İslamın Şiarları – İslami Sohbet

“Şiâr” kelimesi, “şiir” ile aynı kökten geliyor. “Sıklık, incelik, farkındalık” manalarını içeren bir kelime… Kısa, sık ve incelikli söz (şiir), inceliklerin farkında olan (şâir), inceliklerin farkında olma (şuur), ince ve sık biten/saç (şa’r), buğdaydan farklı olarak ucunda ince kılçık bulunan arpa (şa’îr), sıkça söylenen slogan, amblem (şiâr) kelimeleri bu kökten.

Demek ki birisine “Şuursuz” deyince “farkındalığı olmayan, farkı fark etmeyen, inceliği, derinliği olmayan” demiş oluyoruz. Keza “Şiirden anlamaz” demek de “incelik bilmez, farkındalığı zayıf” demek oluyor.

“Slogan” kelimesi de “slog” (sık) kökünden geliyor. “Sıkça söylenen kısa sözler” olarak Türkçe’de kullanılıyor. Arapça buna “şiâr” deniyor.

Bu durumda İslâm’ın iki büyük şiârı, “İslam’ın sıkça söylenen iki büyük kısa sözü” demek oluyor. Öyle ki bu sözler/şiarlar/sloganlar İslam’ın inceliklerini, farkını anlatır ve onu söyleyenlere “şuur” (bilinç) verir. Bundan habersiz olanlar şuursuz/bilinçsiz olmuş olurlar.

İslam’ın şiarlarına tapınak virdi haline getirilmiş bir halde ezanda, namazda, dualarda, niyazlarda vs. sıklıkla rastlarız. Ama bu makalede en çok tekrarlanan ve bilinen ikisi üzerinde duracağız: Allahuekber ve Lailahe illallah…

***

ALLAHU EKBER: Kur’an’da “Allahu ekber” lafzı ile geçmez. Fakat daha dördüncü surede “Rabbini tekbir et” (Müddesir; 3) diye emredilir. Müslümanlar da bu emri yerine getirmek için “Allahu ekber” derler. Böylece her Allahu ekber dendiğinde bu emir yerine getirilmiş olur.

Gelelim anlamına…

Malum “Allah en büyüktür” demek oluyor.

Allah’ın büyüklüğü zaten malum olduğuna göre bu söz kime karşı söyleniyor?

Çünkü artık mesele bu şiarların “kime karşı” söylendiğidir.

Cehennem tehditlerinin ve tabiat tasvirlerinin Mekke’nin ulularına yönelik olması gibi, bu söz de Mekke ve civarında (ve oradan tüm yeryüzünde) kendini “büyük, güçlü, karşı konulmaz” vs. zannedenlere yönelik olduğunu görüyoruz. Yani Allah’tan başka bir takım metafizik tanrılar var da, onlar büyüklük iddia diyorlar da onlara karşı söyleniyor değildir. Zira Allah’tan başka zaten tanrı yoktur.

Bu söz tamamen insanlardan kimilerinin servet ve iktidar (mülk) sahibi olmakla büyüklenmesine, kibirlenmesine, tanrılar kimi davranmasına karşı söylenmektedir.

Şiârda geçen “ekber” sözcügü “en büyük” demek olup “kibir” ile aynı köktendir.

Kibr, “şânın azametini izhar etmek/ortaya koymak” demek olup kişinin kendinde hak ettiğinden fazlalık görmesidir. Mal ve mevkîden dolayı kibirlenirse zehv, kibirden dolayı başını havaya kaldırırsa nahve, kibirden dolayı burnu havada olursa huzuvâne, kibrinden dolayı kendine hayran olursa ucb olur. Aslen büyük olmadığı halde kendini büyük sanana ise müstekbir denir. Servet ve iktidar sahibi olmaya ise kibriya denir. Mutekebbir ise Allah için kullanılır ve büyüklük, güç ve kudrete sahip olduğu halde zulmetmeyen demektir. Zor kullanan kibirliye ise ceberût denir. (Ebu Hilal el-Askeri; el-Furuq fi’l-Luğa, s. 366, işaret, ist. 2009).

