daileri hakkında, dermeyan olunan şeylerin ehemmiyetsizliği bir derece tahakkuk eylediğine ve mumaileyh’in burada kalan evladu iyali, bir hali sefalet ve felaket ve acizleri de, bu şehir-i sırr-ı şeyhuhat içinde, mufarakatı evlat teessürat-ı tahammülkedalerine takat getirememekte olup, bu gah rıza-i ali ve merhamet-i meselleme-i cenabi velayetpenahileri kail olunamayacağına binaen, dailerinin; ikamet etmekte olduğum karye’de oturup hizmeti daiyanemde bulunmak üzere mumaileyh dailerinin yine bu tarafa celbine delalet ve merhamet-i aliyye-i fehimanelerinin ……..(okunamadı)……. Buyurulması, istirhaf-e cesaret olundu

Ol bab da emr ve ferman Hazret-i men leh’ul emr’indir.
28 teşrinievvel 1306
Tarikat-ı Aliye-i Nakşibendiye hulefasından
Şeyh Kasım
Mühür

Şeyh Halid-i Gülpınar henüz genç sayılan 27 yaşında babasının emriyle bu dilekçe ile Şanlıurfa iline bağlı Siverek ilçesinin Gülpınar nahiyesine görevlendirilerek hemen medrese tedrisata ve tekkede irşada başlar. Birçok ulema ve meşayih yetiştirir.
Türbesi Şanlıurfa ili Siverek ilçesi Gülpınar Beldesinde meftun bulunmaktadır. Sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir. Bölgenin halkını irşâd ederek birçok talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği ve icazet verdiği en büyük talebeleri şunlardır: Oğlu Eyyüb Gülpınar, Seyyid Mevlana Muhammed Halid-i Zilan ve Muhammed Bel Fırat Hazretleridir.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Kaynak :
1) Tezkire-i Meşayih-i Amid Diyarbekir Velileri I-II M.Şefik Korkusuz s.144-146

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Ümmet ve İmamet

BÜTÜN Müslümanların tek bir Ümmet olmaları gerekir. Bir Müslümana “Sen hangi topluluğa mensupsun?” sorusu yöneltildiğinde “Ben elhamdülillah İslam Ümmetindenim” cevabını vermelidir.

Müslümanların etnik kimlikleri olabilir. Türk, Kürt, Arap, Çerkes… Müslümanlar çeşit çeşit diller konuşabilir… Müslümanların farklı tarafları olabilir ama birinci ve temel mensubiyet İslam Ümmetidir.

Kendisinde Ümmet şuuru(=bilinci) olmayan Müslüman eksik bir Müslümandır.

İslam dini ırkçılığı, bölücülüğü, menfi kavmiyetçiliği yasaklamıştır.

Kendisinde cemaat, hizip, fırka, tarikat, sekt asabiyeti var ama Ümmet şuuru yok, böylesi tam ve gerçek Müslüman değildir.

Ümmet’in başında ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, muktedir bir İmam-ı Kebir bulunması ve bütün Müslümanların bu muhterem zata biat ve itaat etmesi gerekir.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındaki İmam’a biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurarak Müslümanları uyarmıştır.

İslamda din ve dünya ayırımı yoktur.

Uyanık, olgun, şuurlu Müslüman İmama bağlı olmamasının üzüntüsünü çeker.

Müslümanların ileri gelenleri Ümmetin başına geçecek bir İmam aramak, bulmak ve ona biat etmekle yükümlüdür. Bunu yapmazlarsa sorumlu olur, vebal altında kalırlar.

İmam veya halifeler ikiye ayrılır: Gerçek imam, sûrî imam.

Şeriata aykırı işler yapmaması ve kendisinde bozuk inançlar bulunmaması şartıyla sûrî imama da biat ve itaat edilir.

Son gerçek İmam, Sultan Abdülhamid’tir.

Ondan sonra gelen Sultan Reşad ve Sultan Vahidüddin, İttihad Terakki çetesinin, dinsiz Jön Türklerin, Dönmelerin ve Masonların gölgesinde kaldıkları için sûrî imamlardır.

Son Halife, bir tür ruhanî liderdi ama yine de İslamı ve Müslümanları temsil ediyordu, hiç halife olmamasından iyiydi.

