Kavim Resulleri – İslami Sohbet

Her devirde bütün kavimlerde vazifeli kılınmış velî resûllerinin Al-i İmran Suresinin 164. âyet-i kerimesine göre 4 görevleri vardır. (âyetleri tilavet etmek, kişileri tezkiye etmek, kitap ve hikmet öğretmek).

3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).

Andolsun ki mü’minlerin (başlarının) üzerine (devrin imamının ruhu) bir ni’met olmak üzere kendi zamanlarında, kendi içlerinden bir resûl beas ederiz, onların aralarında (kendi kavminin içinde) onlara Allah’ın âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (resûle tâbî olmadan evvel) onlar açık bir dalâlet içinde idiler.

Fakat bu resûllerden devrin imamı olarak seçilen zamanın imamlarının Bakara Suresinin 151. âyet-i kerimesine göre 5 görevi vardır. (âyetleri tilavet etmek, kişileri tezkiye etmek, kitap ve hikmet ögretmek ve bilinmeyeni yani hikmetin ötesini öğretmektir.)

Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve diğer peygamberler; nebî imamlar yani peygamber olan devrin imamları idi. Fakat Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den  kıyâmet gününe kadar Allah’ın devrin imamı olarak vazifeli kıldığı bütün imamlar; velî imamlardır. Onlar peygamber değillerdir, eimme-i verese yani Peygamber Efendimizin varisi olan Allah’ın emriyle vazifeli kılınmış devrin imamlarıdır. Allah sadece asaleten görevli peygamber olan devrin imamlarına yani nebî imamlara ve vekaleten görevli peygamber olmayan devrin imamlarına yani velî imamlara hikmetin ötesini bildirir ve onları tasarrufu altına alır. İşte Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz S.A.V)’in varisi, bu devrin imamı Mehdi Resûl’e hikmeti ve hikmetin ötesini öğretiyor ve oda bize öğretiyor.

2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).

Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

devrin imamı devrin imamı kimdir devrin imamı kim devrin imami mehdi devrin imamı mehdi a s kimdir bu devrin imamı kimdir zamanın imamı kimdir devrin imamının ruhu devrin imamı ne demek mpl devrin imamı imam mehdi aynayi mardiyye mpl tek bir dilek klibi devrin imamı manavgat yhs-elex_22find

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Koku sürünme sünneti ve bunun adabı

Koku sürünme sünneti ve bunun adabı
Efendimiz(s.a.v.) in güzel kokular sürdüğünü biliyoruz. Bu kokuyu nasıl sürerdi (hangi eline veya nerelerine ve nasıl) ve hangi kokuları daha çok sürerdi bunları bilmek istiyoruz.

Değerli kardeşimiz;
Resûlullah Efendimiz’in hoş ve güzel koku sürünmeleri ile, bu husustaki tavsiyeleri ve kendilerinin tabîî kokuları hakkında kısaca açıklama yapmak gerekiyor.

Tirmizî, bu konu ile ilgili olarak altı vesika kaydetmiştir. Diğer bir kısım temel kaynaklarda ise, konuyu açıklayıcı ve tamamlayıcı mâhiyetteki vesikalara da yer verilmiştir.

“Güzel koku sürünme” diye tercüme edebileceğimiz kelime “ta’attur” dur (l). Kelimenin kökü olan ” ‘ıtr” ise, hoş ve güzel koku (parfüm) demektir. Bunun içine, güzel kokulu her şey girmektedir. Nitekim dilimizde, bu işin ticâretinin yapıldığı yere ıtriyat mağazası (parfumerie) denir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz yaradılıştan temizdi. O, hiç bir koku kullanmadıkları hâlde de mis gibiydi. Ne var ki, Cenâb-ı Zülcelâl’in kendilerine lütfetmiş oldukları Hak vergisi (dâd-ı Hüdâ) üstünlüklerini hiç belli etmezler ve dâima, sıfatsız sıradan bir insanın yapması gereken davranışları sergilerlerdi. İşte, hoş ve güzel koku sürünmeleri de, İnsanlara örnek teşkil edecek davranışları tütündendir.

Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz, Resûlullah Efendimiz’in giyim kuşamı ve kılık kıyafeti ile birinci derecede ilgilenen güzide hanımlarmdandı. Kendisi, hayâtının her safhasında Resûlullah Efendimiz’i, “bulabildiği en güzel kokular” sürerek giydirirdi. Nitekim O, Veda Haccı’nda da, zerîre adı verilen koku sürerek Hazreti Peygamber’in ihramını bizzat kendi eliyle giydirdiğini söyler (2).

Peygamber Efendimiz, günlük hayâtında, yanında “sükke” tâbir edilen bir koku (kutusu) bulundurur ve gerektikçe ondan sürünürdü (3). Özellikle yolculuklarında birlikte götürülmesi mûtad olan eşyaları arasında bir de “koku şişesi” (kârûrefüd-dühn) yer almaktadır (4).

Bütün bu ve benzeri vesikalar, Hazreti Peygamber’in yaşayış tarzı içerisinde güzel kokunun ayrı bir yeri olduğunu göstermektedir.

Resûlullah Efendimİz’in, ne zaman geleceği Önceden bilinmeyen; ancak her an ve her yerde gelme durumu olan manevî misafirleri vardı. Bilhassa vahiy meleği Cebrail Aleyhisselâm bunların başında geliyordu. Meleklerin, güzel kokudan ve tertipli giyim – kuşamdan hoşlandıkları ifâde edilir.

Öte yandan Hazreti Peygamber’in; dış devlet temsilcilerinden kabile reislerine, devlet işlerine bakan sorumlu şahsiyetlerden tamamen görgüsüz bedevilere varıncaya kadar, her Allah’ın günü görüşüp temas kurduğu sayısız misafirleri oluyordu. İşte bütün bunlara karşı, giyim – kuşamındaki tertip düzenini her an muhafaza ederlerdi.

Peygamber Efendimiz’in bu değişmez davranışlarından ilham almış olmalılar ki, İslâm büyüklerinden pek çoğu: “İnsana yakışan, kendi gönlünce yemek; fakat halkın hoşuna gidecek şekilde giyinmektir!.” demişlerdir (5)

Hazreti Peygamber’in güzel koku ile ilgili davranışlarından biri de, O nun, ikram edilen kokuyu reddetmemesi idi (6). Bu tutumunda, güzel kokuyu sevmelerinin yanında, ikram eden kimsenin durumunu göz önünde bulunduruşunun da rolü vardı. Hadîs metinleri arasında, bu tutumunun gerekçesi de belirtilmiştir: “Zîrâ koku, külfetsiz bir ikramdır!.”(7) Nitekim bir başka münâsebetle: “Üç şey vardır ki, hiç reddedilmez: Yastık, güzel koku ve süt!.” buyurmaları da aynı hikmeti taşımaktadır. (8)

Verilen hediyeyi ve yapılan ikramı küçümsememek; bil’akis en basit ikramları bile umulmadık bir takdirle karşılamak, Peygamber Efendimiz için, değişmeyen ve ihmâl edilmemesi gereken bir nezâket kuralı idi. Yukarıda sayılanlar birer semboldür. Yoksa, koku reddedilmez de, başkaları reddedilebilir, demek değildir. Seçme imkânı olmayan ikramlar kesinlikle reddedilmemeli, ikram sahibi müşkül durumda bırakılmamalıdır.

Dilimizde, “çam sakızı, çoban armağanı” şeklinde ifâdesini bulan tâbir de aynı inceliği anlatmaktadır: Çoban, çam sakızı getirir; bu sakız reddedilmez, küçümsenmez. O, büyük bir hüsn-i kabulle alınır; karşılığında da, herkesin kendi şânına yakışır şekilde ağırlanır.

Peygamber Efendimiz’in, içinde “güzel koku” ifâdesi de yer alan bir hadîsi vardır. Üç ayrı noktanın bir ifâde bütünlüğü içinde dile getirildiği bu hadîs, esasen İslâm kültürüne âşinâ olan çevrelerce bilinmektedir. Buyuruyorlar ki: “Dünyâda bana, kadın ve güzel koku sevdirildi; namaz da, gözümün nuru kılındı” (9).

İslâmî kaynaklarda, Hazreti Peygamber’in kendi tabîî kokuları hak¬kında da oldukça fazla bilgi yer almaktadır. Özellikle Kadı ‘Iyâz, bunları büyük ölçüde bir yerde toplamış bulunmaktadır (10). Resûlullah Efendimiz’İn bu yönü Şemâil’i doğrudan doğruya ilgilendirmemesine rağmen, biz, konu bütünlüğünü sağlamaya yardımı dokunacağı düşüncesiyle, bir kısım vesikalara yer vermeyi uygun bulduk :

Peygamber Efendimiz sokağa çıktıkları zaman, kokularının o kendine has güzelliği ile çevredeki insanlar tarafından hemen farkedilirdi. Bu durumu, Enes b. Mâlik (r.a) şöyle ifâde etmektedir : “Resûlullah Efendi¬miz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O’nun misk gibi kokusu hemen sezildiğinden, halk, o yoldan Hazreti Peygamberdin geçtiğini söylerdi. Bizler, Peygamber Efendimiz’in gelişini, kokusunun güzelliğinden anlardık” (11).

Hazreti Peygamber, yaradılıştan temiz olduğu gibi, vücutlarından çıkan fazlalıklarda da, diğer insanlarda olduğu gibi kokuşma yoktu. Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerîf’teki “Terlese, güller olurdu terleri” ifâdesi, ashabdan pek çoğu tarafından dile getirilmiştir. Nitekim, Peygamber Efendimiz’in terlerini, fırsat buldukça bir cam şişede toplayan sahâbî hanımların isimleri bize kadar ulaşmıştır (12).

Öte yandan, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in başını sıvazladığı, yüzünü okşadığı çocukların, üzerlerine sinen o eşsiz kokudan dolayı çevrelerince hemen farkedildikleri gibi, bu neviden şanslıların, bir Ömür boyu o kokularını muhafaza ettikleri de kaydedilmiştir. Öyle ki, ashab arasında, ileri yaşlarına rağmen hâlâ dinçliklerini, tazeliklerini ve terâvetlerini koruyan kimselerin, bu hâllerini, Resûlullah Efendimiz’e borçlu olduklarını ifâde edişleri dikkati çekmektedir. (13)

Konuyla ilgili rivayetler:

1) Enes b. Mâlik (r.a) anlatıyor : “Peygamber Efendimiz’in sükke tâbir edilen bir koku (kutu)’su vardı. İcap ettikçe ondan sürünürlerdi. (14)

2) Sümâme b. Abdullah (l5) naklediyor : Enes b. Mâlik (r.a) Hazretleri, kendisine ikram edilen kokuyu kat’iyyen reddetmez ve :”Resûlultah Efendimiz, kendilerine takdim edilen kokuyu hiç reddetmezlerdi” derdi.

3) Abdullah b. Ömer (r.a) anlatıyor : Peygamber Efendimiz: “Üç çeşit ikram vardır ki, hiç reddedilmez : Biri yastık, diğeri koku, öbürü de süt” buyurmuşlardır.

4) Ebû Hüreyre (r.a) naklediyor : Hazreti Peygamber : “Erkeklerin süründüğü kokular, kokusu duyulan ve rengi gözükmeyen türden; kadınların kullandıkları kokular ise, kokusu duyulmayan ve rengi gözüken cinsten olmalıdır” buyurmuşlardır.

5) Bu hadîs-i şerifin metni, yine Ebû Hüreyre’den olmak üzere, değişik bir sened ile başka bir yoldan da rivayet edilmiştir.

6) Ebû Osman en-Nehdî (16) rivayet ediyor : Resûlullah Efendimiz : “Herhangi birinize Reyhan (fesleğen) verilirse almamazlık etmesin. Zîrâ o, cennetten çıkmıştır” buyurmuşlardır. (17)

Koku sürmek ve koku ikram etmek sünnet olmakla beraber bunun nasıl yapıldığına dair detaylı bir açıklama bulamadık.

Kaynaklar:
(1) Bkz. en-Nihâye fî Ğarîb’il-Hadîs, III, 256, 257; Kâmûs, II, 546.
(2) Bkz. Buhârî, VII, 60, 61.
(3) Ibn Sa’d, I, 399; Ehû Dâvûd, IV, 107, nu: 4162
(4) Behce, II, 256.
(5) Aclûnî, Keşfül-Hafâ, II, 171.
(6) Bkz. Buhârî, III, 133; VII, 61; Ebû Dâvûd, IV, 110, nu: 4172; Nesâî, VIII, 189; İbn Sa’d, I, 399.
(7) Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 320; Ebû Davûd ve Nesâî, aynı yerler.
(8) Peygamber Efendimiz: “Üç çeşit ikram vardır ki, hiç reddedilmez : Biri yastık, diğeri koku, öbürü de süt” buyurmuşlardır.
(9) Nesâî, VII, 61, 62; İbn Sa’d, I, 398; el-Hâkim, el-Müstedrek, II, 160. Bu hadîs metni, yaygın haliyle, “Bana dünyânızdan uç şey sevdirildi” şeklindedir. Ancak, ilk devir kaynaklarında, “üç şey” ifâdesi hiç geçmez. Bu ilk kaynaklarda, “dünyânızdan” ifâdesi de, “dünyâdan” şeklindedir. Hattâ, Hâkim’in rivayeti ile, Nesâî’nin ikinci rivayetinde, “dünyâ” ifâdesi de yoktur. Aclûnî, bu hadîs üzerindeki değişik teknik bilgileri bir araya toplamıştır. Bkz. Kesfül-Hafâ, I, 405-408, nu: 1089.
(10) Bkz. eş-Şifâ, s. 48-51.
(11) Ibn Sa’d, Tabakat, I, 398-399; Mecme’uz-Zevâid, VIII, 282; el-Metâlib’ül-’Aliye, IV, 25.
(12) Bkz. eş-Şifâ, aynı yer.
(13) Tabakat kitaplarında bu durumu anlatan pek çok örnek vardır. Meselâ, Hz. Ömer devrinde (18/639) Kuzey Irak’tan îtibâren tâ Azerbaycan’a kadar olan bölgeyi İslâm adına fetheden ordunun başındaki başarılı fâtih kumandanlardan biri olan Utbe b. Ferkad’ın bu özelliği için bkz. Taberânî, el-Mucem’üs-Sağîr, I, 38-39; Vsd’iil-Ğâbe, III, 365-366; el-İsâbe, II, 455; Mecme’uz-Zevâid, VIII, 282.
(14) Bu hadîs, Tirmizî dışında İbn Sa’d ve Ebû Dâvûd tarafından da, ilk üç râvisi müşterek olan senedlerle rivayet edilmiştir.
(15) Sümâme b. Abdullah , Enes b. Mâlik’in torunu olup, Basra kadılığı da yapmıştır. Ölüm târihi kesin olarak bilinmiyorsa da, 110/728 târihinde bu görevden alındığı bilinmektedir. Bkz. Tehzîb, II, 28-29.
(16) Esas adı Abdurrahmân olan Ebû Osman en-Nehdî, Küfe ve Basra havâlisinde yaşamış olup muhadramûndandır. Hz. Peygamber hayatta iken müslüman olmuşsa da O’nunla görüşemiştir. Hicrî 95-100 seneleri arasında 130 yaşında vefat etmiştir.
(17) Müslim’in tesbit ettiği Ebû Hüreyre rivayetinde; “cennetten çıkmıştır” yerine, “kokusu hoş külfetsiz bir ikramdır” ifadesi yer almaktadır. Bkz. Müslim, IV, 1766, nu: 2253.
Selam ve dua ile…

koku ve sünnet,koku adabı,dini sohbet,Koku sürünme sünneti,Güzel koku sürünme,Peygamber Efendimiz, günlük hayâtı

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)'İN SOYAĞACI

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V)’İN SOYAĞACI

Babası, Hz. Abdullah , Annesi, Hz. Amine Hatundur.

ZEVCELERİ;

Hz. Hatice (r.a), Hz. Sevde (r.a), Hz. Aişe (r.a), Hz. Hafsa (r.a), Hz.Zeynep binti Caşh (r.a), Hz.Zeynep binti huzeyme (r.a), Hz. Ümmü Seleme (r.a), Hz. Safiyye (r.a) , Hz. Ümmü Habibe (r.a), Hz. Meymune (r.a), ve Hz. Cüveyriye (r a)

CARİYELERİ;

Hz. Mariye (r.a), oğlu İbrahim in annesi, Hz. Reyhane (r.a), Zeyneb Binti Caşhın bağışladığı bir cariye , bir savaştan Ona düşen güzel bir cariye.

ÇOCUKLARI;

Hz.Kasım (r.a), Hz. Zeynep (r.a), Hz. Rukiye (r.a), Hz. Ümmü Gülsüm (r.a), Hz. Fatıma (r.a), Hz. Abdullah (r.a) Hz. İbrahim (r.a),

TORUNLARI;
Hz. Zeynep binti Ali b. Talib (r.a) Hz Emame (r.a), Hz. Hüseyin (r.a) Hz. Hasan (r.a),

AMCALARI;

Hz Hamza (r.a), Hz. Abbas (r.a), Ebu Talib , Ebu Leheb, Zubeyr, Abdulkabe , Muvakım , Dırar , Kusem , Muğıre , (lakabı : Haceldir ) Gaydak (adı Musabdır _ Nevfel olduğuda söylenmiştir) Avvam . { bunlardan yanalız Hamza ve Hz Abbas( r a ) Müslüman olmuştur.}[Amcalarının en yaşlısı Haris , en küçüğü Hz Abbas (r a) dır]

HALALARI ;

Safiyye, (Zübeyr Bin Avvam’ın annesidir) Atike , Berra , Erva , Ümeyme , Ümmü Hakim el Beyza {bunlardan Safiyye ve Erva Müslüman olmuştur.}

TEYZELERİ ;

Erva, Berre , Ümeyye , Ümmü Hakim ,

ANNEANNESİ;

Abdul Uzza kızı Berre , Berrenin annesi Esed kızı Ümmü Habib onun annesi de Avf kızı Berre dir. Böylece soy ağacı uzar gider.

BABAANNESİ;

Amr kızı Fatma dır . Amr babası Aid , Aidin babası İmran , onun ki de Mahzundur.

BABA TARAFINDAN DEDELERİ;
Bütün kaynakların ittifakla belirttikleri, Kâinatın Efendisinin yirminci dedesine kadar uzanan neseb silsilesi de şöyledir:

Muhammed (a.s.m.),Abdullah, Abdülmuttalib (asıl ismi Şeybe), Hâşim,Abd-i Menâf (Muğîre),
Kusay,Kilab,Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr (Kureyş),Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme,Müdrike (Amir), İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan.” 1

ANNE TARAFINDAN DEDELERİ

Vehb, Abdümenâf, Zühre, Kilâb, Mürre…

Görüldüğü üzere her iki tarafın nesebi Kilâb’da birleşmektedir.

İşte, Fahr-i Kâinat Efendimizin büyük dedeleri bu zâtlardı. Herbirinin zürriyeti çoğalmış ve herbiri pekçok cemaatların reisi ve birçok kabile ve aşîretlerin dedesi ve babası olmuşlardır.
Ancak, ne vakit birinin iki oğlu olsa veya bir kabile iki kola ayrılsa, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)in soyu en şerefli ve en hayırlı olan tarafta bulunur ve her asırda onun büyük dedesi kim ise, yüzünde parlayan müstesnâ nûrdan bilinirdi.

Yirminci Dededen Sonraki Neseb Çizgisi

Neseb âlimlerince, Peygamber Efendimizin yirminci dedesi olan Adnan’ın Hz. İbrâhim’in neslinden olduğu ittifakla kabul edilmektedir. Adnan ile İbrâhim (a.s.) arasında uzun bir zaman mesafesi vardır. Bir kısım neseb âlimleri arada kırk batın (göbek) bulunduğunu belirtirler. Buna göre aradaki zaman biriminin ne kadar uzun olduğunu az çok tasavvur etmek mümkündür.

Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimizin yirminci dedesi Adnan’dan Hz. İbrâhim’e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesi, basamak basamak tesbit edilememiştir. Bazı neseb âlimleri Peygamber Efendimizin nesebini yedi, bazısı da dokuz göbekte Hz. İsmâil’e bağlarlar. Bu, haliyle arada birçok basamakların atlandığını ortaya koyar.

Adnan’dan Hz. İbrâhim’e Kadar Olan Nesep Çizgisi
Bazı âlimler, Peygamber Efendimizin, Adnan’dan Hz. İbrâhim’e kadar olan ikinci kademe neseb silsilesini şöyle sıralarlar:
Adnan, Udd (veya Udad), Mukavvim, Nahur (veya Sârih), Teyrah, Ya’rub, Yeşcub, Nabit, İsmâil (a.s.), İbrâhim (a.s.)
Ayrıca, İbn-i İshâk, bundan sonra da, Resûl-i Ekrem Efendimizin neseb silsilesini tâ Âdem’e (a.s.) kadar götürür. Ancak belirtelim ki, diğer kaynaklar bu silsile üzerinde ittifak etmiş değillerdir.

Kıyamet günü müminlere şefaat edilecek mi

Peygamber Efendimiz (asm) mahşer günü müminlere şefaat edecek mi?eygamberimiz’in (asm) mahşerde müminlere şefaat edeceği birçok hadisle sabittir:
Hz. Hureyre (ra) anlatıyor:
“Resululllah (asm) buyurdu ki: “Her peygamberin müstecab (Allah’ın kabul edeceği) bir duası vardır. Her peygamber o duayı yapmaya acele etti. Ben ise bu duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat olarak kullanmak üzere sakladım (kullanmayı ahirete bıraktım). Ona inşallah, ümmetimden şirk koşmadan ölenler nail olacaktır.” (Tirmizi)
İbnu Abbas’ın (ra) bir rivayetinde, mealen:
“Bana şefaat verildi, fakat ben onu dünyada kullanmayıp, ümmetim için ahirete bıraktım. Bu ahirette Allah’a şirk koşmayanlar lehinde olacaktır.” (Buhari)
Ubey İbn-u Ka’b (ra) anlatıyor:
Resulullah (asm) buyurdu ki: “Kıyamet günü geldi mi, ben peygamberlerin imamı, hatibi ve (onlar arasında) şefaat sahibi olacağım. Bunda övünme yok.” (Müslim) (Kütüb-ü Sitte)
Hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere kıyamet günü Peygamber Efendimiz (asm) müminlere şefaat edecektir.

kıyamet , kıyamet günü , muhtelif , mahşer , ahiret , toplanma , peygamber efendimiz , peygamberler , şefaat , ölüm , dünyanın sonu

Hz. Muhammed sav'in DIlinden Cennet : Cennetteki Üstünlük Ve Kusursuzluk,Dini Sohbet

Hz. Muhammed sav’in DIlinden Cennet : Cennetteki Üstünlük Ve Kusursuzluk,Dini Sohbet,

Cennetteki üstünlük ve kusursuzluk insanın dünya hayatı boyunca arayışı içinde olup, yaşayamadığı bir güzelliktir. Dolayısıyla tüm bu nimetlerin yanı sıra dünyada cennete özlem duyup ona layık olabilme umudunu hissedebilmek ve Rabbimiz’in cennet vaadinin neşesini yaşamak çok büyük bir nimettir.
Elbette müminlerin cennette sahip olacağı özellikler bu belgeselde izleyeceklerinizle sınırlı değildir. Allah müminlere yaptıklarının karşılığını en güzeliyle cennette verecektir.
Allah bir ayette cennet ehlinin şükür ve mutluluk içinde olduklarını şöyle bildirmektedir:
(Onlar da) Dediler ki: “Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.” (Zümer Suresi, 74)

Peygamber Efendimizin Miraç'ta Gördükleri – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet

Peygamber Efendimizin Miraç’ta Gördükleri – Nihat Hatipoğlu ,Dini Sohbet,

Hz. Muhammed (SAV) Efendimizin Miraç’ta gördükleri. Nihat Hatipoğlunun dilinden dinleyeceksiniz. Bu videoyu mümkün oldukça paylaşalım