Allah’ın Hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerdir

Allah’ın Hükmüyle Hükmetmeyenler kafirlerdir

İslam Devletinde Yalnız Allah-u Teâlâ’nın Hükümleriyle Hükmedilir İslam devletinin en belirgin özelliği orada Allah-u Teâlâ’nın kanunlarının hakim olmasıdır. İslam devletinin bu kanunlardan zerre kadar taviz vermesi düşünülemez. Zira Allah-u Teâlâ’nın kanunlarından taviz veren bir devlet İslam olma özelliğini kaybetmiştir.

Müslüman devlet kurulur kurulmaz Allah-u Teâlâ’nın yasakladığı her şeyi yasaklaması, emrettiği her şeyi de emretmesi gerekir. İslam devleti; insanlar bu hükümleri kaldıramaz diye İslami hükümleri tedrici olarak uygulama sahasına koyamaz. Bu iddia iki yönden batıldır. Birincisi: Allah-u Teâlâ’nın kanunları selim fıtrata en uygun olan ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret gününde mutluluğa erdirecek olan yegane hayat sistemidir. Hal böyle iken beşeri arzu ve isteklerden kaynaklanan ve insanları hem bu dünyada hem de ahiret gününde hüsrana sürükleyecek olan kanunlar nasıl olur da Allah-u Teâlâ’nın kanunlarına tercih edilebilir.

Zaten böyle bir tutum Allah’a iman ile de bağdaşmaz.

Zira İslam’a göre Allah’a iman; yerde ve gökte hakimiyeti yalnız Allah’a has kılmayı da şart kılar.

Ayrıca böyle bir iddia; insanların koymuş olduğu kanunlar Allah-u Teâlâ’nın koyduğu kanunlardan daha üstündür ve insan fıtratına daha uygundur manasına geleceğinden böyle bir inanç İslam düşüncesiyle taban tabana zıttır. İkincisi: Allah-u Teâlâ’nın kesin haram kıldığı şeyler bilinir bilinmez hemen tatbik edilmesi gerekir. Bu haramları tedrici olarak yasaklamak insanlara verilmiş bir hak olmayıp bu yalnız Allah’a has bir yetkidir. Allah dilediği şeyi dilediği şekilde haram kılma yetkisine sahiptir. O bir şeyi dilerse hemen, dilerse tedrici olarak haram kılabilir. Fakat insanoğlu için durum böyle değildir.

Müslümanların şer’i konularda son hüküm gelir gelmez onu hemen tatbik etmeleri gerekir. Zira bu yapılmazsa yani Allah-u Teâlâ’nın yasakladığı veya emrettiği şeyler hemen tatbik edilmezse, bu durumda ya Allah-u Teâlâ’nın haram kıldığı bir şey helalleştirilmiş olur veya helal kıldığı bir şey haramlaştırılmış olur ki; bu açık bir küfürdür. Böyle bir tutum içinde bulunan bir devletin de İslamlığından asla söz edilemez. Bu konunun ehemmiyetini çok iyi bilen Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem Medine’de ilk İslam devletini kurar kurmaz ilk önce, bu devlet içinde yaşayan Müslüman olsun, yahudi olsun herkesin Allah ve Rasûlü’nün hükmüne uyması gerektiğini ve o devlette geçerli tek hüküm kaynağının Allah ve Rasûlü’nün hükmü olduğunu bildirmiştir.

Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in yahudi ve diğer Medinelilerle yapmış olduğu anlaşmada bu şartı açık olarak görmekteyiz.

Anlaşmada şöyle denmektedir;

“Bu sahifeyi kabul edenler arasında kavga ve anlaşmazlık çıkarsa çözüm için müracaat Allah-u Teâlâ ve Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e dir.” Zamanımızda bazı devletler:

“Biz İslam kanunlarını yavaş yavaş, alıştıra alıştıra tatbik edeceğiz” iddiasında bulunmaktalar.

Bu devletler ve bu devletleri idare eden yöneticiler, Allah-u Teâlâ’nın kanunlarını tam olarak tatbik etmedikleri müddetçe, ne kadar İslam iddiasında bulunurlarsa bulunsunlar Müslüman olamazlar. Çünkü bir yerde Allah-u Teâlâ’nın kanunları tatbik edilmiyorsa orada tağutun kanunları tatbik edilmektedir.

Tağutun kanunlarını tatbik eden bir devletin veya yöneticilerin niyeti ne olursa olsun hükümleri küfürdür ve onların Müslümanlığından söz edilemez.

Onlar tamamıyla Allah-u Teâlâ’nın hükmünü tatbik etmedikçe o devletin üzerinden ve o devleti yöneten idarecilerin üzerinden küfür damgası asla kalkmaz.Allah’ın Hükmüyle, hükmetmeyenler ,zalimlerdir ,Allahın hükmü , dini sohbet , zalimler,islami sohbet,nur sohbet

Tevbe

Tevbe

Hidayete Tabi olanlara Selam olsun

Estağfirullah ve etûbu ileyh (Allah’dan mağfiret diler ve O’na tevbe ederim)

Rasululla h SallAllah u Aleyhi Ve Sellem şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’a tevbe edin. Ben, günde yüz kere muhakkak tevbe ederim. (Müslim)

Kişi işlediği küfürden tevbe ettiğinde, Allah (c.c) dilerse affeder dilerse affetmez. Bu yüzden yaptığımız ameller boşa gitmesin diye çok titiz davranmamız gerekiyor.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Bu ümmetin şirki karanlık bir gecede dümdüz bir kayanın üzerinde yürüyen siyah bir karıncanın ayak sesinden daha gizlidir.”

Bunun üzerine Ebu Bekir radiyAllahu anh Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem’e:

“Bundan nasıl kurtulabiliriz?” dedi.

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem:

“Şu duayı okursan ondan kurtulursun:

“Allah’ım! Bildiğim şeylerde şirk koşmaktan sana sığınırım. Bilmediğim şirkten de senin affını dilerim” de.” buyurdu. (Hakim, Ebi hatim sahih senedle rivayet etti)

Ve şunu hiçbir zaman unutmayın:herzaman İlim öğrenin İslami İlimleri öğrendikçe hatalardan,küfür ve şirkten uzak durursunuz;ama İlmi terk ederseniz,Allah korusun kendinizi bir anda uçurumda sürüklemiş görürsünüz İlimsiz iman olmaz Nasıl bir evi yaptığında temelini yerleştirirsin aynı şekilde ilim öğrenerek İmanınızı kuvvetlendirirsiniz ve İmanınız Allah’ın izni ile yıkılmaz. Sakın ilimleri terk etmeyin Allah’ın yolunu bulmak isteyenler daima yararlı islami ilimleri okusun ve onları amel etsin.

Kıtlık anında hz Aişe’ye yapılan şikayet ve sonrası!(TEVESSÜL

İmâm Hafız Dârimî (v. 255/869), “Sünen” adlı eserinde “Allah’ın (celle celâluhû) Peygamberimize vefatından sonra verdikleri” başlığıyla açmış olduğu babta şöyle demiştir: “Ebû Nûman, Said b. Zeyd’ten, o, Amr b. Mâlik en-Nekri’den, o da Ebû’l-Cevza Evs b. Abdullah’tan şunu rivâyet etmiştir:

“Bir ara Medine’ye çok şiddetli bir kıtlık isabet etmişti. Herkes durumdan, Hazreti Âişe’ye şikâyetçi olmuşlardı. Bunun üzerine Hazreti Âişe: “Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in kabrine gidin ve gökyüzü ile arasında bir engel kalmayacak şekilde çatısına bir pencere açın” diye tâlimat vermişti. Gidip aynen dediğini yaptık. Akabinde otlar yetişip, hayvanlar semizleşinceye kadar yağmur yağmıştı. Hayvanlardan bol bol yağ temin ettiğimiz için bu seneyi “yağ veren yıl” olarak anmaya başlamıştık.”

[Dârimî,sayfa 277 no.93; İbnü’l-Cevzî, el-Vefa (1534); Darimî, es-Sünen I, 56; Suyutî, Hasâis, II, 280; Nebhanî, Huccetullah, s.1090; Zürkanî, Şerhu’l-Mevahib, VIII, 801; Zübeydî, Tacu’l-Arus, XIII, 388; İbn Esir, en-Nihâye, III, 409; Behcetü’l-Mehafil, II, 129; Aliyyu’l-Karî, Mirkat, X, 290; Mişkatu’l-Mesabih, (5950); Mevahibu’l-Leduniye, II, 365; Cem’ü’l-Fevaid, (2086); Şevahidu’l-Hak, s.160; İbn Teymiye, Ziyaretu’l-Kubur, s. 32; İbn Merzuk, Berâatu’l-Eşarî, s. 357; Gımarî, İrgam, s. 24; İsmail b. Mahfuz, Mesaf, s. 187; Elbanî, Tevessul, s.178.]

———————

Elbanî bu hadiste zayıf dediği Said b. Zeyd’in bulunduğu başka bir hadiste Said b. Zeyd’in hakkında şunları söylemiştir:
“Hadisin isnadı hasendir. Ravilerinden hepsi de güvenilirdir. Said b. Zeyd hakkında söz söylenmiştir. Ama bu, onun hadisini hasen derecesinden aşağı düşürmez. İbnü’l-Kayyim de hadisin isnadının ceyyid olduğunu söylemiştir.”
[Elbanî, İrvau’l-Galil, V, 338.]

Hafız b. Hacer “Takrib”de, hadisin râvîlerinden Ebû Said Zeyd ve Amr b. Mâlik için “Güvenilir ama vehimlidir” ifâdelerini kullanmıştır.
Hadis âlimleri, İbn Hacer’in “güvenilir ama vehimli” ifadesinin, râvînin zayıf değil de, güvenilir ve sika olduğuna delalet eden ifâdelerden olduğunu belirtmişlerdir. “Tedribü’r-Râvî” de böyle zikredilmiştir
Buharî, (et-Tarihu’l-Kebir, III. 472), İmam İcli (Tarihu’s-Sikât s;184), Ebû Cafer ed-Darimî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Züra, İbn Hibbân, İbn Sa’d ve başkaları. Kim o başkaları? Mesela bazı sözde selefilerin sandığı gibi İbn Main onu zayıf değil, bizzat kendi eserinde Said b. Zeyd’i sika görmüştür[İbn Main, Tarih, II.199-Zehebî, Kaif I. 361]

Bu açık beyan karşısında Ukaylî’nin (v. 323/934) İbn Maîn onun hakkında “zayıftır” dediğine dair naklettiği bilgi[bkz: Duafâ, II, 105, 106] doğru olmasa gerekir. Eseri tahkik ederek neşreden Kal’acî da dip notta, Saîd b. Zeyd’in sika olduğunu, Nesaî dışındaki Kütüb-i Sitte müelliflerinin onun hadisleri tahriç ettiklerini söyler.

Elbani bu hadisi zayiflatma cabasindaki diger bir girisimide şöyledir:
Arîm diye bilinen Ebû’n-Nu’man Muhammed b. el-Fadl güvenilir bir ravi olsa da, ömrünün sonunda ihtilata uğramıştır. Bu haberi Darimî’nin ihtilat öncesi mi, sonrası mı, Arîm’den dinlediği bilinmemektedir.
[Elbanî, Tevessul, s. 140-141, Tercemesi s. 178-179.]

Hadisin senedinde adı geçen Ebû Nu’man, “Arim” lakaplı Muhammad b. Fazl olup, Buhârî’nin hocalarındandır. Hafız, “Takrib” adlı eserinde onun için: Sika/güvenilirdir. Fakat ömrünün sonlarına doğru bu hali değişmiştir” demektedir.

İbnu’s-Salah; Buharî ve Zühlî gibi muhaddislerin, Arîm’den aldıkları rivayetlerin ihtilattan öncesine aid olması gerektiğini laydetmektedir
[İbn Salah, Ulumu’l-Hadis, s. 356.]

Zehebî, İbn Hibbân’ın; “Arîm, ömrünün sonunda ihtilata uğradı ve ne rivayet ettiğini bilmeyecek kadar tegayyüre maruz kaldı. Bundan dolayı da, rivayetleri içinde çok sayıda münker hadis vardır…” şeklindeki sözlerini şöyle reddeder: “İbn Hibbân, ravi Arîm için hiçbir münker hadis gösterememiştir. Peki, nerede kaldı onun iddiası?!”
[Zehebî, Mizan, VI, 298; Leknevî, er-Re’fu ve’t-Tekmil, s. 279]

Zehebî, Ruvvatü’s-Sükati’l-Mutekellim’de der ki: “Arîm güvenilirdir, hüccettir. Sonradan ihtilata uğradı ise de, bunda zarar yoktur. Zira ihtilattan sonra söyledikleri bilinmiştir.”
[Zehebî, Ruvvatu’s-Sukati’l-Mutekellim, I, 162.]

Darakutnî ise: “Arîm’in ihtilatından sonra münker bir hadisi ortaya çıkmamıştır, o güvenilir bir ravidir”
[ Zehebî, Mizan, VI, 298; Tehzibu’t-Tehzib, IX, 358; Kitabu’l-Muhtelitin, I, 117; Zehebî, Tezkiratu’l-Huffaz, I, 301; Ebû Abdullah es-Salihî, et-Tabâkat, II, 35.]

el-A’laî de, İbn Hibbân’ın, Arîm hakkındaki sözlerine şöyle itiraz eder; “…Bu haddi aşmak ve aşırı gitmektir! Buharî, Ahmed b. Hanbel, Abd b. Humeyd ve birçok insan Arim’den hadis rivayet etmiş, Müslim onunla huccet getirmiştir. Darakutnî’nin; “İhtilatından sonra Arîm’in münker hadisi çıkmamıştır. O güvenilirdir” demesi, İbn Hibbân’ın sözünü reddetmektedir.”
[el-Alaî, Kitabu’l-Muhtelitin, I, 117.]

Kaldı ki Elbanî, hakkında ihtilaf edilen (muhtelifun fih) bir ravinin bulunduğu bir hadis için: “Hasen olması muhtemeldir’ diyebilmektedir
[Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha, IV, 354. senedi hakkında ihtilaf edilen İsa b. Cariye’nin bulunduğu hadis için aynı ifadeyi kulanır.]

Buyuk alim Meragi diyorki: Medineliler kitlik oldugu zaman kabri serifin bir tarafindan bir delik acmayi adet edindiler.

Buna ilavet Semhudi diyorki: Bugun bile boyle bir seyle karsilastiklari zaman,turbenin mubarek yüzü tarafina gelen kapisini acarlar ve orada toplanirlar.
[zeyni dehlan,degerli inciler, sayfa 62-63]

Bazıları bu rivayetin Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’ya kadar gelen ama Peygamberimize kadar dayanağı olmayan ‘mevkuf’ bir rivayet olduğunu iddia etmişlerdir. Bu rivayette anlatılanlar, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’nın kendi görüşü olsa bile şu bilinmelidir ki Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ- alim olmasıyla şöhret bulmuş biridir. Bunun yanında söylediği bu amelin sahabenin diğer büyük âlimleri önünde gerçekleştirmiş olmalıdır. Bu rivayet ‘Mevkuf’ kabul edilse bile Hz. Ayşe, Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefatından sonra bile ümmetine acıyarak onlara şefaat ettiğini, kabrini ziyaret edip ondan şefaat isteyene şefaat edeceğini, uygulayarak bizlere göstermiştir. Bu delili burada görebilmek bizim için fazlasıyla yeterlidir.
Milleti küfür ve sapkınlıkla itham etme meraklılarının yaygaralarına bakacak olsak, Hz. Ayşe -radıyallâhu anhâ-’nın bu hareketini şirk olarak kabul etmek gerekecektir ki bu asla mümkün değildir. Zira ne Hz. Ayşe, ne de bu hadiseye şahit olan diğer sahabiler şirki bilmeyen insanlar değillerdi.[Mefahim]

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Selam aleyküm ey müminler hiç kendi kendinize sorduğunuz oldumu? niçin namaz kılıyorum yada niçin namaz kılayım ? ya da hiç çevreniz dekileri yargıladığınız oldumu içinizden niye bu insanlar namaz kılmıyor? gibi keşke herkez namaz kılsa diye hayeller kurdunuzmu? benim gibi,:(

Alay etmek,islami sohbet,dini sohbet

Alay etmek,islami sohbet,dini sohbet

Müslümanlarla alay edenlere karşı tavrımız nasıl olmalıdır.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Hindistan’daki İslam düşmanlarının azgınlarını görüyoruz. Müslümanlarla alay ediyorlar. Müslümanları kötülüyorlar. Ellerine fırsat geçerse, güçleri yeterse, Müslümanlara her işkenceyi yaparlar. Hatta hepsini öldürürler. Yahut onları dinden, imandan ayırırlar. İslam terbiyesini, ahlakını, hayasını, şerefini yok ederler. O halde, Müslümanların bu azgın kâfirlere uymamaları, bunlardan sakınmaları, bunlara aldanmamaları, bunun için Allahü teâlâdan haya etmeleri lazımdır. (Haya imandandır) buyuruldu. Müslüman olanın böyle çirkin işlerden sıkılması lazımdır. İslam düşmanlarını, Allah’ın emirleri ile alay edenleri, helale, harama aldırış etmeyenleri zararlı bilmelidir. Bunları aşağı tutmalıdır. Bunlara yardımı dokunan her hareketten sakınmalıdır.

Bir kimsenin Müslüman olmasına alamet, İslam düşmanlarını tanıması, onlara aldanmaması, sözlerini dinlememesidir. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde, Tevbe suresi 28. âyetinde kâfirlere Necs yani pis dedi. 95. âyetinde de Rics buyurdu. Rics de pis demektir. Bunun için, Müslümanların kendileri ile alay eden kâfirleri pis ve zararlı bilmeleri lazımdır. Böyle bilince, onlarla arkadaşlık yapmazlar, onları sevmezler, onlardan sakınırlar. Onlarla birlikte bulunmaktan nefret ederler. Böyle kâfirlerle meşveret etmek, işleri onlara danışıp onların sözü ile hareket etmek, bu din düşmanlarına kıymet vermek olur. Hem de, onları çok yükseltmek olur.

Onlardan yardım, şifa beklemek ve hele onlar vasıtası ile dua ve ibadet etmek boşuna uğraşmaktır. Mümin suresinin 50. âyetinde ve Rad suresinin 14. âyetinde mealen, (Kâfirlerin duaları ancak dalalettir) buyuruldu. Yani, İslam düşmanlarının duaları kabul olmaz, hiç fayda vermez. Kâfirler, papazlar vasıtası ile yapılan duaları Allahü teâlâ hiçbir zaman kabul etmez. Böyle duaların Müslümanlara faydası olmaz. Yalnız bu suretle o dinsizlere bir kıymet verilmiş olur. Onlar, dua ederken, putlarını, Allah’ın düşmanlarını araya korlar. Onlardan dua beklemenin kötülüğünün çirkinliğinin nereye kadar uzandığını, Müslümanlığın temelinden yıkılıp, kokusunun bile kalmayacağını buradan anlamalıdır.

Büyüklerden biri buyuruyor ki:
(Sizden biriniz divane olmadıkça, tam Müslüman olamazsınız). Burada (Divane olmak), İslamiyet’i yaymak için çalışmak, çabalamak ve bu arada kendi faydasını ve zararını hatırına bile getirmemek demektir. Müslümanlığa dokunmasın da, her ne olursa olsun, olmayan da olmasın! Yeter ki, Müslümanlığa bir zarar olmasın! Müslümanlık demek, Allahü teâlânın ve Onun Peygamberinin razı olduğu, beğendiği şeyler demektir. Allahü teâlânın razı olduğu şeyden daha kıymetli ne olabilir?) (C1, m.163)

Küfrü gerektiren sözler
Muteber kitaplarda buyuruluyor ki:
Küfre sebep olan bir sözü, tehdit edilmeden söyleyenin imanı gider. Çünkü her müslümanın bilmesi gereken şeyleri öğrenmesi farzdır. Bilmemesi özür olmaz, büyük günahtır. Küfre girenin önceki ibadetleri yok olur. Tevbe ederse, geri gelmez. Tevbe için yalnız kelime-i şehadet söylemek kâfi değildir, küfre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. (Berika, Hadika)

Burhaneddin-i Mergınani hazretleri, (Kur’an-ı kerimi teganni ile okuyan hâfıza, ne güzel okudun diyenin imanı gider. Tecdid-i iman ve tecdid-i nikah gerekir) buyurdu. (Dürr-ül-münteka)

Ebu Nasr-ı Debbusi hazretleri, Kadi Zahireddin-i Harezmi hazretlerinden naklen buyuruyor ki:
(Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi gören kimse, haram olduğuna inanarak veya inanmayarak, buna, ne güzel dese, o anda imanı gider. (Müjdeci Mek. 266)

Kâfirlerin ibadet olarak yaptıkları ve kâfirlik alameti olan ve İslamiyet’i inkâr etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapan ve kullanan kâfir olur. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi güldürmek için yapan da, kâfir olur. (Birgivi vasıyyetnamesi)

Zaruri olan ve tevatür ile bildirilmiş olan din bilgilerine inanmayan kâfir olur. İnanmamayı gösteren her söz, ister şaka olarak, isterse gönülden olmayarak olsun küfür olur. (Milel-nihal)

Küfre sebep olan bir işi yapmak küfür olur. Mesela beline, zünnar denilen papaz kuşağını bağlamak ve küfre mahsus şey giymek de böyledir. Bunları mizah için, başkalarını güldürmek için, şaka için kullanmak da küfre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez. (Berika)

Miftah-ül-cenne’de diyor ki
Filan müslüman benim gözümde yahudi gibidir demek küfürdür. Ahirette olacak şeylerle alay etmek küfürdür. Kabirdeki ve kıyametteki azaplara akla, fenne uygun değildir diyerek inanmamak, faiz helal olsaydı demek, İslam bilgilerini ve din âlimlerini aşağılamak da, küfürdür.

Akıllı, bilgili, edebiyatçı olduğunu göstermek için veya yanındakileri güldürmek, sevindirmek veya alay etmek için söylenen sözlerde küfre düşmekten çok korkmalıdır. Bir kimse, küçük günah işlese, buna tevbe et denildiğinde, (tevbe edecek bir şey yapmadım ki..) dese, kâfir olur.

(Filan şey, filan kimsede yoktur, varsa kâfir olayım) diye, yemin eylese, o şey, o kimsede olsun veya olmasın, o kimse, kâfir olayım dediği için küfre girmiştir. Kâfirlerin ibadetleri, İslamiyet’e uymayan işleri güzeldir demek de küfürdür.

Bir kadın, beline bir kara ip bağlasa, (bu nedir) deseler, (zünnardır) dese, kâfir olur. Nasrani olmak, yahudi olmaktan, [amerikan kâfiri olmak, komünist olmaktan] hayırlıdır demek küfürdür.

İlim meclisinde ne işim var veya din adamlarının sözü neye yarar demek küfür olur. Biri diğerine, gel fıkıh kitabını okuyalım dese, o da, (Ben ilmi ne yapayım) dese, ilmi hafife aldığı için kâfir olur. (Miftah-ül-cenne)

Dini Sohbet,Dini Chat,islami sohbet,islami chat