Namazını kılmayanın iyilikleri

(Namaz kılmayanın hiçbir iyiliğine sevab verilmez ve haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) deniyor. Allah iyiliklerimizi niye zayi ediyor ki?

Allahü teâlâ iyilikleri zayi etmez. Kimseye haksızlık etmez.
Namaz kılmamak en büyük günahlardan biridir. Yani namaz kılmamak haramdır. (Haram işleyenin ibadeti kabul olmaz) demek, o ibadet için bildirilen büyük sevablara kavuşamaz, yani sevablarının hepsini muhafaza edemez, çünkü günahlar bu sevapları azaltır demektir. Yoksa hiç sevab alamaz demek değildir. Her ibadetten sevab alınır, ama işlenen haramlar sevabları alıp götürür. Diyelim ki, oruç tutana 70 birim sevap veriliyorsa, içki içene de 70 birim günah yazılıyorsa, orucunu içkiyle açan 70 sevab kazanırken, içki içince 70 günah yüklenir ve sevabsız kalır. Eğer oruç tutmasaydık, içki günahı artı olarak kalacaktı. Orucun, içki günahının affına sebep olması yetmez mi? Günah işleyenlerin de ibadetlerini aksatmamaları gerekir. Başka günahlar da işlemişse sevabları eksilere iner. Namaz kılmamak bin birim günah ise, ne kadar çok iyilik ve ibadet edersek edelim, bin birimi bulamayız. Nafile ibadetler farzların yanında denizde damla bile olmadığı için, yapılmayan farzların günahları bu iyilikleri alır götürür, insan hiç iyilik etmemiş duruma düşer. İşte, (İyiliklerine sevab verilmez veya haram işleyenin ibadetleri kabul olmaz) bu demektir. (Kaza namazı olanın nafile namazları kabul olmaz) demek de böyledir. Farzı tehir edip nafileyle meşgul olunca, farzı tehir etme günahı, nafile namazın sevabından fazla olduğu için nafile namazları boşa gitmiş olur. Yoksa nafile namaz kıldığı için elbette sevab alır, fakat zararı kârından pek çok olur. Çünkü farzın yanında nafileler, denizde damla bile değildir.
Yukarıdaki bilgiler, itikadı düzgün olan yani Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanlar içindir. Ehl-i sünnet itikadında olmayana bid’at ehli denir. Bid’at ehlinin ibadetleri sahih olursa da, âhirette, dünyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve hasenatının sevabına kavuşamaz. (Cennet Yolu İlmihâli)
Kâfirlerin ve bid’at sahibi olanların, hayırları reddedilip, şerleri için de ceza görürler. (Cevab Veremedi)

namaz,iyilik,sevap,Namazını kılmayanın iyilikleri,namaz kılmak,ibaded,teslimiyet,kul,hak

islam, islami sohbet, dini sohbet, dini chat, nur sohbet,dini sohbet odaları, islami sohbet odaları, dini sohbetler, islami sohbetleri

Hacer Annemiz ve Teslimiyeti

islami sohbet,Hacer Annemiz ve Teslimiyeti
İlk eşi Hz. Sâre’den çocuğu olmayan Hz. İbrahim, daha sonra Hz. Hacer’le evlenir. Hz. Hacer validemizden Hz. İsmail dünyaya gelir. Hz. Sare validemiz bu doğuma çok sevinir, ancak zamanla kadınlık hislerine hakim olamaz ve kıskançlık göstermeye başlar. Aklı bu yersiz kıskançlığa hayır diyorsa da hisleri buna isyan ediyordu. Bu sebeple Hz. İbrahim’in evinde her geçen gün huzursuzluk daha da artmaya başlamıştı. Hz. İbrahim (aleyhisselam) ilahi emir üzerine Hacer validemizi ve henüz emzikten kesilmemiş olan oğlu Hz. İsmail’i yanına alarak yola çıkar. Bu göçün zâhirî sebebi Hz. İbrahim’in iki eşi arasındaki kıskançlık olsa da, aslında, o mahzun anne ve masum bebek kaderin hükmüne boyun eğmeli; asırlar sonra gelecek “insanlık ağacının en kıymetli meyvesi”ne zemin hazırlamak için hicret etmeliydi. Uzun bir yolculuktan sonra nihâyet Mekke’ye varırlar. O günün Mekke’si, etrafı yanık dağlar ve kara çehreli kayalıklarla çevrili, kalblere ürperti veren, ekin bitmez, kervan geçmez bir vadiydi. Orada ne içecek bir su, ne de kendisinden su istenecek bir canlı vardı.
Hakk’ın Halîl’i, sadece bir kırba ve birkaç hurma vererek, bu iki muhaciri bomboş vadinin ortasına bırakmış, gönlünü kavuran bir hicran ve yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla Şam’a gitmek üzere oradan ayrılmıştı. Geri dönüp ardına bakmaktan bile kaçınıyor, hızlı adımlarla bir an önce gözden kaybolmak istiyordu. Hazreti Hacer, birkaç defa “İbrahim!..” diye seslense de, o cevap verememiş; merhamet ve şefkatinden dolayı emre muhalif davranmaktan, hayatının neşesi bu iki insanı böyle bırakıp gidememekten korkmuştu. Ciğeri yanan mahzun kadın, iç çekişlerine mani olabildiği bir an, son bir kez daha,
– Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun!.. Yoksa bu, ALLAH’ın emri mi? deyince, o Yüce Nebî yine arkasına dönmeden,
– Evet, bu Rabbimizin emri, diyebilmişti. Ve o andan sonra artık Hacer gözyaşlarına “dur” emrini vermiş,
– Git ey İbrahim! Bu madem ALLAH’ın emri, O bizi zayi etmeyecek, yalnız bırakmayacaktır, diye seslenmişti.
Bu kavruk, kupkuru, haşin dağların, katılaşmış lavların ortasında, uzak vadinin derinliklerinde yalnız bir çocuk ve çaresiz bir kadın. Susuz, kimsesiz, barınaksız nasıl olacak?!. Yaşamak için su gerekir; bebek süt, insan yârân, kadın kollayıcı, anne hâmî, yalnız dost, güçsüz yardımcı ister!.. Fakat emir, O’nun emri değil mi? O istemedi mi hicreti; O’nun muradı değil mi ayrılıklar, geçici yalnızlıklar? Öyleyse, tevekkül, mutlak tevekkül gerekirdi.
Cenab-ı Hakk’ın çağrısına cevâben göçe katlanan Hz. Hacer, kendini O’na teslim eder. Şehirden, hayatın içinden ayrılarak bu susuz, ıssız, çorak vadiye yerleşmeye de O’nun emri olduğu için katlanacaktır. O katıksız bir tevekkül ve iman gücüyle bütün ince hesapları, kuru mantığı bir tarafa bırakmış ve yalnızca Yaratan’ına sarılmıştır. O’nu sevmiş, gönlünü bütünüyle O’na vermiş ve sadece O’na dayanmıştır.
Fakat Hz. Hacer, açlıktan ağlayan bebeğinin yanında mucize bekleye bekleye oturup durmaz. Tevekkülü, boş ve gayretsiz bekleme olarak anlamaz. Yavrusunu ALLAH’a emanet eder; kendisi de ALLAH’a derin itimad duygusuyla doğrulur; Safâ-Merve arasında koşmaya, çırpınmaya durur. Ve Hz. Hacer’in hiç ummadığı bir anda, hiç beklemediği bir yerden niyazın gücü ve ALLAH’ın rahmetiyle ilâhî lütuf gelir. İsmail’in ayaklarının önünde melek kanadıyla açılan öteler kaynaklı arktan su fışkırmaktadır. Taştan doğan hayat kaynağı tatlı pınar öyle gür akmaktadır ki; sevinç ve şükür çığlığı koparan bahtiyar anne “zem zem!” diye bağırmak zorunda kalır. Rivayetlere göre, “zem zem” o günkü dilde “dur dur” demektir.
Hz. Hacer validemiz, zemzem sayesinde hem susuzluğunu hem de açlığını gidermiş; bebeğine de süt emzirip onu büyütmeye başlamıştır. Çok geçmeden, ALLAH Teâlâ, Yemenli Cürhüm kabilesinden bir yolcu kafilesini Kâbe’nin bulunduğu yöne sevk etmiştir. Zemzem’i gören yolcular, burayı yurt edinmeye karar vermiş; böylece Hacer validemizin ve Hazreti İsmail’in yalnızlıkları da sona ermiştir. (Buhari, 3184; Beyhaki, 9153)
Hikayeden çıkarılacak bazı dersler
1. İnsan, ALLAH’ın emirlerini her şeye rağmen O’nun emri olduğu için katlanmalı ve teslim olmalıdır. O’nu sevmeli, gönlünü bütünüyle O’na vermeli ve sadece O’na dayanmalıdır.
2. Tevekkül boş ve gayretsiz bir bekleme demek değildir. Bir insan hangi şartlarda olursa olsun sebepler planında gereken ne ise onu yaptıktan sonra tevekküle sığınmalıdır. Bu, ALLAH’ın bir kanunudur…

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Niçin Namaz Kılıyoruz Dini Sohbet

Selam aleyküm ey müminler hiç kendi kendinize sorduğunuz oldumu? niçin namaz kılıyorum yada niçin namaz kılayım ? ya da hiç çevreniz dekileri yargıladığınız oldumu içinizden niye bu insanlar namaz kılmıyor? gibi keşke herkez namaz kılsa diye hayeller kurdunuzmu? benim gibi,:(