BiL ki ALLAH biLiyor

Denemekten , çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kirildiginda, Bil Ki
Allah Ne Kadar Ugrastigini Görüyor,

Kalbin Tas Kesilecek Kadar Agladiginda, Bil Ki
Allah Döktügün Gözyaslarini Sayiyor,

Hayatin Durdugunu, Zamanin Aleyhine Isledigini Düsündügünde Bil Ki
Allah Seni Izliyor,

Hayallerin Yikilmis, Umudun Kalmamis Ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan Bil Ki
Allah Cevabini Biliyor,

Hiç Neden Yokken Içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiginde, Bil Ki
Allah Sana Fisildiyor,

Bütün Islerin Yolunda Gidiyor Ve Tesekkür Etmek Için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa, Bil Ki
Allah Seni Kolluyor,

Bütün Kalbinle Diledigin Sey Sonunda Gerçek Olduysa, Bil Ki
Allah Sana Gülümsüyor,

Nerede Olursan Ol, Ne Düsünürsen Düsün, Ne Yaparsan Yap, Bil Ki
Allah Biliyor…

Nur” ismi sadece Allah’a ait bir isim mi

Soru: Benim kız çocuğumun adı Nur. Nur suresi 35. ayeti okuduktan sonra biraz tereddüde düştüm, acaba yanlış bir isim mi koydum diye? Sizce bu ismin bir sakıncası var mı? Yani Allah’a ait bir isim mi oluyor acaba?
Cevap:
Sözlükte “aydın ve ışıklı olmak” manasındaki nevr kökünden türemiş olan nûr “aydınlık, ışık” demektir. Ayrıca “apaçık olan, nesne ve olayların mahiyetini ortaya koyup aydınlatan şey”e de nur denir. Kelime Allah’a nispet edildiğinde “nur kaynağı” veya sıfat olarak “nurlandıran, her şeyi aydınlatan diye açıklanır.” (Bekir Topaloğlu, “Nûr”, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c: 33, s: 243)

Nûr kelimesi Kur’an’ı Kerim’de “Allah, göklerin ve yerin nurudur” (Nûr, 24/35) şeklinde Allah için kullanıldığı gibi, bazı ayetlerde Kur’an-ı Kerim için (Nisa, 174; A’râf, 7/157), bazı ayetlerde gökteki ay için (Yunus, 10/5; Nuh, 71/16) çoğu ayette de Allah’ın doğru yolu/hidayeti için kullanılmıştır. (Bkz: Bakara, 2/257; İbrahim, 14/1, Hadid, 57/9)

Görüldüğü gibi bu kelime, sadece Allah için kullanılan isimlerden değildir. Bu yüzden çocuklara isim olarak verilmesinde herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

güzel isimler, kızlara nur ismi koymak, nur, Nur ismi, nur ismini koymak, nur isminin anlamı, nur isminin manası,islami sohbet,dini sohbet,nur sohbet

Mekânlar, içindekilerle değer kazanır

İnsan, sadece görünen et ve kemikten meydana gelen beden değildir. Bu bedenin insan olarak kıymet, değer kazanması, bedende mevcut olan rûh sebebi iledir. İnsan ile hayvanlar arasındaki en büyük fark, insanın rûhudur. İnsanlarda rûh vardır. İnsanlık şerefi hep bu rûhdan gelmektedir. Bu rûh, ilk olarak, Âdem aleyhisselâma verildi. Hayvanlarda bu rûh yoktur. İmâm-ı Rabbânî hazretleri;
“İnsanın aslı, rûhudur. Rûhun beden ile birleşmesi, Allahü teâlâ ile olmasına biraz mâni olmuştur. Bedenden ayrılıp, bu karanlık yerden kurtulunca, Rabbi ile berâber, Ona yakın olur. Bunun için, (Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuşturan bir köprüdür) buyuruldu” buyuruyor.
İnsan kalbi ve rûhu, yalnız insanlarda bulunur. Bu rûhun da iki kuvveti vardır. İnsan, bu iki kuvvet ile, hayvanlardan ayrılmaktadır. Bu iki kuvvetten birisi, idrâk edici, bilici kuvvettir. İkincisi, yapıcı kuvvettir. Bilici kuvvete akıl denir.

KÖTÜLÜKLERİN DEPOSU!..
İnsanda, kalb ve rûh kuvvetinin dışında, nefis denilen bir kuvvet daha vardır. Nefis, kötülükler deposu olarak yaratılmıştır, Allahü teâlâya düşmandır. Nefsin gıdası, inkâr, isyân, haramlar ve bütün günahlardır. Rûh ise, Allahü teâlâya, Onun emirlerine, sevdiklerine âşıktır, iyilikler, güzellikler kaynağıdır. İnsan bedeninin kıymet kazanması, değerli olması, kalbinin, rûhunun sesine kulak vermesine, bunları kuvvetlendirmesine bağlıdır.
Allahü teâla, insan bedeninde kalbi ve rûhu kıymetli yaratmıştır. Bunlar sebebi ile insan ve insan bedeni kıymetli olmaktadır. Kıymetsiz, değeri olmayan bir şey, kıymetli bir kimsenin vermesi ile değerli olur. Kadir gecesi bütün geceler gibi bir gece olmasına rağmen; Allahü teâlâ kıymet verdiği için; bin aydan dahâ kıymetli olmuştur. Ümmetlerin iyisi bu ümmettir ki, onların bir ibâdetleri yediyüz olur. Resûlullah efendimiz;
(Aşağı, değersiz sanılan çok kimseler vardır ki, onlar, Allahü teâlânın sevgili kullarıdır. Bir şeyi yapmak dileseler, Allahü teâlâ o şeyi, elbet yaratır) buyurmuştur.
Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri, ilim, amel ve ahlâkta, nefsiyle mücâdele etmekte, şaşılacak hâl ve üstünlüklere sahip âlim ve veli bir zât idi. İbrâhîm ve İsmail adında iki kardeşi olup, onlar da yüksek hâl sahibi idiler. Kardeşlerinden birisi, Mekke’ye gidip oraya yerleşir ve Yahyâ bin Muâz Râzî hazretlerine bir mektûb yazar ve;
“Efendim, benim üç arzum vardı. Bunlar, ömrümün sonunu en kıymetli yerde geçirmek, bir hizmetçimin olması ve ölmeden önce sizi bir defa daha görmek. Bunlardan ikisine kavuştum. Şu anda Harem-i şerîfte bulunuyorum ve bir hizmetçim de var. Duâ edin de Allahü teâlâ üçüncü arzuma da kavuşmayı nasîb etsin” der. Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri de, cevap olarak yazdığı mektupta;
“Sen insanların en iyisi ol da istediğin yerde yaşa. Yerler, mekânlar, insanlarla değer kazanır, insanlar yerlerle değil. İki cihanın efendisi o taraflarda bulunduğu için, oralar çok kıymetli olmuştur. Hizmetçin bulunması arzusu, keşke bulunmasaydı. Efendilik Allahü teâlânın, hizmetçilik ise kulun sıfatıdır. Birini kendine hizmetçi edip de, o kimsenin Hakka kulluk etmesine mâni olmak mürüvvete yakışmaz, uygun değildir. Beni görmek arzu ettiğini söylüyorsun. Eğer hep Allahü teâlâyı hatırlar, her an Onunla meşgûl olursan, beni hatırına getirmezsin.
Şu anda bulunduğun yer, İbrahim aleyhisselâmın evlâdını kurban etmek istediği yerdir. Her şeyin sahibi olan Allahü teâlâyı bulmuş isen, ben senin işine yaramam. Eğer Onu bulamadınsa, benden sana ne fayda gelir” buyurur.

AĞLA Kİ GÜLESİN!..
Yahyâ bin Muâz Râzî hazretleri, sevdiklerinden birine yazdığı mektûpta da;
“Dünyâ, uyku; âhiret ise uyanıklık yeridir. Rüyâda ağlayan uyanıklıkta güler, sevinir. Sen dünyâ hayatında ağla ki, âhiret uyanıklığında gülesin ve neşeli olasın” buyurmuştur.
Netice olarak insan, beden demek değildir. İnsan rûh demektir. Beden, rûhun konak yeridir. Kıymetli olan, ev değil, evde oturanlardır. İnsan ölünce, kalb ve rûh ölmez. Hattâ rûh, beden kafesinden kurtulduğu için, dahâ da kuvvetli olur. Bu sebeple insan bedeninin kıymetli olması, beden, mekân ile değil, o mekânda, o bedende bulunan kalb ve rûh sebebi iledir…

Onlar için korku yoktur-Dinisohbet

Hazret-i Alî‘nin (kerremallahü vecheh) dört dirhemi var idi. Bunları fakirlere sadaka verdi. Birisini açıktan.
Birisini gizlice.
Birisini gündüz.
Birini de gece…
O böyle yapınca hakkında âyet-i kerîme gelerek meâlen; “Mallarını Allah yolunda, gece-gündüz, gizli-âşikâr dağıtanların, Allah indinde ecirleri çoktur. Onlar için korku yoktur. Mahzûn da olmazlar” buyuruldu.
Resûl-i Ekrem;
“Yâ Alî, böyle yapmanın sebebi ne idi?” diye sordular.
Alî bin Ebî Tâlib;
“Bu dört şekil dışında sadaka verme yolu görmedim yâ Resûlallah. Her şekilde sadaka verdim ki, bunlardan biri kabûl görürse, diğerleri de Allahü teâlâ indinde makbul olur” dedi.

YAKINLARIMI SEVİNİZ
Hazret-i Katâde der ki:
Müşrikler aralarında;
“Görelim bakalım, Muhammed getirdiği İslâm dîni için bir karşılık istiyecek mi?” dediler.
Böyle düşündüler.
Hemen vahiy geldi.
Hazret-i Cibrîl;
“Size İslâmiyyeti bildirdiğim ve Cenneti müjdelediğim için, bir karşılık beklemiyorum. Yalnız yakınım olanları seviniz!” meâlindeki âyet-i kerîmeyi getirdi.
Müşriklere cevap verildi.
Saîd bin Cübeyr;
“Âyet-i kerîmede geçen ‘yakınlık’tan, Resûlullah Efendimiz, hazret-i Alî, hazret-i Fâtıma ve hazret-i Hasen ve Hüseyin hazretleri irâde edilmiştir” buyurdu

Hz. Muhammed (asm)'in insani yönü-Dini Sohbet

Peygamber Efendimizin (asm) on yıl hizmetinde bulunmuş olan Enes bin Malik Hazretleri anlatır:

“Resul aleyhisselamdan, bir şey istenmezdi ki, Resul aleyhisselam, onu, isteyene vermiş olmasın.” (Buhârî, Edeb, 39; Müslim, Fedâil, 56)

“Peygamber aleyhisselamın yanına bir adam gelir sadece, dünyayı, dünya malını elde etmeyi umarak Müslüman olur o gün, akşam olmadan İslâmiyet, kendisinin nazarında, dünyadan ve dünya üzerindekilerden daha sevgili olurdu!” (bk. Müslim, Fedâil, 57-58; Müsned, 3/108, 175, 259, 284)

Kureyş müşriklerinin Eşrafından Safvan bin Ümeyye, Mekke’nin fethinden sonra, Müslüman olmadığı halde, Huneyn ve Taif savaşlarında Peygamberimizin (asm) yanından ayrılmamıştı.

Peygamberimiz (asm), Ci’rane’de toplanan ganimet malları arasında dolaştığı ve onlara göz gezdirdiği sırada, Safvan bin Ümeyye, Peygamberimizin (asm) yanında bulunuyor, develer, davarlar ve güdücülerle dolu vadiye doğru bakıyordu. Bakışını, uzattı durdu. Peygamberimiz (asm) ise, onun bu halini göz ucuyla süzüyordu.
“Ebu Vehb! O vadi, pek mi hoşuna gitti?” diye sordu.
Safvan bin Ümeyye “Evet!” dedi.
Peygamberimiz (asm) “O vadi de, içindekiler de, senin olsun!” buyurdu.
Bunun üzerine, Safvan, kendini tutamadı:
“Peygamber kalbinden başka, hiçbir kimsenin kalbi, bu derece cömert ve üstün olamaz! Şehadet ederim ki Allah’dan başka ilah yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın Kulu ve Resulüdür!” dedi ve hemen orada Müslüman oldu. (bk. Tirmizî, Zekât, 30)

İbn-i Şihab’üzzühri’nin bildirdiğine göre: Resul aleyhisselam, o gün, Safvan bin Ümeyye’ye yüz deve vermiş, sonra, yüz daha, sonra, yüz daha eklemişti.
Safvan “Vallahi, Resul aleyhisselam, bana verdiğini, verdi. Ama, kendisi, bana insanların en münfuru idi. Bana, vermekte devam etti de, nihayet, nazarımda, insanların en sevimlisi oldu!” demiştir.
Peygamberimiz (asm), böyle, iki dağ arasını dolduran davarları verince, Safvan bin Ümeyye, kavmi olan Kureyşilerin yanına döndü.
Onlara “Ey Kavmım! Müslüman olunuz! Çünkü, vallahi, Muhammed, öyle ihsanda bulunuyor ki, yokluktan, yoksulluktan hiç korkmuyor!” dedi.

Peygamberimiz (asm)’den bir şey istenildi mi, asla “Yok!” demezdi.
Kendisine kim gelip bir şey ister, istenilen şey, yanında bulunursa, onu yerine getirirdi. Bulunmazsa, va’d ederdi. (bk. Ali Yardım, Peygamberimizin Şemâili, Erkam Yay., İstanbul 1998, s. 402)

Resulullah Efendimiz (asm), gençliğinden itibaren güvenilir, itimat edilir bir kimse olarak tanınmıştır. Yirmi beş yaşlarında iken Mekke’de sadece “el-Emin” diye anılıyordu. Mekkeliler kendisine kıymetli eşyalarını teslim ederlerdi. Peygamber Efendimiz (asm) bu emanetleri sağlam bir şekilde iade ederdi. Emanetlere en zor anında sahip çıkardı.

Medine’ye hicret edeceği gece müşrikler, öldürmek maksadıyla onun evini kuşatmışlardı. Evini terketmeden önce, yanında bulunan emanetleri Hz. Ali (ra)’ye teslim etmiş, ertesi gün sahiplerine vermesini istemiştir. En sıkıntılı zamanda bile emanetleri sahiplerine ulaştırdı.

İslâm dininin kısa zamanda kabul görmesi Resulullah Efendimizin (asm) güvenilir oluşunun payı büyüktür. Şayet davranışlarıyla güven vermeyen birisi olsaydı insanlar onun etrafında toplanmazdı.

Resulullah Efendimiz (asm) eshabına daima güvenilir olmayı telkin ederdi. Emanetin zıddı olan hiyanetin çirkin bir davranış olduğunu söylerdi. Sahabiler de Resulullah efendimizi emin olarak tanımışlar ve sonsuz bir güvenle kendisine bağlanmışlardır.

Her Müslüman Resulullah (asm) gibi, güven vermesi, her kesiminde ve her alanda bunu sürdürmesi gerekir. Anne babanın çocuğa, çocuğun anne babasına; eşlerin birbirine; amirin memura, memurun amire; işçinin işverene; işverenin işçiye; satıcının müşteriye; müşterinin satıcıya güven duyduğu bir cemiyet sağlıklı bir yapıya kavuşmuş olur.

Resulullah Efendimiz (asm) alışverişte güvenin bolluğa, berekete vesile olacağını bildirir.

“Emanete riayet rızık, hainlik ise fakirlik getirir.”  (Camiü’s-Sağir)

buyurur. Burada emanet, sözde ve işte güven demektir. İnsanlar, sözüne ve işine güvenilmeyen kimselerle irtibat kurmaktan çekinirler.

Şayet bu kişi ticaretle uğraşıyorsa alışveriş yapmaktan, müşteri ise mal vermekten, sanatkar ise iş sipariş etmekten kaçınırlar. Dolayısıyla bu tür kişilerin mallarına ve çalışmalarına rağbet azalır, kazançları artmaz. İşte Resulullah Efendimizin (asm) “hainlik fakrilik getirir” sözündeki incelik burada yatmaktadır. Ama tersi olursa, yani herkes birbirine güvenirse kazanç, üretim ve tüketim artar. Bu da bolluğa ve zenginliğe vesile olur.

“Öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin!”

Adalet dinin esasındandır. Bunun için, Kur’an-ı Kerim’de adalet üzerinde çok durulmuş, Resulullah Efendimize (asm) insanlar arasında adaleti gerçekleştirmesi emrolunmuştur. Bir hak konusunda hüküm verilirken, hakkın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan, fakat aleyhine hükmedilmesi halinde bu hükmü tanımayan insanların zalim oldukları bildirilmiştir.

Dinimiz, kişisel çıkar, akrabalık, zenginlik, fakirlik, kin, düşmanlık, taraflardan birinin soylu veya aşağı tabakadan olması, bedeni ve ruhi bakımdan kusurlu olması gibi durumlar bir hakkın ihlalini, örtbas edilmesini, adil davranmamayı, adalet ilkesinden sapmayı mazur göstermeyeceğini bildirmiştir.
Resulullah Efendimiz (asm) faaliyetlerinde daima adaleti esas almıştır. İnsanlar arasında fark gözetmemiştir. Başkalarının gelişigüzel istek ve telkinlerinden etkilenmeden ilahi emirlerin gösterdiği doğrultuda hareket etmiştir. Kitaplarda onun adaletle ilgili çok sayıda sözü mevcuttur. İnsanlar arasında adaleti sağlamanın aynı zamanda bir sadaka olduğunu söylemiştir.

Peygamberimiz (asm) hak hususunda titiz davranır, kimsenin canına ve malına zarar vermeyi ve üzerine kul hakkı geçmesini istemezdi. İstemeden zarar verdiği olursa, bir özür dilemekle halledilebilecek veya buna gerek duyulmayacak durumda bile, şayet kendisinden bir kısas talebinde bulunulursa seve seve bu isteği yerine getirirdi.

Resulullah Efendimiz (asm) adaletin zıddı olan zulmü her vesile ile kötülemiştir. Kitaplarda onun bu hususla ilgili çok sayıda ikazı yer almaktadır. Bunların en meşhurlarından birisi şudur:

“Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez…” (Buhârî, Mezâlim 3)

Bu sözüyle o, Müslümanların kardeş olduğunu dile getirdikten sonra, Müslümanın en başta gelen vasfının kardeşine zulmetmemek, haksızlık yapmamak olduğunu bildirmiştir. Müslümanların birbirine haksızlık yapmamasını istediği gibi, aynı zamanda başkalarına da zulüm yapılmamasını emretmiştir. Kendisi haksızlığa uğrayanı daima korumuş, mazlumun korunmasını ve ona yardım edilmesini istemiştir.

Allah Teâlâ, adaleti emretmiş, adaletin zıttı olan zulmü haram kılmıştır. Bu hususta birçok ayet-i kerimeler vardır. Birkaçı mealen şöyle:

“Allah, insanlar arasında, adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ, 4/58)

“Allah, adalet yapmanızı, ihsan etmenizi ve (muhtaç olan) akrabaya vermenizi emredip, fuhştan, münkerden (her çeşit kötüleklerden) ve zulüm yapmaktan da nehyeder.” (Nahl, 16/90)

“Ey iman edenler, bir millete olan öfkeniz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin, adil olun!” (Mâide, 5/8)

Çalışıp kazanmaya önem verirdi

Resulullah Efendimizin (asm) hayatı diğer alanlarda olduğu gibi çalışma hayatında da insanlar için örnektir. Doğruluk, güvenilir olma, adaleti uygulama ve sözleriyle davranışları arasında çelişki bulunmama gibi hallerde en güzel örnetti.

Kişinin çalışmasını, üretimde bulunmasını ve ailesini geçindirmesini, fakire, yoksula yardım için çalışmayı Allah yolunda cihad ve gündüzleri oruç ve geceleri namazla geçirme ile bir tutmuştur. Peygamberimizin (asm) çalışma, helal kazanç ile ilgili pek çok sözleri vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

“Hiçbir kimse kendi elinin emeği ile kazandığından daha hayırlı bir lokma asla yiyemez.” (Tecrid, c. VI, s.369, H. No. 967)

“Allah’ım! Tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın verdiği düşkünlük ve cimrilikten sana sığınırım.” (Buharî, Edebu’l Mufred, 2/72, H. No: 615)

“Doğru sözlü ve her konuda güvenilen bir ticaret adamı ahirette peygamberlerle, sıddikler ve şehitlerle beraber olacaktır.” (Tirmizî, Buyu’, 4)

“Allah kulunu helal kazanç talebinden yorgun düşmüş görmeyi sever.” (Tac, 2/35)

“İnsanın yiyip içtiklerinin en helal ve bereketli olanı, çalışıp kazanarak elde ettiğidir.” (İbn Mace, H. No:2137)

“Birinizin sırtında odun destesi taşıması, versin veya vermesin, insanlara gidip el açmasından daha iyidir.” (Buharî, Buyu’, 15)

En kötü şartlar altında çalışmayı dahi başkalarına yük olmaktan iyi gören Resulullah Efendimizin (asm) bu sözleriyle insanları çalışmaya teşvik ettiği, tembelliği kötülediği, çalışkan insanları dünya ve ahiret mutluluğu ile müjdelediği görülmektedir.

Resulullah Efendimiz (asm) insanları çalışmaya teşvik ettiği gibi, bizzat kendisi de çalışmış ve çalışma hayatının ilkelerini kendi hayatında uygulama alanına koymuştur. Çalışmalarını çocukluğundan itibaren hayatının sonuna kadar sürdürmüştür. Nitekim bilindiği üzere çocukluğunda çobanlık yapmıştır.
Gençliğinde ve yetişkinliğinde ticaretle meşgul olmuştur. On iki yaşında iken amcası ile birlikte uzun bir ticaret yolculuğuna çıkmıştır. Yirmi beş yaşında iken Hz. Hatice (ra)’nin kervanını ücret karşılığında Suriye’ye götürüp getirmiştir. Ticari faaliyetlerinde meslektaşlarının, ticari ilişkilerde bulunduğu kimselerin ve tüm Mekkelilerin güvenini kazanmıştır.

Onun bütün bu faaliyetleri geçimini temine yönelik çalışmalardır. O, bütün bunların yanında sosyal faaliyetlerde de bulunmuştur. Gençliğinde cemiyetine katılması ve Kabe’nin inşası sırasında hakemlik yapması bunlara güzel birer örnektir.

İlave bilgiiçin tıklayınız:

Bir Kul Olarak Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselam,..

 

Rüyada Oğlan çocuğu Görmek-islami sohbet

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler.

rüyada Oğlan çocuğu görmek
Kucakta tasinacak kadar küçük çocugu Rüyada görmek, üzüntü ve kedere delalet eder. Bulug çagina yakin bir çocugu görmek, müjdedir. Etrafi kusatilmis bir sehirde istirap içinde bulunan insanlardan birisi rüyada, güzel yüzlü ve erginlik çagina yaklasmis bir çocugun sehire girdigini veya gökten indigini ya da yerden çiktigini görse, kurtulusun yaklastigini ve o sehir halkinin üzüntüden kurtulmalarina delalet eder. Rüyada bulug çagina ermis çocugu görmek, izzet ve kuvvete delalet eder. Kuran okumayi önceden bilen bir kimsenin rüyada okula giden bir çocugu oldugunu görmesi, günahindan tevbe etmesine delalet eder. Alim veya vali olan bir sahis, mektepte okudugunu görse, o kimseyi cehalet istila eder veya izzetten zilete düser. Tüysüz bir çocuk oldugunu gören kimse, anasi tarafindan mirasa kavusur. Fakir bir kimsenin rüyada anasindan dogmus bir çocuk oldugunu görmesi, rizka ve zenginlige kavusmasidir. Zengin bir adamin rüyada çocuk oldugunu görmesi, iyi degildir ve onun zenginligi kemale ermez. Hasta bir adam rüyada çocuk oldugunu görse, ölür. Mahkemesi olan bir kimse rüyada çocuk oldugunu görse, kahra ugrar. Hanimi hamile olan bir kimse yüzünü çocuk yüzü gibi görse, hanimi kendisine benzeyen bir oglan çocugu dogurur. Rüyada çocugu arkasma almak, üzüntü ve kederdir. Rüyada görülen çocuk, baslangiçta sadakat, sonra düsmanlik izhar eden zayif bir düsmandir. Bir kimse rüyada dogmus birtakim çocuklari oldugunu görse, üzüntü ve kedere delalet eder. Eger çocuk, erkek olursa, rüya sahibinin akibeti iyi eger disi olursa, akibeti kötü olur. Rüyada bir çocugu arkasina alip götürdügünü gören kimse, bir mülkü idare etmeye muktedir olur. Büyük bir insanin rüyada meme emen bir çocuga dönüstügünü görmesi, cehalet sebebiyle insanligini kaybetmesine delalet eder. Eger o kimse, üzüntü, keder ve sikinti içindeyse, bunlardan kurtulup sihhat ve afiyete kavusur. Günahlardan tevbe ederek anasindan yeni dogmus gibi günahsiz olur. Bazi tabirciler, rüyada evlenmeksizin küçük bir çocugu oldugunu gören kimsenin, dünyada erisecegi ilerlemeye, sihhat, emniyet ve izzete delalet eder. Küçük çocuklar, küçük ve basit üzüntülere delalet eder. Kucagin da bagirip çagiran bir çocugun bulundugunu gören kimsenin, ud çalacagina delalet eder. Rüyada çocuk görmek, Cenabi Hakkin «Suç isleyenleri yapageldikleri hilekarligi sebebiyle, Allah (C.C.) katindan bir horluk ve çetin bir azap çarpmaktadir.» (Sürei Enam. ayet 124) mealindeki ayetin isaret ettigine göre, suç, kusur ve günaha delalet eder. Bazan çocuk görmek, sevinç ve zinete, hazan da rüya sahibinin kendi evladi oldugu takdirde mal sebebiyle fitneye düsmesme hirs ve temahi terkedip dar bir geçime kanaat ederek geçim yollarini arastirmadan acizlik göstermesine ve yalnizca ihtiyaçlari gidermek ve hizmet için saklanan köleye delalet eder. Rüyada çocuh öldürmek, Hizir (A.S.)in kissasmda oldugu gibi birçok ilimleri elde etmeye delalet eder. Bazi tabirciler, oglan çocuklarim görmek, mal, hanim ve birbiri ardinca çikacak çok hayra delalet eder.

rüyada Oğlan çocuğu görmek
Kucakta tasinacak kadar küçük çocugu Rüyada görmek, üzüntü ve kedere delalet eder. Bulug çagina yakin bir çocugu görmek, müjdedir. Etrafi kusatilmis bir sehirde istirap içinde bulunan insanlardan birisi rüyada, güzel yüzlü ve erginlik çagina yaklasmis bir çocugun sehire girdigini veya gökten indigini ya da yerden çiktigini görse, kurtulusun yaklastigini ve o sehir halkinin üzüntüden kurtulmalarina delalet eder. Rüyada bulug çagina ermis çocugu görmek, izzet ve kuvvete delalet eder. Kuran okumayi önceden bilen bir kimsenin rüyada okula giden bir çocugu oldugunu görmesi, günahindan tevbe etmesine delalet eder. Alim veya vali olan bir sahis, mektepte okudugunu görse, o kimseyi cehalet istila eder veya izzetten zilete düser. Tüysüz bir çocuk oldugunu gören kimse, anasi tarafindan mirasa kavusur. Fakir bir kimsenin rüyada anasindan dogmus bir çocuk oldugunu görmesi, rizka ve zenginlige kavusmasidir. Zengin bir adamin rüyada çocuk oldugunu görmesi, iyi degildir ve onun zenginligi kemale ermez. Hasta bir adam rüyada çocuk oldugunu görse, ölür. Mahkemesi olan bir kimse rüyada çocuk oldugunu görse, kahra ugrar. Hanimi hamile olan bir kimse yüzünü çocuk yüzü gibi görse, hanimi kendisine benzeyen bir oglan çocugu dogurur. Rüyada çocugu arkasma almak, üzüntü ve kederdir. Rüyada görülen çocuk, baslangiçta sadakat, sonra düsmanlik izhar eden zayif bir düsmandir. Bir kimse rüyada dogmus birtakim çocuklari oldugunu görse, üzüntü ve kedere delalet eder. Eger çocuk, erkek olursa, rüya sahibinin akibeti iyi eger disi olursa, akibeti kötü olur. Rüyada bir çocugu arkasina alip götürdügünü gören kimse, bir mülkü idare etmeye muktedir olur. Büyük bir insanin rüyada meme emen bir çocuga dönüstügünü görmesi, cehalet sebebiyle insanligini kaybetmesine delalet eder. Eger o kimse, üzüntü, keder ve sikinti içindeyse, bunlardan kurtulup sihhat ve afiyete kavusur. Günahlardan tevbe ederek anasindan yeni dogmus gibi günahsiz olur. Bazi tabirciler, rüyada evlenmeksizin küçük bir çocugu oldugunu gören kimsenin, dünyada erisecegi ilerlemeye, sihhat, emniyet ve izzete delalet eder. Küçük çocuklar, küçük ve basit üzüntülere delalet eder. Kucagin da bagirip çagiran bir çocugun bulundugunu gören kimsenin, ud çalacagina delalet eder. Rüyada çocuk görmek, Cenabi Hakkin «Suç isleyenleri yapageldikleri hilekarligi sebebiyle, Allah (C.C.) katindan bir horluk ve çetin bir azap çarpmaktadir.» (Sürei Enam. ayet 124) mealindeki ayetin isaret ettigine göre, suç, kusur ve günaha delalet eder. Bazan çocuk görmek, sevinç ve zinete, hazan da rüya sahibinin kendi evladi oldugu takdirde mal sebebiyle fitneye düsmesme hirs ve temahi terkedip dar bir geçime kanaat ederek geçim yollarini arastirmadan acizlik göstermesine ve yalnizca ihtiyaçlari gidermek ve hizmet için saklanan köleye delalet eder. Rüyada çocuh öldürmek, Hizir (A.S.)in kissasmda oldugu gibi birçok ilimleri elde etmeye delalet eder. Bazi tabirciler, oglan çocuklarim görmek, mal, hanim ve birbiri ardinca çikacak çok hayra delalet eder.

rüyada Oğlan çocuğu görmek
Kucakta tasinacak kadar küçük çocugu Rüyada görmek, üzüntü ve kedere delalet eder. Bulug çagina yakin bir çocugu görmek, müjdedir. Etrafi kusatilmis bir sehirde istirap içinde bulunan insanlardan birisi rüyada, güzel yüzlü ve erginlik çagina yaklasmis bir çocugun sehire girdigini veya gökten indigini ya da yerden çiktigini görse, kurtulusun yaklastigini ve o sehir halkinin üzüntüden kurtulmalarina delalet eder. Rüyada bulug çagina ermis çocugu görmek, izzet ve kuvvete delalet eder. Kuran okumayi önceden bilen bir kimsenin rüyada okula giden bir çocugu oldugunu görmesi, günahindan tevbe etmesine delalet eder. Alim veya vali olan bir sahis, mektepte okudugunu görse, o kimseyi cehalet istila eder veya izzetten zilete düser. Tüysüz bir çocuk oldugunu gören kimse, anasi tarafindan mirasa kavusur. Fakir bir kimsenin rüyada anasindan dogmus bir çocuk oldugunu görmesi, rizka ve zenginlige kavusmasidir. Zengin bir adamin rüyada çocuk oldugunu görmesi, iyi degildir ve onun zenginligi kemale ermez. Hasta bir adam rüyada çocuk oldugunu görse, ölür. Mahkemesi olan bir kimse rüyada çocuk oldugunu görse, kahra ugrar. Hanimi hamile olan bir kimse yüzünü çocuk yüzü gibi görse, hanimi kendisine benzeyen bir oglan çocugu dogurur. Rüyada çocugu arkasma almak, üzüntü ve kederdir. Rüyada görülen çocuk, baslangiçta sadakat, sonra düsmanlik izhar eden zayif bir düsmandir. Bir kimse rüyada dogmus birtakim çocuklari oldugunu görse, üzüntü ve kedere delalet eder. Eger çocuk, erkek olursa, rüya sahibinin akibeti iyi eger disi olursa, akibeti kötü olur. Rüyada bir çocugu arkasina alip götürdügünü gören kimse, bir mülkü idare etmeye muktedir olur. Büyük bir insanin rüyada meme emen bir çocuga dönüstügünü görmesi, cehalet sebebiyle insanligini kaybetmesine delalet eder. Eger o kimse, üzüntü, keder ve sikinti içindeyse, bunlardan kurtulup sihhat ve afiyete kavusur. Günahlardan tevbe ederek anasindan yeni dogmus gibi günahsiz olur. Bazi tabirciler, rüyada evlenmeksizin küçük bir çocugu oldugunu gören kimsenin, dünyada erisecegi ilerlemeye, sihhat, emniyet ve izzete delalet eder. Küçük çocuklar, küçük ve basit üzüntülere delalet eder. Kucagin da bagirip çagiran bir çocugun bulundugunu gören kimsenin, ud çalacagina delalet eder. Rüyada çocuk görmek, Cenabi Hakkin «Suç isleyenleri yapageldikleri hilekarligi sebebiyle, Allah (C.C.) katindan bir horluk ve çetin bir azap çarpmaktadir.» (Sürei Enam. ayet 124) mealindeki ayetin isaret ettigine göre, suç, kusur ve günaha delalet eder. Bazan çocuk görmek, sevinç ve zinete, hazan da rüya sahibinin kendi evladi oldugu takdirde mal sebebiyle fitneye düsmesme hirs ve temahi terkedip dar bir geçime kanaat ederek geçim yollarini arastirmadan acizlik göstermesine ve yalnizca ihtiyaçlari gidermek ve hizmet için saklanan köleye delalet eder. Rüyada çocuh öldürmek, Hizir (A.S.)in kissasmda oldugu gibi birçok ilimleri elde etmeye delalet eder. Bazi tabirciler, oglan çocuklarim görmek, mal, hanim ve birbiri ardinca çikacak çok hayra delalet eder.

Dini Sohbet – iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler