Tebliğ ve Risale-i Nur

Suallerinize Kuran-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve Risale-i Nur ışığında cevaplar…

Amasyadan Hatice DEMİR: “Üstad Hazretlerinin ‘Risale-i Nur müşteri aramaz’ sözünü nasıl anlamalıyız?”

TEBLİĞ VAR; ISRAR YOK!

Hakkı ve hakikati tebliğ etmek, Kur’ân’ın önemli emirlerindendir. Fakat vazifenin tebliğ ile sınırlı olduğu; tebliğde ısrar edilmemesi gerektiği ve tebliğ edildikten sonra hidayet verme işinin bizzat Allah’a ait olduğu da, Kur’ân’ın önemli hatırlatmalarındandır.

Kur’ân’a göre, tebliğ etme ile hidayet etme arasında, yaratılan ile Yaratıcı arasındaki mesafe kadar sonsuz bir mesafe bulunuyor. Nitekim tebliğ etme bizim fiilimiz iken, hidayet etme yalnız Allah’a ait bir fiildir. Bu hususu belgeleyen âyetlerden sadece birkaçı şöyledir: “Peygambere düşen ancak tebliğ etmektir!”1  “Eğer İslâm’a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Yok, eğer yüz çevirirlerse sana düşen şey ancak tebliğ etmektir.”2 “Sen sevdiğine hidayet veremezsin. Lâkin Allah, dilediğine hidayet verir.”3

MÜŞTERİ OLMAYANA TEBLİĞDE ISRARCI OLMAMALI!

Tebliğ etmek bize düşen önemli bir vazife iken; tebliğde ısrarcı olmayı, bir müstağniye (dine ihtiyaç duymadığını düşünen bir ukalaya) tebliğ edeceğim diye kendini parçalamayı ve bunun için bir müşteriyi (dine müşteri olan ve bir şeyler öğrenmek isteyen birisini) ihmal etmeyi Kur’ân makbul saymaz. Allah (cc), bu hususta Sevgili Resulünü bile (asm)-–tabir caizse—itap ediyor, azarlıyor.  Abese Sûresinin nüzul sebebi şöyle bir vakıadır: Resulullah Efendimiz (asm) azılı müşriklerden Utbe bin Rabia, Ümeyye bin Halef ve Ebu Cehil bin Hişam ile konuşuyor, onları Allah’ın dinine dâvet ediyordu. Onlar da dinlemiyorlar, lâf anlamıyorlar, hatta alay ediyorlardı. Peygamber Efendimiz (asm) ise dâvetini yaymakla haşır neşir olmuş, bir kişiyi olsun imana getirebilmek için çabalıyor; bu zor insanların imana gelmesinin bir çok insan üzerinde etkili olacağı düşüncesiyle-–tabir caizse—kendini yıpratırcasına dâvetini anlatıyordu. Bu sırada kör bir mü’min olan Ümmü Mektum Hazretleri tutunarak ve yedekleyerek Resûlullah Efendimizin (asm) yanına kadar geldi ve “Ya Resulallah! Allah’ın sana indirdiği Kur’ân’dan bana öğret! Beni irşad buyur!” dedi. Peygamber Efendimiz (asm) Ümmü Mektum’a cevap vermedi. Ümmü Mektum (ra), Peygamber Efendimizden (asm) yüz bulamayınca sözünü tekrarlayıp durdu.

SANA CAN ATARAK GELENLE İLGİLEN, ONA YÜZÜNÜ EKŞİTME!

İşte tam bu sırada, Peygamber Efendimiz (asm) henüz oracıktayken, henüz azılı ve zor müşriklerle görüşme yaparken Abese Sûresi nazil oldu. Sûrenin ilk on iki âyeti mealen aynen şöyledir: “Yüzünü ekşitti ve döndü. Kendisine âmâ geldi diye. Ne bilirsin, belki o temizlenecek? Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek. Ama buna ihtiyaç hissetmeyene gelince; Sen ona yöneliyorsun. Onun temizlenmemesinden sana ne? Ama sana can atarak gelen, Allah’tan korkarak gelmişken, Sen onunla ilgilenmiyorsun. Hayır; hayır; sakın! Çünkü o Kur’ân bir öğüttür. Artık dileyen onu düşünür.”4

Peygamber Efendimiz (asm) aslında Ümmü Mektum’u aydınlatmaktan uzak duruyor değildi. Bu durum onun masumiyeti ile de çelişmiyor. Bilâkis dâvâsına sadakatini, dâvetini yayma çabasını ve tebliğ görevinde başarısını gösteriyor.

MÜSTAĞNİ OLANLAR RİSALE-İ NUR’A ULAŞAMIYORLAR!

Risale-i Nur, asrımızın tebliğ kitabıdır. Fakat müstağni olanlar, “Ben bilirim” diyenler, müşteri olmayanlar ona ulaşamazlar! Onu hor görenler onun hakikatine erişemezler! Onu istihfaf edenler onun gölgesine yaklaşamazlar!

Böylelerine karşı ısrarla Nur hakikatlerini satmaya kalkmak abesle iştigaldir. Kabul etmezse ısrar etmemelidir. ‘Makamı mevkii var, kabul ederse büyük etki yapar’ gibi hususları düşünmemeli; müşteri olmayan birisine Nur hakikatlerini vermeye çalışmamalıdır.

