Batılı ilim adamlarının itirafı

İslamiyet’i bir vahşet olarak tanıtan batılıların yaptıkları vahşetler çoktur. Din namına yapılan Engizisyon zulümleri, Sent Bartelemi faciası ve buna benzer toplu öldürmeler, Hıristiyanların, mezhepleri farklı olan dindaşlarına ve diğer dinlere karşı gösterdikleri akıl ermez vahşetleri birer birer teşhir etmektedir. Müslüman idareciler arasında hiçbiri, hiçbir zaman Hıristiyanların yaptıkları gibi, zulümler yapmamıştır. İslamiyet’te hiçbir mahluka zulüm yapmak caiz değildir. Müslüman din adamları zulme mani olmuştur.

İngiliz ilim adamı Lord Davenport, Hazret-i Muhammed ve Kur’an-ı kerim adındaki kitabında diyor ki:

(Ahlak üzerinde son derece titizliğidir ki, Müslümanlığın az zamanda süratle yayılmasına sebep olmuştur. Müslümanlar, muharebede kılınca boyun eğmiş olan başka din adamlarını, daima af ile karşılamışlardır.

Juryo diyor ki:
Müslümanların Hıristiyanlara karşı davranışı ile, papalığın ve kralların Müslümanlara reva gördüğü muamele, asla birbirine benzetilemez. Mesela 1572 yılı Sent Bartelemi yortu günü, IX. Şarl ve Kraliçe Katerina’nın emri ile Paris ve civarında 60 bin Protestan öldürüldü. Böyle nice işkencelerde dökülen Hıristiyan kanları, Müslümanların harp meydanlarında döktükleri Hıristiyan kanlarından kat kat fazladır. Bunun içindir ki, birçok aldanmış insanı, İslamiyet’in, bir zulüm dini olduğu zannından kurtarmak gerekir. Papalığın vahşet ve yamyamlık derecesine varan işkenceleri yanında, Müslümanların gayrimüslimlere karşı davranışları, çok yumuşak olmuştur.

Chatfeld diyor ki:
(Müslümanlar, Hıristiyanlara karşı, Batılıların Müslümanlara karşı uyguladıkları gaddar muameleyi uygulasalardı, bugün Doğu’da tek Hıristiyan kalmazdı.)

İslamiyet, başka dinlerin hurafe ve şüpheler bataklığı ortasında, çiçek temizliği ile yükselmiş, akli ve fikri asaletin sembolü olmuş bir dindir.

İslamiyet, ilahlara insan kanı dökmek facia ve felaketinden beşeriyeti kurtardı. Bunun yerine, ibadeti ve sadakayı getirmekle, insanlara iyiliği emir etti. Sosyal adaletin temelini kurdu. Böylece, kanlı silahlara hacet bırakmadan dünyaya kolayca yayıldı. [İslam cihadı da bu demektir.]

İlim davasına Müslümanlar kadar bağlı ve saygılı hiç bir millet gelmemiştir denilebilir. Muhammed aleyhisselamın pek çok hadisleri, samimi bir ilim teşvikçisidir ve ilme saygı ile doludur. İslamiyet, ilme maldan daha çok kıymet vermiştir. Muhammed aleyhisselam, daima ilim öğrenmeyi ve yaymayı emretmiş, Eshabı da, bu yolda çalışmışlardır.

Bugünkü fen ve medeniyetin, eski ve yeni eserlerin ve edebiyatın koruyucuları, Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve Osmanlılar zamanındaki Müslümanlar olmuştur.)

Buraya kadar bazı parçalarını yazdığımız Davenport’un İngilizce kitabı, yabancılar tarafından piyasadan toplanarak, yok edilmek istenmiştir.

Arapların Müslüman oluşu
İslamiyet’ten önce Arabistan çölünde oturanlar, yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Birçok putlara taparlardı. İlkel bir hayat sürerlerdi. Kız çocuklarını diri diri gömmek gibi âdetleri vardı. Bu yarımada, bir yol üzerinde olmadığı için, ne Büyük İskenderler, ne Persler, ne Romalılar Araplarla hiç uğraşmamış, birçok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların yanından geçmemişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zulümleri, hilekârlıkları Araplara bulaşmadı.

İşte böyle aciz, zavallı, fakat saf ve temiz olan bir kavim, onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dini sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, harikulâde [olağanüstü] bir gayret ile 30 yıl içinde, şarkta Türkistan, Hindistan; batıda İspanya olmak üzere akla hayret veren çok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir.

İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen birçok şey keşfetmişlerdir.

İlim, fen, tıp ve edebiyatta en yüksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile Endülüs üniversitelerinde okuyor, dünyanın her tarafından koşup gelenler, bu üniversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.

O zamanın Avrupa’sından bahseden John W. Drapper gibi tarafsız bir tarihçi, Avrupa’nın manevi inkişafı ismindeki eserinde şöyle demektedir:

(O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hıristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hıristiyan dininin başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya’ya gelen Araplar, önce onlara yıkanmasını öğrettiler. Sonra, onların üzerindeki parça parça olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını çıkararak, temiz, güzel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar yaptılar. Onları okuttular. Üniversiteler kurdular. Hıristiyan tarihçiler İslam’a karşı olan kinlerinden ötürü, bu hakikati gizlemeye çalışmakta, Avrupa’nın medeniyette Müslümanlara ne kadar borçlu olduğunu bir türlü itiraf edememektedirler.)

30 yıl içinde bir vahşi kavmi, hem de küçük bir insan topluluğunu, dünyanın en muazzam, en medeni, en yüksek ahlaklı, en yüksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet hâline getirmek, herhangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu, ancak Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber efendimizin mucizesidir.

Allah bize niye yardım etmiyor,Dini Sohbet,islami sohbet

Sual: Doğru din bizimki ise, neden Allah bize kâfirlere karşı güç vermiyor?
CEVAP
Doğru din elbette İslamiyet’tir, önce bunu anlatalım. Sonra da Allahü teâlâ niye bize yardım etmiyor, onu bildirelim.

Allahü teâlânın gönderdiği her din, kendisinden önce gelen dini nesh etmiş, yani değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştiren ve dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hiç değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bugün, Allahü teâlânın sevdiği, beğendiği din de, İslam dinidir. Beş âyet-i kerime meali şöyledir:

(Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

(Allah indinde hak din ancak İslam’dır.) [Al-i İmran 19]

(İslam’dan başka din arayanın bulacağı din asla kabul edilmez.) [Al-i İmran 85]

(Allah; resulünü, hidayet ve hak din İslamiyetle gönderdi. İslamı, diğer dinlere üstün kıldı.) [Feth 28]

(Müşrikler istemese de, İslam dinini diğer bütün dinlerden üstün kılmak için resulünü Kur’an ve İslam dini ile birlikte gönderen Allahü teâlâdır.) [Saf 9]

Bela ve nimetin gelişi
Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten, her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Cenab-ı Hak, hiç kimseye, sebepsiz bela göndermez. Bir âyet-i kerime meali:
(Bir millet, kendini bozmadıkça, Allah onların hallerini değiştirmez.) [Rad 11]

Dinimiz, insanlara daima çalışmak, aklını doğru kullanmak, her türlü yeniliği öğrenmek, başarmak için her türlü meşru çareye başvurmayı emretmektedir. Hiçbir şey yapmadan, çalışmadan, öğrenmeden ve bilmeden yan gelip yatarak beklemek büyük günahtır. Bir âyet-i kerime meali:
(İnsana, ancak dünyada çalışarak yaptığı işler fayda verir.) [Necm 39]

Dinimiz çalışarak kazanmayı emretmektedir. Din büyükleri buyuruyor ki:
Çalışın, kazanın! Çalışmadan rızk beklemeyin! Allahü teâlâ gökten para yağdırmaz. (Hazret-i Ömer)

Çalış, kazan! Çalışmayıp muhtaç olanın dini ve aklı noksandır. (Hazret-i Lokman Hakim)

Her gün sabahtan akşama kadar camide ibadet edip, Allahü teâlâ benim rızkımı nereden olsa gönderir, diyen kimse, cahildir. İslamiyet’ten haberi yoktur. (Ahmed bin Hanbel)

Dinimiz, dünya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, bütün yeni keşifleri öğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir.

İslami ilimler iki kısımdır: Din ve Fen bilgileri. Din bilgilerini öğrenip yapmak, her Müslümana Farz-ı ayndır. Fen bilgilerinden gerekenleri yalnız bu işte meşgul olanların öğrenip yapmaları Farz-ı kifayedir. Bu iki farzı yerine getiren millet, muhakkak ilerler, medeni olur. Bir âyet-i kerime meali:
(Ahiret nimetlerini isteyene ahiret nimetlerini, dünya nimetlerini isteyene de dünya nimetlerini veririz.) [Şura 20]

İstemek laf ile olmaz. Sebebe yapışmak, yani çalışmak gerekir. Allahü teâlâ, Müslüman olsun, olmasın, beğendiği gibi çalışan herkese, vereceğini bildiriyor. Avrupa, Amerika, Japonya böyle çalıştıkları için dünya nimetlerine kavuşuyorlar. Ortaçağdaki Müslümanlar, böyle çalıştıkları için, medeniyet rehberi olmuşlardır. Abbasilerin ve Osmanlıların son zamanlarında, iç ve dış düşmanların tesirleriyle, fen bilgilerini öğrenmekten ve öğretmekten, fen ve sanat üzerinde çalışmaktan mahrum edildiler. Bu sebeple muazzam devletleri çöktü.

İslamiyet’in hükümleri şifası kesin ilaç gibidir. Kim içerse, yani tatbik ederse faydasını görür. İnanarak içenler ahirette de faydasını görürler. İnanmadan içerse sadece dünyada görür.

Allah indinde hak din ancak İslam’dır. Ancak, dinimiz hak diye, Allahü teâlânın çalışmayana yardım etmesi gerekmez. Âdet-i ilahi böyle değildir. Onun âdeti, her şeyi sebep ile yaratmaktır. İnsanların iradelerini de, bunların iyi ve kötü işlerini yaratmaya sebep kılmıştır. Buna rağmen, Allahü teâlâ imanın, Müslümanın, Müslümanlığın kıymetini sebepsiz gösterseydi, yani her insan açıkça görseydi, o zaman imtihanın önemi kalmazdı. İnananları hiç sıkıntıya sokmasaydı; imanlarının nurları belli olsaydı, o vâkit bütün insanlar inanır, imtihana gerek kalmazdı. Böyle bir iman ise, Allahü teâlânın katında makbul değildir. Zira, bu insanlar gayba değil, gördüklerine ve kendi menfaatlerine iman etmiş olurlardı.

Aracı kullanmak,Dini Sohbet,islami sohbet

Sual: Vehhabilerin etkisinde kalan bazı kimseler, (Dua ederken aracı kullanmayın! Resulullah’ın, evliyanın hürmetine demeyin, direkt Allah’tan isteyin! Aracı kullanmak, Fatiha suresindeki (Yalnız benden isteyin) âyetine zıttır ve şirktir) diyorlar. Peygamber efendimizin hürmetine istemek neden şirk oluyor?
CEVAP
Hiçbir İslam âlimi, o şekilde dua etmenin şirk olduğunu bildirmemiş; aksine, caiz, hatta daha iyi olduğunu bildirmişlerdir. Abdülaziz-i Dehlevi hazretleri Fatiha suresinin tefsirinde buyuruyor ki:
Birisinden yardım istenirken, yalnız Allahü teâlâya güvenilip, o kulun Allah’ın yardımına mazhar olduğu, Allahü teâlânın her şeyi sebeple yarattığı, onun da bir sebep olduğu düşünülürse caiz olur. Enbiya ve Evliya da, böyle düşünerek başkasından yardım istemiştir. Böyle yardım istemek, Allahü teâlâdan istemek olur. (Tahkik-ul-hakkıl-mübin)

Vehhabilerin tabiriyle, Peygamber efendimiz de aracı kullanmış ve aracı kullanılmasını tavsiye etmiştir. Gazalarda ve sıkıntılı anlarda da, muhacirlerin fakirleri hürmetine dua ederdi. Yani aracı kullanırdı. (Taberani, Ebu Nuaym)

Yine Resulullahın bir duası şu mealdedir:
(Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İbni Mace]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Çölde yalnız kalan, bir şey kaybederse, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin!” desin; [aracı kullansın] çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani]

Hazret-i Âdem, çok dua ettiyse de kabul olmadı. Aracı kullanarak, yani Peygamber efendimizi vesile ederek, Onun hürmeti için dua edince duası kabul oldu. Allahü teâlâ, (Ya Âdem! Habibimin ismiyle her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı seni yaratmazdım) buyurdu. (Beyheki)

Şefaat, aracılık demektir. Âhirette, Peygamberler, âlimler, şehidler ve daha niceleri şefaat edeceklerdir. Günahkârlar şefaat isteyecekler ve şefaatçiler [aracılar] vesilesiyle kurtulacaklardır. Bu husus, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle açıkça bildirilmiştir.

cocuklara nasıl bir egitim vere biliriz

sevgigili murat kardeşimizin sordugu soru,cocuklara nasil egitim vere bilinir nasil onu basarili yapa bilirim.

esselamun aleykum öncelikle merhametli olmak lazım DEGERLİ KARDEŞLERİM KONUMUZA GİRLİM İNŞ.

Çocuğa zorlamadan kazandırılan nezaket kuralları, toplum tarafından onay görür. Onay gören çocuğun aidiyet duygusu artar, özgüven duygusu gelişir.
Çocuğa nezaket eğitimi nasıl verilmeli? Toplum hayatında insan ilişkileri önemli bir yer tutar. Nezaketi, inceliği, tabiatının bir gereği haline getiren; önce kendisine sonra da karşısındakine saygılı olmasını bilen insanların, ihtiyaçlarını daha kolay temin edecekleri ve daha çok mutlu olacakları açıktır. Kimi zaman bir teşekkür, kimi zaman bir çiçek, hallolması zor birçok meselenin üstesinden gelebilir.
Geleceğe uzanan çizgide çocuklarımızın edepli, nazik hanımefendiler ve beyefendiler olması için aile içi ilişkilerde eşler arası uyum, nezaket ve çocuğa yaklaşım tarzı büyük önem arz etmektedir. Nezaket kurallarının birçok tezahürü var. Onları burada sayacak değiliz. Ancak aile içi ilişkilerde incelik ve samimiyetin topluma yayılacağı mukadderdir. Özellikle okulöncesi dönemde ailelerin çocukların bilinçaltı müktesebatına kazandırması gereken birtakım nezaket kuralları vardır.
Çocuğa nezaket kuralları ve saygı eğitimi nasıl verilmeli? İşte yapılması gerekenler:
1- Yetişkinler iyi bir model olmalı Edebin ilk muallimleri anne-baba olduğu için ebeveynler öncelikle birbirine karşı edepli ve nazik olmalılar. Bu nedenle çocuğunuz, eşinize karşı saygılı olduğunuzu görsün ve bunu hissetsin. Hayatın akışı içerisinde zaman zaman eşler arasında tartışmalar çıkabilir. Burada eşler birbirini çocuğa şikâyet ederek, çocuğu hakem tayin etmemelidir. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da çocuk tartışmaya şahit olmuşsa aynı konunun çözümlendiğine de şahit olması gerekir. Sözgelimi tartışma çocuğun önünde olup çözüm yatak odasında olmamalıdır.
2- Nezaket, saygı aile içinde de olmalı Ebeveyni tarafından kibar davranılan çocukların görgü kurallarını öğrenmeleri daha kolay olur. Kimi yetişkinler sosyal kabul için aile ortamının dışında nazik ve kibar olurken maalesef aile içerisinde aynı nezaket ve inceliği göstermiyorlar. Dışarıdaki insanlara “teşekkür ederim”, “lütfen” gibi ifadeleri nasıl kullanıyorsanız aynı ifadeleri çocuğunuza hitap ederken de dilinizden düşürmemelisiniz. Ayrıca çocuklar zaman zaman çevresindekilerce, “hadi şu amcaya bir küfret” gibi ifadelerle argoya zorlanabilmektedir. Ebeveynler, bu tür ortamların oluşmasına izin vermemeli ve aile içerisinde “lan, hişt…” gibi kelimelere perhiz getirmelidirler.
3- Erken yaşlardan başlayarak eğitim Bebeklik döneminden başlayarak yumuşak dokunuşlar ve nazik kelimelerle çocuk öğrenmeye başlar. Örnek olarak çocuğunuz canınızı acıtacak şekilde elleriyle saçınızı çektiğinde ona bağırmayın. Bunun yerine, çocuğun yumruğunu yavaşça gevşeterek ve sakin bir şekilde “bunu yapmak yok”, “nazik ol” gibi ifadelerle çocuk eğitilebilir.
Çocuğun bu tür davranışlarına sesinizi yükselterek tepki verdiğiniz zaman çocuk ürker ve korkar. Bundan sonraki davranışlarında ürkek, korkak ve stresli durumlar gözlenebilir. Çocuğa aile içerisinde yaşına göre provalarla zorlamadan aşağıda sıralanan konular işlenmelidir. Tanışma nasıl olur? Çocuğunuzun kendi cümleleriyle kendini tanıtmasını sağlayabilirsiniz. (2 yaşından sonra) Nasıl selam verilir ve teşekkür edilir? (Çocuğun konuşmaya başlamasıyla birlikte öğretilebilir.) Bu yaşta çocuk selamın anlamını çok bilmese de bu davranışıyla toplumda sosyal kabul görür. Bu da çocuğun hem özgüven gelişimini destekler hem de bu davranışlar çocuğun tabiatının bir yanı haline gelir. Neden ve nasıl özür dilenir? (3 yaşından itibaren işlenebilir.) Sofra adabı nasıl olmalıdır? (3 yaşından itibaren işlenebilir.) Misafir karşılama ve uğurlama nasıl olmalıdır? (4 yaşından itibaren işlenebilir.) Kapı çalma şekli nasıl olmalıdır? (3 yaşından itibaren işlenebilir.)
4- Baskı yapmayın, çocuğunuzu bir başkasıyla karşılaştırmayın Çocuğunuzu topluluk önünde kibar davranma konusunda utandırmayın. Bu tür davranışlar çocuğunuzun kendisine ve size karşı saygısını zedeler. Kızgınlık ve öfke duygusundan başka bir işe de yaramaz. Görgü kuralları baş başa sakin bir ortamda öğretilmelidir. İlla ki bir şeyler söylenecekse çocuğu nazikçe bir kenara alarak, utandırmadan ifade edilmelidir.
5- Sınırlarınızı kontrol edebilir Çocuğunuzun özellikle 4-6 yaşları arasında muziplikleri artar ve inat davranışlarıyla sizi kışkırtır. Bu durum çocuğun gelişiminde bir süreçtir. Çocuk bu tür davranışlarıyla sizin disiplin sınırlarınızı kontrol ederek kişiliğini oluşturmakta, sınırları ve yasakları öğrenmektedir.
Çocuğun bu sınırları ve yasakları öğrenmesi sizin tavırlarınıza bağlıdır. Çocuğun muzipliklerini ve kışkırtmalarını gülerek karşılarsanız ve bu tür davranışlarını zekâsına bağlarsanız, çocuk kendi karakter sınırlarını gamsız, saygısız, aşırı rahat tavırlarla belirler. Çocuğun bu davranışlarını tam tersi, katı disiplin ve şiddetle karşılarsanız bu defa da katı itaat kültürüyle yetişmiş, kendine güvenmeyen ve hakkını aramaktan çekinen, saygı ve itaatte sosyal sınırların ne olduğunu ayırt edemeyen kişilikler olmaktadırlar. Uygun olan yaklaşım, anne-baba ortak tavırla, kıvamında bir otorite ile çocuğa, yanlış olan ve yapmaması gereken davranışlarla doğru olan ve yapması gereken davranışları fark ettirmektir.
6- İyi davranışlarını takdir edin Çocuğa beklentilerinizi ifade ederken neleri yapmamalarını değil, neleri yapmalarını istediğinizi söyleyin ve iyi davranışlarını takdir edin. Örnek olarak; “Ellerinle yemek yeme yerine, lütfen çatalı kullanır mısın? Çatalını ne kadar kibar tutuyorsun. Yemeğini kendi önünden yemen ne kadar güzel” gibi ifadeler çocuğunuzu nazik davranışlar için yüreklendirir Zaman

Farz etmek,Dini Sohbet

Sual: (Farz etmek ifadesini kullanmak, mesela, “Farz et ki geldim” demek caiz değildir, çünkü bir şeyi farz etmek Allah’a mahsustur) deniyor. Doğru mu bu?
CEVAP
Farz ayrı, farz etmek ayrıdır. Farz etmek, bir deyimdir. Varsaymak yani olmadığı hâlde öyle olduğunu düşünmek demektir. Farz etmek yerine faraza veya farz-ı muhal tabirleri de kullanılır. Bu da, aslında imkânsız olanı varsaymak demektir.

Din kitaplarında farz etmek ifadesi çok kullanılmıştır. Birkaç örnek verelim:

1- Dört zevce, dokuz kız, altı cedde bulunduğunu farz edersek, zevceler sekizde bir alıp, geriye yedi hisse kalır. (S. Ebediyye)

2- Büyük bir zatın kabrini ziyaret eden, ona rabıta ederse, yani dünya işlerini hiç düşünmeyip, kalbine hiçbir şey getirmeyip, o zatın ruhunu, his organlarıyla anlaşılamayan bir nur farz ederek, bunu kalbinde bulundurursa, o ruhtan, kendi kalbine bir şeyler akmağa başlar. (S. Ebediyye)

3- Bir kimsenin dayısı ve amcasının oğlu olsa, bunun nafakasını, dayısı verecektir, çünkü bu kimse kadın farz edilirse, dayısı mahremdir. (S. Ebediyye)

4- Bugün, ecelin geldiğini, bir gün daha müsaade etmeleri için yalvardığını, sızladığını ve sana, bir gün bağışladıklarını ve şimdi o günde bulunduğunu farz et! (Kıyamet ve Ahiret)

5- Âlemin yaratıcısının hâşâ iki olduğu farz olunsa, onlardan biri, bir kişinin kalkmasını dilediği anda, diğerinin de, bu kişinin oturmasını dilediğini farz edelim. (Cevap Veremedi)

6- Hürriyetine kavuşarak, erkekler arasında çalışan kadınlardan güzel olmayanların düşkünlüğü ve kendini güzelleştirmek için her sabah ayna karşısında uğraşanların bitkinliği bir yana, geri kalanlarında bulunduğu farz edilen, daha doğrusu hiç bulunmadığı hâlde, kraldan ziyade kralcı erkekler tarafından var diye savunulan bu hürriyetin ve istiklalin doğru mânası, kadınların, aile teşkil etmek, evlat yetiştirmek, evini düzenlemek gibi meziyetlerden ve tabiî kabiliyetlerinden uzaklaşarak, erkeklerin sert, sıkıntılı hayatına karışmaları, kocaya varmak ihtiyacından kurtularak, bekâr erkekler gibi yahut evindeki zevcesine bağlı olmayan ahlak düşkünleri gibi olmaları demektir. (F. Bilgiler)

7- Rüyada görülen elemin, eğer faraza hakikati varsa, dünyevi elemler kısmındandır. (Kıymetsiz Yazılar)