Tövbe Esnasında Verilen Nimetler – İslami Sohbet

Mehdi aleyhisselam ihsan dağıtıcı olduğu gibi, de dağıtıcıdır. Allah’a ulaşmayı dileyerek Allah’tan 12 ihsan alan ve huşûya ulaşan ve mürşidine tâbî olan kişi, mutlaka Allah’tan 7 tane alacaktır. Öyleyse Allahû Tealâ’nın Hazreti Mehdi’ye bildirdiği mürşidin önündeki tövbe esnasında verilen nimetler nelerdir?

40/MU’MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).

Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

Daha önce de açıkladığımız gibi Allahû Tealâ, her asırda mutlaka kendi emriyle insanları Allah’a ulaştırmak ve dinin emirlerini açıklaması için bir kişiyi devrin imamı olarak vazifeli kılar. Öyleyse neden devrin imamları insanları hidayete erdirir ve neden mürşidler hidayete erdirmeye vesiledirler? Çünkü devrin imamları zamanın en büyük mürşidi ve o devirdeki mürşidlerin mürşididir. Peygamber Efendimiz (S.A.V aşağıdaki hadîsinde buyurur ki:

Ve ene nefahatun fetearadu ve men lem narif imame zamanihi felyemutu meyteten cahiliyetten. „Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür“.

Öyleyse neden Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu hadîsinde “size ruh verenler gelecek onları arayıp bulun, kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür” buyuruyor.

Birinci olarak: Allahû Tealâ devrin imamlarına en üstün ilmi verir ve devrin imamı kendi zamanındaki bütün mürşidlerin mürşididir ve Allahû Tealâ her devirde, o devrin ihtiyaçlarına göre onu, Kur’an hakikatlerini öğretmek üzere vazifeli kılar ve bu sebepten dolayı eğer ki insan bu üstün ilmi devrin imamından öğrenmeyip ona tâbî olmadıysa cahiliyet üzere ölür demek istiyor. Ve bu hadîste işte bu en güvenilir olan Kur’an ilmini zamanın imamından almak ve cahiliyet üzere ölmemek için onları arayıp bulun” diye emrediyor. Çünkü devrin imamı Allah’ın vazifeli kıldığı en üst seviye sabrın ve yakînin ve ilmin sahibi olduğu için, ondan öğrenilen ilim Kur’ana dayanan hak ilimdir ve bu ilim zamanın imamına Allah tarafından verilmiştir. İşte bu sebepten dolayı Allahû Tealâ, Secde 24’de “Onlardan imamlar (mürşidler) kıldık, emrimizle insanları hidayete erdirsinler (Allah’a insanların ruhlarını ulaştırsınlar) diye”, buyuruyor. Hadîste ve bu âyette bildirilen devrin imamlarının Allah’ın emri ile vazifeli kılındıkları açık olarak görülmektedir.

İkinci olarak: Peygamber Efendimiz(S.A.V)’in bu hadîsinde “size ruh verenler gelecek onları arayıp bulun” diye emretmesinin sebebi ise: çünkü Rabbimiz’in Mü’min Suresinin 15. âyetinde “yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî” Allah, kullarından dilediği kişinin üzerine (başının üzerine) emrinden bir ruh ulaştırır.” “li yunzire yevmet telâk.” Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için.” diye buyurduğu devrin imamının ruhu tâbiiyyet esnasında kişinin başının üzerine yerleşecek ve Rad Suresinin 11. âyetine göre bu kişi tâbiiyyetten sonra kendisine dışarıdan gelecek zülmanî ilimlere ve büyüye karşı Allah’ın muhafazası altına alınacaktır.

Kaf Suresinin 31. âyetinde buyurulduğu gibi başının üzerine devrin imamının ruhu yerleşen kişi, hafız yani Allah’ın koruması altında olacaktır. İşte bu olay, Allah’ın müride tövbe esnasında verdiği birinci nimettir ve kişi hangi mürşide tâbî olursa olsun, her müridin başına kendi mürşidinin ruhu değil, DEVRİN İMAMININ RUHU YERLEŞİR. Tabii ki her insanın mürşidi farklıdır, fakat her mürşidine tâbî olan kişinin başının üzerine sadece devrin imamının ruhu koruyucu olarak yerleşir.

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîd(baîdin). Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).

Cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaadolduğunuz şey (bu cennettir). Bütün evvab (Allah’a ruhu ulaşmış ve sığınmış) ve hafîz olanlar (başları üzerinde devrin imamının ruhunu muhafız olarak taşıyanlar) için.

13/RAD-11: Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).

Onu (onların herbirini), önünden ve arkasından (önden arkaya doğru uzanan) takip edenler (devrin imamının ruhları) vardır.

Allah’ın emrinden olup, onları korurlar. Muhakkak ki Allah, onlar nefslerinde olan şeyi (hidayette kalma konusundaki niyetlerini) bozmadıkça, bir kavimde olan şeyi bozmaz (devrin imamının ruhunu başlarının üzerinden almaz). Ve Allah, bir kavme ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu reddedecek (mani olacak kimse) yoktur. Ve onlar için, ondan başka koruyan bir dost yoktur.

Abdulkadir Geylânî Hazretleri de kendi zamanında devrinin imamıydı ve “ayağım her velinin, bütün velîlerin boynu üstündedir” (CEVHERDEN GERDANLIKLAR Hz. Abdulkadir Geylani’nin Menkıbeleri, Allame Muhammed Bin Yahya Et-Tadifi, tercüme Naim Erdoğan Sayfa83,86) demiştir. Yani bu sözden, Abdulkadir Geylânî Hazretleri devrin imamı olduğu için, yeryüzünde bulunan bütün velîler hangi mürşide tâbî olurlarsa olsunlar, hepsinin üzerine devrin imamının ruhunun geldiğine işaret etmekle birlikte, devrin imamının bütün mürşidlerin fevkinde olduğu ve o devirdeki bulunan bütün velîlerden sorumlu olduğu ve ona tâbî olunduğu anlaşılmaktadır.

2. NİMET: Mücadele Suresinin 22. âyet-i kerimesinde: “Ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne Onların kalplerine îmân yazılır. ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), Ve onlar, Allah’ın katından bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler.” diye buyurulduğu gibi Allahû Tealâ, mürşidin önündeki tövbe esnasında kişinin kalbine îmânı yazar.

58/MUCADELE-22: Ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minh(minhu), ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anh(anhu), ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizbullâhi humul muflihûn(muflihûne).

Onların kalplerine îmân yazılır. Ve onlar, Allah’ın katından (orada eğitilmiş olan) bir ruhla (devrin imamının ruhunun başlarının üzerine yerleşmesi ile) desteklenirler ve altlarından ırmaklar akan cennetlere konurlar. Orada ebediyyen kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da Allah’tan razıdırlar. İşte onlar, Allah taraftarıdırlar. Ve muhakkak ki; Allah, taraftarları kurtuluşa (felâha) erenlerdir.

3. NİMET: Furkan Suresinin 70. âyetine göre Allahû Tealâ, kişinin tövbe esnasında bütün günahlarını sevaba çevirir.

25/FURKAN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihanfe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah, seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafûr’dur (günahları sevaba çeviren), Rahîm’dir (rahmet gönderen).

Tövbe esnasında Mü’min Suresinin 7. ve Nebe Suresinin 38. âyet-i kerimelerine göre, arşı tutan melekler ve devrin imamının ruhu, kişinin günahlarının sevaba çevrilmesi için Allah’tan mağfiret dilerler ve kişinin günahları sevaba çevrilir. Ve Nebe Suresinin 38. âyetinde: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), Melekler (arşı tutan melekler), saf saf olarak ve ruh (devrin imamının ruhu) oradadırlar. ve kâle sevâbâ. Ve sevap söyler (günahların sevaba çevrilmesini müjdeler).”diye buyurulduğu gibi, işte burada kişi için şefaat söz konusudur. Yani şefaat sadece bu dünyadadır ve mürşidin önünde yapılan tövbe esnasında geçerlidir.

