Tarih Şuuru ve Gelecek Tasavvuru – İslami Sohbet

Milleti millet yapan, toplumun hafızasını, kimliğini ve tabiatını dokuyan unsurlardan biri de tarihtir. Mazinin aktardığı millî-mânevî değerleri özümseyip koruyamayan milletlerin varlıklarını devam ettiremeyeceğinin en büyük şahidi tarihin kendisidir. Tarihteki parlak başarıların veya simaların, milletlere misâl teşkil edip kendine güven, cesaret, hamle ruhu ve hür yaşama duygusu aşıladığı şüphe götürmez bir hakikattir. Toplumların, kendilerini canlı kılacak dinamizmi üzerlerinde toplamalarına, yüce idealler peşinde koşmalarına ve yenilikçi kabiliyeti diri tutmalarına ilmi de katkıda bulunur.

Bu hakikate Mehmet Kaplan şöyle parmak basar: Tarihini bilmeyen nesiller, milletlerine canlı bir ilgi ve sorumluluk hissetmezler. O kendisi ile tarih ve milleti arasında bağlar kurmakla bütüne ulaşır.1 Nurettin Topçu’da şu enfes fikirle konuyu vuzuha kavuşturur: Nasıl ki, bir insan başkalarının ruhuyla yaşayamazsa, bir millet de başkalarının tarihiyle yaşayamaz.2

Bilindiği gibi, insan tabiatı hata yapmaya açıktır ve doğru yoldan ayrılmaması için her daim kendini kontrol etmesi gerekir. Onu sığaya çekecek mizanlardan biri de yine tarihtir. Bugünkü her pişmanlığın, dünkü ihmal, gaflet ve hatalar zincirinin acı bir meyvesi olduğu inkâr edilemez. Bu mânâda hayatla kuvvetli bağlar kurmak, onu mânâlı ve yaşanır hâle getirmek için dayanmamız gereken referanslardan biri tarihtir.

Tarihe Kur’ân’ın bakışıyla yaklaşmak
Tarihe bakışımız, Kur’ân kıssalarındaki gibi hâdisele­re ibret nazarıyla bakıp dersler çıkartmak şeklinde olmalıdır. Bu kıssalar, tarihin mânâ ve faydalarının hangi çerçevede odaklanması gerektiği hakkında bize sistemli bir fikir, metot ve üslûp kazandırır. Kur’ân, hâdiseleri, rastgele ve maksatsız bir malumat yığını hâlinde değil, tam aksine, birçok maksadı gözeterek aktarır. Bunlar bir araya getirildiğinde, bir toplumun hâl ve istikbalini tayin eden unsurlar ortaya çıkar. Bunlar, insanın ve toplumun vasıfları, mutluluk-mutsuzluk sebepleri, gelişimi, hastalıkları, selâmeti ve zaafları hakkında açıklamalar getirdiği gibi, milletlerin izzet ve zilletine yol açan sebeplere, bunlardan kaynaklanan ahlâkî tavır ve alışkanlıklara da ışık tutar.3

Kur’ân, nihaî gaye olarak insanın hidayet ve saadetini hedefler. İnsanı daima hakka, adalete, kemale, hayra, marufa, sulha davet eder. İyi ve kötü insan ve toplum tiplerinden misâller vererek, muhatabını belli bir gaye istikametinde terbiye eder ve ona şuur kazandırır. Bu doğrultuda Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut, Hz. Musa, Hz. İbrahim (as) gibi “şahsiyet âbidelerine” karşılık, Firavun, Nemrut, Karun, Belam gibi “şer tipler” ve bunların davranış biçimleri üzerinde durur.4

Geçmiş toplumların çöküşüne yol açan sebepleri tespit ederek aynı hatalara düşmemeyi öğütler: “Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden önce gelenlerin sonlarının ne olduğunu görsünler? (…) And olsun ki, Peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır.”5 “Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevk etmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?”6 “Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak ve inananlar için bir öğüt ve ibret gelmiştir.”7

Tarihin insanlığa sunduğu imkânlar
Tarihin önemli bir fonksiyonu, geçmiş, bugün ve arasında köprü kurmak, bugünü geçmişin ışığında mânâlandırmaktır. Zîrâ mazi, bugünün özü, yarınların çekirdeğidir. Samiha Ayverdi’nin ifadesiyle: “Geleceğin temelini teşkil ettiği için istikbalin kulağına söylenecek söz, gözüne gösterilecek istikamet; vadesini tamamlamış tarih hazinesinin derinliklerinde saklıdır.”8

Tarih harmanından devşirdiklerimiz, varlığımızın teminatlarındandır. Geçmişteki kazanımları iyi değerlendirmek, gelecekte elde edeceklerimizin garantisi hükmüne geçebilir. Geleceğin dünyasını daha mamur hâle getirmede, asırların eleğinden geçmiş birikim ve tecrübelerden faydalanmayı göz ardı edemeyiz. Geçmişteki toplumların yükseliş ve çöküş sebepleri tarih havzasında toplanmıştır. Tarih felsefecisi Leon E. Halkin şu tespitte bulunur: “Tarihin bilinmesi, geleceği düşünmek için zaruridir. Zamanımızı, geçmişin yücelikleriyle aşinalık peyda ederek ve felaketleri nazar-ı dikkate alarak en iyi şekilde kullanabiliriz. Bazıları bizzat geçmişin kendisine bağlanmakta; hâlbuki başkaları gelişmedeki rolü hakkında kafa yormaktadır.”9

Tarih, bir kutup yıldızı gibi çağlar boyunca insanlığa rehberlik etmiştir. Geleceğin net bir şekilde seçilemediği durumlarda, rasat kulesinden ufku görebilme imkânı sunmuştur. Tarihçi Abdulhamid Sıddıki’nin tahlilleri bu kanaati destekler: “Tarih, varlık denizinin dibinde bazen gizli olabilen tehlikeli kayaları; hayat selini yarıp gitmekte olan yeni denizcilere haber veren fenerden başka bir şey değildir.”10 istikbalin zirvelerine çıkmak ve devletler arası arenada hak edilen yeri almak için tarihin açtığı ışıltılı yoldan da ilerlemek gerekmektedir.

Maziden kuvvet ve mâneviyat ikmali
Tarihin bizi biz yapıp ayakta tutan ve yaşadığımız vatanı, devleti, toplumu ve hayatı sahiplenmemizi temin eden moral değerlerden biri olduğu inkâr edilemez. İstikbali inşa ederken tarihî-millî-mânevî değerlere dayanmak ihmal edilemez. Mühim olan, Yahya Kemal’in orijinal ifadesiyle kökü mazide âtiyi kurabilmektir.11Ahmed Hamdi Tanpınar’ın da dediği gibi “Mazisiz bir gelecek tasavvur edilemez.”12

Fransız düşünür Voltair’in; “Tarih milletlerin tarlasıdır. Her millet bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte de onu biçer.” tespiti bir gerçeğin ifadesidir. Geleceğe yönelik emellerimizi biçmemiz, tarih tarlasına ekeceklerimize de bağlıdır. Tarihe duyduğumuz alâkanın, nasıl bir gelecek düşlediğimiz ve kendimizi nerede görmek istediğimizle bağlantılı olduğuna işaret eden tarihçilerden biri de E. Hallett Carr’dır: “Gelecekte gelişmeye inancını kaybeden bir toplum, geçmişindeki ilerlemeyle ilgilenmekten de vazgeçer.”13

Rahmetli Erol Güngör, geleceği tesis etmede tarihin rolüne değinen şu görüşleriyle bize sağlam bir bakış açısı sunar: “Tarihimizin büyüklüğü bizim için kuvvet kaynağıdır. Dün büyük olduğumuz gibi, yarın da büyük olabileceğimizi düşünüyoruz. Bu tarih şuuru sayesinde arkamızda bir geçmişin bulunduğunu ve önümüzde bir geleceğin bulunabileceğini düşünüyor, bu düşüncenin azim ve metaneti içinde hareket ediyoruz.”14

Amerikalı medeniyet tarihçisi Will Durant’ın, tarihin sözünü ettiğimiz değerine ilişkin tahlilleri ise şöyledir: “Gelişmişlik, tarihî mirası muhafaza etme, faydalanma ve daha zengin olarak gelecek nesle bırakmadır. Tarih, binlerce devlet adamının, âlimin, sanatkârın ve filozofun yaşadığı, öğrettiği ve sanatını icra ettiği bir köşedir. Bu üstün insan, Hz. Muhammed gibi insan ruhunu fetheden bir peygamberse her sözü, gayet basit ve geri bir millete dahi muazzam güç kazandırıp, insanı hayrete düşüren akıl almaz hâdiseler meydana getirebilir.”15

Son tahlilde, “kökü mazide olan âti” esprisi çerçevesinde güçlü bir geleceğin imarında maziden kuvvet ve mâneviyat takviyesi yapmak hayatiyet arz etmektedir. Sırtımızı mazinin ulvî değerlerine yaslar, gür kaynaklarından beslenir, günün şartlarına göre kendimizi sürekli yenileyip zinde tutar, azim ve iradenin hakkını verirsek, yakın bir geleceğe mührümüzü vurup hak ettiğimiz yeri almamız imkân dâhilinde olur. Dünyaya hükmeden, devletlerin varlık ve geleceklerini şekillendiren ve muazzam medeniyetler bir ecdadın torunları olarak, tarihteki zengin birikimimiz en büyük ümit ve ilham kaynaklarımızdandır. İbn-i Haldun’un dediği gibi “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer.”16Tahsin Banguoğlu’nun ifadeleriyle: “Biz lider millet olageldik. Medeniyet yarışında ileri ve iddialı millet olacağız.”17

Dipnotlar:

1. Mehmet Kaplan, Türk Milletinin Kültürel Değerleri, Ankara, 1987, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 26-27.

2. Nureddin Topçu, Kültür ve Medeniyet, İstanbul, 2004, Dergâh Yayınları, s. 16.

3. İmaduddin Halil, İslâm’ın Tarih Yorumu, Çeviren: A. Ağırakaç, İstanbul, 1988, s. 52; S. Hayri Bolay, “Kur’ân-ı Kerim’in Tarihe Bakışı”, Türk Kültür Araştırmaları, Ankara, 1985; Abdullah Yıldız, Tarih Bilinci, İstanbul, 1994, s. 20, 27-29.

4. İdris Şengül, “Kur’ân Kıssalarının Tarihi Değeri”, Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 40-41; Yıldız, Tarih Bilinci, s. 21-22. Geniş bilgi için bkz. Mazharuddin Sıddıkî, Kur’ân’da Tarih Kavramı, Çeviren: S. Kalkan, İstanbul, 1982; Şengül, Kur’ân Kıssaları Üzerine, İzmir, 1994.

5. Yusuf/109, 101.

6. Secde/26.

7. Hud/120

8. Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, 2. Baskı, İstanbul, 1977, c.1, s. 7-8.

9. Leon-E. Halkın, Tarih Tenkidinin Unsurları, Çeviren: Bahaeddin Yediyıldız, Ankara, 1989, s. 9 vd.

10. Abdülhamit Sıddıkî, İmaduddin Halil, Tarihin Yorumu, Çeviren: M. Beşir Eryarsoy, İstanbul 1978, s. 120.

11. Yahya Kemal, Aziz İstanbul, İstanbul, 1969, Milli Eğitim Bakanlığı 1000 Temel Eser, s. 123.

12. Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, İstanbul, 1982, Dergâh Yayınları, s. 124.

13. Edward Hallett Carr, Tarih Nedir?, Çeviren: M.Gizem Gürtürk, İstanbul, 1991, s. 156.

14. Erol Güngör, Dünden Bugünden, İstanbul, 1986, s. 17.

15. Arıel-Wıll Durant, Tarih Üzerine, Çeviren: Hüseyin Zamantılı, İstanbul 1983, s. 38, 121.

16. İbn Haldun, Mukaddime, Çeviren: Z. Kadiri Ugan, c. 1, İstanbul, 1989, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, s.20.

17. Tahsin Banguoğlu, Kendimize Geleceğiz, İstanbul, 1984, s. 12.

Bir önceki yazımız olan Tahir BÜYÜKKÖRÜKÇÜ'nün dilinden Peygamber Efendimiz başlıklı makalemizde dini videolar, islami chat ve İSLAMİ SOHBET hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.