Hilafet 1924’te kaldırılmıştır.

Sultan Vahidüddin 1926’da İtalyada San Remo şehrinde, Halife Abdülmecid bin Abdülaziz 1944’te Pariste vefat etti.

İslam dünyası şu anda başsız vaziyettedir ve param parçadır, pek perişandır. Ümmet birliği bitmiş, İslam dünyası bir sürü ulusal devlete, hizbe, fırkaya, diktatörlüğe, vesayet rejimine ayrılmıştır.

İmâmet veya Hilafet boşluğu İslam dünyasına kaos, anarşi ve zaaf getirmiştir.

Hilafetin kaldırılmasının Lozan’ın gizli protokollerinde yazılı olduğu iddia edilmektedir.

Müslümanların başsız olmaları çok büyük bir felaket ve hezimet sebebidir.

İslam dünyasındaki millî devletler, krallıklar=saltanatlar Hilafet istemezler.

Bid’atçi cemaatler ve sektler Hilafet istemezler.

Siyonistler ve Haçlılar istemezler.

Emperyalistler ve sömürgeciler istemezler.

Münafıklar Hilafet istemezler.

Dönmeler ve Pakraduniler istemezler.

Devlet içinde devlet gibi ve holdinge yapılı büyük cemaatler Hilafet istemezler.

İslam dünyasındaki kaos ve anarşi ancak İmametle ve Ümmet teşkilatı ile giderilebilir.

Bütün mü’minlere ve Müslimlere Hilafet şuuru aşılanmalıdır.

Hilafet konusunda en büyük tehlike Siyonistlerin, Haçlıların, ABD’nin, Kriptoların Müslümanların başına emr-i vaki ile fantoş bir Halife müsveddesi getirmeleridir. Böyle bir şey gerçekten büyük felaket olur.

İslam dünyasında şu anda Halife, İmam-ı Kebir olabilecek ehliyet ve liyakatte bir kimse var mıdır?

İnşallah bir buçuk milyar Müslüman içinden böyle bir kimse çıkar.

Müslümanların gelecekleri, başlarına bir İmam-ı Kebir seçip Ümmetleşmezlerse çok karanlıktır.

İlim, irfan, hikmet, yüksek kültür sahibi ehliyetli bir Halife Ümmete nasihat edecek, onları doğru yolu gösterecektir.

Böyle bir Halife Allahın tevfikine nail olacak, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyetinin gölgesinde bulunacaktır.

Müslümanlar ehliyetli bir İmama biat ve itaat edip de Ümmet haline gelmezlerse kurtulamazlar.

(İkinci yazı)

Alâmet bir Gemi

KÜÇÜK veya büyük bir gemide yolculuk yapan kimselerin, binmiş oldukları gemi ile bazı sorular sormaları, ona ait bazı sağlam bilgilere sahip olmaları gerekir.

Siz “yemîn” istikametine gitmek istiyorsunuz, gemi ise “şimale” gidiyor…

Şimale doğru hızla, bata çıka yol alan çok uzun, Keşti-i Nuh gibi büyük bir geminin ön ucundan (burnundan) arka tarafına doğru yürümüş olsanız, göreceli olarak yemîn istikametine gitmiş olursunuz ama, gemi şimale gittiği için bunun bir kıymeti olmaz.

Üzerinde hayat yolculuğu yaptığınız geminin sistemini veya düzenini mutlaka bilmelisiniz.

Bu gemi bir İslam gemisi midir?

Bu gemi bir Hıristiyan gemisi midir?

Bu gemi bir Yahudi gemisi midir?

Bu gemi laik bir gemi midir?

Geminin sistemi Laik midir, Laikçi midir?

Gemide büyük sayıda tayfa ve yolcu bulunmaktadır. Bu gemide adalet ve güvenlik var mıdır?

Yolcu ve tayfaya dağıtılan yemekler, içecekler sağlıklı mıdır?

Halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bu gemide yolculara haber verilmeden evcil ve yaban domuzu, eşek eti yedirilmekte midir?

Gemide bankacılık, ticaret, sanayi işleri yapılmaktadır. Bunlar meşru ve helal şekilde mi yapılıyor, yoksa içlerine haram karışıyor mu?

Gemi nüfusunun yarısı kadın ve kız. Bunlara saygı gösteriliyor mu? Gemide namus, iffet ve şeref var mı? Seks azgınlıkları teşvik mi ediliyor, bastırılıyor mu?

Gemide yasal, gizli veya yarı gizli seks ticareti ve seks köleliği var mı?

Geminin çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, çok uzun yolculuk esnasında çocuklarını kendi dinlerine ve imanlarına uygun şekilde yetiştirecek bir eğitim sistemi var mı?

Gemide âsâyiş, huzur, dirlik düzen, rahat ve saadet var mı?

Yolcuların işte bunlar gibi bir yığın soruyu sormaları ve cevap aramaları gerekir.

Geminin yolcu ve tayfasının ezici çoğunluğu Müslüman olduğuna göre, seyir istikametinin Yemîn olması gerekir.

Gemide Müslümanlar için din, iman, inandığı gibi yaşamak, eğitim hürriyeti olması gerekir.

Geminin güvenliğine, İslamî ölçü ve nizamlar dairesinde dikkat edilmesi gerekir.

Geminin, uluslararası sularda herhangi başka bir gemi ile çarpışmaması için tedbirler alınmalıdır.

Titanic gibi batmaması için buzdağlarından korunmalıdır.

Geminin her yerindeki direklerde hoparlörler varmış ve günde beş kez ezan okunuyormuş, öyleyse gemi ve gidişat iyiymiş… Böyle konuşanlara güvensinler mi yolcular?

Doğrusu bu gemi hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.

Geminin doğru dürüst bakımı yapılıyor mu?

Gemide adalet, güvenlik ve huzur sağlanıyor mu?

Geminin bir bölümünde otuz yıl boyunca çarpışmalar olmuş, ya gemi batarsa, batırılırsa?

Gemi hikmetle=bilgelikle idare ediliyor mu?

Gemide birtakım acayip iki kimlikli zümreler var.

Gemi çok büyük… Gemi bir alamet… Gemi zaman ve tarih denizinde yol alıyor…

Geminin içinde casuslar var, civarında ise su sathında periskoplar görülüyor.

Geminin çok lüks lokantalarında tabağı 269 TL’ye yemek yeniyor.

Geminin halkı bölünmüş… Müslümanlar yekun olarak çoğunlukta ama bin parçaya ve fırkaya ayrılmışlar.

Gemide müthiş bir faiz sektörü var.

Gemide genelevler var, vesikalı seks köleleri çalışıyor.

Gemide kumar, gemide her çeşit günah ve eğlence var.

Yolcuların bir kısmı ibadet ederken, üstteki lüks salonlarda mutlu bir azınlık gel keyfim gel, oh kekah fısk u fücur içinde yaşıyor.

Ufukta üçüncü dünya savaşının fırtınaları…

Geminin etrafı dev köpek balıkları ve deniz canavarları ile sarılmış.

Geminin stadyumlarında futbol maçları yapıldığı zaman takım holiganlarının tezahüratı tekneyi tir tir titretiyor.

Gerçekten bir alamet olan bu gemi nereye gidiyor?

İlim Sahipleri

Kuran’ın çeşitli ayetlerinde akıl etmenin öneminden bahsedildiğini biliyoruz. Hatta pek çok ayette aklı kullanmak, düşünmek, sorgulamak müslümanlara emredilmektedir.

 

17 – İsra Suresi –
36. Bilmediğin bir şeyin ardına düşme, çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi o(yaptığı)ndan sorumludur.

 

10 – Yunus Suresi –
100. Allah’ın izni olmadan hiç kimse inanmaz ve (Allah) pisliği (huzursuzluğu, azabı), akıllarını kullanmayanların üzerine kor.

 

Yukarıdaki ayetler ve bunun dışında pek çok ayette aklın önemi, akıl etmenin önemi belirtilmektedir. Bu yazıda dikkat çekmek istediğim ayet ise Fatır Suresindeki akıl etmek, ilim ve ilim sahipleri ile ilgili ayet olacak.

 

35 – Fatır Suresi –
28. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak bilginler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah daima üstündür, çok bağışlayandır.