Kur’an’dan birkaç örnek…

Firavun , Musa ve Harun’a şöyle der: “Yeryüzünde kibriyâ (servet ve iktidar) sizin ikinizin olsun diye mi geldiniz?” (Yunus; 78)…

Ad kavminin ileri gelenleri: “Bizden daha kuvvetli kim var? diyerek büyüklük tasladılar.” (Fussilet; 15)… Bunlar beş ayet önceki Allah’ın yeryüzünde insanlar “eşitçe” bölüşsün diye yarattığı kuvvetleri (egvât) kişisel mülkiyetine yığıp onunla üstünlük taslayanlardı. Ayette önce eşitliğin takdir edildiği belirtiliyor, beş ayet sonra da bunun nasıl bozulduğuna dair Ad kavminden örnek veriliyor (bkz. Fussilet; 10-15)…

İşte böyle servet ve iktidar temerküz ederek güç toplayıp büyüklük taslayanları, yığdıkları ve biriktirdiklerinin kurtaramayacağı söylenir: “Ne (güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız) size bir yarar sağlamadı.” (A’raf; 48)…

Çünkü onların “İçlerinde hiçbir zaman tatmin edemeyecekleri büyüklük hastalığı (kibr) vardır.” (Mu’min; 56)…

Dahası böyle yapmakla hem kendilerini hem de egemenlikleri altında tuttuklarını ateşe sürüklemişlerdir: “Rabbimiz, gerçekten biz, seyyitlerimize (sâdetenâ) ve büyüklerimize (kuberâenâ) itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular.” (Ahzab; 67)…

***

Görüldüğü gibi Allahuekber şiarı, içimizden birilerine karşı söylenmektedir. Servet ve iktidar sahiplerinin “kibrini” kırmak için olduğu apaçık ortada.

Demek ki Allahuekber, ekâbirin tevhid vasatını (birlik, eşitlik ve adalet ortamını) terk edip ayrı baş çekmesine, servet ve iktidar gibi biriktirip topladıkları ile toplumdan ayrılmasına, kumlara karışmayı kibrine yediremeyip kum tepelerinde yaşamasına panzehirdir.

Bunun anlamı, “En büyük Allah’tır; Allah’a (en-Nâsa, topluma, halka) gel, halka karış, kibri bırak” demektir. Gökten yere inince Allahuekber bu demek olur.

Bu nedenle “burnu havada olan” demek olan kibirlinin, her secdede burnu yere sürtülür.

Bu nedenle servet ve iktidar gücüyle toplumdan/halktan ayrılan kibirli, “Hacc-ı ekber” (Tövbe; 3) gününde halk deryasının içine karıştırılır.

İlginçtir, Kur’an “Hacc-ı ekber” tabirini kullanıyor. Allah yerine burada Hacc geçmiş. İslam’da Hacc, büyük halk kitlelerinin, insan deryası oluşturarak birlik ve eşitlik gösterisi yaptıkları toplanış, karışış, sarmaş-dolaş oluş ve dönüş ritüelidir. Verdiği mesaj Allahuekber’in yere indiğinde nasıl anlaşılması gerektiğinin tatbikatıdır: Allah’tan (en-Nâs’tan/halktan/toplumdan) daha büyük değilsin! Ona dön!

***

LAİLAHE İLLALLLAH: “Allah’tan başka ‘ilah’ yok” anlamına geliyor. Kur’an’da geçen “ilah” kavramının kullanımına baktığımızda, “ekber” gibi, içimizden kimilerinin, servet ve iktidar kuvvetleri (egvât) yığarak eşitliği bozmalarına ve böylece toplumdan ayrılarak büyüklenmelerine itiraz olduğunu görüyoruz. Kuralları uygulama bahenesiyle oluşturulan kör otoriteler “Lâ” (hayır) denerek reddediliyor.

Kur’an’ın “ilah” dediği şey bu anlamda insanlardan başkası değildir. Bu nedenle “Lailahe illallah” servet ve iktidar temerküzü neticesinde insanlar üzerinde otoriteleşenlere isyan çağrısıdır.

Yoksa insanlar sırf ineğe, taşa, tahtaya, buzağıya, soğana, put heykellerine tapınıyor da, Allah da onlara tapınmayı kıskanıp “Bana tapının, onlara değil” diyor değildir. İnek, taş, tahta, soğan, buzağı, put, heykel vs. biz insanların birbirimiz üzerine kurduğumuz servet, iktidar, otorite, hegemonya ve sınıflaşma araçlarının sembolleridir. Onları kaldırdığınızda ortada insanoğlu insandan başkası yoktur. İlahlar (âlihe) insanlardır; inek, taş, tahta, soğan, buzağı, put, heykel vs. onların sembolleri olup kendi başlarına adlarında geçtiğinden başka bir anlamları bulunmamaktadır.

Bunun böyle olduğunu “ilah” kavramının Kur’an’da 140 küsur yerde geçen kullanımından apaçık anlıyoruz.

Birkaç örnek…

“Firavun dedi ki: Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.” (Kasas; 38). Görüldüğü gibi Firavun lafı evirip çevirmeden inek, boğa, buzağı (bakara) gibi heykel ve tasvirlerle ifade edilen “imparatorluk sembollerinin” altında neyin yattığını açık ediyor. “Asıl ilah benim, onlar hegemonyamızın işaret ve sembolleri” demeye getiriyor.

Kur’an’da adı anılan tüm putların durumu aynen böyledir.

Başka bir örnek…

“Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suva’dan, Yeğus’tan, Ye’uk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!” (Nuh; 23).

İbnu’l-Kelbi’nin açıklamasına göre Ved putu iri yarı gövdeli bir erkek şeklinde idi. Suva bir kadın şeklindeydi. Yeğus dişi bir aslan biçimindeydi. Yeûk at şeklindeydi. Nesr akbaba şeklindeydi. Diğer bölgelerdeki tapınakların kapılarının üzerinde bu akbaba resimleri vardı.

Bunlar aynı toplum içinde kabile (sınıf) totemleri/sembolleriydiler. Kabilenin kurucusu ve ileri gelen bir büyüğünün anısına dikilmişlerdi. Genel insanlık içinde ise bugünkü ulus sembollerine tekabül ettiği söylenebilir. Her ulusun bir devlet arması/bayrağı vardır ve onların üzerinde ulusu simgeleyen bir takım şekil, bitki, hayvan veya tabiat figürleri vardır. Haç işareti, gamalı haç, yıldız, orak-çekiç, hilal, güneş, arslan, kurt, kartal, yaprak vs. Bunlar o ulusun kendi toprakları üzerindeki egemenliğini (hegemonya) ve mutlak otoritesini temsil eder.

Bu anlamda örneğin “uluslararası sular” henüz kimsenin egemenliğine girmemiş, etrafına çit (sınır/gümrük) çevrilmemiş yerler demektir. Cahiliye döneminde, bu, kabile toprakları (mer’a) şeklinde oluyordu. Oraya girdiğinizde kabileye toprak bastı/giriş parası (gümrük) ödüyordunuz. Kabilenin egemen olduğu yerler kabile toteminin arma ve sembolleriyle donatılmıştı ve genellikle merkezi bir yerde de ana tapınak bulunmaktaydı.

Şu halde Arapların ilahlar (âlihe) dediği, bu türden arma ve sembollerle ifade edilen devrin kurumsal kabile otoriteleri oluyor. Bunlar insanlar üzerinde servet ve iktidar hegemonyaları oluşturmakta ve sınıflaşma meydana getirmekteydiler. Üsttekiler ve alttakiler arasında keskin bir sınır (kast) vardı ve geçişkenlik yoktu. Üsttekiler, alttakileri mutlak egemenlikleri altında yönetiyorlardı. Eleştiriye ve sorgulamaya kapalıydılar. Egemenlikleri mutlaktı.

İşte bu mutlak ve ebedi zannettikleri hegemonya (egemenlik) totemlerine/sembollerine “ilah” demekteydiler…

***

Kur’an “din adamlığı” (hocalık, şeyhlik, seyyitlik, velilik, babalık, dedelik, ağalık, beylik, sultanlık, şahkululuk) hegemonyasına da “rablik/ilahlık” der: “Allah’ı bırakıp hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. Halbuki onlara ancak tek ilaha ibadet etmeleri emrolundu. O’ndan başka ilah yoktur.” (Tövbe; 31).

Kur’an “heva/heves/arzu/şehvet” hegemonyasına da “ilahlık” der: “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? (Furkan; 43)

Kur’an melekler (nuranî varlıklar, cinler, periler, ifritler) ve peygamberler (İbrahim, Musa, İsa, Muhammed ailesi ve soyu) hegemonyasına da “rablik/ilahlık” der: “Size melekleri ve peygamberleri rabler/ilahlar edinin, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kafirliği emreder mi?” (Al-i İmran; 80)…

Kur’an’a göre peygamberin görevi “insanlara hükmetmek” (hegemonya) değildir. Bilakis “insanlar arasında” adil kararlar vermektir (hakem). Kur’an peygambere (ve bize) hitaben hep “onlara hükmet” (fehkumhum) değil; “onlar arasında hüküm ver/hakem ol” (fehkum beynehum) der. (bkz. Al-i İmran; 23, Nisa; 58, Maide; 42, 48, 49, A’raf; 89, Sad; 22, 26) Bunun hiç değişmediğini görüyoruz. Bu ikisi arasındaki farkı biraz düşünün…

Keza “Allah’a, resulüne ve sizden olan emir sahiplerine (ulu’l-emr) itaat edin” (Nisa; 59) ayeti gönüllü birliktelikten doğan yükümlülükleri ifade eder. Ayette geçen “Sizden olan emir sahipleri” (ulu’l-emri minkum) ifadesi “içinizden gönüllü rızanızı olarak işlerinizin başına getirdiğiniz kimseler” demektir. Bugün için “sizin kendi rızanızla seçtiğiniz kimseler” manasına gelir. Yine hegemonik ilişki yoktur.

***

“Lailahe illallah” (Allah’tan başka ilah yoktur) ne demek anlaşılıyor olmalı.

Yani: Yeryüzünde mutlak egemenlik altına girilecek hegemonya, otorite yoktur. Totem, put, heykel, kabile, sınıf, ulus, sınır, otorite, gelenek, tapınak, din adamları, heva ve heves, servet ve iktidar güçleri tartışılamaz, sorgulanamaz değildir.

“Allah” adına ortaya çıkmış otoriteler de buna dahildir. Hatta öyle ki hiçbir “otorite” Lailahe illalah kılıcından kendini kurtarabilmiş değildir.

İster Allah, ister din, ister kabile, ister sınıf, ister ulus, ister vatan, ister gelenek, ister tapınak, ister proleterya, ister burjuva vs. ne adına kurulmuş olursa olsun yeryüzündeki bütün otoriteler, sonuç itibariyle gerçeğin ta kendisi (hakk) olan Allah’ın ayetleri (varlık ve oluş kanunları, evrenin gidiş yasaları, gönüllü birliktelikten doğan yükümlülükler ve bunları öğütleyen Kitap) karşısında ve bunlara rağmen kurulmuşsa birer kurgu ve yalan (batıl) imparatorluğudurlar. İcabında yıkılabilir, değiştirilebilir ve yok edilebilirler…

“Allah” dış dünyada görünür bir nesne olmadığı ve onu temsil eden ebedî bir kurumsallık olmadığı için de, sonuç itibariyle Lailahe illallah, insanoğlunu, boyunduruk altında tutan tüm bağlardan kurtulmaya ve serazat bir “yeryüzü özgürlüğüne” çağırır.

İnsanoğlu ancak ve sadece Allah’ın ayetlerine (varlık ve oluş kanunlarına, evrenin gidiş yasalarına, gönüllü birliktelikten doğan yükümlülüklere ve bunları öğütleyen Kitaba) uyarsa hegemonik ilişkilerden arınabilir.

Aksi halde servet ve iktidar ilişkilerinden aile ilişkilerine, iş dünyası ilişkilerinden uluslarası ilişkilere bütün ömrü efendi-köle ilişkisi içinde geçer.

Allah-insan ilişkisi bile efendi-köle ilişkisi değil; “gönüllü birliktelik” ilişkisidir. Kur’an der ki: “Benim rabbim sırat-ı müstakim üzerindedir” (Hud; 56). Yani Allah, insanlarla hegemonik ilişki kurmuyor. Bizi zaten kendi uyduğu, üzerinde olduğu yola çağırıyor. Varlık ve oluş (sosyal) kanunlarına (sevgi, merhamet, adalet, doğruluk, dürüstlük) birlikte uyalım, ben de onlara uyuyorum diyor. “Kendime rahmeti farz kıldım” (Enam; 54) bu demek.

Hal böyleyken insan-insan; yöneten-yönetilen, işçi-işveren, karı-koca, devlet-millet vs. ilişkisi nasıl hegemonik/ceberût (sahiplik esasına, efendi-köle mantığına, zora dayanan, tek yanlı) ilişki olabilir? Kur’an peygamberine (ve tabi bize) şöyle der: “Sen bir zorba değilsin” (Ğaşiye; 22)

***

Buradan bakılınca “İslam’ın iki büyük şiarı” bir tapınak virdi değildir. Günde yüz kez, gece de bin kez zikrini çekmekle cennette huriler bizi bekliyor değildir. Hele bunları ölülerin arkasından okuyup üfürmek ise “İslam’ın şiarlarına” hakaret anlamına gelir.

Bunları dirilere okuyun, dirilere!

Para, servet, iktidar, devlet, mahkeme, evlilik, aile, iş, fabrika, uluslarası ilişkiler vs. gibi hayatın ve dünyanın kalbinin attığı yerlerde Allahuekber ve Lailahe illallah’ı ete kemiğe büründürecek, kendimizle yürür hale getireceğiz.

Her türden hegemonik ilişkiden kendimiz arınacak ve çevremizi de arındıracağız.

Yok edeceğiz insanın insana kulluğunu.

Her şeyden önce kendimize yabancılaşmayacağız.

Hep insan, sadece insan, insanoğlu insan kalacağız.

İnsan olmanın ve özgürlüğün ne demek olduğunu ancak o zaman anlarız.

“İslam’ın iki büyük şiarı” bize bunları öğretmiyorsa, havanda su dövüyoruz demektir.

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bu Tarikatın Gayesi Hizmettir – İslami Sohbet

HİZMET
–“Hizmet edene hizmet edilir çünkü hizmet nimettir”
–Biz malımızı, canımızı, devletimizi (malımızı mülkümüzü), elbisemizi sofilerin ayaklarının altına atmışız.

–. Biz bu hizmetlerde ortağız. Bu ortaklıkta ticaret ölünce bitmez. Yüz sene, beşyüz sene de değil, kıyamete kadardır

–“Kimki vakıflta hizmet eder ise bilsinki o direkten olarak Resuli
Ekreme(SAV) hizmet ediyor”.
–“Bu vakıf için gayret edin. Bu hizmet önünüze gelen bu iş size
Bir devlettir.”
–“Vakıflarda Hizmet edenlere, merked hariç köyde çalıştığınızın
Aynısı verilir. Bu vakfın bir ucundan tutana, hizmet edene
Amellerimizin yarısını vereceğiz. Siz hizmet edin size himmet
bize vacip olur.”
– “Hizmet etmek sevaptır.”
–Vird çeken,hatme yapanın ameline biz ortağız.
Hizmet yapanda bizim amelimize ortaktır.
–Bu hizmetlerde sadatlara ortak oluyorsunuz. Hem de bir dükkana ortak olmak gibi değil, fabrikaya ortak olmak gibidir. Siz bir insana sohbet ederseniz, o insan namaza başlarsa, tövbe alırsa, onun yaptığı bütün ibadetler sizin hanenize de yazılır. Kıldığı namaz, çektiği virtler hepsi size ve Peygamber (s.a.v) efendimize ve bütün sadatlara yazılır

– “Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.?”
–“Kendinize Hızmete Bulun
Bir hac ziyareti sırasında Gavs (k.e.) Hz. leri
oturmuşlar ve rahlelerinin üzerinde Kuran okuyorlar.

O esnada Kuran okumak için gelen hacı adaylarına da
bir yandan kendi taraflarında olan rahlelerden bir bir
veriyorlar ve aynı zamanda da Kuran okumaya devam
ediyorlar.

Bu hali gören hızmetlilerden biri Mübarek sıkıntı çekmesin
niyeti ile;

-Gurban siz zahmet etmeyin rahleleri biz dağıtırız. diyor.

Mübarek tebessüm ederek bakıyor…;

-Neden benim hızmetime mani oluyorsunuz? Biz ümmet-i
Muhammed’e Allah için hızmet ediyoruz hadi siz de gidin
kendinize bir hızmet bulun. Hızmetimize mani olmayın. Diyor”.

islami sohbet,islami sohbet kanalları,islami sohbet net,islami sohbet odaları net,islami sohbetler,islami sohbete,islami sohbet kanal 7,islami sohbet siteleri,islami sohbet chat,islami sohbet dinle
islami sohbet odaları,islami sohbet kanalları,islami sohbet net,islami sohbet odaları net,islami sohbet kanal 7,islami sohbet siteleri,islami sohbet chat
islami sohbet dinle
islami sohbet konuları
islami sohbet indir
islami sohbet ankara
islami sohbet arkadaşlık
islami sohbet anadolu gurbet
islami sohbet arşivi
islami sohbet antalya
islami sohbet avrupa
islami sohbet almanya
islami sohbet anadolu gurbet hollanda
islam sohbet ankara
sohbet islami arkadaş
islami sohbet bedava
islami sohbet bursa
islami sohbet bayanlarla
islami sohbet net
islami sohbete baglan
islami bayan sohbet
islami sohbet duabahcesi
bayburt islami sohbet
berlin islami sohbet
islami sohbet chat
islami sohbet com
islami sohbet cet
islami sohbet chat odaları
islami sohbet canlı
islami sohbet candan ünal yazıları
islami chat sohbet
islami sohbet cet odaları
islami sohbete.com
islami sohbetler chat
islami sohbet dinle
islami sohbet dk
islami sohbet odaları
islami sohbet dinlemek istiyorum
islami sohbet dini chat
islami sohbet duabahcesi
islami sohbet dersleri
islam sohbet dinle
islam sohbeti dinle
islami dul sohbet
islami sohbet et
islami sohbet evlilik
islami sohbet eşliginde ilahi dinle
islamı sohbet evlılık zıyaretçı defterı
islami sohbet etmek istiyorum
islami sohbet e
islami sohbet evlilik sitesi
islami sohbet evi
islami sohbet etmek
islami evlilik sohbet odaları
islami sohbet facebook
islami sohbet fazileti
islami sohbet forum
islami sohbet fm
islami sohbet face
islami sohbet gen tr forum
forumankebut islami sohbet kuran tefsir fıkıh tasavvuf risale paylaşım merkezi
islami sohbet gen
islami sohbet görüntülü
islami sohbet gen tr forum
islami sohbet gen r
islami sohbet girişi
islami sohbet güzel sözler
islami sohbet gerdek
islami sohbete giriş
islam sohbet grubu
islam gülü sohbet
islami sohbet hocaları
islami sohbet hattı
islami sohbet hollanda
islam sohbet hattı
islami sohbet nihat hatipoğlu
islami sohbet anadolu gurbet hollanda
islam hakkinda sohbet
islami sohbet indir
islami sohbet izle
islami sohbet izmir
islami sohbet istanbul
islami sohbet ilahi
islami sohbet ilahiler
islami sohbet irc
islami sohbet indir mp3
islami sohbetler izle
islami sohbetlerin önemi
islami sohbet javasız
islami sohbet java
islami sohbet odaları java
islami sohbet kanalları
islami sohbet kanal 7
islami sohbet konuları
islami sohbet kanalı
islami sohbet kitapları
islami sohbet konya
islami sohbet kanal 7 net
islami sohbetler
islami çet sohbet lider
islami sohbet mirc
islami sohbet mp3 indir
islami sohbet müslümanlar
islami sohbet mobil
islami sohbet mirc indir
islami sohbet mp3
islami sohbet müslüman nesil
islami sohbet muhabbet
islami sohbet mynet
islami sohbet malatya
islami sohbet net
islami sohbet nur
islami sohbet nasıl yapılır
islami sohbet nedir
islami sohbet net forum kaydol
islami sohbet nihat
islami sohbet net kanal 7
islami sohbet nasıl
islami sohbet nihat hatipoğlu
islami sohbete net
islami sohbet odaları
islami sohbet odaları net
islami sohbet odası
islami sohbet oku
islami sohbet odaları konya
islami sohbet odaları kanal 7
islami sohbet odaları 7
islami sohbet odaları nur
islami sohbet power
islami sohbet programı indir
islami sohbet portalı
islami sohbet platformu
islami sohbet programı
islami sohbet power net
islami sohbet odaları
islamisohbet.net sohbet php
islami sohbet radyoları
islami sohbet radyo
islami sohbet radyo dinle
islami sohbetorg
islami sohbet radyo kanalları
islam sohbet radyosu
islami sohbet gen r
ravza gülü islami sohbet
rüyada islami sohbet
islami sohbet siteleri
islami sohbet söyle net
islami sohbet sesli
islami sohbet sözleri
islami sohbet soru cevap
islami sohbet script
islami sohbet seviyeli
islami sohbet sesli chat
islami sohbet s
islami sohbet serverleri
islami sohbet timurtaş
islami sohbet tanışma
islami sohbet toplantıları
islami sohbet gen tr forum
tevhid islami sohbet
forumankebut islami sohbet kuran tefsir fıkıh tasavvuf risale paylaşım merkezi
islami radyo dini sohbet us
islami sohbet videoları
islami sohbet vaazlar
islami sohbet video
islami sohbet vaaz
islami sohbet videolar
islami sohbet ve chat
islami sohbet ve arkadaşlık
islami sohbet ve evlilik
islami sohbet ve yarışma
islami sohbet ve ilahiler
islami sohbet xat
islami sohbet yazıları
islami sohbet youtube
islami sohbet yap
islami sohbet yarışma
islami sohbet yolum
islami sohbet yeri
islami sohbet yazılı
islami sohbet yerleri
islami sohbet yeni
islami yolu sohbet
islami sohbet ziyaretçi defteri
0 islamı sohbet
islami sohbet 1
islami sohbet 7
islami sohbet 724
islam sohbet 7
islami sohbet odaları 7

Üç Çeşit Rabıta Vardır – İslami Sohbet

  Seyda hz buyurduki- üç çeşit Rabıta vardır.
RABITA

1-Şeyhin Vucudunda kaybolmak.
2-Şeyhin suretini, karşısında düşünmek.
3- Şeyhin evini, bahçesini vb düşünmek.
–Soruldu- Akşam rabıtasında mürşidimizi hatırlayabildiğimiz en güzel şekilde rabıta yapabilirmiyiz?
Cevap: Size en güzel nasıl görünüyorsa öyle rabıta yapı
–Soruldu- Abdestsiz rabıta yapılabilir mi?
Cevap: Normal rabıtalarda olur. Akşam rabıtaları hariç
–Sofilerde ikide hastalik mevcuttur. bunlar

1-Benlik Hastaliği, Bunun ilaci Mürsid rabitasidir.

2-Tuli Emel Ilaci ise ölüm rabitasidir.

–Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz

–Gavsımız halifelik döneminde rabıta hakkında şunları söylemiş
sual: Seyidim, kitaplarda çeşitli rabıtalar tarif edilmiş, Siz nasıl yapıyorsunuz?

” Rabıta akşam namazından sonra yapılır 15 dakikadan az olmaz, birbuçuk saate kadar uzayabilir. Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner. Otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır. Gözlerini yumar. 25 estağfirullah çeker. Kendi sesini duyacak kadar söyler. Estağfirullah’lar ile, günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbini silmeye başlar. Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif bir
makamda düşünür. Mesela bir kürsüde. Durduğu yerin başından arş-ı alaya uzanan nurani bir sütun ile iner ve birleşir. Mürid, o nurani sütundan bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür. Kalpteki günahların, mermere damlayan asit gibi kalpte yara açtığını düşünerek, bu nurun o yaralara melhem olup kalbi cilalandırdığına inanır. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabıtanın içinde kaybolursa rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur. Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.
—Bir gün sordular- kurban rabıta yapmak için bir sofi oturur ama mürşidi hariç her şeyi düşünüyor
Bunda bir kazanç varmıdır.diye sordular Gavsı sani”Vardır” buyurdular sofi tekrar sorarak kurban
Ama sofi hiç mürşidini düşünmedi deyince Gavsı sani buyurduki—o sofi adab üzerine oturup ben
Rabıta yapacam demesi sadatların emri yerine getirmek içindir ve emre itaatte sofiye çok şey kazandırır
Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir’
–“ Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”
–bir gün gavsımıza sofinin teki gitmiş vird kuyruğuna girmiş, virdini sorduktan sonra sormuş
– Ya Gavsım kalp tasfiyesi nasıl olur?
– “amel-i salih yapacaksınız, terketmeksizin hergün virdlerinizi çekeceksiniz, rabıta yapacaksınız ondan sonra her şey olur” buyurmuş

 

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Şah-ı Nakşibend Hz. (ksa) – İslami Sohbet

  Şah-ı Nakşibend Hz. (ksa) bir gün vird çekiyordu.
Gavs’ımızın Sohbeti
*
* Bir ses işitti. Ses dedi; ey kulum ben senden razıyım. Geçmiş günahlarını ve gelecek günahlarını affettim. Yeter artık vird çekme dedi. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dikkat etti, ses tek noktadan geliyordu. Baktı sağından, solundan, arkadan, önden, alttan ve üstten gelmiyor. Sadece tek bir noktadan geliyordu. Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri Şeriat ilmine vurdu, dedi ey iblis sen şeytansın, şeytan; nerden anladın, şeytan olduğumu, Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.leri dedi;

(Benim Rabbimin sesi her yönden ve aynı anda gelir.) seninki tek bir noktadan geliyor. Sağ elini yukarı kaldırıp, elindeki vird tesbihini bir vurdu, şeytanın arşını kırdı, tuz budak etti, ilmi sayesinde. İlim nurdur, ışıktır. Onun için herkes ilim yapacak, okuyacak, öğrenecek. Bir taksinin her şeyi olsa farı olmazsa yol gidemez. İşte insanda da ilim olmazsa her yer karanlıktır. Kısa zamanda tepe takla gider. İşte Şah-ı – Nakşi – bend – (ksa) Hz.leri denilmesindeki sebep budur. İlmiyle şeytanın levhini kırmasından sonra, Allahu-Teala Azimüşan Şah-ı Nakşibend (ksa) Hz.lerinin kalp kulağına, Ey kulum ilmin ile öyle bir sed çektinki, iblis bu seti kıyamete kadar aşamaz. Gavs?ımız açıkladı; ?Şahı, en ulu yüksek, Nakşi gizli, Bend set, yani maneviyattan yapılmış gizli aşılmayan yüce, ulu sed anlamına gelir. Bu sed Allah (cc ) Seddidir.
—”Kalb bir şehirse zikir sultandır.”
–”Zikir alıpda çekmeyenler zarar görüyorlar”
–”Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz”
–”Vird çekenler bizim öz evladımız gibidirler.”
–” Samimiyet zikirle olur.”

 

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet