Kavim Resulleri – İslami Sohbet

Her devirde bütün kavimlerde vazifeli kılınmış velî resûllerinin Al-i İmran Suresinin 164. âyet-i kerimesine göre 4 görevleri vardır. (âyetleri tilavet etmek, kişileri tezkiye etmek, kitap ve hikmet öğretmek).

3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah’ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.

Fakat bu resûllerden devrin imamı olarak seçilen zamanın imamlarının Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesine göre 5 görevi vardır. (âyetleri tilavet etmek, kişileri tezkiye etmek, kitap ve hikmet ögretmek ve bilinmeyeni yani hikmetin ötesini öğretmektir.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve diğer peygamberler; nebî imamlar yani peygamber olan devrin imamları idi. Fakat Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den  kıyâmet gününe kadar Allah’ın devrin imamı olarak vazifeli kıldığı bütün imamlar; velî imamlardır. Onlar peygamber değillerdir, eimme-i verese yani Peygamber Efendimizin varisi olan Allah’ın emriyle vazifeli kılınmış devrin imamlarıdır. Allah sadece asaleten görevli peygamber olan devrin imamlarına yani nebî imamlara ve vekaleten görevli peygamber olmayan devrin imamlarına yani velî imamlara hikmetin ötesini bildirir ve onları tasarrufu altına alır. İşte Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz S.A.V)’in varisi, bu devrin imamı Mehdi Resûl’e hikmeti ve hikmetin ötesini öğretiyor ve oda bize öğretiyor.

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

devrin imamı devrin imamı kimdir devrin imamı kim devrin imami mehdi devrin imamı mehdi a s kimdir bu devrin imamı kimdir zamanın imamı kimdir devrin imamının ruhu devrin imamı ne demek mpl devrin imamı imam mehdi aynayi mardiyye mpl tek bir dilek klibi devrin imamı manavgat yhs-elex_22find

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Ümmetin Alimleri ve Nebiler

Soru: Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” hadisi hakkında bilgi verir misiniz? Böyle bir hadisin olmadığı ve olmayacağı söylenmektedir. Bediüzzaman ise hadis olarak almıştır. Konuya açıklık getirir misiniz?

Cevap: Peygamberimizin (asv) 23 yıllık nübüvvet döneminde bütün konuşmaları, davranışları, amelleri ve takrirlerinin tamamına hadis denir ki bunlar binlerce değil, milyonlarcadır. Ancak hadis ulemasından İmam-ı Şafii hazretleri “Usul ilmini” geliştirerek ahlaka, siyere ve mev’izeye ait olan hadisleri değil, ahkâma ait olan hadislerden hüküm çıkarmak için bu usule uyulması gerektiğini savunmuştur. Buhari ve Müslim gibi ahkâma ait hadisleri toplayan muhaddisler de ahkâma ait olan hususlarda sahih ve rıza-ı ilâhiye uygun amellere kaynak olacak hadisleri sağlam kriterlerden geçirmiş ve “Sahihine” ancak bir milyon hadisten 4 bin adedini almıştır. Diğerlerine “Hadis değildir” dememiş, benim kriterlerine tam olarak uymadığı için almadım demiştir. Diğer hadisleri “Siyer/Tarih” ve “Edebü’l-Müfred” gibi Ahlaka dair hadis kitaplarına almıştır. Bu nedenle Sahih-i Buhari’de olmayan hadisler hadis değildir denmemiştir ve denemez.

Kütüb-ü Sitte dışında İmam Malik’in Muvatta ve Ahmed b. Hanbel’in Müsnedi ve diğer pek çok “Cami” ve “Müsned” adı verilen sahih hadis kitapları vardır ki bunlarda geçen hadisler de kesinlikle doğrudur ve peygamberimize (asv) aittir; ancak bu kitapların sahipleri Buhari ve Müslim’in aradığı şartlara tam uygun bir ravi zincirine sahip değillerdir. Munkatı’, zayıf ve sahih değil manası hadis değildir şeklinde anlaşılamaz, ancak “sahih senetle hadisiyeti peygamberimize (asv) ulaştığı sabit değildir” demek gerekir ve İslam bilginleri olan muhaddisler böyle kabul etmişlerdir.


“Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” hadisi de kat’i senetle peygamberimize ulaşmayan hadislerdendir. Manası hak ve hakikattir ve mana yönüyle sahihtir. 
Bazı hadis münekkidi olan ulema tarafından “Hadis olduğu sabit değildir” denirken Aclunî gibi öenmli bir münekkid  “Bu hadisin kesin olarak Hz. Peygamber’e (asv) dayanan merfu bir hadis olduğunu söyleyen âlimler arasında Fahreddin Razî, İbn Kudame, el-Esnevî, el-Barizî, el-Yafiî de vardır. Hadisin manasının sahih olduğunu söyleyenler arasında ise Teftezanî, Fethuddin eş-Şehid, Ebu Bekr el-Mevsilî de bulunmaktadır. Suyutî, el-Hasais adlı eserinde bu görüşü desteklemiştir. En-Necm “Hüsnü’t-Tenbih” adlı eserinde bu hadisin doğruluğunu gösteren başka şahitlerin de olduğunu söylemiştir. Aclunî, bunları belirttikten sonra, “Bu bilgiler, hadisin bir aslının olduğunu güçlendirmektedir” ifadesine de yer vermiştir. (Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2:64)

Bu hadis konusunda şunlar da söylenebilir:

Birincisi: Bu hadiste bir teşbih/benzetme vardır. Peygamberimiz (asv) ümmetinin âlimlerinin Benî İsrail’in peygamberleri gibi dini güçlendireceklerini ve dine hizmet edeceklerini haber vermiştir. Teşbihler elbette zayıf olanı güçlü olana kıyas etmek için yapılır. Burada da ümmetin âlimleri peygamberler gibi vazife icra edecekler denilmiştir. Zaten “Âlimler peygamberlerin varisidir” (Buhari, İlim, 10) hadisi de aynı manayı takviye etmektedir. Bu nedenle bu hadisi Benî İsrail’in peygamberlerini küçük düşürecek manasında anlaşılamaz. Nitekim İmam-ı Rabbanî (ra) “Eski zamanda yüce Allah Mürsel peygamberlere kitap vererek dini ikame etmiş, sonra onların dinini kuvvetlendirmek için nebileri görevlendirmiştir. Nebiler kendilerine kitap verilen peygamberlerin dinini güçlendirmişlerdir. Peygamberimizden (asv) sonra nebi gelmeyeceği için bu dini güçlendirme işi müceddit ve müçtehit olan ümmetin âlimlerine kalmıştır. Bu nedenle yüce Allah bu dini müceddit ve müçtehit olan âlimler ile güçlendirir. Bunun için peygamberimiz (asv) “Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in mücedditleri gibidir” buyurmuştur” demektedir. Bu sebeple bu hadisten kast edilen ulema “Mücedditler” ve “Müçtehit” âlimlerdir ki bunlar her asırda ancak bir ikiyi geçmezler. Ancak onlar bu dinin kıyamı ve kıvamıdırlar.

İkincisi: Mücedditler ve müçtehit âlimlerin dini güçlendirmesi zaman içinde dine sokuşturulan bid’a ve dalalet fikir ve amelleri kaldırarak peygamberin sünnetini ihya etmeleri şeklindedir. Zira dinin terki sünnetin terki ve dinin ihyası sünnetin ihyası iledir.(Darimi, Mukaddime, 16) Nitekim Allah’ın emirleri ve yasakları ancak peygamberin (asv) uygulamaları ile sabit olur ve uygulanabilir. Aksi takdirde nasıl ibadet edileceği ve uygulanacağı bilinemez ve ibadet ortadan kalkar. Ulema ise peygamberin (asv) uygulamalarını ortaya koyarak ümmeti ona uymaya davet ederek dini ihya ederler. Zira yüce Allah “Peygamber size ne verdi ise onu kabul edin ve sizi neden sakındırdı ise ondan da kesinlikle kaçının” (Haşr, 59:7) ferman etmiştir. “Peygamberin sünnetine aykırı olan ve yerine geçen her adet bid’attır ve her bid’at sahibini cehenneme götürür.” (Ebu Davud, Sünne, 5) Bu nedenle âlimler bid’atları dinden çıkarır ve sünneti ihya ederler. Peygamber nasıl ibadet ediyor ise ve ne yapıyorsa onu yapmak sünnettir (Nesai, Taksir, 1) ve ona uymak da Allah’ın emridir.

Üçüncüsü: Âlim kur’andan hüküm çıkaracak ve ümmetin ihtilaflarını gidererek sünneti ihya edecek seviyede ilim ve ihtisas sahibi olan kimseye denir. Yeni ortaya çıkan meselelere Kur’an ve Sünnetten hüküm çıkararak şüpheleri giderecek ve hadisi ve sünneti koruyacak bilgiye sahip olamayan ve inkâr yoluna girenler âlim denmez. Onlar nakilcidirler ve neyin gerçek ve neyin yanlış olduğunu bilmedikleri için belli âlimlere takılmışlar ve onlardan etkilenmişlerdir. Bu nedenle özellikle “Ehl-i Sünnet Uleması” yerine “Ehl-i Bid’a” olan âlimlerin görüşlerini naklederek hadislerin mantıklı ve doğru izahını yapamayarak, anlamadıklarına “bu hadis değildir” diye inkâr yoluna gidenler gerçek âlim değillerdir. Bunlar ancak nakilcidirler ve saptırıcı âlimlerdir. Bu nedenle bunlardan uzak durmak gerekir. Âlim izah ve ispat eden ve şüpheleri giderendir, inkara sapan ve şüphe uyandıranlar âlim olma vasfına ulaşmamışlar demektir. Ve bu âlim geçineneler elbette bu hadisin işaret ettiği âlim değillerdir. Bunlar âlim olmadıkları için Benî İsrail’in peygamberleri gibi tabii ki dine hizmet edip dini güçlendirmekten uzaktır.

Dördüncüsü: Gerçek âlimler imanları güçlendiren ve şüpheleri gideren, insanları ahirete davet eden, kibirden tevazua, riyadan ihlasa, düşmanlıktan dostluğa ve kardeşliğe davet edenlerdir. Bunların yanında hak ve hakikati izah ve ispat edip gösterirler. İlimleri ve faziletleri ile din yolunda takva ve cihadları ile meşhur olmuş olanlar ve ulema beyninde müçtehit ve müceddit olarak kabul edilenlerdir. Onlar bildikleri ile amel ettikleri için (Aluni, Keşfu’l-Hafa, 2:236; Gazali, El Munkızu mine’d-Dalal, 60) yüce Allah onlara bilmediklerini de “İlham ve sünuhat tarıkıyla” öğretmiştir. Bu nedenle hakaık-ı eşyaya ve ledünniyata vakıftırlar. Ümmetin uleması arasındaki ihtilafları ancak bunlar giderirler. Bunlar da İmam-ı Şafii ve mezhep imamları, Hüccetu’l-İslam İmam Gazali, İmam Celaleddin-i Suyuti, İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman Said Nursi gibi allamelerdir. Nitekim İmam Şazelî anlattığı bir rüyasında Peygamberimizin (asv) bir kürsü üzerinde diğer peygamberlerin de yerde oturdukları halde Hz. Musa’nın (as) “Ümmetimin âlimleri Benî İsrail’in peygamberleri gibidir” buyurmuşsun. Bana bunlardan birin göster” deyince peygamberimizin (asv) İmam-ı Gazali’yi gösterdiğini söyler. İmam Gazali’ye Hz. Musa (as) bir soru sorar. O da on şıkla cevap verdiğini, Hz. Musa’nın (as) on takdir ettiğini ifade eder. (Ragıb El-Isfahani, El Muhadaratu’l-Udebâ, s.317)

Beşincisi: Bediüzzaman Said Nursi hazretleri müceddit ve müçtehit olduğu ve eserlerini “İlham ve Sünuhat” olarak kalbe doğan ilhamlar yoluyla yazdığı için sözleri ve rivayet ettiği hadislerde “Usul Ulemasının” kurallarına uyma zorunda değildir. Yazdığı ve hadis olarak belirttiği hususlar kesinlikle hadistir. Mücedditlerin ilham ve sünuhat kabilinden yazdıkları hususlar esas olup diğer âlimlerin görüş ve düşünceleri onların sözleri ile tashih edilirler. Bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi hazretleri hadis diyorsa kesinlikle hadistir. Ulemanın vazifesi bu rivayetin hadis olduğunu inkâra yönelik değil, ispata yönelik çalışmalar yapmaları gerekir. Yani Bediüzzaman’ın tasdik edecek şekilde çalışma ve araştırma yapmaları icap eder. Zira peygamberimizin (asv) hadisine göre ulemanın “Zamanın imamını tanıyarak ona uyma mecburiyeti” (Müsned-i Ahmed, 4: 96) vardır.

Altıncısı: Hayrettin Karaman gibi ulema-i ilm-i zahirin bu hadise itirazları ve şüpheleri ise bu konuda yüzeysel bilgiye sahip olmalarından ve zamanın imamını tanımamalarından, Bediüzzaman Said Nursi gibi zamanın allamelerinden istifade etmemelerinden kaynaklanmaktadır. Hayrettin Karaman bu konuda hadisi kabul eden âlimleri değil de kabul etmeyen âlimlerin görüşlerini nakletmiştir. Tahavi’nin “Bu uydurma bir sözdür” sözünü nakletmiş, ancak Farettin-i Razi, İbn-i Kudame, Taftazanî, Ebubekir Mevsilî, Celaleddin-i Suyuti, İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman Said Nursi gibi allame ve müçtehitlerin bu sözü hadis olarak kabul etmelerinden dolayı da “Bu bir teşbih ve benzetme olabilir” diye ince bir teville hadisi kabul ettiğini de itiraf etmiştir. (1) Yine Hayrettin Karaman aynı yerde “İlm-i Ledün” konusunda da olumlu yaklaşmış ve ümmetin âlimlerinin kitap ve sünnete aykırı olmamak şartı ile ilham ve sünuhat tarikıyla hakikatlerin inkişaf edeceğini beyan etmiştir.

iSLam , iSLami Sohbet , iSLami Chat , iSLami Sohbet Odalari , Dini Sohbet,nur sohbet