Namazını kılmayanın iyilikleri

(Namaz kılmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez ve haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) deniyor. Allah iyiliklerimizi niye zayi ediyor ki?

Allahü teâlâ iyilikleri zayi etmez. Kimseye haksızlık etmez.
Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Yani namaz kılmamak haramdır. (Haram işleyenin ibadeti kabul olmaz) demek, o ibadet için bildirilen büyük sevablara kavuşamaz, yani sevablarının hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevabları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içkiyle açan 70 sevab kazanırken, içki içince 70 günah yüklenir ve sevabsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Günah işleyenlerin de ibadetlerini aksatmamaları gerekir. Başka günahlar da işlemişse sevabları eksilere iner. Namaz kılmamak bin birim günah ise, ne kadar çok iyilik ve ibadet edersek edelim, bin birimi bulamayız. Nafile ibadetler farzların yanında denizde damla bile olmadığı için, yapılmayan farzların günahları bu iyilikleri alır götürür, insan hiç iyilik etmemiş duruma düşer. İşte, (İyiliklerine sevab verilmez veya haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) bu demektir. (Kaza namazı olanın nafile namazları kabul olmaz) demek de böyledir. Farzı tehir edip nafileyle meşgul olunca, farzı tehir etme günahı, nafile namazın sevabından fazla olduğu için nafile namazları boşa gitmiş olur. Yoksa nafile namaz kıldığı için elbette sevab alır, fakat zararı kârından pek çok olur. Çünkü farzın yanında nafileler, denizde damla bile değildir.
Yukarıdaki bilgiler, itikadı düzgün olan yani Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar içindir. Ehl-i sünnet itikadında olmayana bid’at ehli denir. Bid’at ehlinin ibadetleri sahih olursa da, âhirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve hasenatının sevabına kavuşamaz. (Cennet Yolu İlmihâli)
Kâfirlerin ve bid’at sahibi olanların, hayırları reddedilip, şerleri için de ceza görürler. (Cevab Veremedi)

namaz,iyilik,sevap,Namazını kılmayanın iyilikleri,namaz kılmak,ibaded,teslimiyet,kul,hak

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Peygamberimize Hakaret Eden Densizler

Hıristiyan bir vatandaşımızın, bütün şuurlu ve gerçek Müslümanların canlarından daha fazla sevdikleri Peygamberimize (Salat ve selam olsun ona) hakaret etmesi, mahkemeye verilmesi, kesin hapis cezası alması çok düşündürücü, çok üzücü bir hadisedir.

Selanik medyasının, küfürbaz vatandaşı savunması, verilen cezanın fikir hürriyetine aykırı olduğunu yazması da ayrı bir üzüntü kaynağıdır.

Hıristiyanlar Hz. Muhammed’e iman etmezler, bunu herkes biliyor. İman etmezler ama hakaret de etmemeleri gerekir.

Biz Müslümanlar BÜTÜN Peygamberlere (aleyhimüsselam) iman ederiz. Bu konuda bir sıkıntımız yoktur.

Hz. Musaya, Hz. İsaya iman etmeyen, onları sevmeyen kişi Müslüman olamaz.

Batı dünyasında Hz. İsanın şanına yakışmayan filmler yapıldığı zaman en fazla İslam dünyası protesto etmişti.

Türkiyemizde öyle sanıldığı kadar az Yahudi ve az Hıristiyan yaşamamaktadır. Bir milyondan fazla Kripto Yahudi ve yine bir milyondan fazla Kripto Hıristiyan vatandaş yaşadığı iddia ediliyor ülkemizde.

Geçen yıllarda ünlü bir Batı musikisi çalgıcısı da İslama ve Müslümanlara âdice hakaret etmiş, mahkeme tarafından hapse mahkum edilmiş ve Selanik medyası bunu da düşünce özgürlüğünün ihlali olarak görmüştü.

El insaf!.. Adam çoğunluğun kutsal değerlerine âdice hakaret ediyor, mahkemeye veriliyor ve mahkum oluyor… Sonra bu mahkumiyet kınanıyor. Asıl kınanması gereken saygısız, dengesiz, densiz saldırgan değil midir?

Egemen azınlıklar, put gibi taptıkları tarihî bir şahsiyet tenkit edilince küplere biniyor, kızılca kıyamet kopartıyorlar ama çoğunluğun mukaddesatına küfr edilince bu iş düşünce özgürlüğü oluyor. Eşitlik bu mudur?

Aklı başında, terbiyeli, edepli, sağduyulu bütün Yahudi ve Hıristiyan vatandaşlarımızı tenzih ederim ama birkaç kendini bilmez agresif onların hepsine gölge düşürmektedir.

Yargılanıp hapis cezasına çarptırılan agresiflerin pişman olup özür beyan etmeleri gerekmez mi?

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olamaz.

Bu işlerde Müslüman çoğunluğun da büyük hatası, ihmali, neme lazımcılığı var. Onlar bu ülkede yeterli derecede mahalle baskısı rüzgarları estirebilselerdi toplumda bu kadar pis kokular olmazdı.

Hayır şiddeti kasd etmiyorum. Adem-i şiddet üzerine kurulu mahalle baskısı, çekindirme, barışçı korkutma.

(İkinci yazı)

“YOLA DEVAM!..”

GÜNEYDOĞU Anadolu’da tarihi bir mekândayım. Tepeden etraftaki dağları, ovaları seyrediyorum. Elli metre kadar ötede tarihi bir cami var. Önünde abdest alma yeri ve tuvaleti… Sayıyorum Türkçe ve İngilizce tam yedi adet WC reklâmı… WC… WC… Men… Women…

Camiler kutsal mekânlardır. Böyle yerlere çirkin, zevksiz, âdi, bayağı, utanç verici levhalar asılmamalıdır.

Oradan biraz öteye gidiyoruz. Büyük ve tarihi bir cami… Tuvaletine uğruyorum. İçerisi tertemiz. Ağır bir parfüm kokusu… Abdest lavabolarının üzerinde bir yazı “Beş senedir zam yapmadık… Yola devam…” (Tuvalet ücreti 75 kuruş) yazılı. Bizi gezdiren muhterem zatın korumasına bu yazıyı gösteriyorum. Gülüyor.

Vakıflar mı ilgilenir, Diyanet mi, kim ilgilenecekse camilerdeki bu rezil, iğrenç, pis WC levhalarını kaldırtmalıdır.

İstanbul’da birçok tarihi caminin WC’leri bir endüstri, bir darphane haline gelmiştir.

Vakıflar buraları ihale ile veriyormuş.

Kamil isminde bir okuyucum mektup göndermiş. Cami derneği şadırvanları tamir ettirmiş, abdest alanlardan da para istiyormuş. Eskiden sadece tuvaletleri kullananlardan para alınırdı, bu da yeni çıktı.

Cami derneklerinin ana vazifeleri içinde, şadırvan ve hela hizmeti diye bir vazife yoktur.

Cami dernekleri hangi konularda hizmet etmelidir:

(1) Başta sabah namazları olmak üzere namaz kılanların, cemaatin sayısını çoğaltmak için ne yapmak gerekiyorsa onu yapmak… (2) Cami mihrabına namaz kıldırma memuru değil hakiki bir imam geçirmek için çalışmak… (3) Cumalarda, kandillerde, bayramlarda cemaate faydalı bilgiler içeren küçük fakat çok kaliteli dinî broşürler hazırlatıp yayınlamak… (4) Çocuklar ve gençler için ilmihal kursları açmak…

Cami dernekleri kalorifer, klima işlerine çok önem veriyor… Bunlar dinî hizmet değildir. Hizmet halka dini öğretmek, gerçek dindarlığın, İslam ahlakının öğretilmesi ve yayılması için çalışmaktır.

Şu hususu da belirtmeden geçemeyeceğim: Cuma namazlarından sonra camilerde makbuzsuz para toplanmamalıdır. Böyle bir şey kanunlara aykırıdır. İlle de toplanacaksa mutlaka makbuzla toplanmalıdır. Kimseyi suçlamak aklımın köşesinden geçmez, lakin kurallara uyulmalıdır.

Şu güne kadar cami görevlilerinin cemaate, namazı takke ile başı örtülü olarak kılmak gereği hakkında nasihat ettiklerini, uyarıda bulunduklarını duymadım.

Namazı erkeklerin başı örtülü olarak kılması sünnet ve edeptendir. Zor bir şey de değildir. Peki, hocalar niçin cemaati uyarmıyor?

Birçok caminin kapısında ayakkabıları içine koymak için poşet sandıkları var. Bu bir bidattir. Bunlarla uğraşacağımıza cami kapılarına cemaati uyaracak, aydınlatacak, bilgilendirecek (İçinde Türkçe hatası olmayan) levhalar konulsa daha iyi olmaz mı?

Müslüman halkın yüzde doksan dokuzu Allahü Teala’nın sıfatlarını bilmiyor. Dikkat çeken, güzel, sanatlı, tezhipli bir levhaya bu sıfatlar yazılsa, okuyan halk öğrense ne iyi olur.

Şimdiye kadar yüz kere yazmışımdır. Yüz birinci defa söyleyeyim: Camilerimizin mihrap duvarlarına, başka yerlerine işporta işi çok ucuz, çok çirkin değersiz saatler asılmaktadır. Bunlar yakışıksız kaçıyor, Diyanet’in izin vermemesi gerekir.

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Çalışmak ibadet midir?

Çalışmanın ibadet sayılabilmesi için İlahi emirleri ifa, yasaklardan da kaçınmak gerekir. Bir başka ifadeyle; farzları eda, haramlardan da kaçınmak şarttır. Farzları ihmal ederek, terk ederek, haramlarla iç içe geçerek çalışmak, ibadet olarak değerlendirilemez.

Toplumda çalışmanın da ibadet sayılacağı şeklinde bir düşünce hâkimdir. Bu kanaat, farz ibadetinde ihmalkârlık gösteren birçok insanın mazereti hâline gelmiştir. Böyleleri, “Dinimizde çalışmak da ibadettir. Ben çoluk çocuğumun rızkını temin için çalışıyorum” bahanesiyle tembelliğini örtbas etmeye çalışırlar.

Bazı işverenler de yine aynı bahanenin arkasına sığınıp, çalışanlarının ibadetine engel olurlar. Tabii sorumluluk, hem ibadetini yapmayan mükllefe hem de yapmasına izin vermeyen patrona aittir, her ikisi de vebal altındadırlar.

Çalışmanın ibadet sayıldığı aslında doğrudur. Ancak bu, farzların yerine getirilmesi noktasında ihmal ve tembellik gösterilmemesi ve haramlardan kaçınılması şartına bağlıdır.

Nitekim iki namaz vakti arasında kalan diğer saatlerin, vakit namazları kılındığı takdirde bir ibadet şekline geleceği ve iki namaz arasında işlenen günahların affedileceği hadis-i şeriflerde verilen müjdeler arasındadır.

Evet, çalışma da bir nevi ibadettir. Ama çalışma, ibadetle beraber olunca ibadet sayılır. İbadetle değerlendirilmeyen ve derinleştirilmeyen çalışma, ibadet olmaktan çıkar.

Esasen bir yönüyle çalışma “sıfır”; ibadet de bir “rakkam”dır. Çalışmanın kıymet kazanması, yanındaki rakkama bağlıdır.

Bu itibarla beş vakit namazını kılan ve bu namazlar arasında hayatını helal ve mübah işlerle süsleyen bir insanın iş hayatı da ibadet olur.

Namaz kılan bir insanın kazmasını yere vuruşu, bağını budaması, hatta tarlasına gübre atması dahi ibadettir. Hadis-i şerifin ifadesiyle, böyle birinin, “Hanımının ağzına bir lokma koyması (dahi) sadaka olur.” [Buhari, Sahih, İman 41; Müslim, Sahih, Zekât 48] Ona mükâfat kazandırır.
islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Resülullah Efendimiz(s.a.v)ve Iblis Arasına Geçen Konuşma

Resülullah Efendimiz(s.a.v)İblise aşşağıda ki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi.

-Ya lain! Senin oturma arkadaşın kim? -Faiz yiyen.

-Yatak arkadaşın kim? -Sarhoş.

-Misafirin kim? -Hırsız.

-Elçin kim? -Sihirbazlar.

-Gözünün nuru nedir? -Hanım boşamak.

-Sevgilin kim? -Cuma namazını bırakanlar.

Resülullah Efendimiz(s.a.v)bu defa başka bir mevzuya geçti ve şöyle sordu;

-Ya lain!Senin kalbini ne yıkar. -Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi.

-Peki senin cismini ne eritir? -Tevbe edenlerin Tevbesi.

-Peki ciğerini ne parçalar,ne çürütür? -Gece ve gündüz Allah’a yapılan bol bol istiğfar.

-Peki yüzünü ne buruşturur? -Gizli sadaka.

-Peki gözlerini kör eden nedir? -Gece namazı.

-Peki başını eydiren nedir? -Çokça kılınan cemaatle namaz.

Resülullah Efendimiz(s.a.v)tekrar bir başka mevzuya geçti ve şöyle sordu;

-Sana göre insanların en saadetlisi kimdir? -Namazını bilerek kasten bırakanlar.

-Peki insanların en şakisi kimdir? -Cimriler.

-Peki seni işinden ne alı koyar? -Ulema Meclisleri.

-Peki yemeğini nasıl yersin? -Sol elimle ve parmaklarımın ucuyla.

-Peki samyeli estiği zaman ve ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin? -İnsanların tırnaklarının arasında. 

 

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

 

Namazı Neden Türkçe Kılamıyoruz

Şüphesiz namaz bir ibadet olarak Allah Teala’nın emrettiği şekilde ve İslam’da açıklandığı üzere yerine getirilmelidir. Ve bu dinin apaçık hükümlerindendir.
Bazıları, dine karşı düşmanlıklarını, -kendilerini bu dine mensup gösterip- dini inançları tahrip ve tahrif etmekle ortaya koymaktadırlar İşte bunlar, dini tahrif etmek için, son zamanlarda namazın Türkçe kılınması düşüncesini ortaya atmışlardır.
Biz, namazın Türkçe kılınmasının caiz olmadığını ispatlayan delillerden bazılarına aşağıda işaret ederek birinci ve ikinci delille ilgili bazı açıklamalara yer vereceğiz.
Bu konuyla ilgili bazı deliller şöyledir:
1. Ulemasının icması
2. İbadetlerin tevkifi hükümlerden oluşu.
3. Namazda Kur’an kıraatinin farz oluşu ve tercümenin Kur’an olmayışı.
4. Beşer ait olan kelamı namaza dahil etmenin (namazda konuşmanın) namazı batıl etmesi.
5. Dinde her türlü bid’atın haram oluşu,
Birinci delilin açıklık kazanması için ilk önce şu noktaya dikkat etmek gerekir ki, bir şer’i hüküm üzerine fakihlerin ittifakına, görüş birliğine icma denir. İcma, kendi başına delil sayılmaz ancak Ehl-i Beyt mektebinin fukaha’sının İcması, Masum İmam’ın görüşünü bildirdiği için geçerli delil olarak sayılır. İcmanın masum imamların o görüşe mutabakatını göstermesi, çeşitli yöntemlerle açıklanmıştır. Bunlardan önemlisi hads yöntemidir. Yani din hükümleri anlamak ve korumak için azamı dikkat ve hassasiyet gösteren takva sahibi ulemanın yüzlerce yıl boyunca aynı görüşü üzere ittifakları o görüşün masumlardan alındığına dair güven oluşmasına neden olur.
Şimdi bu konudaki ittifakı gösteren Ehli Beyt Mektebinin büyük fakihlerinden bazılarının sözlerini nakledelim:
Merhum Seyyid Muhammed Amili şöyle diyor:
“Namazda Fatiha suresinin yerine tercümesinin yeteli olmayışı icmamızla sabittir. Amme’nin (Ehl-i Sünnet’in) çoğu da, bizlerle muvafıktırlar. Çünkü Allah Teala, buyuruyor ki: “Biz Kur’an’ı Arapça olarak indirdik.” Tercüme, ise asıl metinden farklı bir şeydir. Aksi taktirde şiirin tercümesi de şiir olurdu.” (Medariku’l-Ahkam c. 3, s. 341)
Merhum Şeyh Mürteza Ensari de şöyle diyor:
“Fatihayı okumaya gücü olan kimse için, Fatihanın tercümesi, onu okumanın yerine geçemez; Bu konu da ulema arasında icma vardır. Çünkü Fatihanın tercümesini okumaya, Fatiha okumak denilmez”. (Es-Selat s. 114)
Büyük Fakih Muhammed Hasan Nacafi’nin de, bu konudaki açıklaması şöyledir:
“Muhakkik ve onun gibilerinin ifadelerinden (Namaz kılana Fatihanın tercümesi yeterli değildir.) anlaşılan şu ki, namazda olan Fatiha ve surenin kıraati konusunda asla tercüme yeterli değildir. (Yani hatta Fatiha’yı okumaktan aciz olsa ve öğrenmesi mümkün olmasa bile tercümelerini okumak yeterli değildir. Fatihayı okumaya gücü yetmediği taktirde onun yerine aşağıda açıklanacağı üzere zikir -Subhanellah- demelidir.) Bu konuya bazı fakihler tasrih etmişlerdir. Hatta bunun ulemadan bir cemaatın açık görüşü olduğu diğer bir grubun de sözlerinin zahiri bu olduğu nakledilmiştir. Buna göre, bu çoğunluğun görüşü sayılır. Hatta El-Hilaf ve diğer kitaplarda nakledilen icmanın zahirinin de bu olduğu söylenebilir. Bu konuda sadece, Nihayet’ul-Ahkam, Tezkire ve Revz kitaplarının Kur’an ve bedeli (yani zikir -subhanellah- demek) mümkün olmadığı zaman, tercümeye geçilebileceği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Ancak bu görüş hiç şüphesiz zayıf bir görüştür. Çünkü temel ilkeye ters düşer; Üstelik Fatiha okunmasını emreden delillerimiz mutlaktır; asla hiçbir aşamada tercümeye geçilebileceğine dair bir kayıt yoktur.
Öte yandan Kur’an’ın tercümesi insanların kelamına girer (İnsanların kelamını ise namaza dahil etmek, namazı batıl eder) Muhakkik Kereki Cami’ul Mekasit kitabında ve diğerleri de buna değinmişlerdir. Fatıha’yı tekbire kıyas etmek de haramdır. (Yani Ulema tekbiret’ul İhramı Arapça getirmekten aciz olan yeni Müslüman olmuş bir şahsın tekbirin tercümesini söyleyebileceğine dair fetva vermişlerdir. Biri çıkıp da aynı şey Fatiha için de geçerli olduğunu söylerse bunun bir kıyas olduğunu ve kıyasın şer’an haram olduğunu söyleriz.) Üstelik bu ikisi arasında şöyle bir farkın olduğu da zikredilebilir: Kıraatten maksat ondaki mucize olan o nazmı dile getirmektir. Haccal’ın naklettiği bir hadiste İmam Cafer Sadık veya Muhammed Bakır’dan biri şöyle buyurmuştur: Allah’ın “Açıklayan Arapça dili üzere (indirdi)” ayeti hakkında İmam’dan sordular. İmam şöyle buyurdu: O (Kur’an) diğer dilleri açıklar ama hiçbir dil onu açıklayamaz. ….” (Cevahiru’ul-Kelam c.9 s,314)
Seyyid Tabatabai Urvetu’l-Vuska kitabında şöyle diyor:
“Eğer kıraati bilmiyorsa öğrenmesi farzdır. Eğer Kur’an’dan hiçbir şey bilmiyorsa fatiha miktarınca tesbih der; tekbir getirir; ve zikr eder. İhtiyaten tesbihat’ul Erba’yı okusun.”
Görüldüğü gibi, Ehli Beyt mektebinin fukehası hatta zaruret durumlarında bile Fatiha suresinin yerine tercümesinin okumanın sahih olmadığını açıkça ifade etmişlerdir.
2. İbadetlerin tevkifi hükümlerden olması:
Dinde var olan bazı hükümler, insanların kendi yaşayışları gereği alış veriş gibi tüm felsefesini anlayabildikleri ve kendileri arasında ona bazı kaideler oluşturdukları konulardan değildir. İbadet şekli ile ilgili hükümler işte bu türden hükümlerdir. Bunlara Usul-i Fıkıh ilminde mutelakkat mineşşari (Şari’den alınan hükümler) veya tevkifi hükümler (şekil, şart ve cüzlerinin belirlenmesi insanların elinde olmayan her yönüyle Allah’ın belirlenmesine bağlı olan hükümler) denir. Hiçbir kimse, akıl yürütmekle namazın şeklini keşfedemez. Allah Teala’nın emirleri ortada olmadan tüm insanlar bir araya gelecek olsalar bile, namazın şekli, rüku, secde ve rek’atlarının sayısı zikirleri hakkında bir şey söylemeleri mümkün olmazdı.
Bu gibi konuları gayp aleminden gelen emirler sayesinde belirlenmesinden başka bir yol yoktur. Demek bu tür hükümlerin muhteva ve şartları hakkında görüş belirtmek, onu değiştirmek veya ona başka bir şey eklemek ilke itibariyle yanlıştır.

Hacet Namazı Nedir?

Hacet: Dilek ve İstek Demektir. Hacet Namazı ise Gece Namazla Alemleri yaratan Yüce Rabbimizden Dileklerimiz ve isteklerimizi bildirmek için kıldığımız kısacası Allah’tan acil isteklerimizin yerine gelmesi için kıldığımız bir namazdır. Hacet namazı ile hem dünya isteklerimizin gerçekleşmesi için (sınav, evlilik, araba, ev, iş, evlat, sağlık v.b) Perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde veya kandillerde arzu edilirse hergün kılınabilecek bir namazdır.

Hacet Namazı ile asıl istenmesi gereken hayati mesele ise bizim için tayin edilen veli resüle (mürşide), ulaşmak ve kim olduğunu bulmak için Alemlerin Rabbi Allah’a müraacat ettiğimiz bir vesiledir.

Hacet Namazı ile içinde bulunduğumuz Ahir zaman devresinde gönderilmiş olan Mehdi a.s Kimliğini öğrenmemiz içinde kılınması gereken bir namazdır. Doğuruları ancak Allah’tan öğreneceğimizi asla unutmamamız gerektiğini idrak edersek ve bu sebeple Allah’a sorabilmemizin yegane formülü ise Hacet Namazı ile müraacat etmemizdir.

Hacet Namazı kılmadan önce mutlaka “Bize Emanet olarak verilen ve Allah’a ait olan Ruhu, Dünya Hayatını Yaşarken Allah’a ulaştırmayı dilememiz gerekmektedir”.

Hacet bir dilektir ve istektir, Biz insanlar eğer Bize emanet edilen Ruhu Allah’a ulaştırmayı dilersek ve bunun akabinde de Hacet Namazı ile bizim için Tayin edilen mürşidi Allah’tan dilersek, Allah’ın bize mürşidi göstermemesi için hiçbir sebep yoktur. Mutlaka Hacet Namazı ile Hem Devrin İmamı Mehdi a.s’da bulmuş oluruz.

Unutmayalım ki; Hacet Namazında Niyet çok önemlidir. Eğer Allah’a ulaşmayı dilediysek ve Mürşidimizi soruyorsak, Allah bize mutlaka Mürşidimizi gösterir. Ama Niyetimiz hem Allah’a ulaşmayı dilemek ve aynı zamanda da Ahir zamanda gelecek olan Mehdi a.s bulmak ise Allah gene bizim kalbimizdeki niyete göre mutlaka gösterecektir.

“Niyet Amelden Üstündür”.

Niyetimiz; Ruhumuzu dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaştırmayı dilemek olsun.

iSLami Sohbet , iSLami Chat , iSLami Sohbet Odalari , Dini Sohbet