78/NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).

Melekler (arşı tutan melekler), saf saf olarak ve ruh (devrin imamının ruhu) oradadırlar. Kendisine Rahmân’ın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. Ve sevap söyler (günahların sevaba çevrilmesini müjdeler).

40/MU’MİN-7: Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm (cahîmi).

Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (huzur namazının imamı), Rab’lerini hamd ile tesbih ederler ve ona îmân ederler.  Ve amenû olanlar için (Allah’tan) mağfiret dilerler. “Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm’e) tâbî olanları maäfiret et (günahlarını sevaba çevir). Ve onları cehennem azabından koru!”

4. NİMET: Tâbiiyet esnasında kişinin başının üzerine yerleşen devrin imamının ruhu, Mü’min Suresinin 15. âyet-i kerimesine göre kişinin ruhuna: “li yunzire yevmet telâk” yani Allah’a ulaşma gününün geldiğini söyleyerek seyr-i sülûk’a başlaması için vücudundan ayrılmasını emreder. Buradaki “YEVM” kelimesi: “gün” anlamına gelir ve  “TELÂK” kelimesi ise: “ulaşmak, varmak” mânâsındadır. “yevmet telâk” Allah’a ulaşma gününü ifade eder.

40/MU’MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).

Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştrmayı dilediği kişinin) üzerine (başınının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.

Ve Allah’ın emanet olarak kişinin içine üfürdüğü ruhu, fizik vücudundan ayrılarak tâbî olduğu mürşidin dergâhına ulaşır. Mürşidlerin bulunduğu dergâhlardan, devrin imamının ana dergahına baş gözleriyle görülmeyen yatay sebiller (yollar) vardır. Ruh, yatay sebiller ile devrin imamının ana dergâhına ve oradanda dikey olan Tarik-i Mustakîm ile Allah’a doğru olan yolculuğuna seyr-i sülûk’a başlar. Ruhun Hakk’a ulaşmak üzere vücuddan ayrılıp Sıratı Mustakîm üzerine çıktığı bu gün, Nebe Suresinin 39. âyet-i kerimesinde ifade edilen Hakk günüdür.

78/NEBE-39: Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ (meâben).

İşte o gün (mürşidin eli Hakk’a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah’a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisini Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm’i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah’a ulaşan kişiye Allah), meab (sıäınak, melce) olur.

Fatiha Suresinde de daha önce açıkladığımız gibi, Allah’a ulaşmayı ve sadece Allah’a kul olmayı dileyen kişi, Allah’tan istiane yani Maide Suresinin 35. âyet-i kerimesine göre Allah’tan mürşid istiyor ve bu istiane ile kendisini Sıratı Mustakîm’e ulaştırmasını Alahû Tealâ’dan talep ediyordu. İşte burada açık olarak görüldüğü gibi, mürşidine tâbî olan kişinin ruhu, mutlaka Allah’a ulaştırılan Sıratı Mustakîm’e ulaştırılır. İşte Fatiha Suresindeki üzerlerinde nimet bulunanlar, mürşidine tâbî olarak bu Sıratı Mustakîm üzerinde olanlar, Allah’tan nimet alanlar, başlarının üzerinde nimet yani devrin imamının ruhu bulunanlar ve hidayet üzere olanlardır.

1/FATİHA–5,6: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu). İhdinas sırâtel mustakîm(mustakîme).

(Allah’ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. (Bu istiane’n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM’e (Allah’a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır).

1/FATİHA-7:Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).

O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı’nın ruhunu) ni’met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.

hidayet : Ruhumuzun Allah´a ulaşması

istiane : Yalnız Allah´tan(cc) istenen yardım

dalâlet : Sıratı Mustakîm üzerinde olmamak

SIRATI MUSTAKÎM: Allah´a (cc) ulaştıran yol

Daha önce birinci bölümün başında, mürşidine tâbî olmayan hiç kimsenin ruhunun gök katlarını aşarak Allah’a yükselemediğini ve her Allah dostunun ancak mürşide tâbiiyetten sonra seyr-i sülûk adlı bir yolcuğa çıkabileceğini söylemiştik. Çünkü “seyr-i sülûk” kelimesinin ihtivasında: tarikat üzere olup, Allah’a ulaştıran sebîlin başındaki bir mürşide tâbiiyet mutlaka bulunur. Bediüzzaman’ın diliyle “seyr ü sülûk-i ruhanî”yi gerçekleştiren kişi, mutlaka tarikat yani Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm üzeredir ve bir müşide tâbîdir. Lûgatta “sülûk” kelimesinin bir tarikata bağlanma, intisab etme olarak geçmesi açık olarak gösterir ki, seyr-i sülûk adlı yolculuğa çıkan kişi, mutlaka o tarikatın başında bulunan bir velî mürşide tâbî olur, intisab eder ve ruhu  seyr-i sülûk adlı yolculuğa başlar.

5. NİMET: Ruhu seyr-i sülûk adlı yolculuğa başlayacak olan kişi, böylece nefs tezkiyesine yani amilussalihata başlar. Mücadele Suresinin 22 âyet-i kerimesine göre kişinin kalbine tâbiiyet esnasında (bakınız 2. nimet) îmânın  yazılmasından sonra zikirle kalbine gelen %2 rahmet nuruna ilave olarak, fazl isimli nurlar Allah’ın zikri ile kalbe yazılmış olan îmân kelimesinin etrafında birikmeye başlar. Nur Suresinin 21 âyet-i kerimesinde de açık olarak görüldüğü gibi, Allah’ın rahmeti ve fazlı olmasaydı içimizden hiç birinin nefsimizi tezkiye edemeyeceğimiz buyuruluyor. Yani tövbe esnasında kişinin kalbine yazılan îmân kelimesi, nurları kendisine çekim gücüne sahiptir ve nefs tezkiyesine başlayan kişi Allah’ı zikrettikçe fazıl isimli nurlar kişinin kalbindeki îmân kelimesinin etrafında birikmeye başlar ve bunun adına nefs tezkiyesi denir yani kalbin nurlanması ve karanlıklardan arınması.

25/FURKAN-71: Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ(metâben).
Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a ulaşır (hayattayken ruhu Allah’a ulaşır).

24/NUR–21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

6. NİMET: Nefs tezkiyesine başlayan kişinin zikrini günbegün arttırmasıyla  kalbindeki karanlıklar, yani nefsin afetleri azalacak ve bu onun iradesin güçlenmesini sağlayacaktır.

33/AHZAB-43: Huvellezî yusallî aleykum ve melâiketuhu li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr, ve kâne bil mu’minîne rahîmâ(rahîmen).

Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (nuru) gönderen, O ve O’nun melekleridir ki O, mü’minlere Rahîm’dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden).

7. NİMET: Burada kişinin nefs tezkiyesine yani kalbindeki karanlıkların azalmasına paralel olarak fizik vücudu da güçlenmeye, Allah’a kul olmaya başlar. Allahû Tealâ’nın nimetleri hepimiz için ve bizim Allah yolunda ilerleyebilmemiz içindir. Mürşidin önünde yapılan tövbeden önce kişi 1’e 10 derece sevap alıyordu,

6/EN’AM-160: Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).

Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur.Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.

Fakat mürşidin önünde yapılan tövbeden itibaren 1’e 100’den, ruhun her bir gök katını aşmasıyla 1’e 700’e kadar derece alacaktır.

2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbeh(habbetin), vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

O, mallarını Allah yolu’nda harcayanların durumu, her başaäında yüz tane olmak üzere, yedi başak veren bir (tohumun) nebatın durumu gibidir. Allah, dilediäi kimse için (onun rızkını) kat kat artırır. Allah, VÂSI’un ALÎM’dir.

Aşağıdaki hadîsleri açık bir şekilde bu konumuza işaret etmektedir.

5. (5)- Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) hazretleri anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizden biri içiyle dışıyla Müslüman olursa, yaptığı herbir hayır en az on mislinden, yedi yüz misline kadar sevabıyla yazılır. İşlediği her bir günah da sâdece misliyle yazılır. Bu hâl, Allah’a kavuşuncaya kadar böyle devam eder.” Buhârî, İman: 31; Müslim, İman: 205, (129); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/203.

4. (4)- Ebu Sa’îd (radıyallau anh) hazretleri der ki: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurdular: “Bir kul İslâm’a girer ve bunda samimi olursa, daha önce yaptığı bütün hayırları Allah, lehine yazar, işlemiş olduğu bütün şerleri de affeder. Müslüman olduktan sonra yaptıkları da şu şekilde muâmele görür: Yaptığı her hayır için en az on misli olmak üzere yediyüz misline kadar sevap yazılır. İşlediği her bir şer için de, -Allah affetmediği takdirde- bir günah yazılır.” Buharî hadisi tâlik olarak kaydeder (İman: 31), Nesâî, İman: 10, (8, 105); İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/201

„Ölmeden önce ölünüz ki, (ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız, teslim ediniz ki) Allah size bire yediyüz versin.“ Hadis-i Şerif

Evet, burada mürşidine tâbiiyet esnasında Allahû Tealâ’dan 7 Nimet alan kişinin ruhu, artık seyr-i sülûk adlı yolculuğa başlayacak ve nefsi de buna paralel olarak tezkiye olacak, artık kişinin fizik vücudu nefs tezkiyesine paralel olarak nefsin afetlerine karşı her gün biraz daha güçlü olacak ve ruhu her bir gök katında yükselişinde kişi, 1e 100’den 700’e kadar derecat kazanacaktır.

89/FECR-27,28,29: Yâ eyyetuhen nefsul mutmainneh(mutmainnetu). İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeh(mardıyyeten). Fedhulî fî ibâdî.

Ey mutmain olan nefs! (Ey ruh!) Rabbine geri dön(erek ulaş). Allah’tan razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanarak. O zaman kullarımın arasına gir.

ÖZET:

Bütün bu anlatılanlardan da anlaşıldığı gibi; neden kişinin mürşidine tâbî olması gerektiği ve neden kişinin ancak tâbiiyyetten sonra nefs tezkiyesine ve seyr-i sülûk adlı yolculuğa başladığı ve kişinin neden bir mürşide tâbî olmadan Allah’a ulaşamadığı ve nefsini tezkiye edemediği açıklık kazanıyor.

Birinci bölümün başında açıkladığımız gibi, mürşidine tâbî olmayan hiç kimsenin ruhu gök katlarını aşarak Allah’a yükselemez. (14 ve 15. sayfalara bakınız) Devrin imamının ana dergâhına ulaştıran bütün yolların başında mutlaka bir mürşid vardır. Fakat devrin imamı bütün bu yolların başında, ana dergâhtadır. Bu sebepten dolayı Sadi-i Nursî Hazretleri devrin imamlarının cadde-i kübrada olduklarını söyler.

Her mürşidine tâbî olan kişinin ruhu, mutlaka mürşidine tâbî olduğu dergâhtan, baş gözleriyle görülmeyen fakat kalp gözleriyle görülen gök katlarına giriş kapısının bulunduğu devrin imamının ana dergâhına ulaşır ve oradan da Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve devrin imamının ruhunun gözetimi altında 7 gök katlarından oluşan Tarik-i Mustakîm adlı yol üzerinden Allah’a doğru seyr-i sülûk’unu gerçekleştirir. (Tarikat konusuna inşaallah Efendimizin himmetiyle, Hakikat Aynasının ikinci cildinde daha fazla incelikleriyle yer vermek istiyoruz.)

iSLam, iSLami Sohbet, iSLami Chat, iSLami Sohbet Odalari, Dini Sohbet, Dini Chat, iSLami Bilgiler, Dini Bilgiler, iSLami Sohbetler, nur sohbet

Bir önceki yazımız olan Velayet Kavramları - İslami Sohbet başlıklı makalemizde hakikat aynası, ve mürşid hakkında bilgiler verilmektedir.

Etiket(ler): , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.