 

Yukarıdaki ayette Allah’ın kulları içinde ancak ilim sahiplerinin Allah’tan gereğince korkacağı belirtilirken; kanaatimce Kuran boyunca pek çok ayette tavsiye edilen aklı kullanmak, düşünmek, evreni ve diğer canlıları incelemek, varlık üzerine düşünmek eylemlerinin amacı ve bizlere faydası bu ayette vurgulanmaktadır. Kuran boyunca gerek göklerde gerek yerde gerekse canlılarda gerekse insanın kendi nefsinde Allah’ın varlığına dair işaretler, deliller olduğu belirtilir ve insanlara bu varlıkları incelemesi ve bu varlıklar üzerine düşünmeleri emredilir. Yani Kuran’da bilimsel araştırma ve felsefi düşünmenin teşvik edildiği söylenebilir. Tabi ki Kuran’a göre emredilen felsefi ve bilimsel araştırma Tanrı inancına ulaştıran, inancımızı güçlendiren yani dinen hayırlı yöne sevk eden araştırmadır.

Yine Kuran’ın çeşitli ayetlerinde belirtildiği gibi Allah katında makbul olan iman taklit yoluyla edinilen, atalardan, büyüklerden, anne, babadan miras alınan iman yani taklidi iman değil de gerek Kuran gerekse evrendeki ayet ve delilleri inceleyerek, okuyarak ve bunlar üzerine düşünerek ve sorgulayarak edinilen tahkiki imandır. Fatır Suresindeki bu ayet de bana göre tahkiki imanın taklidi imana göre üstünlüğünü ifade etmektedir. Çünkü ancak ilim sahibi bir müslüman, Kuran ve evreni inceleyen, sorgulayan, bunlar üzerine düşünen bir kişi gerçek imana sahip olabilir ve Allah’tan gereğince korkabilir. Ancak Allah’tan gereğince korkan bir müslüman da Allah’ın yasaklarından gereğince, hiç tereddütsüz bir biçimde sakınabilir, Allah rızası için gerektiği gibi bocalamadan çalışabilir, Allah’ın emirlerini gerektiği gibi yerine getirebilir.

Hz. Fatıma'nın İlminin Üstünlüğü ve İlmin Değeri

Hz. Fatıma (a.s) ve İlim Öğretmenin Değeri
İmam Hasan Askeri (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma’nın (a.s) huzuruna varıp şöyle dedi: Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma (a.s) o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp “Sizi daha çok yormayayım” dedi.
Hz. Fatıma: “Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi ?”
Kadın: “Hayır, ağır gelmez ve o işten yorulmaz” dedi.
Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular:
“Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum ?”
Babamın şöyle buyurduğunu duydum:
“Takipçilerimizden alim olanlar, kıyamet günü haşr edildiklerinde onlara, çaba, ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükafat verilir; hatta onlardan birine nurdan bir milyon süslü elbiseler verilir. Sonra Rabbimizin münadisi şöyle nida eder: ‘Ey İmamlarından ayrı kaldıkları vakit Âl-i Muhammed yetimlerini düşünenler, onların sorumluluğunu üstlenenler! İşte bunlar sizin öğrencileriniz ve ilminiz sayesinde dinlerini koruyan ve hidayeti bulan yetimlerdir. Dünyada ilminizden yararlandıkları miktarca onlara hediye verin.’
Bunun üzerine ümmetin alimleri, yetimlerine (takipçilerine) hediye verirler. Hatta onlardan bazılarına yüz bin hediye verecekler. Daha sonra o yetimler de kendi öğrencilerine hediye verecekler. Hediyeler taksim edildikten sonra Allah Teala şöyle buyuracak: ‘Yetimleri düşünen alimlerin hediyelerini bir kat daha artırın’ Sonra da: ‘İki kat daha artırın, onların takipçilerine de aynı şekilde artırın’ diye buyurur.”
Daha sonra Hz. Fatıma (a.s) şöyle buyurdu: “Ey Allah’ın cariyesi, bu hediyelerden bir iplik, güneşin kendisine doğduğu her şeyden bir milyon kez daha üstündür. Çünkü dünyada üstün sayılan şey, gam ve kederle karışmıştır. Ama ahiret nimetlerinin hiçbir noksanı ve lekesi yoktur.”

islami sohbet, islami sohbet odaları, sohbet kanalları, islami chat sitesi, dini sohbet odası, islami sohbet siteleri, islami sohbetler