Sanal Fırsatçılar

İslami Sohbet sitemizin birbirinden değerli okuyucuları; tasarrufumuz altında bir kaç tane domain (site) var bunlarla gücümüz yettiğince uğraşıyoruz, bazen de işlerimizin yoğunluğundan dolayı ilgilenemiyoruz. İslamnurusohbet.net sitemiz de bunlardan birisidir. Bazı domain simsarları veya rakip site sahipleri, bizim domainimizin süresinin ne zaman sona ereceğini bizden daha iyi biliyor ve fırsat kolluyor, ah diyor şu UsTa’nın domaini düşse de hemen kapsam üzerime geçirsem..Bu domain simsarlarından birisi de tevhidedavet net sitesinin sahibi HUZURA_DOGRU rumuzunu kullanan şahsiyetsiz, embesil mahluk. Buradan sana sesleniyorum şahsiyetsiz herif, eğer islamnurusohbet.net sitesini almak istiyorsan hemen bin lirayı hazırla sana satayım, aksi takdirde daha çok beklersin. Bir başka makalede görüşmek üzere hoşçakalın değerli dostlar

Bediüzzamanın Hürriyet ve Hukuk Mücadelesi

Bediüzzaman Said Nursi: (Mart 1878–23 Mart 1960)
1878 yıllarında Osmanlı devleti Balkanlar ve Kafkasya’da Ruslar ile savaşmaktadır. Rumi takvime göre 1293 yılında 93 Harbi olarak bilinen 1878 Osmanlı-Rus Savaşı cereyan etmektedir. Bu savaş hem Osmanlı için hem Batı dünyası için yeni bir dönemin başlangıcı sayılmaktadır. Rusların kışkırtması ile Bosna-Hersek ve Karadağ’da isyanlar başlamıştı. Osmanlı devleti “Kanun-i Esasi”yi kabul etmiş ve “Meşrutiyeti” ilan ederek azınlıkların ve Osmanlı’daki unsurların da seçim sistemi ve parlamento yoluyla yönetime katılımları sağlanmıştı. 

Nisan 1877’de Osmanlı Rusya’ya savaş ilan etti. Ancak Ruslar karşısında devamlı geri çekilmek durumunda kaldı. Ruslar batıda Plevne’yi ele geçirdikten sonra Balkanları istila ederek İstanbul yakınlarındaki Yeşilköy’e (Ayastefenos) kadar gelip karargâhlarını kurmuşlardı. Doğu’da ise Oltu, Kars, Ardahan ve Erzurum Rusların eline geçmişti. Osmanlı’da ekonomik sıkıntı da has safhadaydı. Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı devam eden savaşlar yüzünden sağlıklı şekilde çalışarak gerekli yasal düzenlemeleri yapamıyordu. Bu nedenle Sultan Abdülhamid açmış olduğu parlamentoyu tatil etmek durumunda kalmıştı.

Yeşilköy’de yapılan Ayastefenos Anlaşması ile Osmanlı Balkanlardaki ve Avrupa’daki toprakların tamamını kaybetmiş sayılıyordu. Osmanlı’nın ödemek zorunda kaldığı savaş tazminatı ekonomik buhranı netice vermişti. Terk edilen topraklarda yaşayan Türklerin durumu zora girmiş ve göç etmek zorunda bırakılmışlardı. Bu nedenle gerek Balkanlardan gerekse Kafkaslardan Anadolu’ya göçler başlamıştı.

 

 

SLam , iSLami Sohbet , iSLami Chat , iSLami Sohbet Odalari , Dini Sohbet,nur sohbet,inci sohbet

Tevhidedavet.net,Tevhide Davet Sohbet Odaları

SELAMUN ALEYKUM KARDEŞLERİM TEVHİDAVET.NET KARDEŞLERİM SİZLERİ SAYGIYLA SEVGİYLE SELAMLARIM RABİM BİZLERİ BİR ÖMÜR BOYU MUTLU EDSİN İNŞ KARDEŞLERİM SİZLERİ ALLAH C C İÇİN SEVİYORUZ KURULUŞUMUZDAN BU YANA VERDİMİZ HİZMETEN DOLAYI SİZELRİNDE DUYARLI OLMANIZDAN DOLAYI HAMDLSUN MUTLUYUZ HAYIRLA KALIN İNŞ

