Risale-i Nur mesleğinde ölçüler

Bu gün bir kitabın sayfalarına misafir olalım. Kitap, yazarımız, ağabeyimiz Sami Cebeci’nin “Risale-i Nur Mesleğinden Ölçüler” adlı kitabı. Yeni Asya Neşriyattan yeni çıktı.

Kitap Nur mesleğini tarif eden bir yol haritasını başarıyla önümüze koymuş. Arka kapağında diyor ki: “Risale-i Nur mesleği Sahabe mesleğinin bir cilvesidir” diyor Bediüzzaman. Bu yol hakikat yolu. Bu yol Sünnet-i Seniyyeye ittiba etmek yolu. Bu yol her biri güneşler gibi imanlar taşıyan Sahabelerin yolu… Bu yol Sıddık-i Ekber’in, Faruk-u Azam’ın, Osman-ı Zinnureyn’in, Şah-ı Velayet’in (r. anhüm ecmain) yolu. Bu yol Gavs-ı Azam’ın, İmam-ı Rabbani’nin, Şah-ı Nakşıbend’in, Mevlânâ’ların (rahmetulahi aleyhim ecmain) yolu… Kısacası bu yol selef-i salihinin, gelmiş geçmiş bütün istikamet erlerinin yolu… Kur’ân’ın geniş ve büyük caddesi… Bu kitap ise, bu caddede gitmek isteyenlere mütevazı ve mühim bir yol haritası…”

Kitap, “Zübeyrî Çizgi” yazısıyla başlıyor. Risale-i Nur mesleğini kavramak için Üstad Hazretleri’nin Üçüncü Said devresine tamamen şahit olan ve bizzat içinde yer alan Zübeyir Gündüzalp’in çizgisini kavramak lâzım geldiğini cerh edilmez bir gerçek olarak sunuyor.

“Okumak, Okumak Yine Okumak” adlı makale, Risale-i Nur mesleğinde istikamette kalmak için ihtiyacımız olan en temel esasa değinmiş: Okumak! Ve Zübeyir Ağabey’in uyarısı: “Şimdi oku; kabirde okuyamazsın.” Makale, Nurları okumayı bir hayat prensibi yapmayı ısrarla tavsiye ediyor. Bediüzzaman’ın Üç Hayat Devresini özetleyen makalesinde yazar, Bediüzzaman’ın bir bütün olduğunu, Üstadı üç hayat devresinde yaptıklarıyla kavrayıp ayırım yapmadan kabul etmenin ve gereklerini icra etmenin mesleğimizin önemli şartlarından biri olduğunu, mesleğe sadakatin bunu gerektirdiğini vurguluyor. Yazar, “Bediüzzaman ve Manevî Tahripçiler” adlı makalesinde Bediüzzaman’ın Cumhuriyet Türkiye’sindeki tavizsiz duruşunu ve mücadelelerini ve bu mücadelenin mânevî temellerini ele almış. İlerleyen satırlar, mesleğimizin önemli bir ayağının bu mücadelenin devamı olduğunu zihinlere perçinliyor. “Bediüzzaman’ın Manevî Şahsiyeti” isimli makale, Bediüzzaman’ın ve dâvâsının görev tanımını yapıyor. Makale nazara veriyor ki, süfyanî deccaliyet karşısında Bediüzzaman’ın ve dâvâsının görevi mehdiyet vazifesini ifa etmektir. Hiç şüphesiz Bediüzzaman’ı bu görev tanımıyla tanımak ve Bediüzzaman’ın dâvâsını bu görev tanımıyla yürütmek, mesleğimizin en temel dinamiğini teşkil ediyor.

“Müstakil Bir İman Hizmeti” başlıklı makale, Risale-i Nur hizmetlerinin özdeki istiklâliyetini ve diğer hizmetlerden farkını nazara vermiş. Makale, neden siyasî cereyanlardan ve siyasetli cemaatlerden bağımsız kalmamız gerektiğini Risale-i Nur’dan iktibaslarla izah ediyor. Mahşer günü Rabbimize yüz akıyla hesap verebilmek için iman hizmetinin safiyetini korumamızın ve ihlâsın önemi titizlikle işleniyor. “Hakkın Hatırını Yüce Tutmak” adlı makale, mesleğimizde gücün, kudretin, iktidarın ve kuvvetin değil, hakkın ve hakikatin ön plânda olduğu üzerinde duruyor. Mesleğimizi başarıyla yayın hayatına aktaran gazetemiz Yeni Asya’nın, “Gerçekten haber verir” logosuyla yarım asırdan beri haksızlıklara ve zulümlere karşı hep hakkın yanında tavır aldığı tesbitini nazarlara sunuyor. Makaleler, mesleğimizin çok önemli kilometre taşlarından olan Halktan İstiğna, İhlâs, Sadakat ve Tesanüt Sıfatları, İktiran Gerçeği, Kemiyet-Keyfiyet Dengesi, Meşverete Dayalı Bir Cemaat oluşumuz, Risale-i Nur Külliyatının bir bütün oluşu, Sahabe Mesleğinin temel özellikleri, Risale-i Nur’un dili, Risale-i Nur dersi nasıl yapılır, Risale-i Nur mesleğinde hürriyet kavramı, cihad anlayışı, neşriyatın önemi, diğer cemaatlerle maksatta ittifak, Risale-i Nur Talebelerinin siyasete bakışları, müsbet hareket, ilkeli duruş çizgimiz, devlet yönetimi ve ileri demokrasi, devlette kadrolaşma, ırkçılık, ittihad-ı İslâm, Avrupa Birliği ve Yeni Asya Ekolü gibi birbirinden önemli konu başlıklarıyla devam ediyor. Bir çırpıda okuyabileceğimiz, mesleğimizde istikameti koruyabilmemiz için bir deniz feneri mahiyetinde, ebatta küçük, manevî değerde büyük bir kitap olmuş. Risale-i Nur’a hizmeti hayatının gayesi sayan Nur Talebelerine bu rehber kitabı tavsiye ediyor, yazarını ve yayıncısını tebrik ediyorum.

Asrın kutbu Risâle-i Nur

Recep Üner: “Kadir Mısırlıoğlu, süfyan hakkında, Hüsrev Ağabeyden duyduğu bir hatırayı nakletti. Üstad, süfyanı öldürecek iken zamanın kutb-u azamını görür ve ona ‘Bu fitnedir’ der, yapmamasını söyler. Bu hadise gerçek midir?”

Böyle bir olaya kaynaklarda rastlamadım.
Hadis ilminde bir kişi tarafından yapılan rivayete haber-i vahid deniyor ve ihtiyatla karşılanıyor, hemen inanılmıyor, sıhhati araştırılıyor.

Zübeyir Ağabey de, Üstad Hazretleri hakkında sadece kendisinin şahit olduğu bir vakıa naklettiğinde, “Kardeşim bu haber-i vahiddir. Bunu sadece ben biliyorum. İnanıp inanmamakta serbestsiniz.” dermiş.

Haber-i vahidler konusunda dikkatli olmak lâzım.
Haber-i vahidler meslek ve meşrebi incitebilir, ruh-u asliyi yıpratabilir.

Bu açıdan ana üslûba, ruh-u aslîye, meslek ve meşrebe uygun düşmeyen haber-i vahidleri dinlememek ve yok saymak; en azından ihtiyatla karşılamak hakikat mesleğine ve hakikat müşterisine daha uygun düşüyor.

Diğer yandan Üstad Hazretlerinin, yaşayan bir kutb-u azama tabi olmadığını biliyoruz.

Risâlelerde kimi yerlerde “ekseriyet-i mutlakayla Hicaz’da bulunan kutb-u âzam” kavramı geçiyor. Fakat hemen ardından, Risâle-i Nur’un söz konusu kutb-u âzamın tasarrufundan hariç olduğu, onun hükmü altına girmeye ve her zamanda bulunan iki imam gibi onu tanımaya mecbur olmadığı 1 tarzında bir bilgi notu düşülüyor.

Ve bilgi notu şöyle devam ediyor:

“Ben, eskide, Risâle-i Nur’un şahs-ı manevisini, o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı Âzam’da, kutbiyet ve gavsiyetle beraber, ‘Ferdiyet’ dahi bulunduğundan, ahirzamanda, şakirtlerinin bağlandığı Risâle-i Nur, o Ferdiyet makamının mazharıdır. Bu gizlenmeye lâyık olan bu sırr-ı azime binaen Mekke-i Mükerreme’de dahi—farz-ı muhal olarak—Risâle-i Nur’un aleyhinde bir itiraz kutb-u âzamdan dahi gelse, Risâle-i Nur şakirtleri sarsılmayıp, o mübarek kutb-u âzamın itirazını iltifat ve selâm suretinde telâkki edip, teveccühünü de kazanmak için, medâr-ı itiraz noktaları o büyük üstadlarına karşı izah etmek, ellerini öpmektir.” 2

Ve biraz yukarıda Bediüzzaman paragrafa şu cümleyle giriyor:
“Risâle-i Nur’un şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviyi temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı manevisi ‘Ferid’ makamına mazhar oldukları için, değil hususî bir memleketin kutbu…” 3

Bu notlardan anladığımız şudur: Risâle-i Nur ve Risâle-i Nur’un şahs-ı manevisi Ferid makamına mazhardır. Mücahede meydanına kendi üslûbu ile tek başına çıkmıştır. Herhangi bir kutb-u azamın tasarrufuna bağlı değildir. Herhangi bir kutb-u azamdan itiraz gelse, Nur Talebeleri bunu iltifat ve selâm sayacaklar, o kutbun elini öpecekler, itiraz olunan noktaları izah edecekler ve istikametlerinden şaşmayacaklar, sarsılmayacaklar.

Çünkü Risâle-i Nur doğrudan Kur’ân’a bağlıdır.

Nitekim Bediüzzaman, yeri geliyor, eski asırların mebuslarına ve kutuplarına, “felâket ve helâket asrının adamı” sıfatıyla ders veriyor, gelecek günlerin en yüksek gür sedasının İslâm’ın sedası olacağını müjdeliyor.4

Öte yandan İslâm geleneğinde süfyanı veya deccalı maddî kılıçla öldürmek gibi bir kavram, görev veya görev tanımı yoktur.

Deccal da, süfyan da görevlerini yapacaklar ve tamamlayacaklardır.
Yarın rûz-ı mahşerde bir bahaneleri kalmayacaktır!

Deccalın maddî kılıçla öldürülmeyeceği konusunda rivayetler de vardır ve Bediüzzaman bu rivayeti de zikrediyor:

“Bir zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ömer Radıyallahu Anh’a Yahudi çocukları içinde birisini gösterdi, ‘İşte sureti’ dedi.

Hazret-i Ömer Radiyallahu Anh,
‘Öyleyse ben bunu öldüreceğim’ dedi.

Ferman etti: “Eğer bu Süfyan ve İslâm Deccalı olsa, sen öldüremezsin; eğer o olmazsa, onun suretiyle öldürülmez.”  5

Öyleyse Bediüzzaman’ın süfyanı görüp, onu maddî kılıçla öldürmeye çalışacağı, ama zamanın kutb-u azamınca bunun fitne olduğu gerekçesiyle vazgeçirileceği tarzında bir bilgi, Risâle-i Nur gerçekleri ile örtüşmüyor.

Bu bilgiyi kabul etmek, Risâle-i Nur’un hakkını ketmetmek olur.  Risâle-i Nur manevî mücahede ile meydandadır. Bu asrın kutb-u azamının Risâle-i Nur olduğunda hiç şüphe yoktur.

Bu mübalâğa değil; cerh edilmez bir gerçektir!

Dipnotlar:
1- Tarihçe-i Hayat, s. 270; Kastamonu Lahikası, s. 151; Hizmet Rehberi, s. 163.
2- Kastamonu Lâhikası, s. 151.
3- Kastamonu Lâhikası, s. 151.
4- Sünûhat, s. 56.
5- Şuâlar, s. 514; Buhari, Cenâiz: 80, Cihad: 178; Müslim, Fiten: 85, 86, 95; Tirmizi, Fiten: 63.

CÂHILIYYE DÖNEMI.

Bilgisizlik, gerçegi tanimama. Islâm, tam bir aydinlik ve bilgi devri oldugu için, Arabistan’da Islâmiyet’in yayilmasindan önceki devre, daha dar anlami ile Hz. Isa’dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana “cahiliyye” devri adi verilmistir.
Devamını Oku

HABERLERİN KABÜL ŞARTLARI.

Hanefîler, mürsel haberi rivayet eden ravi, güvenilir (sika) ise; müsned haber gibi mürsel haberin de kabul edileceğini söylerler. Hicrî II. yüzyılın başına kadar sahabî, tabiî ve tebai tabiî fakihlerinin büyük çoğunluğu da bu görüştedir. Mürsel haberleri, özellikle ileri gelen tabiîlerin mürsel haberlerini ihmal, şüphesiz sünnetin yarısını terketmek demektir. Devamını Oku