Dini Nikah Hakkında İslami Sohbet

1- İcâb – Kabul :
Hanefîlere göre ister koca isler kadın olsun, akdi yapanlardan biri tarafından ilk söylenen icaptır. Kabul ise, öbür taraftan ikinci olarak söylenen lafızdır.
Cumhura göre icâb, kocanın veli veya onun vekili durumunda olan kimse tarafindan söylenen sözdür. Çünkü kabul icâb için olur. Eğer icabtan önce olursa manasız olacağından kabul olamaz. Kabul ise, kadının koca tarafından söylenen, evliliğe razı olmasına delâlet eden sözdür

2- Şahidlik :
Velinin dışında iki kişinin şahidliği olmaksızın evlilik sahih olmaz.
Aişe (r.anha), RasuIullah (s.a.v.)’dan rivayet eder:
Veli ve iki adil şahid olmaksızın nikâh olmaz.” (Dârakutnî ve İbni Hibbân Sahihinde rivayet etmişlerdir)

Darakutnî, Aişe’den şöyle bir hadîs rivayet eder:
Nikâhta mutlaka dört şey olmalıdır: Veli, koca ve iki şahid.”

Tirmizî de İbni Abbas’tan şöyle rivayet eder:
Fahişe olan kadınlar kendilerini bir delil olmadan eğlendirenlerdir.” (Neylu’l-Evtâr,VI, 135.)

Çünkü şahidlik, zevcenin ve çocuğun haklarının korunmasını sağlar. Babanın çocuğunu reddetib nesebinin kaybolmasını eşlerin töhmet altında kalmasını önler. Evliliğe özen ve önem verme gereğini ortaya koyar.

Şahidlerin erkek olması Hanefiler dışında cumhura göre şarttır.

Evliliğin değeri ve öneminden dolayı sadece kadınların ya da bir erkek ve iki kadının şahidliğiyle evlilik yapılmaz. Mallar ve malî muamelelere ait şahidlik bu durumun dışındadır.
Zuhrî der ki: “Sünnete göre hadlerde, nikâhta ve boşanmada kadınların şehadeti caiz değildir.” (Sünnetten kasdolunan da Nebevi sünnettir) Çünkü bu bir akittir, mal değildir, mal elde etmek maksadıyla da yapılmaz. Çoğu hallerde bu akitte erkekler bulunabilir. Dolayısiyle hadlerdeki gibi bunda da kadınların şahidliği ile akit sabit olmaz.

Hanefîlere göre ise, evlilik akdinde bir erkek ve iki kadının şahidliği mallarda olduğu gibi caizdir.
Çünkü kadın şahidliği yüklenme ve yerine getirme ehliyetine sahiptir. Hadlerde ve kısasta şahidliğin kabul edilmeyişi ise unutma, dikkatsizlik ve emin olmama ihtimali sebebiyle şubhe bulunduğu içindir. Hadler ise şubheyle ortadan kalkar.

3- Velinin İzni :
Hanefîler hariç cumhura göre şarttır.
Allahu Teâlâ’nın, “Eşleriyle evlenmelerine engel olmayın.” (Bakara, 232) buyruğuna göre, evlilik velisiz sahih olmaz.

Şafifler şöyle demektedirler: Bu ayet velinin gerekliliğinin en açık delilidir, yoksa engel olmasının bir anlamı kalmazdı. Peygamber (s.a.v.)’ın “Velisiz nikâh olmaz” (Ebu Musa el-Eşari’den Ahmed ve Sunen musannifleri rivayet etmişlerdir. Ibnul-Medinî, Tirmizî ve İbni Hibbân tashih edip irsalinde illet olduğunu belirtmişlerdir. Subulu’s-Selâm, II, 117) hadîsi bir başka şer’î hakikati nefyetmektedir.
Buna da Aişe’nin şu hadîsi delâlet etmektedir:
Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikahlanma, nikâhı batıldır, batıldır, batıldır. Eğer erkek onunla zifafta bulunursa uzvundan yararlandığı için kadına mehir vardır. İhtilâf ederlerse velisi olmayanın velisi sultan (hükmeden kişi)dir.
(Neseî hariç Ahmed ve dört Sunen rivayet etmişlerdir. Tirmizî, Ebu Evane, Ibni Hıbban, el-Hakim, lbni Mu’in ve diğer hafızlar tahsis etmişler ve sahih olduğunu söylemişlerdir. Subutu’s-Seiâm, III 127 vd)

Birinci hadîsi için kâmil manada olmadığı şeklinde anlamak sahih değildir, çünkü şâri’in sözü şer’î hakikatlere hamledilir. Velisiz şer”î bir nikâh olamayacağı gibi şeriatte de bu yoktur.
İkinci hadîsten de evliliğin sıhhatinin velinin izni ile olacağı anlaşılmaz. Çünkü genellik ifadesine haizdir, başka şekilde anlaşılmasına gerek yoktur; genelde ise kadın velinin izni olmadan evlenir. Üçüncü bir hadîs de onu doğrulamaktadır:
Kadın, kadını ve kendisini evlendiremez.”
(Ebu Hurayra’den İbnî Mace ve Dârakulnî güvenilir kişilerden rivayet etmişlerdir. Subulu’s-Selâm, III, 129 vd)

Kadının kendi kendini veya bir başkasını evlendirmede velayet hakkına sahip olmadığına delâlet etmektedir. Nikâhta icâb ve kabulun yerine getirilmesinde etkinliği yoktur. Kendi kendini veya başkasını velinin izniyle evlendiremez. Kendinden başkasını velayet ve vekâletle de evlendiremez. Nikâhı da ne velâyet ne de vekâletle kabul edemez.

Özet olarak:
Cumhura göre nikâh kadınların sözüyle kıyılamaz. Bir kadın kendi kendini ve başkasını cvlcndirse veya velisinden başkasını velisinin izniyle kendisini evlendirilmeye vekil kılsa, nikâhın şartı olan velinin olmaması sebebiyle nikâhı sahih olmaz.

Ebu Hanife ve Ebu Yusuf’tan gelen rivayette (zahiru’r-rivâye) Hanefîlere göre akıllı ve baliğ olan kadın kendini ve küçük kızını evlendirebilir. Başkalarının yerine de vekil olabilir. Fakat kendine denk olmayan kabul ederse velileri itiraz edebilirler.
Durumu şöyle ifade etmektedirler:
Velisi kıymasa bile hür, akıllı ve baliğ olan kadının nikâhı kendi rızasıyla kıyılabilir. İster bakire ister evlenmemiş kadın olsun, Ebu Hanife ve Yusuf’a göre durum aynıdır. Veli bulunması sadece mendub ve muslehabdır. Muhammed’e göre, mevkuf olarak akit yapılabilir.

Kur’an’dan delilleri : Üç ayetle nikâhın kadına isnad edilmesidir:
Bundan sonra bir kadını boşarsa, kadın başka birisiyle evlenmedikçe bir daha kendisine helâl olmaz.” (Bakara, 230),
Kadınları boşadığınızda müddetleri sona ermişse kocaları ile evlenmelerine engel olmayın.” (Bakara, 232).
Hitab, cumhurun dediği gibi velilere değil, eşleredir.

Müddetleri sona erdiğinde, onların kendi haklarında uygun şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur.” (Bakara, 234).

Bu ayetler açıkça göstermektedir ki, kadının evlilik kararı kendine aittir.

Sünnetten delilleri: “Evli olmayan kadın kendi hakkında karar vermede velisinden daha önceliklidir. Bakireye sorulur, onun izni ise susmasıdır.” (İbni Abbas’tan Muslim rivayet etmiştir. Subulus-Selâm, III, 119) hadîsidir.

Bir rivayette de “Eyyim (kocasından ölüm ya da boşanmayla ayrılan)a sorulmadan, bakireden de izin alınmadan nikâhı kıyılmaz.
Dediler ki: Ey Allah’ın Rasulu! Onun izni nasıldır?
Dedi ki: Susması.” (Ebu Hurayra’den rivayet edilmiş olub muttefekun aleyhtir. Subulus-Selâm, III, 118)

Hadîs evli olmayan kadının, evliliğinde karar verme hakkının kendine ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bakire de onun gibidir. Fakat hayasının çokluğu sebebiyle şeriat onun rızasına delâlet edecek bir şekilde izin alınmasını yeterli bulmuştur. Bu tutum onun umumi ehliyetinin olmasına rağmen akde katılma hakkım elinden almak anlamına gelmez.

Şafıîlerden fıkıh âlimi Ebu Sevr’in orta bir görüşü vardır:
“Evlilikte kadın ve velinin nzası mutlaka birlikte olmalıdır. Onlardan biri diğerinin nzası ve izni olmadan evliliğe tek başına karar verme hakkına sahip değildir. Ne zaman razı olurlarsa, o zaman her biri akdi kıyma hakkına sahibdir. Çünkü kadın tasarruflarında tam ehliyete sahiptir.” (el-Muhezzeb, II, 35)

***
Mehir :
Kadının, kocasının kendisi ile evlenmek için akit yapması veya gerçekten zifafta bulunmasıyla hak ettiği maldır.
Fethu’l-Kadir kenarında bulunan el İnaye kitabının muellifi mehri şöyle tarif etmiştir:
“Nikâh aklinde koca üzerine kadının buz’u (ondan cinsî yönden yararlanma) karşılığında ya belirlenerek (tesmiye) ya da akit sebebiyle vacib olan maldır.”

Bazı Hanefiler ise şöyle tarif etmişlerdir:
“Mehir, kadının nikâh akdi veya cinsî ilişki sebebiyle haketliğidir.”

Malikîler ise şöyle tarif etmişlerdir:
“Kendisinden yararlanmanın karşılığı olarak kadına verilen haktır.”

Şafiîler ise şöyle tarif etmişlerdir:
“Nikâh ve cinsî ilişki sebebiyle veya süt emzirme, şahidlerin vazgeçmesi gibi mecburen buz’ (kadından cinsî bakımdan yararlanma) hakkının elden çıkması sonucu icâb eden şeydir.”

Hanbelîler de şöyle tarif etmişlerdir:
“İster akitte isterse sonradan hakim veya her iki tarafın rızasıyla belirtilsin, nikâhın veya nikâhın benzerlerinin karşılığıdır (Şubheye dayanarak yapılan cinsî ilişki veya mükrehe (ilişkiye zorlanan kadın) ile yapılan ilişki gibi.”

Mehrin vacib olmasının delilleri : (el-Muğnı, VI, 679; el-Muhezzeb, II, 55)

Kur’an’dan:
Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Nikâh ettiğiniz kadınların mehirlerini seve seve verin.” (Nisa, 4).
Yani bu Allah tarafından verilmiş bir armağan veya bir hediyedir.
Çoğunluğa göre ayetin muhatabı kocalardır. Veliler olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü cahiliye döneminde veliler mehri alıyorlardı ve ona nihle adını vermekteydiler. Bu da mehrin kadına ikramda bulunmanın ve onunla evlenmeye rağbeti bulunduğunun sembolü sayılıyordu.

Allahu Teâlâ buyuruyor ki:
O hâlde, onlardan hangisi ile faydalandınız sa mehirlerini kendilerine farz olarak verin.” (Nisa, 24),

Mehirlerini de güzellikle kendilerine verin.” (Nisa, 25),

Haram kılınanların dışında kalanlar namuslu ve zinaya sapmayan insanlar halinde yaşamanız şartıyla imallannızla (yani mehir vererek) arayıp nikahlamanız için size helâl kılındı.” (Nisa, 24)

Sünnetten:
Rasulullah (s.a.v.) evlenmek isteyene şöyle demiştir:
Demir bir yüzük oba bile bul ve getir
(Muslim, Buhari ve Ahmed üzerine ittifak etmişlerdir. Sehl b. Sa’d’dan alınmıştır. Neylu’l-Evtâr, VI, 170)

Rasulullah (s.a.v.) hiçbir evliliği mehirsiz bırakmamıştır.
Mehrin akit esnasında tesbit edilib belirtilmesi sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) hiçbir nikâhı mehirsiz bırakmamıştır. Böyle yapmak husumeti (anlaşmazlığı) önleyicidir. Bir de kendini Peygamber (s.a.v.)’e hibe eden kadının nikâhına benzememesi için böyle yapılır.

İcma:
Nikâhta mehrin meşru olduğunda Müslümanlar icma etmişlerdir.

Mehrin vacib olmasının hikmeti:

Bu akdin önemini ve yerini ortaya koymak, kadını izzetli kılmak ve ona değer vermek, onunla karşılıklı saygıya dayalı bir evlilik hayatı kuracağını göstermek, onunla uyumlu bir hayat yaşayacağına dair iyi niyetini belirtmektir. Ayrıca evlilik için gerekecek elbise ve masraflar için kadının hazırlanmasına imkân sağlanmış olur.
Mehrin kadına değil sadece erkeğe vacip olması şeri kaidelerin “Kadın, ister eş ister kız isterse de anne olsun hiç bir nafaka göreviyle yükümlü değildir.” kaidesi ile uyum arzetmektedir.
Mehir veya geçim nafakası ve başka şeyler olsun nafakadan erkek sorumludur, çünkü erkek nzk peşinde koşmaya ve kazanmaya daha yatkındır.
Kadının görevi ise evi düzenlemek, çocukları terbiye etmek ve nesli devam ettirmektir. Bu da kolay ve basit olmayan bir yüktür. Eğer mehrin verilmesiyle yükümlü kılınır, onu elde etmeye mecbur bırakılırsa yeni zorluklar yüklenmek zorunda bırakılmış olur ki, bu yolda onun saygınlığı da azaltılmış olur.
Kur’an-ı Kerim kadınla erkek arasında malî sorumlulukların dağılımını belirtmiştir. Allah-u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:
“Erkekler, kadınlar üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi islerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler (onlara) mallarından infak etmekte, harcama yapmaktadırlar. (Nisa, 34).

Mehir, evliliğin ruknu veya şartı değildir:

Mehrin -akitte vacib olmasına rağmen- evliliğin ne bir şartı ne de bir ruknu olmadığını evliliğin şartları bahsinde belirtmiştik.
(el-Bedayi, II, 274; Keşşafu’l-Kına, V, 144,174; et-Muhezzeb, II, 55, 60; Muğni’l-Muhtac, III, 229 Bidayetel-Muctehid, III, 25; eş-Şerh es-Sagir, II, 449)

Gerçekte evliliğin üzerine terettub eden sonuçlardan biridir. Bu sebeble onda meydana gelecek olan basit bir bilmezlik ve düzeltilmesi mümkün olan aldanma affedilmiştir:
Çünkü evlilikten amaç kadın erkeğin bir araya gelmesi ve yararlanmadır. Eğer akib mehirsiz gerçekleşirse sahihtir ve ittifakla kadına mehir verilmesi vacib olur.
Bunun delili ise şu ayettir:
Kendilerine dokunmadığınız (yani zifaf yapmadığınız) yahut kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşadınızsa bunda size günah yoktur” (Bakara, 236)

Mehirin tesbitinden ve zifaftan önce boşanmayı Allah teâlâ mubah kılmıştır. Bu da mehirin şart ve rükün olmadığının delilidir.

Sünnetten delil:
Alkame’den gelen şu rivayettir:
“Abdullah İbni Mes’ud’a zifafta bulunmadan ve bir mehir de tesbit etmeden ölen bir adamın karısı hakkında soruldu.
Abdullah dedi ki: “Emsali (benzeri) kadınların aldığı miktarda mehri alması, miras alması ve iddet beklemesi görüşündeyim.”

Ashabdan Ma’kıl b. Sinan el-Eşcaî bunu duyunca Peygamberin (s.a.v.)’de Vâşık kızı Berva’ hakkında aynı şekilde hüküm verdiğine şahidlik etti.”

Halife Hz. Ömer’den bir yöneticilik

Halife Hz. Ömer’den bir yönetici ve danışmanı dinleme örneği!

Öyle anlaşılıyor ki, samimi yöneticiler doğru sözlü danışmanlarını dinleyerek istişare ile karar verirlerse isabetli sonuçlar elde ederler.

Tıpkı dünyaya adalet örnekleri veren Hz. Ömer Efendimiz’in, yönetimi boyunca hep danışmanlarına sorarak yanlış kararlardan kurtulup isabetli kararlara imza attığı gibi.

Bugün sizlere, işte böyle bir yönetici ve danışman örneği sunmak istiyorum. Belki de bir daha ibretle okuyacak, takdirle düşüneceksiniz bu tarihî yönetici ve danışman olayını.

Bilindiği üzere on senelik halifeliği boyunca geceleri yatağında uyumayan Halife Hazret-i Ömer (ra) Efendimiz, yanına aldığı danışmanı ile Medine’yi bir uçtan bir uca sabahlara kadar dolaşarak halkın huzurunu sağlamaya özel bir dikkat ve hassasiyet gösteriyordu. Bir gece yine âdeti olduğu üzere yanına aldığı danışmanı Abdurrahman bin Avf’la birlikte sessizce yürüdükleri Medine sokaklarından birinde bir evden karışık eğlence seslerinin geldiğini duyarlar. Biraz daha yaklaşınca gelen seslerden bir tahmin yapan Halife, hemen yorumunu yapar:

– Ey Abdurrahman! der, bu evin içindekiler içmişler, sarhoş naraları atarak komşuları rahatsız ediyorlar! Ne dersin, huzuru bozan bu sarhoşlara ne türlü bir ceza verelim?

Halife’nin bu görüşüne danışmanı Abdurrahman bin Avf iştirak etmez!. Hatta iştirak etmemekle de kalmaz, aynı zamanda itiraz da ederek der ki:

-Bana kalırsa ceza verilecek olan, evinde özel hayatını yaşayan o insanlar değil, sokakta onların mahremiyetlerini araştıran bizleriz!.. Hatta der, onlar evlerinde bir suç işlemişlerse biz sokakta onların özel hayatlarını tecessüs ederek üç suç birden işlemiş oluyoruz.

Bu itiraz karşısında irkilen Halife, düşünmeye başlar. Neden sonra sorusunu şöyle sorar:

– Ne türlü suç işlemiş oluyoruz biz burada bu halimizle?

Danışmanı düşündüklerini tereddüt etmeden açık seçik şöyle sıralar:

-Allahu Azimüşşan, Hucurat Sûresi’ndeki ayetinde, “Zan ile hüküm vermekten kaçının!.” buyurdu. Biz ise gözümüzle görmediğimiz halde zan ile hüküm veriyoruz.

– ‘İnsanların ayıplarını araştırıp da ilan etmeyin!’ buyuruyor, biz ise evlerindeki gizli hallerini açığa çıkarıp ilan ederek cezalandırmak istiyoruz.

3- ‘Birbirinizin gıybetini yapmayın!’ buyuruyor. Biz gecenin bu saatinde hem zan ile hüküm veriyor hem evinin içindeki gizli ayıplarını meydana çıkarmak istiyor, hem de burada gıybetlerini yapıyoruz!. İşte bunlardan dolayı aslında cezalık işi biz yapıyoruz, ev sahibi değil ey Müminlerin Emiri!..

Kararlarını hep istişare ile veren koca Halife, danışmanından gelen bu açık seçik istişari görüşleri dinledikten sonra bir müddet sessiz sedasız olduğu yerde bekler.. En sonunda elini, doğru sözlü danışmanına uzatarak tarihi kararını şöyle verir:

– Ey Abdurrahman der, tut şu elimden de bir an evvel buradan uzaklaşalım; yoksa ev sahipleri dışarı çıkar da bizi bu halde görürlerse, gerçekten de biz onlara değil, onlar bize ceza isteyebilirler!

Oradan hızla uzaklaşırken kendisini yanlış düşünce ve karardan kurtaran istişare arkadaşı danışmanına duyduğu memnuniyetini şöyle ifade eder:

– Kendi düşüncesini danışmanına sormak, doğrusunu duyunca da inat etmeyip hemen kabul etmek ne güzel bir istişare anlayışıdır. Hem yanlış düşünmekten hem de yanlışı uygulamaktan kurtuluyor yönetici, düşündüğü doğruyu açıkça söyleyen danışmanı sayesinde! Allah samimi yöneticiyi böyle samimi danışmanlardan hiçbir zaman mahrum eylemesin!

-Ne dersiniz?.. Dünyaya adalet dağıtan Halife Hz. Ömer’in danışmanından dinlediği doğruları hemen kabul etme örneğinden bizlere de mesaj var mı? Deve devrinden füze çağına verilen bu açık istişare örneğine bugün dünden daha fazla muhtaç değil miyiz? Biz her şeyi kendimiz biliyor, kimseye sorma gereği duymuyoruz demeye getirmiyoruz değil mi? Şayet böyle ise Halife Hz. Ömer Efendimiz gibi başarılı olmaya adayız demektir inşaallah…ahmetsahin.org

İSlamı yaşamak ve tanışmak

İSlamı yaşamak ve tanışmak sevgili kardeşlerimiz islami yaşamak önce bizim kuluk görevlerimimizin bir tanesinidir allah c c yaratıgı bir kul kendi dinin sahib çıkması lazım biz kendi dinimize sahip çıkmasak elin hiristiyanımı sahip çıkdın allah cc bizlere bu zamanda okadar nimetler sunduki bizler peygamberimizin ümmeti olarak yanlış yolda ilerlemekeden çekinmiyoruz.

iislam dinimizin zaten ane temellerinden bir tanesinisidir elhamdulilah ben müslüman demek ile müslüman olurmu olmaz allah c c verdigi emirlerini yerine getiremeyen bir müslüman mı olmak istiyoruz.

islam,islami,İSlamı yaşamak ve tanışmak,islami sohbet,ümmet,ümmetin zorlugu

Son Nefesimizde islam,islami sohbet,ile vere bilmek

Son Nefesimizde islam,islami sohbet,ile vere bilmek kardeşlerim son nefesimizde rabim bizleri kelimeyi şehaheded ederek almak nasip eylesin inş islama balı olan kullarından eylesin islami sohbet yapacak kularına nail eylesin dogru yolda olan kularından eylesin inş canlar

Son Nefesimizde islam,islami sohbet,ile vere bilmek,islam,islami,sohbet

İSLAMİ SOHBET,İSLAMİ SOHBET ODALARI,İSLAMİ CHAT KANALLARI

Türk halkını internetteki ahlaksız sitelerden ve aldatıcı arkadaşlık sitelerinden kurtarmak amacıyla açtığımız dini sohbet sitemiz islamisohbet ile Türkiye’deki yüzlerce insana hizmetler verdik. Misyonumuzu ve ciddiyetimizi yitirmeden Türk halkını hasretini çektiği sohbete bir adım daha yaklaştırmak için çok daha güçlü geliyoruz.

Amel Defteri Hakkında

Amel Defteri Hakkında

iSLam İnancına Göre Ahirette Görülecek Hesaba Esas Olmak Üzere Herkesin Bu Dünyadaki İnanları Ve Yapıp Ettiği Ameller Bir Belgeye Kayıt Edilmektedir.

Ameller Kireman Katibin Ve Hafaza Diye Anılan Melekler Tarafından Kayıt Altına ALınmaktadır.

Mahiyeti Bizce Bilinmeyen Bu Belgeye Amel Defteri Denilmektedir.

Küçük Büyük Demeden Her Şeyin Kaybedilebileceği Defterler Hesab Gününde Sahiplerine Verilip Okutulacak Herkes Dünyada Yaptıklarını Bu Belge Üzerinden Gösterilecektir [İsra 17/13-14]

Amel Defterleri Sahiplerine Veriliş Şekli Onların Cennetlik Yahut Cehennemlik Olduklarınıda Göstergersi Olacaktır.

Buda Göre:

Cennetliklerin Ashabı Yemin Belgeleri Sağ Taraftan {Hakka 96/25}

Cehennemliklerinkiler İse Ashabı Şimal Sol Taraftan Veya Arkadan Verilecektir

{Hakka 69/19}

Günahkarlar, Eyvah Bize Bu Nasıl Bir Kitaptır Ki,Küçük Büyük Bırakmadan Herşeyi Sayıp Dökmüş [Kehf 18/49] Diye Şaşkınlıklarını İfade Ederlerken İyiler İse Gelin Kitabımı Okuyun Çünkü Benim Hesabımla Karşılaşacağımı Zaten Biliyordum {Hakka 69/19-20}

Amel Defteri Hakkında,amel,amel nedir,amel defteri,amel defteri islami sohbet,din,dini bilgiler,islami makaleler,islami, sohbetler,amel defteri hakkında sohbetler,din bilgileri,nur sohbet