Üstad Bedîüzzaman, Risale-i Nur’un değerini bilmeyen bir ele Risale-i Nur vermenin makbul olmadığını ifade ediyor:

“İstanbul’daki Amerika Sefiri vasıtasıyla Amerika’daki Müslüman heyetine Zülfikar’ı ve bir Asa-yı Musa’yı göndermesini isteyen o dostumuz ve kardeşimize deyiniz ki: Sefirlerin kafası siyasetle meşgul olduğundan ve Risale-i Nur, siyasetle alâkası olmadığından, siyasî bir kafa çabuk takdir edemiyor. Hem Risale-i Nur, müşterileri aramaz; müşteriler onu aramalı, yalvarmalı. Amerika, buranın en küçük bir havadisini merakla takip ettiği halde, buranın en büyük bir hadisesi olan Risale-i Nur’u elbette arayacaktır.”5

Burada Bedîüzzaman Hazretleri tebliğ yapmamayı değil; tebliğde ısrarcı olmamayı ve müşteri olmayanlarla kafamızı fazla meşgul etmemeyi; tebliği mütezellilane değil, izzet-i İslâmiyeyi muhafaza ederek yapmayı hatırlatıyor.

Dipnotlar:
1- Maide Sûresi: 99; Nur Sûresi: 54; Ankebut Sûresi: 18; Tegabun Sûresi: 12.
2- Al-i İmran Sûresi: 20.
3- Kasas Sûresi: 56.
4- Abese Sûresi: 1-12.
5- Emirdağ Lâhikası: 194, 195.

Amellerin En Faziletlisi

Hadisi şerifde şöyle buyrulur;Buhari ve Müslimin(r.a) rivayet ettiklerine göre Ebu Hüreyre (r.a) şöyle dedi:
(Suile rasulullah s.a.v ; Eyyül amelü efdalü?) Peygamber s.a.v den sorulduki:”Yapılan işlerin fiillerin,çalışmaların,amellerin hangisi en faziletlidir.İslam bakımından ?..Ne yapalım?..Yani yemekmi yedirelim,oruçmu tutalım,namaz mı kılalım,sadakamı verelim na yapalım?Hangisi en faziletli ? diye en faziletli amelini sordular.Peygamber efendimize
(Kale imanen billahi ve rasulihi)”Allaha ve rasulüne inanmaktır” buyurdu peygamber efendimiz Her şeyşn başı evveli kaynağı Allaha ve rasulüne inanmaktır.İnanıyoruz Allah vadır birdir.tamam ne mutlu Peygamber sav de Allahın gönderdiği hak rasuldür elçidir. Söyledikleri haktır,gerçektir.Allah cc o mübarek kulunu kendsine has peygamber eyledi kendisine vahiy eyleyip Kuranı kerimi indirdi emirlerini yasaklarını bildirdi.Oda bize islamı öğretti 23 sene içerisinde insanlara islamı öğrettide her şeyi anlattı da veda haccında şunları söyledi;
“Bunları size tebliğ ettimmi tamammı ey ashabım ? dedi hacda toplanmış olan insanlara ,Cebeli Rahmenin kenarında ..
Onlarda tebliğ ettin diyince ellerini kaldırdı:
“Şahid ol Ya Rabbi”! dedi
Allahın varlığına ve peygamberimizin peygamberliğine inanıyoruz sizde inanıyorsunuz çocuklarımızada öğreteceğiz onlarda inanacaklar.Tamam ,en faziletli iş bu..
“Bundan sonra en faziletli olan nedir”. dediler.
“Allah yolunda cihad etmektir” buyurdu.
Cihad edeceğiz Allah yolunda malımızla,canımızla cihad edeceğiz mal vereceğiz para vereceğiz, Allah yolunda feda olsun ..Allahın verdiği mallar Allah yolunda feda olsun Allahın verdiği sıhhat Allah yolunda feda olsun Allahın verdiği akıl ALLAH yolunda feda olsun Anamız babamız çocuğumuz herşeyimiz Allah yolunda feda olsun…
“Bundan sonra ne gelir diye sordular”;
Peygamber efendimiz s.a.v 3. olarak demişki;
“Maknbul usulüne uygun yapılmış olan hacdır.”
Oda zor bir iş oda kolay değil Şimdi kolaylaşdı uçağa biniyorsun gidiyorsun Şimdi kolay eskiden develerle veya yaya olarak gidilirdi sular bulunmazdı sıcakdan korunma imkanı azdı hacca gidenlerin çoğu telef olurdu .Hacıların çoğu kırılırdı gidenler geri gelmezdi Şimdi biraz kolaylaştı.
Tabii amellerin makbullüğü hususunda başka hadisi şeriflerde vardır Bunları bütünüyle hepsini incelediğimiz zaman görürüz ki Allah yolunda ilim vermek için gece gündüz medreseye camiye yürümek çünkü cihadın faziletlerinide görüyorsunuz.ilim erbabı anlatıyor insanlara..Yani cihadın faziletlerinden bahsetmeye bahsetmeye ümmet unuttuğu için zillete düştü .Cihadın faziletini de insana ilim erbabı anlattığından ;hadisleri ayetleri insanlara alimler öğrettiğinden en fazletli iş ilim öğrenmek ilim öğretmektir.

amel, cihad, Hadisi Şerif, rabb, şahid, tebliğ,islami sohbet

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Selam aleyküm ey müminler hiç kendi kendinize sorduğunuz oldumu? niçin namaz kılıyorum yada niçin namaz kılayım ? ya da hiç çevreniz dekileri yargıladığınız oldumu içinizden niye bu insanlar namaz kılmıyor? gibi keşke herkez namaz kılsa diye hayeller kurdunuzmu? benim gibi,:(