Ümmet ve İmamet

BÜTÜN Müslümanların tek bir Ümmet olmaları gerekir. Bir Müslümana “Sen hangi topluluğa mensupsun?” sorusu yöneltildiğinde “Ben elhamdülillah İslam Ümmetindenim” cevabını vermelidir.

Müslümanların etnik kimlikleri olabilir. Türk, Kürt, Arap, Çerkes… Müslümanlar çeşit çeşit diller konuşabilir… Müslümanların farklı tarafları olabilir ama birinci ve temel mensubiyet İslam Ümmetidir.

Kendisinde Ümmet şuuru(=bilinci) olmayan Müslüman eksik bir Müslümandır.

İslam dini ırkçılığı, bölücülüğü, menfi kavmiyetçiliği yasaklamıştır.

Kendisinde cemaat, hizip, fırka, tarikat, sekt asabiyeti var ama Ümmet şuuru yok, böylesi tam ve gerçek Müslüman değildir.

Ümmet’in başında ehliyetli, liyakatli, dirayetli, kiyasetli, muktedir bir İmam-ı Kebir bulunması ve bütün Müslümanların bu muhterem zata biat ve itaat etmesi gerekir.

Resulullah Efendimiz (Salat ve selam olsun ona) “Zamanındaki İmam’a biat etmeden ölen kimse sanki cahiliyet ölümüyle ölmüş olur” buyurarak Müslümanları uyarmıştır.

İslamda din ve dünya ayırımı yoktur.

Uyanık, olgun, şuurlu Müslüman İmama bağlı olmamasının üzüntüsünü çeker.

Müslümanların ileri gelenleri Ümmetin başına geçecek bir İmam aramak, bulmak ve ona biat etmekle yükümlüdür. Bunu yapmazlarsa sorumlu olur, vebal altında kalırlar.

İmam veya halifeler ikiye ayrılır: Gerçek imam, sûrî imam.

Şeriata aykırı işler yapmaması ve kendisinde bozuk inançlar bulunmaması şartıyla sûrî imama da biat ve itaat edilir.

Son gerçek İmam, Sultan Abdülhamid’tir.

Ondan sonra gelen Sultan Reşad ve Sultan Vahidüddin, İttihad Terakki çetesinin, dinsiz Jön Türklerin, Dönmelerin ve Masonların gölgesinde kaldıkları için sûrî imamlardır.

Son Halife, bir tür ruhanî liderdi ama yine de İslamı ve Müslümanları temsil ediyordu, hiç halife olmamasından iyiydi.

Hilafet 1924’te kaldırılmıştır.

Sultan Vahidüddin 1926’da İtalyada San Remo şehrinde, Halife Abdülmecid bin Abdülaziz 1944’te Pariste vefat etti.

İslam dünyası şu anda başsız vaziyettedir ve param parçadır, pek perişandır. Ümmet birliği bitmiş, İslam dünyası bir sürü ulusal devlete, hizbe, fırkaya, diktatörlüğe, vesayet rejimine ayrılmıştır.

İmâmet veya Hilafet boşluğu İslam dünyasına kaos, anarşi ve zaaf getirmiştir.

Hilafetin kaldırılmasının Lozan’ın gizli protokollerinde yazılı olduğu iddia edilmektedir.

Müslümanların başsız olmaları çok büyük bir felaket ve hezimet sebebidir.

İslam dünyasındaki millî devletler, krallıklar=saltanatlar Hilafet istemezler.

Bid’atçi cemaatler ve sektler Hilafet istemezler.

Siyonistler ve Haçlılar istemezler.

Emperyalistler ve sömürgeciler istemezler.

Münafıklar Hilafet istemezler.

Dönmeler ve Pakraduniler istemezler.

Devlet içinde devlet gibi ve holdinge yapılı büyük cemaatler Hilafet istemezler.

İslam dünyasındaki kaos ve anarşi ancak İmametle ve Ümmet teşkilatı ile giderilebilir.

Bütün mü’minlere ve Müslimlere Hilafet şuuru aşılanmalıdır.

Hilafet konusunda en büyük tehlike Siyonistlerin, Haçlıların, ABD’nin, Kriptoların Müslümanların başına emr-i vaki ile fantoş bir Halife müsveddesi getirmeleridir. Böyle bir şey gerçekten büyük felaket olur.

İslam dünyasında şu anda Halife, İmam-ı Kebir olabilecek ehliyet ve liyakatte bir kimse var mıdır?

İnşallah bir buçuk milyar Müslüman içinden böyle bir kimse çıkar.

Müslümanların gelecekleri, başlarına bir İmam-ı Kebir seçip Ümmetleşmezlerse çok karanlıktır.

İlim, irfan, hikmet, yüksek kültür sahibi ehliyetli bir Halife Ümmete nasihat edecek, onları doğru yolu gösterecektir.

Böyle bir Halife Allahın tevfikine nail olacak, Resulullahın (Salat ve selam olsun ona) ruhaniyetinin gölgesinde bulunacaktır.

Müslümanlar ehliyetli bir İmama biat ve itaat edip de Ümmet haline gelmezlerse kurtulamazlar.

(İkinci yazı)

Alâmet bir Gemi

KÜÇÜK veya büyük bir gemide yolculuk yapan kimselerin, binmiş oldukları gemi ile bazı sorular sormaları, ona ait bazı sağlam bilgilere sahip olmaları gerekir.

Siz “yemîn” istikametine gitmek istiyorsunuz, gemi ise “şimale” gidiyor…

Şimale doğru hızla, bata çıka yol alan çok uzun, Keşti-i Nuh gibi büyük bir geminin ön ucundan (burnundan) arka tarafına doğru yürümüş olsanız, göreceli olarak yemîn istikametine gitmiş olursunuz ama, gemi şimale gittiği için bunun bir kıymeti olmaz.

Üzerinde hayat yolculuğu yaptığınız geminin sistemini veya düzenini mutlaka bilmelisiniz.

Bu gemi bir İslam gemisi midir?

Bu gemi bir Hıristiyan gemisi midir?

Bu gemi bir Yahudi gemisi midir?

Bu gemi laik bir gemi midir?

Geminin sistemi Laik midir, Laikçi midir?

Gemide büyük sayıda tayfa ve yolcu bulunmaktadır. Bu gemide adalet ve güvenlik var mıdır?

Yolcu ve tayfaya dağıtılan yemekler, içecekler sağlıklı mıdır?

Halkının çoğunluğunun Müslüman olduğu bu gemide yolculara haber verilmeden evcil ve yaban domuzu, eşek eti yedirilmekte midir?

Gemide bankacılık, ticaret, sanayi işleri yapılmaktadır. Bunlar meşru ve helal şekilde mi yapılıyor, yoksa içlerine haram karışıyor mu?

Gemi nüfusunun yarısı kadın ve kız. Bunlara saygı gösteriliyor mu? Gemide namus, iffet ve şeref var mı? Seks azgınlıkları teşvik mi ediliyor, bastırılıyor mu?

Gemide yasal, gizli veya yarı gizli seks ticareti ve seks köleliği var mı?

Geminin çoğunluğunu oluşturan Müslümanların, çok uzun yolculuk esnasında çocuklarını kendi dinlerine ve imanlarına uygun şekilde yetiştirecek bir eğitim sistemi var mı?

Gemide âsâyiş, huzur, dirlik düzen, rahat ve saadet var mı?

Yolcuların işte bunlar gibi bir yığın soruyu sormaları ve cevap aramaları gerekir.

Geminin yolcu ve tayfasının ezici çoğunluğu Müslüman olduğuna göre, seyir istikametinin Yemîn olması gerekir.

Gemide Müslümanlar için din, iman, inandığı gibi yaşamak, eğitim hürriyeti olması gerekir.

Geminin güvenliğine, İslamî ölçü ve nizamlar dairesinde dikkat edilmesi gerekir.

Geminin, uluslararası sularda herhangi başka bir gemi ile çarpışmaması için tedbirler alınmalıdır.

Titanic gibi batmaması için buzdağlarından korunmalıdır.

Geminin her yerindeki direklerde hoparlörler varmış ve günde beş kez ezan okunuyormuş, öyleyse gemi ve gidişat iyiymiş… Böyle konuşanlara güvensinler mi yolcular?

Doğrusu bu gemi hepimizi çok yakından ilgilendiriyor.

Geminin doğru dürüst bakımı yapılıyor mu?

Gemide adalet, güvenlik ve huzur sağlanıyor mu?

Geminin bir bölümünde otuz yıl boyunca çarpışmalar olmuş, ya gemi batarsa, batırılırsa?

Gemi hikmetle=bilgelikle idare ediliyor mu?

Gemide birtakım acayip iki kimlikli zümreler var.

Gemi çok büyük… Gemi bir alamet… Gemi zaman ve tarih denizinde yol alıyor…

Geminin içinde casuslar var, civarında ise su sathında periskoplar görülüyor.

Geminin çok lüks lokantalarında tabağı 269 TL’ye yemek yeniyor.

Geminin halkı bölünmüş… Müslümanlar yekun olarak çoğunlukta ama bin parçaya ve fırkaya ayrılmışlar.

Gemide müthiş bir faiz sektörü var.

Gemide genelevler var, vesikalı seks köleleri çalışıyor.

Gemide kumar, gemide her çeşit günah ve eğlence var.

Yolcuların bir kısmı ibadet ederken, üstteki lüks salonlarda mutlu bir azınlık gel keyfim gel, oh kekah fısk u fücur içinde yaşıyor.

Ufukta üçüncü dünya savaşının fırtınaları…

Geminin etrafı dev köpek balıkları ve deniz canavarları ile sarılmış.

Geminin stadyumlarında futbol maçları yapıldığı zaman takım holiganlarının tezahüratı tekneyi tir tir titretiyor.

Gerçekten bir alamet olan bu gemi nereye gidiyor?

Allahı Anmak

Allahı Anmak

{Ey iman edenler! Allah’i çokça anin.

Ve O’nu sabah aksam tesbih edin.

Sizleri karanliklardan aydinliga çikarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur ve O, müminlere çok merhametlidir.}

[Ahzab,33 41/43]

Allah,Gönderdiği İlahi Emirler Vasıtasıyla,Bizi Karanlıktan Aydınlığa Çıkarmış,Bize Doğru Yolu Göstermiştir.

Bütün Bunlara Rağmen Yine de Biz,Kulluk Vazifemizi Tam Olarak Yerine Getiremeyiz.

Bu Durumda Bile O, Bize Merhamet Eder Ve Bizi Bağışlar.

Çünkü O, Müminlere karşı Çok Merhametlidir.

Ayrıca Sürekli Olarak Onun Emrine İtiaat Eden Melekleri de, O’nun Emrine Uyarak Bizim Bağışlanmamızı O’ndan Niyaz Ederler.

Ayetteki Sabah,Akşam Tesbih Etmeyi:

Sabah Ve Akşam Namazlarını Kılmak,İnsanların Uykuda Olduğu Gece Vakitlerinde Allah’ı Zikretmek Ve Gece- Gündüz Bütün Gün,Her İşimizde Rabbimizi Hatırlamak Şeklinde Anlayabiliriz.

Allahı Anmak,allah,allah teala,rabbimizi anmak,allah cc anmak,alemlerin rabbini anmak,dini sohbet,dini bilgiler,dini makaleler,islami makaleler,islamiyet,islami sohbet

SeLam Ve Dua İle

Kalp Huzuru

Kalp Huzuru

Günümüzde İnsanların Ruh Ve Beden Sağlını Tehdit Eden Stres,Yalnızlaşma,Ümitsizlik Ve Korkuların Önemli Sebeblerinden Birisi,İnsanın Madde Dünyasında Tutuklu Kalıp,İman Ve Maneviyatın Huzur Ve Rahatlık Bahşeden Geniş Ufkundan Mahrym Olmasıdır.

Hiç Bir Beşerin Giremeyeceği,Müdahale Edemeyeceği İnsan İle Kalbinin Arasına Allah Müdahale Edebilir:

İnanç, Bilgi Ve Duyguların Değişmesini Sağlayabilir.

Bu Sebeble Kullar, Allah’a Sığınmalıdır:

Peygamber Efendimizin Şu Duası Çokça Hatırlanmalıdır.

{Ey Durumları Değiştiren,Kalpleri Evirip Çeviren Allahım! Halimi Ve Gönlümü Güzelleştir}

[Ahmed B. Hanbel,Müsned IV 182 VI91]

{Temiz Bir Kalp Olarak Dilimizi Çeviren} {Kalb-i Selim} Şu Manalarda Yorumlanmıştır:

Şirk Ve Şüpheden Arınmış, İman Esaslarına Samimiyetle İnanmış, Manen Sağlıklı:

Mal Ve Evlat Sahibi Olduğu İçin Şımarmayan Bir Kalptir.

Kalplerin Huzur Bulması Ve Manevi Olarak Temizlenmesinin Yolunu,Bize Cenab-ı Allah Kur’an’da Şöyle Gösteriyor:

{Onlar, iman etmis ve kalbleri Allah zikriyle yatismis olanlardir. Evet, iyi bilin ki, kalbler Allah’in zikri ile yatisir}

[Rad 13/28]

Kalp Huzuru,kalp,huzur,dinimiz ve kalp huzuru,islam ve kalp huzuru,islamiyet,dini bilgiler,islami bilgiler,dini makaleler,islami makaleler,islami sohbet,islami sohbetler

SeLam Ve Dua İle

Yalnız Kuran İle Amel Edilebilirmi

Yalnız Kuran İle Amel Edilebilirmi?

Günümüzde Bazı ehliyetsiz insanları görüyoruz ki, yalnız Kur’an-ı Kerim’in getirdiği İlâhî hükümleri kabul edip, dinimizin diğer temel kaynakları olan Sünnet, İcma ve Kıyas’ı Kabul Etmiyorlar.

Amaçları ise, İnsanların itikadını bozmak ve saptırmaktan ibarettir.

Bunlar, Kur’an’ı tek mezhep kabul edip, sünnet-i Peygamberiyeyi ve İslâm’ın diğer delillerini hafife alırken, işlerine gelen hadisleri kabul edip, gelmeyenleri reddederler.

Şuurlu Müslümanları Kandıramadıkları gibi takdir de göremezler, buna hakları da yoktur

Malumdur ki, Müslümanlar Kur’an-ı Kerim’de nazil olan İlâhî hükümlere inanıp onlara uymaya mecbur oldukları gibi, hadislerle buyrulan dinî hükümleri de kabul etmeye mecburdurlar.

Bunlar, asırlardan beri tefsir, hadis, fıkıh ve diğer sahalarda yazılmış olan, bütün ilim ve fikir ehlinin takdirini kazanan çok kıymetli eserleri hiç dikkate almazlar.

Evet, Kur’an-ı Azimüşşan’ın gölgesine sığınarak yanlış yönlendirmede bulunan bir kimse, hiç olmazsa şunu bilmelidir ki, bir Müslüman ne kadar bilgisiz de olsa Kur’an’ı Azimüşşan’ın Allah kelamı olduğununa katiyyen şüphe ve tereddütü olmadığı gibi, sünnet-i seniyyenin de İslâm’ın ikinci bir delili ve dayanak noktası olduğunu kesin olarak bilir ve öyle de inanır

O halde, “İslâm dininin esası yalnız Kur’an’dır, biz yalnız onda olan hükümler ile amel ederiz, onun haram dediğine haram, helal dediğine helal deriz” diyerek sünneti dikkate almamak, ona kıymet vermemek, Peygamberimiz (asv)’in değerini ve görevini idrak etmemektir.

Kur’an’ı tebliğ eden ve en başta tefsir eden O’dur

Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır:

“Bana Kur’an-ı Kerim ve onunla birlikte, bir onun kadarı daha (yani sünnet) verildi.”

Başka bir hadis-i şerifte de, “Bir kişiye, koltuğuna yaslanmışken hadisim ulaşır da, ‘Aramızda Allah’ın kitabı var, ondaki helali helal, haramı da haram sayarız.’ derse (bilsin ki) Resûllullah ‘ın haram kıldığı da Allah ‘ım haram kıldığı gibidir.” buyurulmuştur.

Ulemanın bir kısmı şöyle der: Sünnetin getirdiği her hükmün, uzak veya yakın, Kur’an’da aslı vardır.

Sünnet, sonuçta Kur’ana’a ulaştırır.

Onun öz halinde anlattığını açıklar, anlaşılmayan konuları ise açığa kavuşturur

Şatıbî, Kur’an ile yetinme fikrine sahip olanların sünnetten ayrılan nasipsiz kişiler olduğunu söyledikten sonra, “Bid’at ehlinden bir çoğu hadisi terk edip Allah’ın kitabını yanlış yorumlayarak hem kendileri sapıttı, hem de başkalarını sapıttırdılar.” der.

“Muhakkak ki, O zikri (Kur’an’ı) biz indirdik biz, şüphesiz O’nun hıfzedicisi de biziz.” âyeti ile bu iki esastan Kur’an-ı Azimüşşan’ın lâfızları gibi manalarını da muhafaza etmeyi garanti altına almıştır. İslâm alimleri buradaki korumanın Kur’an’ı olduğu gibi sünneti de kapsadığını beyan etmişlerdir.

Bu âyet-i kerime Kur’an’ın tefsir ve izahı mahiyetinde olan Peygamberimiz (asv)’in sünnet ve hadislerini de yani “Biz sana Kur’an’ı, insanlara indirilen hükümleri beyan etmen için indirdik.” âyeti ile teminat altına almıştır.

Çünkü âyette bildirilen “beyan” Kur’an’ın manasındandır. Bu beyan ise ancak Peygamberimiz (asv)’in sünnet ve hadisleri ile olur.

Resûlullah’ın size getirdiklerine yapışınız. O’nun size yasak ettiği şeylerden de uzak olunuz. Allah’dan korkunuz. Çünkü Allah’ın vereceği ceza ağırdır.”(Haşr, 59/7)

Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri tefsirinde bu âyete şöyle meal verir:

“Peygamber size her ne verdiyse onu alın, almayın dediğini almayın, yapmayın dediğini yapmayın ve Allah’dan korkun da Allah’ın ve Peygamber (asv)’in emirlerine karşı gelmekten ve birbirinizin hakkını yemekten, devlete hıyanet eylemekten sakının….”

Şu hale göre Kur’an sünnetsiz, sünnet de Kur’ansız düşünülemez. Bunlardan birini ihmal etmek, İslâm dinini anlamamaktan doğan bir hastalıktır ve bir dalalettir.

Tabiri caiz ise Kur’an bir güneş ise sünnet-i seniyye onun ziyasıdır. Birisi için diğeri feda edilmez.

Evet, nasıl Cenâb-ı Hakk, hafızlar ile Kur’an’ı hıfz(muhafaza)etmişse, İslâm alimlerinin vasıtası ile de sünnet ve hadisleri muhafaza etmiştir

Yalnız Kuran İle Amel Edilebilirmi,yalnız kuran diyenler,islami sohbet,kuran dini sohbet,yalnız kuran diyenler dini sohbet,islami makaleler,dini makaleler,islamiyet,islamisohbetler,

SeLam Ve Dua İle

Rabbin İçin Feda Etmek

Rabbin İçin Feda Etmek

mân ile küfür birbirlerine KARŞIT olduğu gibi, âhiret de, dünyânın KARŞITTIR.

Zıt Kutuplar Gibidirler

Dünyâ ve âhiret bir araya Gelmez getirilemez.

Âhireti kazanmak için, dünyâyı yani harâmları terk etmek Bırakmak lâzımdır.

Dünyâyı terk etmek, 2 türlü olur:

Birisi, bütün harâm olan şeylerle berâber, mubâhları da yani günâh olmayan lezzetlerin çoğunu da bırakıp, yaşamak için zarûrî olan miktârını kullanmaktır.

Yani tembel ve işsiz olarak oturup da, dünyânın zevk, keyif ve eğlencelerine dalmak yolunu bırakarak, her türlü zevk ve lezzetinden vazgeçip, bütün zamânını, ibâdet ile, Müslümânların rahatları, İslâm dînini bilmeyenlerin doğru yola kavuşmaları için lâzım olan ilmî ve teknik üsûlleri, vâsıtaları, en ileri, en üstün şekilde yapmakla ve kullanmakla geçirmek, durmadan çalışmaktır.

Dünyâ zevkini böyle çalışmakta aramak ve bulmaktır.

Eshâb-ı kirâmın hepsi ve büyüklerimizin çoğu, böyle idi. Dünyâyı, bu şekilde terk etmek, çok faydalıdır. Bundan maksat, İslâmiyetin emrettiği şeyleri yapmak için, bütün râhatı ve zevkleri fedâ etmektir.

Dünyâyı terk etmenin ikincisi, dünyâda harâm ve şüpheli şeylerden kaçıp mubâhları kullanmaktır. Bu kısım da, âhir zamânda, çok kıymetlidir.

İmâm-ı a’zam Ebû Hanife hazretleri, kırk sene, yatsı namâzının abdesti ile sabâh namâzı kıldığı, yatsı namazından sonra uyumadığı, Mevdû’ât-ül-ulûm, Dürr-ül-muhtâr ve başka kitaplarda senetleri ile birlikte yazılıdır.

Bu büyüklerin hanımları da, kendileri gibi, Allahü teâlâya ibâdet etmeyi, Onun dînine hizmet etmeyi zevk edinmişler, kendi haklarını ve zevklerini, Allah yolunda fedâ etmişlerdi.

Eshâb-ı kirâmın hepsi de, hanımlarının arzû ve izinleri ile, Allahü teâlânın dînini yaymak için uzak yerlere cihâda gitmişler, çoğu şehîd olup geri dönmemişlerdir.

Hanımları da, bu sevaplara ortak oldukları için sevinmişlerdir…

Eshâb-ı kiramın, İslâmiyeti kuvvetlendirmek, insanların en iyisine yardım etmek, İslâmiyyeti yükseltmek için, bütün mallarını fedâ ettikleri ve Resûlullah efendimize olan aşırı sevgileri uğrunda aşîretlerini, kabîlelerini, evlâtlarını, hanımlarını, vatanlarını, evlerini, sularını, tarlalarını, ağaçlarını terk ve fedâ ettikleri, Resûlullah efendimizi kendi cânlarından çok sevdikleri kitaplarda yazılıdır.

Tavus bin Keysân hazretleri, hacca gittiklerinde karşılaştıkları bir hâdiseyi şöyle anlatır:

“Hacca gitmiştim. Yanımda bir de çocuk vardı. Binecek bir hayvanı ve yiyecek bir şeyi yoktu. Kendisine;

-Ey çocuk, senin yiyeceğin var mı? diye sordum. Çocuk cevaben;

-En iyi yiyecek takvâdır. Kerîmlerin evine giderken yiyecek götürmek uygun değildir dedi.

Daha sonra ihramlarımızı kuşanıp ve kafile ile beraber Lebbeyk dediğimiz halde, çocuk söylemiyordu.

Yine kendisine;

-Niçin lebbeyk söylemiyorsun dedim. Cevabında;

-Ret cevâbını duymamak için dedi.

Bu söz üzerine çok ağladım ve kendi kendime dedim ki:

‘Bu çocuk ret olunmaktan korkarsa, biz ret olunur, kabûl edilmezsek hâlimiz nice olur?’

Minaya kurban kesmek için gittik. Kafile olarak kurbanlarımızı kestik, fakat çocuk kesmedi ve;

-Ey benim Allahım!

Herkes kurbanlarını kesiyor.

Benim kurban kesecek hiçbir malım yok.

Ancak, bu küçük vücûdumu senin rızân için kurban etmek istiyorum, lütfen kabûl buyurur musun Allahım! diyerek ağlıyordu. Nitekim bir şiirde şöyle deniyordu:

Canım kurbân ederek, sana kavuşmak isterim.
Bir can için söz etmeye senden hayâ ederim.

Bir değil yüz canımı sana fedâ ederim.
Allahım rızân için, canımı terk ederim.

Çocuk, Kelime-i şehâdet getirerek canını, cânâna teslim etti. Annesi hâdiseyi öğrenince, çok üzülüp ağladı. O anda bir ses duyuldu:

‘Ey Hâtun! Senin çocuğun, benim rızâma kavuşmak için canını fedâ etmek istedi. Kabûl ettim. Eğer istersen seninkini de kabûl ederim’ diyordu…”

Sonuç olarak bir mü’min, dünyâyı değil âhireti tercih eder, yüzünü âhirete çevirirse, yaptığı her şeyi, Allahü teâlâ ve Onun rızâsı için yapar, nefsi için, bir şey yapmaz.

Çünkü bu hâle kavuşan mü’minler, nefislerini ve nefislerinin isteklerini, Allahü teâlâ için fedâ etmişlerdir. Zira eshâb-ı kirâm, Peygamber efendimizin uğruna mallarını, cânlarını fedâ etmiş, mevkilerini, şöhret ve itibârlarını, Onun için terk etmişlerdi

Rabbin İçin Feda Etmek,allah,allah için feda etmek,islami makaleler,dini makaleler,dini sohbet,dinisohbetler,din,islamiyet,islami sohbet

SeLam Ve Dua ile

iSLam Nasıl Bir Dindir

SLam Nasıl Bir Dindir

İslam Dini İnsanlık İçn Dünya Ve Ahiret Saadetini Temin Etmek Üzere Gönderilmiştir.

Bu Yüce Dininin Evrensel Niteliklerinden Birisi de Kolaylık Dini Olmasıdır.

Onun Gayesi İnsanların İç Ve Dış Dünyalarının Saflığına Sadeliğini Berraklığını Korumaktır.

{Allah Size Kolaylık Diler Zorluk Dilemez} [Bakara 185]

{Allah Size Herhangi Bir Güçlük Çıkarmak İstemez}[Maide 6] Ayetleri İslam Dininde Kolaylık Prensibinin Asıl Olduğu Vurgulanmaktadır.

Hemen Her Konuda Olduğu Gibi Peygamber Efendimiz Dinin Kolaylık Prensibini Hayata Geçirmek Konusunda da En İyi Örnektir.

Bir Hadisi Şeriflerinde:

{Muhakkak Ki Din Kolaylıktır} [Nesai İman 28] Buyurmaktadır.

Bir Başka Hadisinde {Bu Din Kolaylık Dinidir. Kimse Dini Geçmeye Çalışmasın Başaramaz Yine de Yapamadığı Eksikleri Kalır Ve Üstünlük Dinde Kalır {Buhari İman 29} Buyurarak.

Allah’ın Beyan Etmiş Olduğı Sınırları Aşmamayı Müminlere Hatırlatmış Ve Dinin Zorluklar Dini Değil Kolaylıklar Dini Olduğunu Dile Getirmiştir.

Aişe Validemiz Der ki:

{Rasulullah İki Şey Arasında Muayyer/Serbest Bırakıldığında Günah Olmadığı Sürece Mutlaka En Kolayını Seçerdi.

Günah oLursa Bundan En Uzak İnsan oLurdu.

{Müslim Sahih Fedail 20}

iSLam Nasıl Bir Dindir,din,islam dini,islamiyet,dinimiz nasıl bir dindir,dini sohbet islam nasıl bir dindir,dini sohbet

SeLam Ve Dua İle