Her Derde Deva Dua, En Etkili Dua, Dini Sohbet, İslami Sohbet

Her Derde Deva Dua, En Etkili Dua, Dini Sohbet, İslami Sohbet
Mutlaka Okyun çok Etkili Dua’dir…

Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v)den rivayet edilmistir. Söyle buyuruyor……

-Cebrail bana dediki:“Ey Muhammed,kim ömründe bir kere bu duayi okursa,Allah´ü Teala onu,kiyamet gününde yüzü ayin ondördü gibi parlak hasreder.
Hatta bütün insanlar onu,bir peygamber veya melek sanirlar.

Ben ve sen onun kabrinin üzerinde dururuz.
Ona hesapsiz ve azapsiz,üzerine binip Cennete girmesi icin Cennetten bir Burak getirilir.
Sirat köprüsünden simsek gibi gecer.
Onun günahi denizlerden suyundan,yagmurlarin damlasindan,agaclarin yapraklarindan,kumlarin adedinden,taslardan daha fazla olsa bile,kendisine kabul olunmus(nafile)hac ve bin umre sevabi yazar.

Korkan kimse olursa,Allah onu onu korktugundan emin kilar.
Susayan kimse okursa,Allah onun susuzlugunu giderir.
Ac olan okursa,giyindirir,hasta okursa sifa verir,hastanin üzerine okunursa,hastaligindan kurtulur,dünya veyahut ahiret ihtiyaclarindan okursa Allah istedigini verir.
Bir düsmandan veya sultandan korktugu icin okursa,Allah onlarin serrinden korur ve Allah´in mahlukatindan gelecek olan tüm zarar ve eziyetleri kendisine ulasmaktan meneder.
Borclu olan okursa,Allah onu,borcunu ödemeye muvaffak kilar,hicbir kimseye muhtac olmaz.
Eger onu hasta olan yazan üzerinde tasirsa iyilesir.
Kadin tasirsa kocasi ona ikram eder.
Cinden,insden ve seytandan,sanci ve hastaliklardan emin olur.
Kayip ise ailesine sag,salim kavusur: Bu duayi okuyan icin cin, melek istigfard ederler.
Ömrü bereketli olur.
Kim bes defa bu duayi okursa Peygamber Aleyhisselami rüyasinda görür.

Ebu Bekir Siddik:“-Gece olsun gündüz olsun bu duayi okudum, Peygamber Aleyhisselam´i rüyamda gördüm.“buyurur.

Hz. Ömerde söyle buyurur:
„-Hicbir hacetim olmadi ki onun icin bu duayi okuyayim da giderilmesin.

Hz. Osman (R.A.)diyorki:“-Ben Kur´an-i Kerim´i ezberleyemezdim.

Resul´u Ekrem (s.a.v)´e Bu hususu sikayet ettim.
Bana bu duayi ögretti.
Onu okudugumda Kur´an-i Kerim´i ezberlemeyi basardim.

Hz. Ali Kerremullahü vechedü buyuruyorki:

-Ben bu duayi okudugum vakit düsmanima galebe calardim.
Kimki Fatihayi,Ihlas suresini,Kafirunve Felak ve Nas suresini üc kere okuyup sonra bu duayi okursa Allah onu karsilastigi bütün varliklarin serrinden korur ve her türlü hastaliktan,her zalimin serrinden onu emin kilar ve bütün isteklerini verir.
Kim ki okudugu gibi onu yazip üzerinde tasirsa ve kim ki basinin altina koyup uyursa Allah´ü Teala o kimsenin malindan calinan ve evinden kacani geri iade eder.
Akan suya okursa su durur,yahut yanan atese okursa dag paramparca olur, Kimki iki rekat namaz kilip her rekatinda Fatiha ve bir de Ihlas okuyup selam verdikten sonra bu duayi okursa dünya ve ahirete ait ne isterse tüm istediklerine nail olur.
Bu duanin fazileti sayilmayacak kadar coktur; Dua budur.
(Nevadir´i kaylubi´den alindi)

BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM
La ilahe illellahül melikül hakkul mübin.
La ilahe illellahül hakemül adlül metin.
Rabbüna ve rabbü abainel evvelin.
La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü minez zalimin.
La ilahe illellahü vehdehu la serike leh,lehül mülkü ve lehül hamdü yuhyi ve yümitü ve hüve hayyül la yemutü ebeden biyedihil hayru veileyhil masiru ve hüve ala küllü sey´in kadir.
La ilahe illellahü sükran li ni´metih.
La ilahe illellahü ikaran bi rububiyyetih.
Ve sübhanellahi tenzihen li azametih..
Es´elükellahümme bi hakkismikel mektubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cenatubi ala cenahi cibrile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cenahi mikaile aleyke ya rab.
Ve bihakkismikel mektubi ala cebheti israfile aleyke ya rab:
Ve bihakkismikel mektubi ala keffi azraile aleyke ya rab.
Ve bi hakkismikellezi semmeyte bihi münkeran ve nekiran aleyke ya rab.
Ve bihakkismike ve esrari ibadike aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi temme bihil islamü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi telekkahü ademü lemma hebeta minel cenneti fe nadake fe lebbeyte düaehü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi sitü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi kavveyte bihi hameletel arsi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikelmektubi fittevrati vel incili vezzeburi vel fürkani aleyke ya rab.
Ve bihakkismikeila münteha rahmetike ala ibadike aleyke ya rab.
Ve bihakki temami kelamike aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi ibrahimü fecealtennara aleyhi berden ve selamen aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi ismailü fe necceytehü minezzebhi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikllezi nadake bihi hudü aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi deake bihi ya´kubü fe ra.dedte aleyhi basarahu yusufe aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi davüdü fe cealtehü halifeten fil ardi ve elente lehül hadide fi yedihi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi deake bihi süleymanü fe a´taytehül mülke fil ardi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi eyyubü fe necceytehu minel gammillezi kane fihi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi isebnü meryeme fe ahyeyte lehül mevta aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi musa lemma hatabeke aletturi aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadetke bihi asiyetümraetü fir´avne fe razaktehel cennete aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihi benu israfile lemma cavezulbahra aleyke ya rab.
Ve bihakkismikellezi nadake bihil hidiru lemma mesa alel mai aleyke ya rab.
Ve Bihakkismikellezi nadake bihi muhammedün sallallahü aleyhi ve selleme yevmel gari fe necceytehu aleyke ya rab.
Inneke entel kerimül kebiru.
Hasbünellahü ve ni´mel vekil.
Ve la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Ve sallallahü ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi vesellem.

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Tevbe İstiğfar Duâları, dini sohbet, islami sohbet

Tevbe, istiğfar duâlarının manası, yaptığımız bütün günahlara pişmanlık duyduğumuzu ifade etmemiz, bundan sonraki hayatımızda bir daha böyle günah ve kusurları işlemeyeceğimize Rabbimize söz vermemizdir.
Günah ve kusurlarına pişmanlık duyup, üzüntü ve elem hisseden mü’min, önce şu istiğfar duâsını huşû ve hudû ile okur:

“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe’l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve’l-hayyü’l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü’t-tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ, innehû, hüve’t-tevvâbü’r-rahîm.”
“Yâ Settere’l uyûb, Yâ gaffare’z-zünûb! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine nadim oldum, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında sayılarını bilemeyeceğim kadar çok Peygamber gelmiş, İlâhi kitapları tebliğ etmişlerdir. Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur’ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm’dır.”

“Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve’l-yevmi’l-âhiri ve bi’l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve’l-bâsü bade’l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Modern Tesettür Tuzağı, dini sohbet, islami sohbet

Bir toplumda, milli kültürün ve öz değerlerin zayıfla/tıl/mışlığı, öncelikle o toplumun genel görünürlüğü açısından, kıyafetlerinde kendisini ele verir Batılılaşmayı, Batı medeniyetine iltica etmeyi “yol” olarak benimseyenler de öncelikle Batı’nın giyim-kuşamına bürünürler(1) Zamane gençliğinin kendinden geçmiş, garip kıyafetlerini ve tamamen batı özentisi diken gibi jöleli saçlarını, ne kadar yadırgasak da, insan gözü zamanla kötüye de alışıyor demek ki onlar da artık takılmıyor gözümüze…Gençlerdeki bu, iman, ahlak, örf ve gelenek eksikliğinden hasıl olan gariplikler, aslında bir boşluğun aslıyla değil taklidiyle doldurulmaya çalışılmasından kaynaklanmaktadır Özelde ailede, genelde ise toplum içinde kendilerine doğru örneği bulamayan ya da bulduğu halde televizyon, internet vs kitle iletişim araçlarından bir virüs gibi yayılan “Avrupa en iyisidir, onların yaptığı en doğrudur, çağdaşlık ancak Avrupa’lılara benzemekle olur!”türünden telkinlerin etkisiyle bu yabancı fikriyatın peşine takılan gençlik, aslını inkar etmeyen ama olanca gücüyle kendinden olmayana benzemeye çalışan, ne doğuya ne de batıya ait olmayan , arada sıkışıp kalmış bir nesil görüntüsü vermektedir

Bu değişim, etkileşim ve diğerlerine benzeşme, maalesef, kendine din olarak İslam’ı benimsemiş ve benimsediği dinin emrini yaşamaya çalışan Müslüman kadını da ağına düşürmüştür Büyük üzüntüyle Müslüman kadının geçirdiği başkalaşım sürecini izlemekteyiz hayatın her alanında…Sokakta, çarşıda, pazarda, düğünlerde, televizyon programlarında, konserlerde(!)

“Tesettür modası” denilerek,(güya)hem örtülü hem de modern(!) görünmek isteyen “elit” (İslam’da da böyle sınıflar oluşturma derdine düştüler şimdi de)Müslüman hanımlar için, Rus mankenlerin bolca makyaj ve alımlarıyla, düzenlenen tesettür defileleri gün geçtikçe artmaktadır Tesettür modası adı altında Anadolu’nun muhafazakar ve milliyetçi ailelerinin kızları , bu modadan etkilenerek, ortaya dini bağlamından kopuk, inanç eksenli tesettürle hiçbir ilgisi olmayan, melez bir giyim kültürü çıkmıştır(2) Örtülü(!) dediğimiz kızlarımızın birçoğunda, gerçek manasıyla tesettür nerdeyse kalmamıştır Örtüyü ya da tesettürü, tek bir renge ya da belli kalıp bir kıyafete bağlayıp “bunun dışındakiler tesettür değildir” diyenlerden değiliz ama özellikle son zamanlarda artan “Bu ne biçim bir örtünmedir” diye hayretle izlediğimiz, sanki İslam’ın tesettür ve hicap emriyle adeta dalgasını geçen bir tuhaflıkla zaman zaman maskaralığa dönüşen, garip kıyafetler karşısında da üzülüyoruz

Belli/ belirgin odaklar tarafından bilinçlice, üstünde oynanan oyunlardan bihaber, derdi sırf güzelleşmek, dikkatleri üstüne çekmek olan örtülü hanımlar tarafından da safiyane bir bilinçsizlikle, tesettürün asıl vermesi gereken mesajı değiş /tiril/ miştir “Ben Allah’tan korkan bir müslümanım Kıyafet tercihimle ilan ediyorum ki, yabancı erkeklerin bana bakmasını istemiyorum” diyen bir tesettür anlayışı yerini; gözalıcı renk ve desen armonisi içinde, makyaja uygun başörtüsüyle, daracık ve kısa pardesülerle, ince topuklu, pırlanta taşlı, açık ayakkabılar eşliğinde, cazibe merkezi olmaya aday bir anlayışa terk etmiştir

Oysa ki, Medine’de Yahudi Beni Kaynuka oğullarının, hazmedemedikleri İslam’ın tezahürü olarak gördükleri ve saldırdıkları ve bunun neticesinde Peygamberimiz’in ve sahabelerin uğruna savaş verdiği örtü , bu değildi
Maraş’ta, namahremden korunulmaya çalışılan, Sütçü İmam’ın canından kıymetli görerek canını verdiği örtü , bu değildi
Asırlardır dünya üzerindeki İslam topraklarında ve Osmanlı’da Müslüman kadının örttüğü örtü , bu değildi
Nur 31’de, Ahzab 59’da Allah’ın mümine hanımlara emrettiği örtü de , bu değildi

Tesettürün asıl amacını (inanın bizden bile daha iyi) bilen İslam düşmanları, tesettürü kökünden yok edemeyeceklerini düşündüklerinden olacak , “bu konuyu nasıl bulandırırız da asıl manasından uzaklaştırabiliriz” i formüle edip “moda, kadına özgürlük, modernlik” yemleriyle, bu konuda yeterli bilgi ve sağlam imani temeli olmayan müslüman kadını ağlarına düşürmüşler, bunun neticesinde de, maal-esef amaçlarına ulaşmışlardır Tesettür(!) firmalarının ürün katalogları ve podyumlardan sonra sokaklarda, mahallemizde, en yakınımızda arz-ı endam etmeye başlayan “örtülü tesettürsüzler”in sayıları arttırmıştır Ve ne yazık ki gitgide de çoğalmaktadır

Halbuki tesettür kadını güzelleştirmek için değil bilakis güzelliğini örtmek için farz kılınmıştır Şu unutulmamalıdır ki, bir kadın, sırf kendisini güzelleştiriyor, kendisine yakışıyor diye örtünüyorsa , onun başında ayet değil bir bez parçası bulunuyordur Tek rehber ve yol gösterici önünde en güzel örnekken, onun düşmanlarının körü körüne takipçisi olmak hiçbir mümine hanıma yakışmaz Kendisini Müslüman olarak niteleyen bir hanımın amacı; O’nu Yaradan’ın emrini yerine getirerek rızasını kazanmaksa şayet, bunu en doğru şekilde nasıl yapabileceğini iyi öğrenmesi, şuurlu bir şekilde emre sarılması gerekmektedir Bu bağlamda, biz müslüman hanımlar olarak öncelikle yapmamız gereken, bize tesettürü emreden Rabbimiz’in, konuyla ilgili bize özel hitaplarını yani hicab ayetlerini tekrar tekrar dikkatle okuyarak, Rabbimizin bizden ne istediğini iyi idrak etmek olacaktır Zira O’nun emri sadece başımıza bir örtü sarmak değildir

Tesettür bir bütün olarak, hicab, iffet, haya vs duygularıyla kuşatılmış “takva elbisesi”yle birlikte yaşanmadığı müddetçe anlamını yitirecek, karşı cenahtakilerin dahi garipsediği, alay ettiği garip (tesettürlü!) kıyafet biçimleri artmaya devam edecektir Fakat başörtüsüyle birlikte asıl kuşanılması gereken takva elbisesine bürünüldüğünde, zamanın fitnelerinden kurtulup tekrar ayetlere dönüldüğünde ve vahiy hayatın tam ortasına taşındığında ise kaybetttiğimiz tesettürün ruhu geri gelecektir inşAllah

selam ve dua ile

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Meleklerin görevleri ve çeşitleri nelerdir?, dini sohbet, islami sohbet

Meleklerin temel görevleri, Allah’a kulluk etmek; O’nun emirlerini yerine getirmektir Melekler görevleri açısından bir kaç gruba ayrılır Melekler yüklendikleri görevler itibariyle farklı isimlerle anılmışlardır Bunlardan dördü, büyük melek olarak bilinmektedir: Cebrâîl, Mikâîl, İsrâfîl ve Azrail Bilinen diğer melekler de şunlardır: Münker-Nekir (Ölümden sonra, kabirde sorguyla görevli melekler), Kirâmen Kâtibin/Hafaza (İnsanların amellerini yazmakla görevli melekler), Hamele-i Arş (Arşı taşıyan melekler), Hazin (Cennet ve cehennemde bekçilikle görevli melekler), Zebânî, Mâlik (Cehennemde görevli melekler), Rıdvân (Cennette görevli melekler), Mukarrabûn ve İlliyyûn (Allah’a çok yakın ve onun katında üstün mevkie sahip melekler)

· Dört büyük melegin görevleri nelerdir?
Cebrâîl

Dört büyük melekten birinin ismi olup, peygamberlere vahiy getirmekle görevlidir Kur’an’da bu meleğin ismi Cibrîl, Rûhu’l-Kudüs, Ruhu’l-Emîn, Ruh ve Resul şeklinde geçmektedir Bütün peygamberlere vahyi getiren Cebrâil’dir Kur’an’a göre o, karşı konulmayacak bir güce, üstün ve kesin bilgilere sahip, Allah nezdinde çok itibarı olan ve diğer meleklerin kendisine itaat ettiği şerefli bir elçidir Yenilmez bir kuvvet ve Allah nezdinde büyük bir makam sahibi olduğu ifâde edilmiştir: “O (Kur’an), şüphesiz değerli, güçlü ve arşın sahibi (Allah’ın) katında itibarlı bir elçinin (Cebrâil’in) getirdiği sözdür” (Tekvir, 81/19-20)

Mikail

Dört büyük melekten biri olup, tabiat olaylarını düzenlemekle görevlendirmiştir Kelime olarak, “Allah’ın küçük ve sevgili kulu” anl—– gelen Mikail Kur’an’ın bir yerinde Cebrail ile birlikte geçmektedir: “Her kim, Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mikâîl’e düşman olursa bilsin ki Allah da inkar edenlerin düşmanıdır” (Bakara, 2/98)

İsrafil

Allah’ın emri ile kıyamet kopacağı zaman sûra üflemekle görevlendirilen İsrafil, dört büyük melekten biridir Bir hadiste İsrâfil, sahib-i karn (sûr’un sahibi, borunun sahibi) olarak isimlendirilmiştir (Tirmizî, Kıyamet, İsrafil sûr’u iki defa üfleyecektir Birinci defa üfürdüğünde göklerde ve yerde bulunan her şey yok olacaktır: “Sûr’a üfürüleceği ve Allah’ın dilediği kimselerden başka, göklerdeki herkesin, yerdeki herkesin korkuya kapılacağı günü hatırla Hepsi de boyunlarını bükerek O’na gelirler” (Neml 27/87); “Sûr’a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur” (Hakka, 69/13-15) İkinci defa üfürdüğünde, bütün insanlar tekrar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere sevk edileceklerdir: “Sûr’a üfürülür Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler” (Yasin, 36/51)

Azrail

Dört büyük melekten birinin ismi olup, insanların canını olmakla görevlidir Bu melek Kur’an ve sahih hadislerde, Azrâîl ismiyle değil, melekü’l-mevt (ölüm meleği) şeklinde geçmektedir “De ki: Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz” (Secde 32/11) Her insanın canını almakla görevli bir ölüm meleği vardır Azrâîl bu meleklerin başıdır: “Nihayet birinize ölüm geldiği vakit (görevli) elçilerimiz onun canını alır ve onlar görevlerinde kusur etmezler” (En’am, 6/61, A’raf, 7/37)

· Melekler gaybi bilebilirler mi?
Gayb bilgisi yalnız Allah’a mahsus olduğundan, melekler gaybı bilemezler Ancak Allah onlara bildirebilir Kur’an’da Allah’ın Hz Adem’e varlıkların isimlerini öğrettiği, sonra da bunları meleklere göstererek isimlerini söylemelerini istediği, meleklerin de, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur…” dedikleri bildirilmektedir (Bakara, 2/31-32)

· Meleklere iman ne demektir?
Meleklerin varlığını gönülden kabul etmek, imanın temel şartlarından biridir Kur’an’da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok ayet vardır: “Peygamber, rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü’minler de (iman ettiler) Her biri; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler” (Bakara 2/285), “… asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin … iyiliğidir” (Bakara 2/177)

Buna göre meleklere inanmayan kişi, dinden çıkmış olur Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, “Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur” (Nisa 4/136) buyurulmakta, meleklere düşman olanların, Allah’ın düşmanı olduğu bildirilmektedir (Bakara 2/98)

· Melekler nasil varliklardir?
Nurdan yaratılan ve insandan tamamen farklı olan melekler Allah’a isyân etmezler Hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar Daimâ Allah’a ibadet ve itaat ederler Kur’ân’da bu hususa şöyle işaret edilmiştir “Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar” (Nahl, 16/50), “Şüphesiz Rabbin katındaki (Melek)ler O’na ibadet etmekten büyüklenmezler O’nu tesbih ederler, yalnız O’na secde ederler” (A’raf, 7/206),

Melekler bir anda Allah’ın emrettiği bir mekândan diğer bir mekâna intikal edecek, hatta yerleri ve gökleri dolaşacak bir kabiliyette yaratılmışlardır Kur’ân-ı Kerim’de meleklerin kanatlı varlıklar olduğu ifade edilmemtedir: “Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur O, yaratmada dilediğini arttırır”(Fâtır,35/1) Melekler son derece kuvvetli ve süratli varlıklardır İnsanların yapamadıklarını kolayca yaparlar, ulaşamadıkları yerlere çabucak ulaşırlar

Melekler, Allah’ın emirleriyle farklı şekillere girebilirler Örneğin Cebrâil, Hz Peygamber’e gelirken bazen Dıhye adındaki sahabi gibi görünmüş, bazen da kimsenin tanıyamadığı bir yabancı gibi gelmiştir (Müslim; Îmân; 1) Hz İbrahim ve HzMeryem’e gönderilen meleklerin de birer insan şeklinde göründükleri yine Kur’ân’da haber verilmektedir (Meryem 19/16-17; Hûd 11/69-70)

Meleklerin gözle görülmeyişleri onların yok olduklarından değil, gözlerimizin o kabiliyette yaratılmamış olmasındandır Melekleri gözlerimizle müşahade edemeyişimiz onları inkâr etmemizi gerektirmez Zira gözümüzle görmediğimiz halde varlığını kabul ettiğimiz çok şey vardır Akıl, ruh, zekâ gibi varlıklar; sevinç ve üzüntü gibi haller bunlardandır O halde meleklerin varlığına da ruhumuz ve aklımız gibi inanmak zorundayız

· Melek nedir?
İslâm inanç sisteminde melekler, yemeyen, içmeyen, erkeklik ve dişiliği olmayan, uyumayan, günah işlemeyen, Allah’ın emriyle çeşitli görevleri yerine getiren ve gözle görülmeyen latif, nuranî varlıklardır

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum

Amel Defteri Ne İçindir?, dini sohbet, islami sohbet

Amel Defteri
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:”O gün herkesin amel defteri ortaya konulmuştur. Ey Muhammed! Günahkarların, amel defterlerinden korkarak: “Eyvah bize! Bu nasıl deftermiş ki, büyük küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış dökmüş” dediklerini görürsün. Onlar, bütün yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez.” (Kehf; 49)
Bu dünyadayken çok iyi düşünmemiz lazımdır. Ne yapıyorsak, zerre kadar her şey, insanın nefesleri ve söylediği sözler, hepsi amel defterinde bulunacaktır. Yarın mahşer günü hepsini göreceğiz. Durum böyle iken, her şey apaçık ortada iken, nasıl olur da, gaflete dalıyoruz.
Allah-u Zülcelal’in, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in, meleklerin, dost ve düşman herkesin önünde amel defterimiz açılacaktır. Mizan’ın önüne geçeceğiz ve amel defterimiz herkesin önünde okunacak. İster, içi iyi amellerle dolu olsun, isterse kötü amellerle dolu olsun.
Kim ister ki orada; Allah-u Zülcelal’in, Peygamberlerin meleklerin, dost ve düşman herkesin önünde amel defterimizdeki kötü amellerin okunmasını.
Dünyadayken küçük bir çocuktan bile sakladığı, görmesini istemediği hatalarının, günahlarının, orada herkesin içinde okunması, açığa çıkması, insan için ne zor ve kötü bir olaydır!
Daha dünyadayken bunları düşünmemiz, sanki orada amel defterimiz açılmış da okunuyormuş gibi tefekkür etmemiz ve yaşantımızı, amellerimizi ona göre yapmamız lazımdır. Dünyadayken aklımız, fıkrimiz orada olmalı, zira yarın bu olay muhakkak başımıza gelecektir.
Allah-u Zülcelal’e ibadet etmek çok kolaydır. Biz bunu görü-yoruz. Bu bize kıymetsiz gibi geliyor, halbuki öyle değildir. İki rek’at namaz, bir salavat, Allah-u Zülcelal’in yanında o kadar değerlidir ki, eğer Allah-u Zülcelal kabul ederse, karşılığını fazlasıyla verir.
Ka’b radıyu anh’ın şöyle dediği anlatılmıştır:
”Kıyamet günü geldiği zaman, Adem aleyhisselam bakar ki, Muhammed ümmetinden biri cehenneme götürülüyor. Hemen seslenir:
”Ya Muhammed!” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”Sesini duydum, ey Ebu’l-Beşer, anlat!” Şöyle anlatır:
”Senin ümmetinden biri cehenneme götürülüyor.” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem hemen onun ardından gider, yetişir. Şöyle buyurur:
”Ey Rabbimin melekleri, hele biraz durun.” Melekler şöyle derler:
”Ya Muhammed, hakkımızda gelen yüce Allah’ın şu emrini okumadın mı?
”Onlar, yüce Allah’ın kendilerine verdiği emre karşı gelemezler. Aldıkları emri yerine getirirler.” (Tahrim; 6) bundan sonra şöyle bir ses gelir:
”Muhammed’in emrini dinleyin; itaat edin.”
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem onu mizana getirir; ameli tartılır, ama kötülükleri iyiliklerinden ağır gelir.
Bundan sonra, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem cebinden bir kağıt çıkarır ki, onda, o kimsenin dünyada iken Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’e okuduğu salavat vardır.
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem o kağıt parçasını, onun iyilikleri üzerine koyar; iyilik tarafını ağırlaştırır. Bunu gören o kimse sevinir, şöyle der:
”Anam babam sana feda olsun sen kimsin?” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”Ben Muhammed sallu aleyhi ve sellem’im.” Hemen o kimse, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in ayağına kapanır; öper, şöyle der:
”Ya Resul! O kağıt parçası neydi?” Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
”O, senin bana dünyada iken okuduğun salavat idi. Ben, onu senin için saklamıştım.” Bunun üzerine, o kimse şöyle der:
”Vay benim, Allah katında boşa giderdiğim zamanlara!” (Kenzü’l-Ahbar)
İşte Allah-u Zülcelal’in yanında sevaplar böyle değerlidir, kıymetlidir. Allah-u Zülcelal bizi Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’in ümmetinden yaratmıştır. Bunun kıymetini iyi bilmemiz lazımdır.
Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem, Allah-u Zülcelal’in yanında o kadar kıymetlidir ki, onun hürmetine bizim ibadetimizi kabul ediyor. Bunun kıymetini çok iyi bilmek lazımdır. İşte bu sebep-le, Hz. Peygamber sallu aleyhi ve sellem’e layık bir ümmet olmak zorundayız. Kendimizi ailemizi, kötü olan her hareketten korumalıyız. Daha dünyadayken, Allah-u Zülcelal’in ahiret günündeki azabının ne kadar şiddetli olduğunu düşünmeli, ona göre de kendini muhafaza etmeye çalışmalıdır.
Rivayetlerde şöyle bir olay geçmektedir:
Allah-u Zülcelal, Adem aleyhisselam’ı cennetten dünyaya attığı zaman, yemek pişirmesi için ateş gerekti. Allah-u Zülcelal de, Cebrail aleyhisselam’ı cehennemin üzerinde bulunan meleklere, biraz ateş alması için gönderdi. Melekler Cebrail aleyhisselam’a dedi ki:
”Ne kadar ateş verelim?” Cebrail aleyhisselam:
”Bir hurma miktarı kadar verin!” dedi. Melekler:
”Eğer bir hurma miktarı ateş verirsek ve siz onu dünyaya götürürseniz, yerin yedi tabakası ve göklerin yedi tabakası, onun sıcaklığında kül olur.” dedi. Cebrail aleyhisselam:
”Öyle ise bir hurmanın yarısı kadar verin!” dedi. Onlar:
”Bir hurmanın yarısı kadar verirsek, göklerden bir damla su yağmaz, yerde ot bitmez, bir tane yeşil ağaç bulamazsın.” dediler. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam:
”Ya Rabbi, ne kadar ateş alayım?” diye, Allah-u Zülcelal’e sordu. Allah-u Zülcelal:
”Bir zerre miktarı kadar ateş al!” buyurdu. Bunun üzerine, Cebrail aleyhisselam bir zerre miktarı kadar ateş aldı, sonra yetmiş cennet nehrinde, herbirinde yetmiş sefer yıkadı, sonra o ateşi bir dağın başına koydu ve dağ yanmaya başladı. Sonra o zerreyi, cehennem’e geri götürdü. Onun dumanı, bu dünyada kaldı. Şimdi, bizim bu ateşimiz onun dumanıdır.
Bir zerre kadar ateş, bu kadar yıkandığı halde, dumanı, bizim bu günkü ateşimizdir. Bir düşünelim! Böyle bir ateşe karşı kuvvet ve kudretimiz varsa, günah işleyelim. Kendi nefsimize yazıktır. Bunu iyi düşünmemiz lazımdır.
Nasıl böyle oturuyorsak, nasıl birbirimizi görüyorsak, o gün de cehennemle karşı karşıya geleceğiz. Ya cenneti, ya cehennemi göreceğiz. Allah-u Zülcelal’e hesap vereceğimizi, aynı bu saat, şu an gibi göreceğiz.
İnsan ne günah işlerse işlesin, Allah-u Zülcelal’in yanında affı kolaydır. Tevbe ile insan bu günahlarından kurtulabilir.
Mansur bin Ammar büyük bir Evliya idi. Bir gün, Kufe’nin sokaklarında, gece geç saatlerde giderken bir evden ses duydu:
”Ya Rabbi, benim günahlarımı affet! Benim hatalarımı affet! Sen beni affetmezsen, benim halim ne olacak!” diye birisi dua ediyordu.
Mansur bin Ammar, sesin geldiği pencereye yaklaşıp bir ayet-i kerime okudu. Ayet-i kerimede, Allah-u Zülcelal şöyle buyuruyor:
”Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrim; 6)
Bu ayeti okuduğu zaman, içerden bir bağırma, bir gürültü geldi ve sonra ses kesildi. Mansur bin Ammar da yürüyüp gitti.
Sabahleyin aynı yoldan geçerken, yaşlı bir kadını ağlar gördü. Etrafı da kalabalık idi. Kadın:
”Bilmiyorum, Allah razı mı olsun, kahır mı etsin, o kimdi bilmiyorum.” diye söyleniyordu. Yanına yaklaşıp:
”Ne oldu?” diye sordu. Kadın:
”Benim oğlum, zaten Allah’tan korkuyordu, kendi günahları için ağlıyordu, dün gece bir kişi, pencerenin önünden geçerken azap ayetini okudu, oğlum bunu duyunca, birden vefat etti!” dedi. Kadın böyle söyleyince, Mansur bin Ammar, adamın ölümüne ben mi sebep oldum, diye düşünmeye başladı ve bundan dolayı, kendini günlerce suçladı.
Olayın devamını şöyle anlatıyor:
”Bir gece rüyamda onu gördüm, bana:
”Allah senden razı olsun!” dedi. Ben de:
”Niçin?” dedim.
”Senin sayende Allah bana güzel muamelede bulundu.” dedi.
”Allah-u Zülcelal sana ne şekilde muamele etti?” diye sordum. O da:
”Bedir ve Uhud şehitleri gibi muamele etti.” dedi.
”Neden öyle yaptı?” diye sorunca, o da:
”Bilmiyor musun, onlar kafirlerin kılıcıyla şehit oldular, ben Allah’ın kılıcı ile şehit oldum. Allah’ın kılıcıyla şehit olan, diğerlerinden daha efdaldir. Ben Allah’ın ayeti ile şehit oldum.” diye cevap verdi.
İşte böyledir. İnsan, Allah-u Zülcelal’den korkarsa, cehennem ateşinden muhafaza olur.
Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
”…Ahdinizi yerine getirin ki, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim…” (Bakara; 40)
Allah-u Zülcelal, dünyayı ve dünya içindeki varlıkları yaratmazdan önce yaşayacak olan tüm insanların ruhlarını yarattı ve ruhlar alemi denilen bir alemde bir araya getirdi.
Sonra da hepsine birden hitap ederek onlara:
”Elestü birabbiküm (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye sordu. Ruhlar da:
”Kâlû Belâ (Evet, sen bizim Rabbimizsin)” diye cevap verdiler. (A’raf; 172)
Bizim ruhumuz: “Ya Rabbi! sen bizim Rabbimizsin!” deyip Allah-u Zülcelal’in verdiği emir ve nehiyleri yerine getireceğine Allah’a söz vermiştir. Onun için Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede: “Ahdinizi yerine getirin.” buyurmaktadır.
Biz sözümüzü yerine getirirsek, bu Allah’ın bizden razı olmasına, cehennemden muhafaza olmamıza ve cennet nimetlerine müstahak olmamıza sebep olacaktır.
İnsanın günahı ne kadar büyük olursa olsun, Allah-u Zülcelal merhamet sahibidir. Günahları affeder. Yeter ki insan samimi olsun. Samimi olduğu zaman, Allah-u Zülcelal’in yanında günahın affolması hiç bir şey değildir.
Allah-u Zülcelal kendi fazlı ve keremi ile bizlere muamele etsin ve hepimize razı olacağı şekilde salih amel nasip etsin.
alıntı

dini sohbet, islami sohbet, dini forum, islami forum