Seyyid Mevlana Muhammed Halid Zilan Hz – İslami Sohbet

İnsanları Hakk’a davet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakikî saadete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velilerin otuz beşincisidir. Şimdiki Batman iline bağlı Zilan köyünde doğmuştur. Doğum tarihi 1826 dır . Soy kütüğü Hazreti Hüseyin, Hazreti Fatıma ve Hazreti Ali yoluyla Resulüne ulaşan Hâlid-i Zilan Hazretleri “Seyyid” olup, ceylan derisi üzerine yazılı ve Osmanlı padişahlarının tasdiklerini havi şecerelerinin çok yakın tarihe kadar ellerinde bulunduğu bilinmektedir.

Bilindiği üzere, Resulü’nden dört halife döneminden sonra, Emeviler ve Abbasilerden bir kısım Ehl-i Beyt’e bütün Arabistan yarım adasını dar etmişler. Yezid’in emirliği ve Zalim Haccac’ın Hicaz eyalet valiliği döneminde ise Kerbela Faciası ve Medine katliamları ile tüm Arabistan’ı Ehl’i beyte yaşanılmaz bölge durumuna düşürülmüştür.

Bundan sonra peygamber evlatları, kendilerine sığınma hakkı tanıyan bölgeler arayışına çıktılar. Bunlardan biri kısmı Horasan’a Türkistan’a gidip yerleşirken, bir kısmı Güneydoğu Batman iline bağlı Gercüş ilçesinin Becirmen köyüne, bir kısmı Erciş ilçesi sınırları içerisinde bulunan Zilan yaylasına yerleştiler. Bir kısmıda Sason ilçesinin Yeni Çağlar köyüne gelip kaldılar, bu bölgeye de yine Zilan adı verilmektedir. Seyyid Hacı Zilanı Hazretleri işte bu Zilan’a yerleşen seyyidler zincirinden bir halkayı teşkil eder.

Tevahür derecesinde günümüze kadar ulaşan rivayetlere göre Yavuz Sultan Selim Han döneminde bu soylu aileyi, Zilan’da Seyyid Osman Efendi adında bir zat temsil etmektedir.

Yavuz Selim Han İran üzerine sefere çıktığında, yöreden gerçekten, Seyyid Osman Efendi ile görüşmek istediğini bildirmiş, halen Batman il sınırları içerisinde bulunan ve “Kaza Kürşi” diye anılan yerde buluşup uzun süre görüşmeler yapmışlardır.

Yavuz Sultan Selim han, Seyyid Osman efendi’ye hayli iltifatta bulunmuş Hazretin seyyidliğini dikkate alarak, ülkesinin istediği yerinde aşireti ile birlikte yerleşme imtiyazı tanımış, bütün vergi ve resmi mükellefiyetten muaf kılındıklarına dair eline birde ferman vererek kendisini kavmin ve bölgesinin Nakibul Eşrafı tayin etmiştir.

Bundan sonra bütün Osmanlı padişahlarının bu nezih aileyi saygıda kusur etmedikleri görülmüştür. Mevlana Seyyid şeyh Hâlid-i Zilan Hazretleri, Seyyid Osman efendi Hazretleri’nin on ikinci batında torunudur. Bu zatın evlatları zamanla büyük bir aşiret haline gelmişlerdir. Tarihi geçmişini birkaç satırla özetledikten sonra, Hâlid-i Zilan Hazretleri’nin hayat hikâyesine de kısaca göz atmak gerekir. Hazret, 19 Aralık 1954 yılında 128 yaşında Beşiride vefat ettiğine göre, 1826 yılında doğduğu da anlaşılmaktadır. Buna göre Mevlana Halid-i Bağdadi Zülcenaheyn zamanın büyük müceddidi güneşin batışı yeni bir güneşin bir müceddidin doğuşu yani Mevlana Seyyid Halid-i Zilanın doğuşu. Yani bir müceddid vefat eder bir müceddid doğar. Eger bir misal vermek istersek tarihten: İmamı Azam’ın vefatı İmamı Şafi nin 12 ay ana karnında bekleyip İmamı Azam’ın vefat ettiği gün dünyaya gelmesidir.

Hazret-i Sultan 7 yaşından 8 ve 10 yaşına kadar zilan da amcası Şeyh Muhammed Halidi Zilan da ve caminin imamında medresede okurken o küçük yasta olan hazreti sultan Peygamber(as) hadisine uyarak köyün çocuklarını toplayarak medreseye hatme ve teveccüh yapmıştır.Bu hadisin mahaline göre 7 ev 7 sokak 7 mahalle 7 belde faydalanır.Peygamber efendimiz(sav) buyuruyor ki;Yarın ahiret meydanında hatme teveccühünün ne kadar büyük olduğunu ümmetim görse sürünerek hatme ve teveccühe katılırdılar.O yasta bu hadise uyan hazreti sultan yeniçağlar köyü Zilan medresesinde talebeyken bir gün hocası ona toprak olan medrese damının silindir(banger) taşı ile sıkıştırmasını söylüyor.O esnada çok şiddetli bir yağmur yağıyordu.Oda yağmurdan korunmak için damın saçağı altında duruyor çok ağır taş kütlesinden olan bu bangerin kendiliğinden sanki çok güçlü bir kimse tarafından kullanılıyor gibi çok şiddetli bir şekilde gidip gelmekte.. Hocası talebelerden bir tanesine diyorki; Git Halid e söyle ıslanmasın insin aşağı Talebe yukarı çıkıyor Halid saçağın dibinde long taşı da gidip geliyor bunu gören talebe Şeyh Halid’in amcası olan Şeyh Muhammed in yanına gidiyor bu olayı Şeyh Muhammed e anlatıyor bunun üzerine Şeyh Muhammed in üstadı olan çok ünlü İslam Alimi ve Silsileyi Aliyyenin büyüklerinden zahiri ilim ve tasavvuf ilmini Kasım-i Al-Toğari’den almıştır. Hazreti Sultan Üstün kabiliyet ve zekaya sahip olduğundan; amcası kendi üstadı Kasım-i Al-Toğariye götürmüştür. Kasım-i Al-Toğari Hazretleri Genç Halid’e nazar ederek, tövbe verip amel ettirmeye başlamıştır ve Şeyh Muhammed Zilana dönerek “ben ihtiyarladım, bu evladımı üstadım Hasan-i Nurani’nin okuduğu Molla Halil-i Si’ridî Hazretlerinin medresesine gönder” buyurmuştur. Bu emir üzerine Molla Halil-i Si’ridî ‘nin o tarihteki Medresesinde (şimdiki üniversite) okumaya başladı. Birçok yetişen âlimlerle imtihan edilerek başarılı bir şekilde eğitimini tamamlamıştır. Birçok Arvasi âlimleri ve Halid-i Zibari Hazretleri ile çok mülakatlar yapmış ve kimse bu mülakata erişememiştir.

Molla Halil Si’ridî’nin yazdığı kıymetli eserlerinden: 1) Tefsîrü Tabsırat-il-Kulûb fî Kelâmi Allâm-il-Guyûb, 2) Tefsîrun Âhar ilâ Sûret-il-Kehf, 3) Diyâü Kalb-il-Arûf, 4) Şerhun alâ Manzûmet-iş-Şâtıbî fit-Tecvîd, 5) Mahsûl-ül-Mevâhib-il-Ehadiyyeti fil-Hasâisi veş-Şemâil-il-Ahmediyye, 6) Te’sîsü Kavâid-il-Akâid alâ mâ Sahha min Ehl-iz-Zâhir vel-Bâtın min-el-Avâid, 7) Mulahhas-ül-Kavâtı’ vez-Zevâcir, Kitâbün fî Usûl-il-Fıkh-iş-Şâfiî, 9) Kitâbün fî Usûl-il-Hadîs, 10) Zübdetü Mâfî Fetâv-el-Hadîs, 11) Muhtasar-u Şerh-is-Sudûr fî Şerh-il-Mevti veAhvâl-il-Kubûr, 12) Minhâc-üs-Sünne fî Ahvâl-is-Sûfiyye: Manzum bir eserdir. 13) Nebzetün min-el-Mevâhib-il-Medeniyyeti fiş-Şathiyyâti vel-Vahdet-iz-Zâtiyyeti, 14) Nehc-ül-Enâm fil-Akâid: Manzûmdur. 15) Şerhun alâ Kasîdet-il-Hemziyye, 16) Risâletün fil-Ma’fuvvât, 17) Ezhâr-ül-Gusûn min Me’kûlâtı Erbâb-il-Fünûn, 18) El-Kâmûs-üs-Sânî fin-Nahvi ves-Sarfi vel-Me’ânî, 19) Risâletün fî İlm-il-Mantık, 20) Risâletün fil-Mecâz vel-İstiâre, 21) Risâletün fî Âdâb-il-Bahs vel-Münâzara: Manzumdur. 22) Risâletün fil-Vad’, 23) El-Mantûk-uz-Zümrüdiyye Nazmu Telhîs-il-Miftâh, adlı eserleri ezberlemiş, tahsil etmiş, 24) Manzûmun fî Mevlid-in-Nebiyyi. Eserini okumamıştır.

Molla Halil-i Sii’rdi Hazretlerinin yazdığı bu 24 eserin 23 tanesini tahsil ederek ezberlemiştir. Hazret-i Sultan 21 yaşında Zilan Köyüne geri gelir (bugünkü ismi Yeniçağlar Köyü) burada çiftçilik etmeye başlar. Çift sürmek üzere öküzlerle birlikte tarlada iken öküzün hal dilini dinledi. Orda hayvanlar bu işi yapasın diye seni yaratmadı. Bu söz üzerine büyük bi dikkat çeker kendisine.

Hazreti Sultan bu arada yine ilme devam eder. Bu süreçte Delail-ul Hayrat ismiyle bilinen Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin üzerinde büyük bir çalışma yaparak Delail-ul Hayrat’ı tamamlayıp İlahi sırlara nâil oldu. Hazreti Sultan bu yaşlarda -ü Teala’nın lütuf ve ihsanına kavuşarak ilimde mücazi oldu. Levh-i Mahfuz Hazreti Sultan’a bu yaşta gösterildi. Genç yaşta olmasına rağmen pek çok âlim müşküllerini Hazreti Sultana gelip sorarlar idi. Zira O, -ü Teala’nın izni ile bu yaşta âlim olmuştu. Yanına gelen büyük âlimler O’nu görünce kendilerini “Deryada Bir Damla Su Gibi” görürlerdi.

Bunu gören amcası Şeyh Muhammedi Zilan, yeğenini yetiştirmeyi düşünüyordu. Ama Hazret-i Sultan bir gün rüyasında Sevgili Peygamber Efendimizi gördü. Rüyasında Peygamber Efendimiz; “Gülpevar’a gideceksin, benim manevi emanetim var O’nu alacaksın” diye buyurmuşlar. Bu rüyayı annesine anlattı. Annesine; “babamdan müsaade al ben gideyim” dedi. Hazreti Sultan Çok genç yaşta da meşrebine uygun bulunduğu şeyh Hâlid-i Gülpevarî Hazretleri’nin hizmetine girdi. Yirmili yaşlarda sülûkunu tamamlayıp kendisinden hilafet aldı.

Hocası Hâlid-i Gülpevarî talebesi Mevlana Seyyid Hâlid-i Zilan a şöyle buyurdu:
“ Eğer; (c.c.)’ın ve Resulünün feyzi sizde ise seni köyden taşlayıp, kovarlarsa, bilki .“
Hocası Hâlid-i Gülpevar’ın bu sözü aynen Zilan köyüne yaklaştığı zaman akrabaları ve amcası Seyyid Muhammed-i Zilan kovdurmuştur. Bu olaya hocası Hâlid-i Gülpevar ı çok sevinmiştir. Çünkü ve Resulullah’ın aşkı, muhabbeti ve feyzi Mevlana Seyyid Hâlid-i Zilan’dadır.

Bütün bunlara rağmen Mevlana Seyyid Hâlid-i Zilan yoluna devam etti ve her türlü engellemelere karşı koyabildi. Ancak bu bakışlar sonucu bölgesinde sık sık yer değiştirme durumunda kaldı.

Bir asrı aşan irşad hayatında, dünya mevkiine ve zenginliğine meyletmedi. Gerek güneydoğuda gerekse Anadolu’nun muhtelif yörelerinde bulunduğu zamanlarda hep insanların irşad ve İslami bağlılıklarına yardımcı oldu. Anadolu’daki sevenlerince “Hazreti sultan” olarak isimlendirilen şeyh Seyyid Hâlid-i Zilanı Hazretleri, küfürle ettiği mücadele kadar, cehalet ve koyu taassupla da mücadele etti. Taliplerinin dış görünümlerinden ziyade iç güzelliklerini esas aldı. Teferruat sayılacak şeylerle uğraşırdı.

Kaderin cilvesine bakınız ki çok geçmeden kendisine dünyayı dar eden yakınları ve rakiplerinin tamamı birer birer dünyadan çekilip gittiler.

Hazreti Sultan bir yıl sonra hacca gitmeye karar verdi. Büyük oğlu Seyyid Abdülkuddüs ve yeğeni Abdulkadir ona refakat ettiler.
Hac vazifesini deniz yolunu kullanmak suretiyle gerçekleştirdi. Hicaza giderken Suriye sınırlarında Vapur alabora oldu. Bütün Hac yolcuları Mevlana Seyyid Hâlid’in yanına gelerek; “Ey (c.c) dostu duanız makbuldür, dua edin bu sıkıntıdan kurtaralım” dediler. Hazreti Sultan ayağa kalkarak bastonunu vapurun ortasına vurdu, muhabbeten çok sevdiği Muhyeddin-i Arabî Hazretlerine; “Şaka yapma, bende şaka yaparsam Şam’ı alt üst ederim.” Buyurdular. Bunun üzerine vapurda bulunan bir Hacı adayı Hazreti Sultan’ın yanına yaklaşarak “ o ki bu kadar birbirinize nazınız geçiyorsa, tasavvufta ”Yusuf Hamedani’nin yanına Seyyid Abdulkadir-i Geylani Hazretleri gitti. Yusuf Hamedani Hazretleri Abdulkadir-i Geylani ye buyurdu ki: ”Öyle görüyorum ki Resulünün ayakları Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin omzuna, Abdulkadir-i Geylani Hazretlerinin ayakları da tüm Velilerin omzuna olsun” bu söze ne dersiniz buyurdular.

Hazreti Sultan;
Ben çok severim Abdulkadir-i Geylani hazretlerini,
Ben severim Hallac-ı Mansur Hazretlerini,
Ben severim Muhyeddin-i Arabî Hazretlerini,
Ben severim Ahmed-i Bedevi Hazretlerini,
Ben severim Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretlerini,”
Herkes devrinde o makamı alır, şimdi ise o makam ve Resulünün ayakları kimin omzunda olduğunu buna göre tasavvur edin”
Ve bir cezve haliyle bir insan yere düşerek nida etti. “Şu anda görüyorum ki Resulünün ayakları Mevlana Seyyid Hâlid-i Zilan’ın omzunda, O’nun ayakları da tüm velilerin omzundadır.”

Hicaz dönüşü çok geçmeden küçük oğlu Alâeddin Efendi vefat etti. Oğlunun vefatına Hazreti Sultan çok üzüldü.

Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretlerinin hizmetinde bulunmak için Siirt ten gelen Hamo adında bir mürid, aileden birine darılarak Samsun’a gitti. Orada inşaat işçiliği yapmaya başladı. Daha sonra Samsun’da Seyyidlik yapan Açık Baş Ömer Efendi’nin müridleriyle tanıştı. Onlarla oturup kalkmaya başladı. Ömer Efendinin müridlerinden, geçimini hamallık yaparak sürdüren Abdullah efendi adında bir zatın dikkatini çekti. En kısa zamanda Hazreti Sultanla görüşüp ona teslim oldu. Hamo iki yıl kadar Samsunda kaldıktan sonra tekrar Giresun’a döndü. Bu sıralarda Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretleri önce Samsuna oradan Havzaya gitti. Bir müddet tedavi için Havza kaplıcasında kaldı. Kısa sürede hayli kişi onun muhabbet halkasına katıldı. Daha sonra Bafra, Çarşamba dolaylarında taliplerin halkası genişledi.

Giresun’da bir topluluk zikir sırasında, ihbar üzere polisler zikir meclisini bastılar. Bunun üzerine Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretleri ve yanında bulunanlar tevkif edilerek hapse atıldılar cezaevinde bulunduğu sırada 300 kadar mahkûmun arkasında namaz kıldığını gören savcı, ıslah edici durumunu görerek kısa zamanda hapisten çıkarılmalarını sağladı.

Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretleri aile fertleriyle birlikte Giresun’da tam on yıl kadar kaldılar. Yaralı olan sağ kolunu doktorlar Giresun’da ameliyata aldılar. Bundan sonra Sultan Hazretleri Giresun’dan başka bir yere nakledilmelerini istedi. Ankara’ya ulaştırdıkları dilekçelerine, “Söke”ye gönderilmeleri şeklinde cevap geldi. Sevenlerinin gözyaşları arasında Giresun’dan uğurlandılar. Gemiyle Samsun’a gelip, karaya çıktılar ve Samsun vekili Abdullah efendi’nin evinde misafir oldular. Bu misafirlik bir hafta sürdü. Bu süre zarfında Samsun’da Hazreti Sultan’ın birçok kerameti görüldü. Ve unutulmaz hatıralar bıraktı.

Nihayet trenle Söke’ye doğru uğurlandılar. Söke’ye yerleştikten kısa bir süre sonra, yarım kalan bir mahkûmiyetinden tekrar tevkif edildi. On iki gün daha hapiste yatıp tahliye olundu. Söke’deki sürgün yılları iki yıl kadar sürdü. Demokratik partinin iktidar olmasıyla, sürgünde bulunanların tam….. af çıktı. Onlarda bu aftan yararlanıp Beşiri’ye döndüler.

Sultan Hazretleri oğlu Seyyid Muhammed Zilan Hazretlerinin hastalığına çok üzülmüştü. Sonunda onu Diyarbakır hastanesine yatırdılar. Bir hafta sonra ise Muhammed Efendi orada vefat etti. Cenazesi Beşiri’ye getirildi. Naşı daha sonra Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretleri’ne türbe olacak Kanireval’deki türbeye defnedildi. Seyyid Hâlid-i Zilan Hazretleri, oğlu Seyyid Muhammed Hazretlerinin vefatına çok üzüldü. Çokta yaşlanmıştı.

Dünya hayatında yetiştirdiği süluk yoluyla icazet verdiği talebeleri şunlardır. Önce babası Seyyid Abdurrahman (lakabı Seyh Cami) Hazretlerini yetiştirdi. Hâlid-i Gülpevar Hazretlerinin sülükten gönderdiği Ahmet Belfırat Hazretlerini, daha sonra oğlu Seyyid Muhammed-i Zilan Hazretleri, Hacı Hamid-i Hasani, Molla Süleyman ve oğlu Seyyid Kasım-ı Zilani Hazretlerini yetiştirdi. Mevlana Seyyid Kasım-ı Zilan Hazretlerini 1953’te sülüke sokarak bu yolun icazetini ve postunu sülükten başarıyla çıkan oğluna vermiştir. Hazreti Sultan talebelerini sülükten çıkardıktan sonra tasavvufi icazet diplomasını mühürleyerek kendilerine vermiştir. Günümüzde bazı insanlar sülük gördüğünü ve icazet aldıklarını söylemişlerdir. Bu kişiler icazet diplomalarını göstermedikleri sürece sülüke girdiklerini ispat edemezler. Hazret-i Sultan’ın bu halifelerinden başka birçok yetiştirdiği âlim ve veli zatlar vardır. Yetiştirdiği âlimlere tasavvuf icazeti vermemiştir. Bunlardan örnek vermek gerekirse Molla Said Erdinç gibi mümtaz şahsiyetlerin yetişmesine vesile olmuştur.

Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri gibi; “babasına sülük yoluyla icazet verdiği için” Hazret-i Sultan’a “MEVLANA” denilmiştir. Hazreti Sultan’ın Babası Seyyid Abdurrahman bazı sohbetlerinde; “ben Seyyid Halid’in babasıyım, ama maneviyatta Seyyid Halid benim babamdır, üstadımdır” diye buyurmuşlardır. Bu yüzden Seyyid Halid’i Zilan Hazretlerine “Seyyid Mevlana Muhammed Hâlid-i Zilan” ve “Hazret-i Sultan” denilmektedir.

Seyyid Mevlana Muhammed Hâlid-i Zilan hazretleri Giresun’da sürgünde iken başka bir yere gönderilmek için samsun üzerinden trenle havzaya doğru hareket edilir. Halid-i Zilan Hz. müridleri kendisini bir kez trende görebilmek için tren garının yanında bulunan arazide toplanır. Tren on dakika mola için durduğunda efendi hazretleri trenden inerek topluluğun ortasına oturup sohbete başlar. Bu arada vakit dolmuş treni hareket ettirmeye çalışan makinist ve görevliler bir türlü treni çalıştıramaz böylece Halid-i Zilan Hz.leri tam dört saat sohbet eder ve hitamında trene biner kendileri trene biner binmez tren çalışır.

Seyyid Mevlana Muhammed Hâlid-i Zilan Hz.leri Giresun’a sürgün olduğu ilk yıllarda bir çadır içinde bütün aile kalmaya çalışırlar. Zaman sonra çocuklar acıkmaya ve üşümeye başlarlar ve bu şikâyetlerini Halid-i Zilan Hz.lerine bildirirler. Efendi Hz.leri de namazdan sonra yörenin en zengini olan bir yahudinin evinin yolunu tutar yardım istemek için eve yaklaştığında ‘’GÂVUR‘’ kokusu geliyor diye gerisin geri döner ve camiye gelir. Cemaat efendi Hz.lerini sarıklı ve cübbeli görünce vaiz vermelerini isterler Efendi Hz.leride vaiz ettikten sonra namazı da kıldırır. Hazret-i Sultan’ın anlattıklarının etkisinde kalan halk; Seyyid Mevlana Muhammed Hâlid-i Zilan Hz.lerinin maddi ihtiyaçlarını karşılar.

19 Aralık 1954 tarihinde bir Pazar sabahı, emanetini sahibine, yüceler yücesi ’a teslim etti. 128 yıllık büyük çınar fani vücudunu toprağa teslim ediyordu. Ruhu ise atalarının yanına, Resulü’nün “liva’ü-hamd” inin altına doğru uçuyordu.

Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Kaynak: Pamuk Yayıncılık İstanbul ve Anadolu Evliyaları Ansiklopedisi s.176
Tezkire-i Meşayih-i Amid (Diyarbekir Velileri I-II s.246
Şeyh Halid, Yazan İbrahim Bağdu, Star Matbaası, İst.1993.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Seyyid Mevlana Muhammed Kasım Zilan – İslami Sohbet

Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri Batman da yaşayan âlim ve evliyanın en büyüklerindendir. İnsanları Hakk’a davet eden, onlara doğru yolu gösterip onları hakikate kavuşturan ve kendilerine Silsileyi Aliyye denilen büyük âlim ve velilerin otuz altıncısıdır.
Tasavvuf mütehassıslarının üstadı Müslümanların gözbebeği Seyyid olup Hz. Ali Efendimizin soyundandır. Hicri 1332 de Batman’ın Beşiri köyünde daha annesinin karnında iken babası Seyyid Hâlid’i ziyarete gelen Bağdatlı Seyyidler Seyyid Ali, Seyyid Muhammed Hazretleri annesi onlara hizmet ederken şu anne karnındaki çocuğa bir selam verelim dediler. Ziyaretleri bittikten sonra Bağdat’a döndüler ve aradan tam 7 yıl geçtikten sonra aynı Seyyidler Zilân dergâhına geldiklerinde bir çocuk sohbet ediyordu. Selam verdiler, çocuk onlardan iki selam aldı. Seyyidler çocuğa “Ey çocuk biz sana bir selam verdik, sen bizden iki selam aldın bu nedendir” o zaman çocuk olan Seyyid Kasım Hazretleri “sizden aldığım birinci selam şimdi verdiğiniz ikinci ise ben anne karnında iken verdiğiniz selamın karşılığıdır” diye buyurur. Eğer ben İsa (AS) ‘dan hayâ etmeseydim anne karnında selamınızı alırdım.
Seyyid Kasım Hazretleri 7 yaşındayken Kur’an-ı Kerimi ezberledi. Ve Şafi mezhebi fıkıh ve beşeri ilimlerinde büyük bir âlim olan babası Seyyid Halid Hazretlerinin yanında 40 yaşına kadar tasavvuf ilmini aldı. 1953’de seyri sülüğünü tamamlayan Seyyid Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri Mürşidi Kamil ve Rabbani ilmine sahipti. 23 sene insanları Hakk’a davet edip irşâd etti. 63 yaşındayken 1977 Şubatının yedisinde Batman ve Beşiri arasındaki Kanireyol’da Mevlana Seyyid Halid’in yanına türbesi yapıldı. Ömrünü hep İslam’a hizmet etmekle geçirdi. İnsanların doğru yola kavuşması için çaba gösterdi. Geceleri uyumaz sabahlara kadar ibadet ile ve Cenabı Hakk’a bütün kalbi ile yalvarmakla geçirirdi. Gündüzleri talebelerine ders verirdi. Sünnet olduğu üzere öğleleri bir miktar kaylule yapardı. Ömrünün sonuna kadar müritleri ile sohbet ederdi. Seyyid Muhammet Kasım-i Zilan Hazretleri “zahirden önce batınınızı temizleyin, gurur kibir haset ve bu gibi kötü huylardan kalbinizi muhafaza ediniz” diye buyururdu.
Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri hasta kalplere şifa olan pek kıymetli kerametleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır;
“Ey müridlerim önce içinizdeki nefis denen ejderi öldürün, yüzünüzü toprağa sürün, hata ve isyanı kabul ve itiraf edin ve işlediğiniz hata dolu ibadetlerinizin yüzünüze vurulmasından korkun. Allahu Teala kullarının kalbine nazar eder o halde ey insanlar kalbinizi temiz ve pak tutunuz, onu cilalandırınız, güzel tutup parlatınız. Orada yalnız doğruluk ve ihsan bulunsun.”
İhvan olmak isteyen birine; “ey oğlum tövbe etmek istersen bu hususta laubali olma yani hem dilinle hem de kalbinle tövbe etmeli hem haramları hem de yasak olanları yapmamalısın. Tövbe nasıl olur bilir misin kulun kalbini ’tan başka bir şeyle meşgul etmemeye tövbe etmesiyle tövbesi makbul olur. Hak Teala Hazretlerinin izzeti ve celali için yemin ederim ki Kur’an-ı Azimüşşan’da her harfin kendine has manaları vardır ki ins ve cin tasvir etmekten acizdir. Yaratılmışların hepsi bir araya gelse yalnız bir harfinin manasını çözmeye güçleri yetmez.”
Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri bir gün ihvanlarına; “ neyi emretmişse onu işlemenizi, neyi nehyetmişse onlardan kaçmanızı tavsiye ediyorum” diye buyuruyordu.
“Seven sevilir, hor gören hor görülür. ’a itaat edene insanlarda itaat eder. İlim kulluğun gerçek manasını anlamak ve Allaha tam kulluk etmek içindir. Gıybet yalancıların meyvesi, fasıkların ziyafeti, kadınların sakızıdır.”
Cenabı Hak şu kimseleri sever; “İffetli ve kalbi temiz olanı, elini fenalıktan, bedenini ve dilini gıybetten ve lüzumsuz sözlerden koruyanı, edep yerine sahip olanı, iyilik, ikram ve ihsana koşanı, daima ’ı hatırlayanı, affetmeyi seveni sever. Kişinin Rabbine kavuşması onun uğrunda vücudundaki yağların eriyip ciğerlerinin parçalanmasıyla olur. Kalbin fani arzularına karşı meyletmemesi lazımdır ki; ancak bu şekilde olduktan sonra aradan perdeler kalkar, perdeler kalkıncada ilahi hitap buyrulur. Levh-i Mahfuzdaki işaretler okunur pek gizli manalar bile kendiliğinden çözülür.
“Ey müritlerim bizim yolumuzun esası zaruri olanla yetinmektir. Sonsuz saadeti arzu ediyorsanız ’u Tealadan başkasına mute olmayınız, bizim tasavvufa girenin gıdası Kanaat ve ihlâs ile gözyaşı akıtmaktır. Mutlaka kalbe acıma duygusu gelene kadar oruç tutmaktır. İşte o zaman insan kalbi huzurla ibadetlerini yapar Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin manalarını anlayıp ondan istifade eder, tasavvuf yoluna girmiş olan müritlerimin sermayesi muhabbet ve teslimiyettir. Muhalefeti bırakıp Seyyidin bütün emirlerini, onun arzu ettiği şekilde yapmalısınız. Müritler Seyyidin müsaadesi olmadan konuşmamalıdır. Eğer Seyyid orada hazır değilse manevi olarak ondan müsaade istenmelidir. Zira her bakımdan haberi olan Seyyid müritlerinin bu şeylere riayet ettiğini görünce onu çok sever kısa zamanda hedefine ulaştırır.
“Bir kimse dinimizin emir ve yasaklarına uymazsa benim öz evladım dahi olsa onu benim evladım olarak kabul etmem. Her kim dinin emir ve yasaklarına uyar ilimle amel ederse en uzak memlekette olsa bile o benim öz evladımdır.” Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri; Bir konuşmasında şöyle buyurdular; “hiçbir kimse bütün insanları sevip şefkat göstermedikçe ve ayıplarını örtmedikçe kemale eremez. Olgun bir insan olamaz.”
Kasım Baba şöyle buyurdu; “-u Tealaya muhabbetle vesile ol ki yerdekiler ve göktekilerde sana muhabbet etsin. -u Tealaya itaat et ki insanlarda, cinlerde sana itaat etsin. Cenabı Hakk’a muhabbet ve itaat edene -u Teala ikram ve ihsanlarda bulunur. Sular dönüp yol olur, hava emrine amade olur. Yine Kasım baba buyurdu ki uygun olmayan yerlere gitmekten çok sakın oralara girip çıkanlardan kendini sakın. Müslüman kardeşlerinde yersiz bir şey görürsen ona iyi muamele et, iyi geçin onun durumuna düşmekten kaçın. Senin en iyi en yakın dostun özü sözü doğru olandır. O böyle kaldıkça onu koru.”
Seyyid Muhammed Kasım Hazretleri şöyle buyurdular; “ey evlatlarım ömrümüz her geçen gün azalmakta, acele ediniz ecel her geçen gün yaklaşmaktadır. Bir gün bu üstünde yaşadığımız dünya duracak kıyamet kopacaktır. Her gün amel defterinizi hayırlı işlerle doldurmaya bakın. Böyle yapanlara müjdeler olsun amel defterini yasaklarla dolduranlara yazıklar olsun. Vaktinizi israf etmeyiniz. Zamanınızı boşa geçirmeyin, değerlendiriniz. Yoksa pişman olursunuz. Eğer duanızın kabul olmasını istiyorsanız helal yiyiniz ve Müslüman kardeşlerinizin hakkında yersiz söz söylemekten dilinizi tutunuz” buyurdu.
Kasım Baba Hz. Bir sohbet meclisinde bulunuyorlardı. Şehrin ve civar illerin gelenleri ordaydı. Oturanlardan bir kaçı aralarında konuşuyorlardı. İçlerinden biri “bu devirde hiç evliya yoktur” dedi. Kasım-i Zilân Hazretleri bu söyleneni duydu. Ve sebebini sordu. O da “hiç” dedi. Bunun üzerine Kasım Baba “hemen tövbe et sakın bundan sonra böyle bir şey aklından geçirme; zira âlemin ayakta durması evliya iledir. Onlar olmazsa bütün dünya alt üst olur.” O kişi Kasım Baba Hazretlerine; “doğru söylüyorsunuz bu fakir bunu inkâr etmiyor lakin görünüşe göre böyle birisi yoktur” dedi. Kasım Baba sukut etti. O kişi o anda yere düştü ve yuvarlanmaya başladı. Oradakiler bu kişiyi kaldırıp götürdüler. Sabah erkenden bu kişi tövbe etti ve tam bir muhabbetle Seyyidin huzuruna geldi ve özür diledi. Kasım Baba bu kişiye şefkatle muamele etti
ve buyurdular ki; “rahat ol bundan sonra evliya için uygun olmayan söz sakın ha söyleme. Eğer dalgınlıkla ağzından uygunsuz söz çıkarsa tövbe et evliyalardan yardım iste” buyurdu.
Kasım Baba Hazretlerinin dergâhı hidayet ve ihtiyaç sahiplerinin sığınabildiği, dergâha gelen muhtaçların işini görüldüğü, hastaların şifa, dertlilerin deva bulduğu bir mekândı. Ahlakı Muhammed ile ahlaklanmıştır. Haya gibi üstün sıfatlarda Hz Osman’a benzemiştir. Cömertlikte engin bir deniz gibiydi. Tasavvufta 12 tarikatın yüksek yoluna mensuptu.
Kasım Baba hazretlerinin sohbetlerinde bulunmak için uzak yerlerden kalkıp gelenler olurdu. Gelenlerin çoğu onun veli bir zat olduğunu bilirler ve onun sohbetlerinden istifade ederlerdi. Dergaha gelen birisi aklından bir şey tutup, bana bunu şunu ikram etsinler diye kalplerinden geçirir ve birbirlerine söylemez. Tuttukları şeylerin hepsi mevzu olan ve bulunan şey olurdu. Gelenlerin arasında itikadı bozuk bir kimse vardı. Arkadaşlarına eğer gerçekten Seyyid hazretleri evliya ise bana bu ayda bulunmayan bir kavun versin, eee bu mevsimde kavun bulunmaz ama bakalım bilecek mi? Arkadaşları ona böyle yapmamasını söylediler ama o hiç aldırmadı. Nihayet Seyyidin huzuruna vardılar. Seyyid Kasım onlara “buyurun oturun” dedi. Nihayet Seyyid onlara niyet ettikleri şeyi ikram etti. Sonra o bozuk itikatlı kimseye geldiğinde ona da “ey oğul sen bu mevsimde bulunmayan bir kavun istedin inşallah o da az sonra gelir” dedi Bu sırada müritlerinden biri bir iş için uzak bir yere gitmişti ve oradan dönüyordu dönerken vakti geçtiği için ikram olsun diye Seyyid hazretlerine bir kavun alıp getirmişti. Bu arada Seyyidin huzuruna vardı kavunu Seyyid hazretlerine sundu. Seyyid hazretleri de kavunu alıp o bozuk itikatlı kimseye uzattı. Bir müddet sonra gitmek için izin istediler. Seyyid izin verince oradan ayrıldılar dışarı çıktıktan sonra herkes onun büyük bir zat olduğundan hürmetle bahsederken o kavunu alan kişi yine alaylı konuşmaya başladı. Arkadaşları onu ayıpladılar ey kafasız tövbe et yoksa rezil ve helak olursun dediler. Böyle bir mürşidi Kamil zat için uygun olmayan sözler söyleme dediler fakat o kimseyi dinlemedi bozuk sözler söylemeye devam etti. Nihayet bu hadiseden sonra hastalandı gün gün hastalığı arttı hiçbir ilaç fayda vermedi sonra herkese ibret olacak şekilde vefat etti. Bu olay Batman ve çevresinde anlatılır.
Bir gün dergâha bir kız çocuğu getirdiler, çocuk çok hastaydı. Seyyid Hazretleri o sırada abdest alırken -u Teala tarafından kalbine ilham geldi hastanın sahibine buyurdu: abdest suyundan arta kalanı içsin ve suyun geri kalanını çocuğa içirsinler. -u Tealanın izniyle hemen orada şifa buldu.
Seyyid Kasım Hz bir gün Mardin’e sohbet için müritleriyle gitmiştir. Orada sohbet ederken yanlarına bir iki kişi geldi Seyyidin elini öptü Seyyid hazretleri bu iki kişiyi hiç tanımıyordu. Seyyid Hazretleri bu kişilerin halini hatırını sordu sonra gelen kişi şöyle dedi: “Efendim ben cinlerdenim burası bizim kaldığımız yerdir. Sizin müridiniz olmak feyiz ve bereketinizden istifade etmek istiyorum sizin gibi yüksek bir zat bekliyorduk ve sizi çok sevdik. Cinin bu sözlerini dinleyen Seyyid Kasım onun arzusunu kabul edip sohbetlerinde bulunabileceğini böylece arzu ettiğine kavuşabileceğini söyledi, daha sonra ki sohbetlerinde bu cin ve arkadaşları katıldılar Seyyidin sohbetlerini dinlediler Bu gelenleri Seyyid Kasım’dan başkası göremezdi.
Seyyid Hazretleri ölümüne yakın bazı halifeleri ve vekillerine cinleri görmeleri ve konuşmaları için müsaade etmiştir. Seyyid Kasım Hazretleri çok büyük bir veliydi. Üstadı ve babası Seyyid Mevlana Hâlid-i Zilan Hazretleri buna en güzel delil idi. Gayet vakarlı heybetli bir zattı. Müritleri yetiştirmesi manevi olarak terbiye etmesi -u Tealaya kavuşmak arzusunda bulunanlara pek güzeldi. Seyyid Hâlid pek çok Seyyidler yetiştirdi. Çokta kerametleri görülmüştü. Seyyid Mevlana Hâlid-i Zilan Hazretleri vefatından önceki son sözleri şöyledir: “Silsileyi aliyye ismi verilen büyük velilerden otuz altıncı zatı görüyorum. Bu yüksek hanedanın mak….. oturmak bizden sonra size verildi. Önceki hastalığım esnasında görmüştüm ki siz bizim makamımıza oturmuş kayyumluk size verilmişti. Teveccühü ve kabiliyeti ile bizden sonra bu dergahı Seyyid Muhammed Kasım-ı Zilan a bırakıyorum” buyurdu.
Seyyid Kasım Zilan Hazretleri babası Seyyid Hâlid ten devraldığı tasavvufi icazetleri sırası ile şunlardır. Sessiz Haf’i zikirli : Tayfuriye, Yeseviye, Madariye Bektaşiye Ahmediye Ahrariye Müceddidiye Halidiye Nakşıbendiye
Sesli cehri zikirli tasavvufi icazetleri: Kadiriye Şaziliye Çeştiye Seddariye Söhreverdiye Cühraverdiye Bedeviye Mevleviye ve Rufaiye.
Seyyid Kasım-i Zilan Hazretleri babası Seyyid Mevlana Muhammed Hâlid-i Zilan Hazretlerinden tasavvufi icazetlerin tümünü aldıktan sonra irşad vazifesi ile Batman’ın Binatlı köyüne gitti. Bu arada yöre halkı ve sevenleri Hazret-i Sultan’ı ziyarete giderler. Hazreti Sultan ziyaretine gelenlere; “artık bende bir şey yok, bende oğlum Seyyid Kasım-i Zilan’dan himmet bekliyorum, hepsini oğlum Seyyid Kasım aldı. Cenab-ı Zülcelal (c.c.) hepsini oğlum Seyyid Kasım-i Zilan’a verdi. Bu yüzden sizler oğluma gidiniz” buyurarak Seyyid Kasım-i Zilan Hazretlerinin de babasını yetiştiren veli unvanının Kasım-i Zilan Hazretlerinde olduğunu belirtmiş, Kasım Baba’nında “MEVLANA” mak….. ulaştığını beyan etmiştir. Bu yüzden Seyyid Kasım-i Zilan Hazretlerine “Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan” denilmektedir.
Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan hayatı boyunca kimseden bir şey kabul etmedi. Bazı Seyhler gibi mal toplama zenginlik peşinde koşmayı sevmezdi. Evi ve dergâhı kerpiç duvardan yapılmıştı. Evinin üstü çil kamış, altındaki sergisi hasırdandı.
Bir gün zengin bir kişi Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretlerine gelip “ey efendi ben zengin bir kimseyim sizlerin her ihtiyacını karşılamak isterim” der.
Seyyid Kasım Baba “ey kardeşim; olabilir ama şartlarım vardır.

Bana verdiğin için malın noksanlaşırsa veya
Hırsız gelip mallarını çalarsa,

Yahut ta vazgeçersen,
İlerde bu fikrinden dönersen veya

Vefat edersen, bir gün ani olarak nafakasız kalırsan o zaman ne olacak?
“Bütün bu hususlarda beni temin edersen derhal senin teklifini kabul ederim”.

Zira bana öyle bir zat rızkımı verir ki
Bütün bu hususlarda kefildir.

Kendi bir zat saçar insanlar mahlukatın hepsine,
Yine de bir zarar gelmez onun haznesine

Her canlının rızkını verir fazla fazla
Yine haznesinden azalma olmaz asla

Hem o kadar çoktur ki şefkat ve merhameti
Kulları yapsa her türlü kabahati

Buna rağmen bakmayıp isyankar hallerine
Kesmez rızıklarını devamlı verir yine

Ayrıca ölümü de yoktur.Böyle kuvvetli kefili bırakıp başkasına mı gideyim?Her ayıp ve kusurdan uzak olan Rabbimi bırakıp başkasına gitmem akıl işi mi?Hem de onun aciz bir kuluna”…..

Zengin bu sözleri dinleyince çok mahcup ve pişman oldu.Ve bu zengin zat hemen teslim oldu.

her şeyin özünü Kasım Bana 4000 hadisten 400 tane, bunların içindende şu 4 taneyi seçmiştir:
1)Kalbini bir kadına bağlama,bugün senin yarın başkasının,eğer kadına itaat edersen cehenneme gidersin.
2)Kalbini mala bağlama zira mal sana emanettir bugün senin ise yarın başkasınındır.Başkasının malı için kendini yorma başkasına hoş gelir fakat günahı sanadır.Eğer kalbini mala bağlarsan -u Teala’nın haşlarını gözetemezsin.Kalbine fakirlik korkusu girer ve şeytana itaat edersin.
3)Herhangi bir hususta kalbine de bir sıkıntı olursa o şeyi terk et,zira mü’minin kalbi şahit yeridir.Kalp şüphelilerden sıkılır helal de ise sukut bulur.
4)Bir işin makbul olacağı hükmüne varmadan o işi yapma!!

Evliyanın büyüklerinden Seyyid Muhammed Kasım-ı Zilan Hazretleri Batman’ın köylerinden birine uğramıştı.Köylülerden biri Seyyid Kasıma bu köyde büyük bir alim var.Herkes ona saygı duyar.O zat çok hasta olup ayrıca benim babamdır hep yatıyor ayağa kalkamıyor Seyyid Kasım baba bu kişinin derdini dinledikten sonra hastayı ziyarete gider ve onun bozuk itikatlı olduğunu anlar.Ve şöyle buyurdu;Şifa bulup kalkarsan rücu edecek misin?Hasta olan adam eğer şifa bulursam köy halkı ile birlikte sana tabii oluruz Seyyid Kasım Baba namaz kıldıktan sonra yüce ’a hastanın şifası için dua etti.Seyyid Kasım Baba giderken:tövbe et ve sakın tövbeni bozma eğer tövbeni bozarsan hastalığın tekrar başlar dedi ve birkaç sene sonra bu adam tövbesinden döndü.Seyyid Kasım bunu yanına çağırdı;ona da şöyle buyurdu : ben sana söylememiş miydim? Sende razı olmuştun merhamete müstahak değilsin,velilerin attığı ok geri dönmez” der.

Seyyid Kasım Hazretlerinin bir rivayetini de Şahabeddin nakleder.Bir gün akşam namazında abdest almak için destisini istedi ve sehpaya oturarak abdest almaya başladı.Bende suyu dökmeye başladım abdestin yarısına gelince bana Seyyid Kasım-ı Zilan emrettiler ki ; bırak geç,orada ayaklarını yıkamak için içlerinden birine suyu sen dök dedi.O kardeşimiz suyu dökmeye başladı.Bu arada takunyasını ayağından çıkarıp fırlattı.Dergahın bahçesini aramamıza rağmen bir türlü takunyayı bulamadık.Akşam namazını kıldıktan sonra Seyyid Kasım baba son abdest suyunu döken müride hadi sen köyüne dön evladım dedi.

O mürid elinde kayıp takunya ve üzerinde bir insan gözü ile bunu Seyyid Kasım Hazretlerine verin dedi. Seyyid Hazretlerine vermek için bahçeye doğru gittim Seyyid Kasım baba sabah namazını kılmak için geliyordu ki takunyayı ve gözü görerek bunları hemen kaybedin diye emretti.Ve o müridi çağırarak ona dedi ki :Köyün muhtarı için elini kana bulama onun ömrü az ölür gider”.Bu olayı mürit hanımından rivayetle şöyle anlatırlar.Akşam ezanı okunurken kapı çaldı kapıyı araladım baktım ki köyün muhtarı önce seni sordu ben de;kocam Seyide gitti gelmez dedim.Muhtar bu durumdan faydalanmak isteyerek ben bu gece seninle kalacağım dedi.Ben kapıyı itmeye başladım,o arada bir takunya muhtarın gözünü çıkardı.Muhtar bağırarak kaçtı.

Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan sabah namazından sonra şu sohbeti yaptı; “Bir Seyyid bir müride tövbe ettirir, tasavvuf yoluna davet ederse, O Seyyid O müridin gece kaç kere sağa ve sola döndüğünden, ailesi ile ne konuştuğundan, evini her türlü afattan koruyamıyorsa, O Seyyid posta oturmasın dağa çıkıp eşkıyalık yapsın. O Seyyidlikten daha iyidir.” buyurmuşlardır.

Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilân Hazretlerinin kerametlerinden biri de şudur; Siirt’te 7 tane ateşe tapan köy vardı. Bunları İslam’a davet etti ve İslam oldular. Bu olay o zamanın İslam gazetesi olan “Bugün Gazetesi”nde yayımlandı. Bu olay 1963 yılında idi. Seyyid Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri 7 Şubat 1977 de Ankara da vefat etti.Seyyid Muhammed Kasım Zilan geride 4 halife 200 vekil 1000 in üzerinde de zakir bıraktı.
Yetiştirdiği Halifeler;
Şahabus-sakıbeyn hocaefendi(ilimde mucizi diploma sahibidir,mucazdır)
Abdullah Demir (molla Ubeydullah ) Silvan/Diyarbakır(ilimde mucizi diploma sahibidir,mucazdır)
Abdulkerim Efendi Van Erciş
Muhammed Emin Kutluoğlu İstanbul Fatih Camii İmamı (ilimde mucizi diploma sahibidir,mucazdır
Seyyid Muhammed Kasım Zilan 7 erkek evlada sahipti.İsimleri şunlardır;İbrahim,İsmail,Beşir,Fethullah,Şeyh Seyyid Süleyman efendi ,Şahabettin Eşreftir.Şeyh Seyyid Süleyman efendi dergaha ve türbeye çok büyük hizmetler yapmıştır.

Seyyid Mevlana Muhammed Kasım-i Zilan Hazretleri geride milyonlarca mürid bıraktı. Müridlerine son sözü “ ben dünyada da ahirettede sizin Üstadınızım” diye emretti.
Mübarek ruhunu Hakk’a teslim eyledi. Yüce sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

Nurlu yolların sen şahı
Zilan muhabbetin bağı ( hanı da olabilir)
Âşıkların sensin gamı
Seyyidim Seyyid Hâlid babam

Şu gönlümde açtın yara
Sende bitmez çare deva
Batmandaki Kasım babam
Seyyidim Seyyid Kasım babam

Kalbimdeki sana hasret
Bize eyle nazar himmet
Bizi Hakka sen teslim et
Seyyidim Seyyid Kasım babam

Nazarla doldur gönlümü
Söylet nihanla dilimi
Son nefeste görem seni
Seyyidim Seyyid Kasım babam

Nakışladın sen gönlüme
Cem eyledin her halimi
Bırakma sıratta beni
Seyyidim Seyyid Kasım babam

Edebiyle Hakka varan
Deniz ve deryaya dalan
Nakşibendî feyzi alan
Aciz Şahabeddin.

Sana gelen çare bulur nefsine gemleri vurur
Ayrılık sinem kavurur himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Sen ahir zaman sultanı sen biçareler dermanı
Nakşîler hak pınarı himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Gel kardeşim sende tanı devrimizi son sultanı
Tüm velilerin imamı himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Seyyidim oturur hatmeye
Nazar eder tüm kalplere
Himmet verir gönüllere himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Şu Zilan’da kaynar kazan
İçen bulur çorbada can
Müritleri inci mercan himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Şadırvanı mermerdendir suları ahu zemzemdir
Seyyid Kasım bir tanedir himmet Seyyidim
Himmet gafım himmet pir Hâlid

Kaynak: Şeyh Kasım Zilan Hz. Eski talebeleri
Şeyh Kasım, Yazan İbrahim Bağdu, Star Matbaası, İst.1993.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Nasıl Bir Resule İnanıyoruz?

Nasıl Bir Resule İnanıyoruz?

Allah’ın insanlara göndermiş olduğu tüm Resuller davete başladıkları kavimlerde hep aynı sorunla karşılaştılar o da “melek peygamber” beklentileri. Kimisi onları çok aşırı övgü göstererek ilahlaştırdı, kimileri de onları sadece bir vahiy postacısı konumuna indirgediler. Hâlbuki peygamber, izinden gidilen, örnek alınabilen bir insan olması gerekiyordu. Bu kul peygamber, yemek yiyen, evlenen, çocuk sahibi olan, arkadaşları ve dostları olan, torunlarını kucağına alıp okşayan, savaş meydanlarında komutanlık yapan, devlet başkanlığı yapan -yani hayatın her alanında birebir yaşayan- hayatın aktif öznesi olan bir insandır.   Yüce Rabbimiz aşkın bir varlıktır. İnsan ise içkin bir varlıktır. İçkin bir varlığın hiç görmediği hiç hissedemediği bir aşkın varlığı örnek alması tahayyül bile edilemez. Bu yüzden Rabbimiz, bizim içimizden et ve kemikten oluşmuş insan olan bizim gibi yaşayan, arkasında izi olan, getirdiği mesajı yaşayıp pratize ederek, örnek olabilecek resuller göndermiştir. Ama aşırı yüceltmeci mantıktaki insanlar resullerin şahsını yücelterek melekleştirerek hayatlarını efsane konusu yaparak resullerin misyonlarına en büyük darbeyi vurdular. “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdüğü gibi siz de beni övmeyin. Ben Allah’ın kuluyum. Benim için Allah’ın kulu ve resulü deyin” Resullah, daha önceki selefi olan resullerin başına gelenleri bildiği için davetine başlar başlamaz kendinin insan peygamber olduğunu sürekli vurgulayarak akıllara nakşetti; De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Allah’a ortak koşanların vay haline!”(Fussilet-6)

De ki: “Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim.”(İsra–93)

De ki: “Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik.”(İsra–95)   Resul nedir sorusuna, cevabımızı Kur’an’dan değil de toplumun anlayışından veya bu anlayışların beslendiği kitaplardan, kaynaklardan verecek olursak karşımıza; gaybı bilen, her şeye gücü yeten, doğuşundan ölümüne kadar tüm hayatı olağanüstülüklerle geçen, istediğinde, istediği mucizeyi gösteren, dilediği gibi hükmeden, vs. özelliklere sahip bir şahsiyet çıkar. Bu şahsiyete insan demek, onu da kendimiz gibi kabul etmek, aynı zamanda, aynı coğrafyada yaşasaydık onunla arkadaşlık etmek, dost olmak mümkün olmazdı. Yanına yaklaşılmayacak hatta yüzüne bile bakılamayacak kadar yüce bir yaratık olurdu.

Onun her şeyi bizim için çok değerliydi. Sakalının bir tek kılına bakabilmek, yüz sürebilmek, onu öpebilmek için nelere katlanmıyorduk. Onun giyindiği gibi giyinmek, dişlerini nasıl fırçalıyorsa öyle fırçalamak, sadece onun yediği yemekleri yemek… Belki bunlar Resulullah’a olan sevginin bir işareti sayılabilirdi. Ancak bu sevgi ve taklidi; sadece şekilde kalarak, Resulullah’ın insana bakışına, eşyaya bakışına, Kur’an anlayışına yansımıyordu. Kur’an’dan soyutlanmış bu sevgi, bir noktadan sonra tapınmanın bir yansıması gibi görünüyordu.

Aşırı yüceltmeci tasavvur ve tavrın asıl hedefi, Resul’lerin getirdiği vahyi ve misyonu efsaneleştirip sadece hatıra ve anı gibi yaşamaktır. Hz. Peygamber’den bahsederken; onun mesajı, getirdiği ahlaki ilkeleri, ibadetlerinin ruhu göz ardı ediliyor, kullandığı eşyalar, uğradığı yerler, giydiği elbiseler, mesajından ve misyonundan daha önemliymiş gibi gösteriliyor. Hz.İsa’nın peygamberliğinin Pavlus ve Kilise eliyle nasıl “Tanrı’nın oğlu – Tanrı” makamına çevrildiyse, Resulullah’ta efsaneci yüceltmeci akımlarca “âlemlerin onun hürmetine yaratıldığı” melek gibi olan hatta kimi zaman ilah vasıflarında bir peygamber makamına oturtuldu. Hz.Peygamber sonrası dönemde Hz. Peygamber’in ölmediği, göğe çıktığı, tekrar canlandığı, aramızda dolaştığı, hatta onun -Allah olduğu gibi görüşleri savunan bir takım akımların ortaya çıktığını biliyoruz.

Bu tasavvurun en büyük sakıncası, Hz. Peygamber’i hayattan yüceltmek suretiyle dışlamak ve örnek alınamaz hale getirmek. Çağımızda bu tür yaklaşımları, tasavvurları, söylemleri görüyoruz ve işitiyoruz. Yine günümüzde grupların, hiziplerin, cemaatlerin, tarikatların kendi meşreplerine yaşantısına uygun bir resul tasavvur ettiklerini ve yeni bir resul ürettiklerini görüyoruz. Kimi cemaatin meşrebi, savaşçı bir yapıda ise o zaman Resulullah’ın sadece savaş esnasındaki mücadelesini (kıtalı) göz önüne alarak Resulullah’ın diğer öğretilerini gündemlerine almazlar. Kimi cemaatler de Resulullah’ın sadece ahlaki sözlerini ve yaşantısını göz önüne alarak Resulullah’ın cihad öğretisini almazlar. Kimi cemaatler Resulullah’ın sadece kılık kıyafetiyle, oturması ve kalkmasıyla, yemek yeme ve yatma şeklini aynen taklit ederler ve Resulullahın getirdiği asıl mesaj buymuş gibi hareket ederler. Günümüzde Resulullah’a atomcu/parçacı bir yaklaşımla yaklaşanların sayısı epeyce fazla.

Kuran, Resullah’ın insanlar için üsvetül hasene olduğunu, tüm yaşantısıyla bunu teorikten pratiğe aktardığını, çağımıza ve hatta bütün çağlara taşımak istiyor.Ama efsaneci yüceltmeci veya alçaltıcı tavırlar ise onu o çağa hapsetmek ve onu oraya kilitlemek istiyor.Kur’an’a baktığımızda ise çok farklı bir rasul portresi çıkıyor.Şimdi Kur’an’da genel hatlarıyla Rasulullah’ı tanıyalım:

I-Risalet Öncesi ve Risalet Dönemi İnsan Olarak Muhammed: «Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçelerinin üzerinde gerisin geriye dönerse Allah’a hiç bir ziyan veremez.» (3/Al-i İmran, 144) Allah, resulüne hitaben buyuruyor ki: «Sen kitabın kalbine bırakılacağını ummazdın. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (indirilmiştir).» (Kasas, 86) «Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin.» (Şûrâ, 52) Kendisine gelecek vahiyden habersizdi ve en azından doğru olanın arayışı içindeydi. Bazılarının söylediği gibi o kendisine vahiy gelmeden önce peygamber değildi. Ve insan olarak sorumluydu. Vahiy geldikten sonra da Peygamber’in sorumluluğu ortadan kalkmadı.«Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara soracağız ve elbette gönderilen elçilere de soracağız. Ve elbette onlara aralarında olup bitenleri kesin doğru olan bilgi ile anlatacağız.» (A’raf, 6–7) Onun bizden farklılığı vahyin kontrolünde olması, hatalarının vahiyle düzeltilebilmesi imkânıdır. Birçok ayette Rasul’ün kimseye zarar ve fayda verme gücüne sahip olmadığını (72/21), ancak bir insan olduğunu (18/110) öğreniyoruz. «Senden önce gönderdiğimiz bütün elçiler de yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi.» (Furkan, 20). Resullerin insanlardan seçilmiş olması sürekli tartışma konusu olagelmiş, bir türlü kabullenilememiştir. Kendilerine hidayet geldiği zaman insanları doğru yola gelmekten alıkoyan şeyin hep Allah bir insanı mı elçi gönderdi? demeleri olduğu anlatılır (17/9).

II. Rasulullah’ın Bilgi Kaynağı: Kur’an’ı incelediğimizde Rasul’ün (risaletle ilgili) bilgi (ilim) kaynağının vahiy olduğunu görürüz. Bu vahiy de elimizde mevcut olan Kur’an’dır. «Sen bundan önce bir kitap okumuyordun, elinle onu yazmıyordun. Öyle olsaydı o zaman iptalciler kuşkulanırlardı.» (Ankebut,48) Fakat bu Resul’ün, normal insanların bilgilenme kaynaklarına bigane olduğu, onlardan mahrum kaldığı anlamına gelmez. Hatta Kur’an bizatihi Resulullah’ı bu bilgi kaynaklarına yöneltir: «Eğer sen, sana indirdiğimizden kuşkuda isen, senden önce kitap okuyanlara sor…» (Yunus,94) Kur’an’da anlatılan kıssalar Resule okunmadan önce gayb haberleriydi. Bu haberleri resul bilmiyordu (12/102, 20/99). Kendisine vahiy geldikten sonra vahyi acele hıfz etmek ve insanlara aktarmak istiyordu. Ama Allah, Resulünü uyarıp ilminin artması için Rabbine duaya çağırıyordu (20/114). Necm Suresi’nin ilk ayetleriyle ilgili olarak «hevasından konuşmaz» ayeti Rasul’ün bütün yaşamına ve söylediklerine hamledilerek tamamen iradesiz bir resul tipi karşımıza çıkarılmak isteniyor. Hâlbuki ayetler bir bütün olarak ve Kur’an bütünlüğünde değerlendirilirse ayetteki hevadan olmayan konuşmanın Kur’an olduğunu anlayabiliriz (53/1–6).

III. Resulullah’ın Görevi: Rasulün öncelikli görevi vahyi özümsemek (20/114) ve özümsediği vahyi insanlara ulaştırmaktır. O gerçekle müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir (2/119, 26/194). Onun görevi hakkın şahitliğini yapmak ve insanlara örnek olmaktır. Bu, geçmiş peygamberler için de cari olan bir görevdir. Bütün resullerin görevi şu ayetle vurgulanmıştır: «Muhakkak biz her topluma Allah’a kulluk edin. tağutlardan kaçının diye bir resul göndermişizdir.» (16/Nahl,36)

IV. Resulullah’a Allah’ın Yardımı: Allah-u Teala: «Bir toplum kendi nefislerindekini değiştirmedikçe Allah da onların durumunu değiştirecek değildir.» (13/11) buyurmaktadır. Allah’ın yardımı müminlerin hepsi için söz konusudur. «O, imanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine huzur indirdi. Göklerin ve yerin askerleri onundur. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.» (48/Fetih, 4) Müslümanlar çabalarsa Allah yolunda cihad ederse Allah desteğini vaat eder. Düşmanlar Resul (s)’e tuzak hazırlarken Allah da onlara tuzak kuruyordu (8/30). Elçiyi incitenler ona hiç bir zarar veremez (47/32). Resule en büyük yardım, vahyin tebliği sırasındaki yaşanan güçlükler ve tereddütler karşısında söz konusu olmuştur: «Onlar neredeyse sana vah-yettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi; o zaman da seni dost edineceklerdi. Eğer biz seni sağlamlaştırma-saydık, and olsun, sen onlara az bir şey eğilim gösterecektin.» (17/isra, 73–74)

IV. Resulullah’ın örnekliği ve itaat: Rasulullah bir teorisyen, bir felsefeci veya yapmadıklarını söyleyen biri değildi. O, her şeyden önce insanlara taşıdığı mesajın kendisini de bağladığının farkındaydı ve bu hususta azami derecede gayret sarf ediyordu. Söylediklerinin şahitliğini yapıyor ve insanlara mesajını yaşayarak örneklik ediyordu. O Hz.Aişe (r.a) annemizin de ifade ettiği gibi yaşayan Kuran’dı. Kuran’ı yaşantısıyla örnek olabilmesi için pratize ediyordu «Andolsun Allah’ın elçisinde sizin için, Allah’a ve ahiret gününe inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için güzel bir örnek vardır.» (Ahzab, 21) Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus Resulullah’ın taklit edilmesiyle, örnek alınmasının farklı şeyler olduğudur. Ona tabi olmakla taklit etmek farklı şeylerdir.. Taklitte irade yoktur. Tabi oluşta iradi bir tavır vardır. Allah müminlerden, Resulullah’ı örnek almalarını isterken, onun örnekliğini garanti altına almıştır.

V. Resulullah’ın Hüküm Koyması: Hüküm koyma/verme derken, Resulullah’ın kendisine gelen vahiy dışında; haram etme veya helal sayma yetkisinin olup olmadığını kastediyoruz. Eğer Resulullah’ın koyduğu hüküm kendisine gelen vahyin gereği ise zaten buna kimsenin itirazı olamaz: «Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar kâfirlerin / zalimlerin / fasıkların ta kendileridir.» (Maide, 44–45–47. ayetler) Yok eğer Kur’an’ın belirlediği bir hususta Resulullah ayrı bir hüküm verebilir veya başka bir ifadeyle, Kur’an’ın haram etmediği bir şeyi Rasulullah haram edebilir veya tam aksi, deniyorsa işte burada Kur’an’a aykırılık ve onun hükümlerini bizzat yaşayan Rasulullah’a da iftira var demektir. Hüküm hususunda Resulullah, kendisinden önceki resullerde olduğu gibi, vahye tabidir: «Gerçek Tevrat’ı biz indirdik. Onda hidayet ve nur vardır, İslam olmuş nebiler, onunla Yahudilere hüküm veriyorlar.» (Maide, 44) Bu ayet geçmiş peygamberlerin hüküm verirken izledikleri yolu göstermektedir. Aynı yol Resulullah için de geçerlidir: «Biz sana kitabı indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği biçimde hüküm veresin; hainlerin savunucusu olma!» (Nisa, 105) Bu uyarıdan sonra artık Resulullah’ın hüküm verirken neye tabi olacağı gayet açıktır. O yalnızca bir peygamber değildi. Aynı zamanda bir aile reisi, bir devlet başkanıydı da. Ebetteki günlük hayatta birçok meseleyle karşılaşıyor ve hatta kendisine gelinip gelişmeler, olaylar hakkında hüküm vermesi isteniyordu. O da Allah’ın kitabıyla hükmediyordu. Yegâne hüküm koyucu, helal ve haramı belirleyici olan yalnızca Allah’tır. O hükmüne kimseyi ortak etmez (18/26). İstediği hükmü verir (5/1) ve hüküm vermek yalnız Allah’a aittir (6/57; 12/40, 67). Kuran’da geçen hüküm verme ile ilgili ayetlerdeki Allah ve Resulü ifadeleri, yukarıda izah etmeye çalıştığımız, Resulullah’ın Allah’ın hükmüyle hükmetmesi olgusuna işaret etmektedir: «Allah ve Resulü bir işte hüküm verdiği zaman artık inanmış kadın ve erkeğin o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulü’ne karşı gelirse, apaçık bir dalalete düşmüş olur.» (Ahzab, 36)

VI. Resulullah’ın Vahiyle Uyarılması ve İkaz Edilmesi: Resul bir beşer olarak bazen hata ediyor ve bazen de muhtemel bir olumsuzluğa düşmemesi için vahiyle uyarılıyordu. Bu uyarı, olaya göre bazen yumuşak, bazen sert üslupla oluyordu. Mesela Abese Suresinin ilk ayetlerinde anlatılan olay bu konunun somut bir örneğidir: «Surat astı ve döndü. Kör geldi diye. Ne bilirsin, belki o arınacak. Yahut öğüt dinleyecek de öğüt kendisine yarayacak. Kendisini zengin görüp tenezzül etmeyene gelince; sen ona yönetiyorsun. Onun arınmasından sana ne? Fakat koşarak sana gelen, korkarak gelmişken sen onunla ilgilenmiyorsun.» (Abese, 1–10) Yine Resulullah’ın Tahrim Suresi’nde (66/1), hanımlarının hoşnutsuzluğunu istemeyerek helal olan şeyi kendine haram kılması veya Tevbe Suresi’nde (9/43, 86) savaşa gitmek isteyenlere izin vermesi gibi hatalı tavırlarından dolayı ikaz edildiğini görüyoruz. Sabah akşam Rablerine dua edenleri yanından uzaklaştırmaması (6/92), kendisine gelen ilimden sonra inkâr edenlerin havalarına uymaması (13/37), sevdiğini hidayete eriştiremeyeceği (28/56), konuşmalarını dinlediği ve cüsseli yapılarını beğendiği kişilerin Allah düşmanı olduğu ve onlardan kaçınıp sakınması (63/4) gibi konularda da Resulullah’ın uyarıldığını bizzat Kur’an-ı Kerim’de görebiliyoruz.   VII. Resulullah’a Özgü Durumlar: Allah elçisinin vahiyle ilk elden muhatap olması; dolayısıyla elbette bizden farklı olarak bir takım özellikleri taşıması anlamına da gelir. Resulullah bir beşerdir (18/110; 41/6; 12/109). Risaletle ilgili misyonunun haricinde beşeri kurallara tabidir. Bununla birlikte o, bazı hallerde kişiye özel kurallara tabi tutulmuştur, işte Resulullah’a özgü durumlardan bazıları: a) Resulün hanımları müminlerin anneleri olarak belirtilmiş ve onlarla evlenilmesi haram kılınmıştır (33/6,53) b) Peygamberin evine herhangi birisinin evine girer gibi girilmemesi, ancak çağrıldığı vakit izin isteyerek girilmesi gerektiği vurgulanmıştır (33/53; 26/62:49/1–7) c) Yine Rasulullahtan gecenin bir kısmında Rabbinden övülmüş bir makama ulaştırılması için nafile olarak salât etmesi isteniyor (17/79; 52/49) d) Evlenme konusunda da Resulullah bir takım ayrıcalıklara sahipti. «…kendisini peygambere hibe eden ve peygamberinde almak istediği mümine kadını, diğer müminler hariç yalnız sana helal kıldık.» (Ahzab, 50). Bunu takip eden 52. ayet ise evlilik hususunda bir başka sınırlama getirmektedir. e) Müminlerin Resule salât etmeleri istenmiştir (33/56). Burada salât etmek değil, bizce Resul’e karşı saygılı olmak, ona işlerinde destek olmak anlamındadır.

Resul kendisine risalet görevi verilmeden önce vahiyle muhatap değildir. Mekke halkından bir ferttir. Peygamber’in görevi mesajı en iyi biçimde insanlara ulaştırmak ve onu yaşamada insanlara öncülük etmek ve hakkın şahitliğinde bulunmaktır. Resul bir insandır. Beşer olarak taşıdığı zaaflara karşı uyarılmıştır. Bununla birlikte Kur’an’ı en iyi anlayan Resul (s)’dür. Yine en iyi uygulayan, pratize eden odur. Müminler için en güzel örnektir.Rasul bizim tek önderimiz,tek hayat rehberimizdir

Ölümden sonrası yoktur diyenler,Dini Sohbet

Ölümden sonrası yoktur diyenler,Dini Sohbet

Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir

Risale i Nur Sohbetleri – CENNET VE CEHENNEM BAHSİ,Dini Sohbet

Risale i Nur Sohbetleri – CENNET VE CEHENNEM BAHSİ

Risale i Nur Sohbetleri – CENNET VE CEHENNEM BAHSİ

nur sohbet,nur chat,nur sohbetleri,dini sohbet,dini chat,islami sohbet

islama hizmet,Dini Sohbet,islami sohbet

islama hizmet,Dini Sohbet,islami sohbet

islam a hizmet nedir nasıl olmalıdır?

islam Rahmani Allah katından olan tek dindir.

Maide suresi 3 ayetde Allah cc biz kullarına dininiz islam ( nurumu ) tamamladım dıyor ve bundan  başka din aramayın diyor…

fani hayatda ilk insan adem a.s dan sonra son peygamber (peygamberimiz ) Hz. muhammed s.a.v. as kadar gelen tüm peygamberlerler Muslumanlardı ( musluman Aallahın dinine tabi olan demektir ) Ve bu peygamberlerın bazıların a nüshalar bazılarına sözlü bazılarınada ( kitap ehli ) kitaplar indirilmiştir. Allah cc gondermiş olduğu tüm kitap yada

 

nüshalar Furkan dır Son peyhgamber hz muhammed sav tebliğ yapması için gonderilmiş olan kitapsa kendısınden önce gonderilen kitapların tahrip edilmiş bolumlerini düzeltici ve doğrulayıcı olarak gonderilmiştir Maide suresi 3 ayet buna en güzel açıklamayı yapmıştır.

3 – Leş, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir.

insanlar nefislerinin arzularının esiri olmuş ve rahmanın kendilerine gondermiş olduğu kitapları tahrip etmişlerdir Rabbimiz yüce kitabımız Kurani kerim de casiye suresi 23 ayetde şu şekilde hitap etmiştir .

23- (Ey Muhammed!) Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah’ın kendi ilmi dahilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidâyete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?

islam hizmet etmek için Kurani kerim haytımıza tam anlamıyla bir yaşam metodu olarak almalıyız ve kurani kerimin bize ögretmiş  olduğu Tevhid bilinci ile hizmetimizi dinimizislam a yapmalıyız…

Dini Sohbet,Dini Chat,Dini Sohbetler