BÜLÛĞ, BÜLÛĞA ERME

Yetişmek, ulaşmak, ulaştırmak, kararlaştırılan bir iş, yer ve zamanın nihayetine ermek. İnsan hayatının devrelerinden olan çocukluk çağının sona erip, olgunluk (erginlik) çağının başladığı nokta. Yaş ile ilgili olarak bülûğ çağına erme ifadesi Kur’an’da bir çok yerde geçmektedir.
İnsanın dünya hayatı merhalelerinden bahseden bir ayette Allah Teâlâ şöyle buyurur “..Dilediğimizi belirtilmiş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra gücünüze ermeniz için (sizi büyütüyoruz). içinizden kimi (çocukken) öldürülüyor, kimi de ömrün en kötü çağına (ihtiyarlığa) itiliyor ki bilirken birşey bilmez hale gelsin… ” (el-Hâc, 22/5).
Ayette bildirildiği gibi, insan tabii ecelin daha evvel gelmemesi halinde çocukluk, olgunluk ve ihtiyarlık çağlarını geçirir. Yine Kur’an, henüz ergenlik çağına gelmemiş çocukların soyunma ve yatma vakti olan üç vakitte yatak odalarına izinsiz girmemelerini (en-Nûr, 24/58), bildirerek çocukluk çağından bahseder. (Bülûğ çağı için bk. Kur’an, 6/152,12/22,18/82, 28/14, 37/102, 40/67, 46/15)
İnsanın bir emir veya yasakla sorumlu tutulabilmesi için, öncelikle akıllı ve çocukluk devresinden kurtulup bâliğ olması şarttır. İslâm’da “ef’âl-i mükellefîn*, sorumluluk durumunda olan kimselerin yapmaları veya yapmamaları gereken bir takım emir ve yasaklar vardır. Bunlar; farz, vacip, sünnet, müstehab helâl, mübah, mekruh, haramdır. Müslümanlar da bunlardan bir kısmını yapmakla,bir kısmını da yapmamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülükler, büluğ çağı dediğimiz yaşa gelince başlar. Bu nedenle İslâm’ın bülûğ çağı ile çok yakından ilgisi vardır. Bülûğ çağının başlangıcı, kızlarda dokuz: erkek çocuklarda oniki yaşın bitimidir. Son sınırı ise soğuk iklimlerde veya anormal hallerde erkeklerde onsekiz; kızlarda da onyedi yaştır. Artık erkek onsekiz, kız da onyedi yaşına gelince bülûğa ermiş sayılırlar. Ancak kız veya erkek, bülûğa erme sınırının son yaşlarına gelmeden, uykuda veya uyanıkken ihtilam olurlar, menileri gelir veya kadın ve erkek evlenmeleri halinde biri hamile kalmaya, diğeri de hamile bırakmaya müsait duruma gelirlerse, artık bülûğa ermiş sayılırlar. (Mecelle, mad. 985) Yukarıda saydığımız bülûğa erme sıfatları genellikle kızlarda dokuz, erkeklerde oniki yaşlarında meydana gelir. İklimin sıcak olduğu bölgelerde yetişme daha erken olacağından, bu özellikler daha erken yaşlarda da görülebilir. Bu özelliklerin görüldüğü andan itibaren de İslâmî sorumluluklar başlar. Bu yaşa gelmeyenlere İslâmî sorumluluk yüklenmemiştir. (Tecrid-i Sarîh, I, 80). İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, gerek erkek, ve gerek kızlar için bülûğ yaşının son sınırı onbeş yaştır. (Mecelle, mad. 987) Hanefî mezhebinde fetva da buna göre verilmiştir. Şâfiî ve Hanbelî mezhebinde bülûğ yaşının son sınırı onbeş, Mâlikî mezhebinde onsekiz yaş olarak belirlenmiştir.
Bazı insanlarda erkek ve kadın tenasül uzuvları aynı nisbette vardır. Bunlara “hünsa-i müşkil” denir. Bunlarda bülûğ yaşının son sınırı onbeş yaştır. Bülûğ yaşının son sınırına gelmeden evvel kız ve erkekte meydana gelen ihtilam olma, meni gelme ve hayız olma halleri, bülûğa ermenin alâmetleridir. Bülûğ çağına eren kız ve erkek gusül, abdest, namaz, oruç, malî imkânlar müsait ise hac* ve zekât*, erkekler için cuma* ve bayram namazları* gibi vecibeleri, kendi malında tasarruf hakkı ve diğer dinî sorumlulukları yerine getirmek zorundadırlar. Bu yaşa gelen çocuklar, ebeveynlerinin ve büyük kardeşlerinin soyunma odalarına giremezler, ayn cinsten kardeşler bir yatakta yatamazlar, ayrı cinsten nikâhlanmaları yasak olmayan kimselerle yalnız başlarına kalamazlar. Hz. Peygamber (s.a.s.):
“Çocuklarınız yedi yaşına gelince onlara namazı emrediniz; on yaşına geldikleri halde kılmazlarsa -incitmeyecek şekilde- dövünüz.” (Ebû Davûd, Salât; 26) buyurmuştur. Bülûğ yaşının başlangıcına geldiği halde henüz bâliğ olmayan şahsa hakikaten veya hükmen bâliğ oluncaya kadar erkek ise “mürahik* “, kız ise “mürahika” denir. (Mecelle, mad. 986).